<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, dini sohbet, din</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve cennetevi, chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 08:58:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Yaşlanma ve Ölüm Korkusu</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/yaslanma-ve-olum-korkusu.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/yaslanma-ve-olum-korkusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:58:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tanem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiya Suresi44]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11502</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların geleceğe dönük en büyük korkulardan biri yaşlanmadır. Bazı insanlar, yaşlılık konusu açıldığında korku ve endişeye kapılırlar, ancak kısa bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi günlük yaşamlarına devam ederler. Bu kişilerin yaşlanacaklarını hatırlamak istememelerinin en önemli nedeni, yaşlılığın, dünyada sonsuza dek var olamayacaklarını ve ölümü kendilerine hatırlatmasıdır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların geleceğe dönük en büyük korkulardan biri yaşlanmadır. Bazı insanlar, yaşlılık konusu açıldığında korku ve endişeye kapılırlar, ancak kısa bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi günlük yaşamlarına devam ederler. Bu kişilerin yaşlanacaklarını hatırlamak istememelerinin en önemli nedeni, yaşlılığın, dünyada sonsuza dek var olamayacaklarını ve ölümü kendilerine hatırlatmasıdır. Bu yüzden geç bile olsa karşılaşacakları bu dönemden pek söz etmez; önlerinde uzun yıllar olduğunu, yaşlılığın ve ölümün çok ileride olacağını düşünmeye çalışırlar. Kuran’da bu gibi insanların içerisine düştüğü bu yanılgı, <strong>“Evet, Biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi…”</strong> (Enbiya Suresi, 44) ayetiyle haber verilir.</p>
<p>Alınan hiçbir tedbir insan bedenindeki kırışıklıkları, sarkmaları, saç dökülmesini, beyazlamasını, görme ve işitme kusurlarını, yaşa bağlı olarak yeni hastalıkların ortaya çıkmasını engelleyemez. Yaşlılık nedeniyle meydana gelebilecek bu olasılıkların bir tanesi dahi, dinden uzak yaşayan kimselerde ciddi korkulara neden olur. Kişi iyice yaşlandığında ise, ciddi bir hastalıkta ya da bakıma muhtaç olma durumunda, çocuklarının kendisine bakıp bakmayacağının endişesini taşır. Bu kimseler ayrıca ölümünün şekli ve yeri konusunda da kaygılanırlar. Yaşlıların en önemli endişelerinden biri de eşinin kendisinden önce ölmesi durumunda yalnız kalma korkusudur.</p>
<p>İnsan doğar, gelişerek belli bir yaşa ulaşır. Gençlik dönemi olan en güçlü çağında tüm bedeninin kendisine ait olduğunu zanneder ve kendisini tüm dünyanın odak noktası olarak görür. Ancak belli bir süre sonra gücünün ve güzelliğinin, yaşlanma ile yok olmaya başladığını fark eder ve bu durum karşısında bir şey yapamaz. Çünkü dünya hayatı geçici bir mekandır ve Allah, insanı, gerçek yurt olan ahiret için hazırlık yapmasını sağlayacak acizliklerle birlikte yaratmıştır.</p>
<p>Pek çok insanın düştüğü hata ise, ahireti uzak görüp veya hiç inanmayıp, dünyayı ondan üstün tutmalarıdır. Bu kişiler sahip oldukları fiziksel özelliklerin hiç yok olmayacağını zannederler. Bu kibirlenmelerinden dolayı da Allah’a ve O’nun vaat ettiklerine yüz çevirme cehaletini gösterirler. Bu kişilerin karşılaşacakları son bir ayette şöyle bildirilmiştir:</p>
<p><strong>Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar; işte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir.</strong> <strong>(Yunus Suresi, 7-8)</strong></p>
<p>Allah’a tevekkül etmeyen kişilerin en çok korktukları konuların başında ölüm gelir. Bu yüzden imanı kalbine yerleştirememiş kimseler, dünya hayatında çok uzun yıllar hatta sonsuza dek yaşama hırsı içindedirler.</p>
<p>“<strong>Andolsun, onları hayata karşı insanlardan ve şirk koşanlardan daha ihtiraslı bulursun. Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması </strong><strong>onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. </strong><strong>(Bakara Suresi, 96)</strong><strong> </strong></p>
<p>Ölüm, her canlının tadacağı önemli bir gerçektir. Ancak ölüm bir son değil, yeni ve “bitmeyen zamanlar boyu” sürecek olan sonsuz yaşamın başlangıcıdır. Dünya hayatında bedenen bir son olsa da ölümün ardından ahiretteki sonsuz hayat başlayacağı için yaşam devam edecektir.</p>
<p>İnsan asla yok olmaz. Başlangıcı vardır insanın ancak sonu yoktur. Kaderimizde belirlenen süre dolduğunda, herhangi bir sebeple yaşamımız sona erer. Ölümün sebebi ne kaza, ne de hastalıktır; bütün sebepleri yaratan Yüce Allah’tır. Ve insan, ne yaparsa yapsın, kendisi için belirlenmiş olan ölüm anından bir saniye fazla yaşayamaz. Daha insan doğmadan, Allah sonsuz öncede onun yaşamını dakikası dakikasına planlamıştır. Ve o plan aynen uygulanır. Ölüm anını geri ya da ileri almaya kimse güç yetiremez.</p>
<p><strong>Allah’ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır…</strong> <strong>(Al-i İmran Suresi, 145)</strong></p>
<p>İnsanın ahiretteki sonsuz yaşamının azapla mı, yoksa güzellikler içinde mi geçeceği ise, dünya hayatında Allah’ın sınırlarını korumasına ve O’nun hoşnutluğunu gözetmesine bağlıdır.</p>
<p>İnsanın korkarak, düşünmeyerek ölümden kaçamayacağı çok açıktır. Bu nedenle yapılması gereken ölümden korkmak yerine, Allah’ın kaderde tespit ettiği süreyi, O’na gereği gibi kulluk ederek geçirmeye çaba göstermektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/yaslanma-ve-olum-korkusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ben sizin seviyenize inmek zorunda değilim</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/seviye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/seviye.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tanem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge]]></category>
		<category><![CDATA[gurur]]></category>
		<category><![CDATA[inziva]]></category>
		<category><![CDATA[peltek]]></category>
		<category><![CDATA[seviye]]></category>
		<category><![CDATA[vadi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11505</guid>
		<description><![CDATA[Bilge kişi, ısrarla işi yokuşa sürüyordu.İnsanı çileden çıkaran peltek konuşması ile her defasında:

_’’Ben sizin seviyenize inmek zorunda değilim.Siz benim seviyeme çıkacaksınız’’diyordu.

Etrafındakiler, günlerce onun seviyesine çıkmak için uğraştılar.Binlerce kitap hatmettiler. Geceler boyu uykusuz kaldılar.Aşılmaz sanılan dağları aştılar.Aylarca yemekten içmekten kesilip inzivaya çekildiler.Ve sonunda bilgenin seviyesine ulaştılar.Fakat ne olsa 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilge kişi, ısrarla işi yokuşa sürüyordu.İnsanı çileden çıkaran peltek konuşması ile her defasında:</p>
<p>_’’Ben sizin seviyenize inmek zorunda değilim.Siz benim seviyeme çıkacaksınız’’diyordu.</p>
<p>Etrafındakiler, günlerce onun seviyesine çıkmak için uğraştılar.Binlerce kitap hatmettiler. Geceler boyu uykusuz kaldılar.Aşılmaz sanılan dağları aştılar.Aylarca yemekten içmekten kesilip inzivaya çekildiler.Ve sonunda bilgenin seviyesine ulaştılar.Fakat ne olsa beğenirsiniz.Attıkları her adım onları yukarı yerine aşağıya götürmüyor mu?Vardıkları yer Gurur Vadisi idi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/seviye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkileri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/televizyonun-cocuklar-uzerindeki-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/televizyonun-cocuklar-uzerindeki-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:50:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tanem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[Pediatri Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[saldırgan]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11508</guid>
		<description><![CDATA[Çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri olan televizyon, bilinçli ve amaca uygun kullanıldığında hem yetişkinler hem de çocuklar için büyük fayda sağlayabilir. Ancak günümüzde televizyon programlarına baktığımızda farklı amaçlara hizmet eden yayınlar dikkati çekmektedir.

Gerek çocuk gerekse yetişkinler için hazırlanan bu programlar gerilimi ve kavgayı makul gibi gösterirken genç ve taze beyinlere bilerek ya da bilmeyerek büyük zararlar vermektedir. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayınlanan rapora göre 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri olan televizyon, bilinçli ve amaca uygun kullanıldığında hem yetişkinler hem de çocuklar için büyük fayda sağlayabilir. Ancak günümüzde televizyon programlarına baktığımızda farklı amaçlara hizmet eden yayınlar dikkati çekmektedir.</p>
<p>Gerek çocuk gerekse yetişkinler için hazırlanan bu programlar gerilimi ve kavgayı makul gibi gösterirken genç ve taze beyinlere bilerek ya da bilmeyerek büyük zararlar vermektedir. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayınlanan rapora göre <strong><em>“Televizyondaki şiddet sahneleri ile çocuklardaki agresif davranışlar arasında, akciğer kanseri ve pasif sigara içicileri arasında olduğundan daha yakın bir ilişki bulunmakta”dır.</em> ( Media Resource Team of American Association of Pediatrics, “Media Violence,” Archives of Pediatric Adolescent Medicine 108:5 (2001), pp. 17–23)</strong></p>
<p>Televizyonun etkileri üzerinde yapılan araştırmalarda, özellikle çocuklar için hazırlanan programların diğer programlardan %10 daha fazla şiddet öğesi içerdiği saptanmıştır. Böylesine yoğun şiddet öğesine maruz kalan çocuklar bir süre sonra televizyondaki şiddetten etkilenerek saldırgan davranışlar sergilemeye başlamaktadır.</p>
<p><strong><em>Televizyondaki şiddet görüntüleri nedeniyle çocuklar; diğer kişilerin acı çekmesine ve yaralanmasına daha az duyarlı olabilmekte, içinde yaşadıkları dünyadan korku duyabilmekte ve diğer kişilere agresif davranmaya ve zarar vermeye daha yatkın olabilmektedir.</em> (The American Academy of Pediatrics- What Children See and Learn- Television’s Impact on Children)</strong></p>
<p>Televizyonun olumsuz etkileri sadece şiddet içerikli yayınlarla sınırlı kalmamakta, çağdaşlık ve özgürlük adı altında her türlü ahlaki değer yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum aile kurumunu yıkmakla birlikte toplumun da güçsüz ve karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır. Bundan 20 yıl önce Türk aile yapısının, o dönemde ahlaki dejenerasyona uğramış Amerika ve Avrupa ülkelerine göre çok güçlü olduğunu, aile bireyleri arasında saygı ve sevgiye dayanan bir birlik olduğunu hatırlayım.</p>
<p>Bugüne döndüğümüzde ise televizyonlarda yayınlanan dizilerin hatta çizgi filmlerin genç ve taze beyinleri aynı dejenerasyona ittiğini görmekteyiz. Evlilik dışı ilişkilerin ve çocukların normal olduğu, özgür bir cinsel yaşamın telkin edildiği, anne- baba otoritesinin sarsıldığı hatta okullarda öğretmenlere dahi saygısızca üslupların kullanıldığı bir dönemde yaşıyoruz.</p>
<p>Televizyon yayınlarının milli ve ahlaki değerleri böylesine tahrip etmesi sonucunda güçlünün güçsüzü ezdiği, merhamet ve sevginin azaldığı, dini yaşamanın kınandığı, tüketici ve doyumsuz bir neslin yetiştiği bir toplum halini aldık.</p>
<p>Gazeteci yazar Can Dündar bu konuyu inceleyen bir yazısında şu yorumu yapmaktadır:<br />
<strong><br />
<em>‘…Son 20 yılın televizyon yöneticileri bu tabloya bakıp “Biz ne yaptık?” diye dövünüyor mudur, yoksa eseriyle övünüyor mudur acaba? Evlerine sokmayacakları adamları star yaparken… kaliteli yapımlara inatla kapıyı kaparken “Yaydığımız şiddet ileride bizi de vurur, cehaleti övmek çocuklarımızın geleceğine mal olur, bunca saçmalığı izleyen bir toplum hepten aptal olur” diye düşünmüşler midir? Yoksa “Bizim işimiz sinekleri cama yapıştırmaktı; onlar da bu kadar hevesle yapışmasaydı” mı diyorlardır. Onlar ne derse desin; kesin olan bir şey var ki, onarımı kuşaklar sürecek bir tahribat yaşadık son 20 yılda… Müsebbiplerinden (sebep olanlardan) insaf beklemek saflık olur. Yapılacak şey, durumdan rahatsız olan yayıncıların, izleyicilerin örgütlenmesi ve yeni bir yayıncılık anlayışını zorlamasıdır. Son TV seyircisi de körleşmeden.’</em></strong></p>
<p><strong>Çözüm: </strong></p>
<p>Ahlaki dejenerasyon ve şiddet ne kadar artarsa artsın çözümsüz bir durumda olmadığımızı unutmayalım. Öncelikle çocuklarımızı bu tür yayınlardan uzak tutmaya çalışalım. Bu mümkün olmuyorsa izlediği olumsuz telkinlerin yanlışlığını anlatalım. Dikkatlerini, genel kültürlerini ve kişiliklerini geliştirmeye yönelik alanlara yöneltelim. Her şeyden önemlisi imani olarak kendilerini geliştirmelerini, Allah sevgisini ve güzel ahlakı öğrenmelerini sağlayalım. Bunu yaparken kendi davranışlarımızla çocuklarımıza örnek olalım.</p>
<p>Bugün dünyada yaşanan tüm kargaşaların nedeni dinden uzak bir yaşamın yaygın olmasıdır. Gerçek anlamda Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olmasıyla birlikte çok güzel ve huzur dolu bir yaşama kavuşulacaktır. Bunun için hem kendimiz hem de çocuklarımız Yüce Allah’ın öğüt almamız için indirdiği Kuran’ı Kerim’i anlayacağımız şekilde okuyalım. Okuyalım, öğüt alalım ve güzel ahlakımızı yansıtalım. Amacımız sadece bu dünyada mutlu ve huzurlu yaşayabilmek değil, Allah’ın lütfettiği nimetlere karşılık O’na iyi bir kul olmak ve O’nu razı etmek olsun inşaAllah.</p>
<p><strong>İman edip güzel amellerde bulunanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler; şüphesiz onların ecirleri Rablerinin Katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 277)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/televizyonun-cocuklar-uzerindeki-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ceza Olarak Eli Kesilen Şeyh</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ceza-olarak-eli-kesilen-seyh.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ceza-olarak-eli-kesilen-seyh.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:48:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Menkibe ve hikmetli sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[kul]]></category>
		<category><![CDATA[mescit]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Hammad]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11499</guid>
		<description><![CDATA[Şeyh Hammad (Ebu’l – Hayr Tinati) Hazretlerinin bir eli kesikti. Bir gün mürüdlerinden biri küstahlık ederek ona elinin kesilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu sordu. Şeyh Ebu’l – Hayr Tinati Hazretleri elinin kesilmesine sebep olan hadiseyi şöyle anlattı:

- Gençliğimde bir hünah işledim. Ondan dolayı elimi kestiler buyurunca ne zaman olduğun sordular.

Hz.Şeyh meseleyi başından anlatmaya başladı:

- Ben mağrip diyarında oturmakta idim. Sefere çıkmayı ve biraz gezmeyi arzuladım.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000"><strong> Şeyh Hammad (Ebu’l – Hayr Tinati) Hazretlerinin bir eli kesikti. Bir gün mürüdlerinden biri küstahlık ederek ona elinin kesilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu sordu. Şeyh Ebu’l – Hayr Tinati Hazretleri elinin kesilmesine sebep olan hadiseyi şöyle anlattı:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>- Gençliğimde bir hünah işledim. Ondan dolayı elimi kestiler buyurunca ne zaman olduğun sordular.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Hz.Şeyh meseleyi başından anlatmaya başladı:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>- Ben mağrip diyarında oturmakta idim. Sefere çıkmayı ve biraz gezmeyi arzuladım. Tınattan ayrılıp İskenderiye’ye geldim. Orada oniki sene kaldım. İskenderiye’den sonra Dimyat’a dökülen ırmak kenarına dağa kamıştan bir ev yapmıştım. O sıralarda Dimyat’a çok gelen giden olurdu. Irmağın başına otururlar yemeklerini yerler ve sofralarının artıklarını da kalenin dibine dökerlerdi. Ben kimseden habersiz oradaki köpeklerle beraber dökülen ekmeklere üşüşür ve nasibimi alırdım. Yaz mevsiminde bütün azığım bu idi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Kış olunca ise evimin etrafında çok saz yetişirdi. Ben sazların kökünün tazesini ve beyazını alarak yerdim, kukrlarını atardım. Kışın da azığım bı idi. Bir gün hatırıma:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>-Ey Ebu’l Hayr, sen kendini mütevekkil zannedersin. Halkın yapmadığın yapıyorum zannedersin ama otlaklarda otluyorsun, bir şeyler bulup yiyorsun, diye geldi. Kendi kendime:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>“İlahi bundan sonra yerden biten hiçbir şey yemeyeceğim. Ancak bana kendi lafzından gönderirsen onu yiyeceğim.Senin izzetin hakkı için buna söz veriyorum”dedim.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Böylece 12 gün geçti, namazın farzını sünnetini ve nafileleri tamamen kılıyordum.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>12 gün de sadece nafileleri terk ederek namaza devam ettim.Sonra sünneti terk ettim.12 gün sadece farz namazı kılmaya başladım.Sonra kıyamdan, daha sonra da oturarak da kılmaktan aciz kalarak farzları da eda edemez olmuştum.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Sırrımla niyaz ederek: “Allahım bana farz kıldığın bir hizmetten sorguya çekmen ve kefil olduğun rızkımı da göndermen gerekir.Kefil olmakta devam ettiğin o rızkı bana fazlından ihsan eyle!.” diye yalvardım.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Ansızın önümde iki yuvarlak daire görüldü.İçinde de birşey vardı.O iki yuvarlak kürs her gece bana gelir bende içindekini yer gıdamı temin ederim.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>(Şeyh yediği şeyin ne olduğunu söylemediği gibi yanındakiler de ne olduğunu sorrmadılar.)</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Böylece bir müddet devam ettikten sonra bana gaza için sınır boyuna gitmem işaret edildi. Buralarını müslümanlar ellerinde bulunduruyorlardı.Ben sınır boyuna gittim.Bir köye vardım.Cuma günü idi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Mescidin kapısında bir kaç kişi toplanmışlar sohbet ediyorlar, birisi anlatıyor öbürleri dinliyorlardı. Anlatan Zekeriyya Aleyhisselamın ağaca saklandığını ve müşrikler tarafından destere ile kesildiğini anlatmakta idi. O’nun sabrından bahs ederken ben içimden şöyle geçirdim:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>“Eğer bende olsaydım orada sabrederdim.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Oradan ayrılıp sınır boylarında Antakya’ya geldiğimde dostlarım bana bir kılınç-kalkan verdiler.Sonra sınır boyuna müteveccihen oradan ayrıldım.Düşmandan korkarak duvar arkalarına sığınmaktan Allah’tan haya ettiğimden oralardaki meşeliğe geçtim.Gece deniz kenarına gelir,abdest alır,namaz kılardım.Gündüz olunca da yine o meşeliğe geçer düşmanın gelmesini beklerdim.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Birgün meşelikte gezerken yemişlerinin bazısı olgunlaşmış,bazısı henüz olgunlaşmamış bir meyve ağacı gördüm.Bu çok hoşuma gitmişti.Allah’a verdiğim sözden o anda gafildim.Elimi uzatarak yemişlerden bir miktar topladım.Sonra birkaç tanesini yemeğe başladım.Bir kısmı agzımda bir kısmı da elimde olduğu halde yeminim aklıma geldi.Hemen elimde olanları serptim agzımdakileri tükürdüm.Kendi kendime mihnet ve bela vakti yaklaştı,dedim.Kılıcımı-kalkanımı ve mızrağımı bir kenara attım,bir ağacın dibine varıp elim şakağımda düşünmeye başladım.Hatta işledim.Şimdi benim halim ne olucak diye düşünüyordum. Ben dalgın dalgın düşünmekte iken bir bölük atlı silahlı kişi gelerek etrafımı sardı.Sonra beni yaka paça deniz kenarına emir (Reislerinin) yanına götürdüler.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Daha evvel bazı köylüler de benim gibi yakalanarak sultanın huzuruna getirilmiş bekletiliyorlarmış. Sultan bana:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>-Sen kimsin? Necisin? dedi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Ben:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Allahın kullarından bir kulum,deyince de orada bulunan esir köylülere tanıyıp tanımadıklarını sordu.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Tanımadıklarını söylediler.Onlara:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Bu sizin büyüğünüz,fakat siz onu mazur göstermek için tanımadığınızı söylüyorsunuz kendinizi feda ediyorsunuz dedi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Biraz sonra kararını verdi.O kalabalıktan birer birer ayrıp birer el birer ayaklarını kestiler. Sıra bana gelince:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>-Elini uzat! dediler.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Uzattım ve bir vuruşta sağ elimi kestiler.Ayağını da uzat dediklerinde sırtüstü yatarak ayağımı uzattım ve:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Ya Rabbi! Elim günah işlemişti kestirdin ayağımın ne suçu var!…diye içimden yalvardım.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>O anda atlılardan biri atından atlayarak:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>-Durun,kesmeyin bu adam falan zattır!. Ne yapıyorsunuz, dünyayı başımıza mı yıkacaksınız.Ben bunu tanıyorum! diye bağırdı.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Bunun üzerine reis atından inerek o kesilen eli öptü.Bana da:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Biz hata ettik,bizi affet,diye yalvardı.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Ben de:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>O suçlu bir eldi.Kestiniz hakkımı helal ettim dedim.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>Ondan sonra çok ağladım.Çünkü bir anlık dalgınlık yüzünden hem elimden olmuş hemde o her zaman nereye gitsem beni bulan yuvarlak kürsten mahrum olmuştum.İşte bu elimin kesilmesi böyle bir hadise sonucu olmuştur.Bu bir suçlu eldir ve cezasını çekmiştir.Allah ahirette çektirmesin…</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ceza-olarak-eli-kesilen-seyh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah Haramdan Kaçanı Korur</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/allah-haramdan-kacani-korur.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/allah-haramdan-kacani-korur.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:33:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Menkibe ve hikmetli sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[dindar]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[nimetullah]]></category>
		<category><![CDATA[timur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11496</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü hükümdar Timur’dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh (XV. y.yıl) babasının tersine bilime ve bilgine değer veren, dindar, halim, selim biriydi. Bilginlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh’un çevresindeki bilgin kişilerden biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi’nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: “Allah haramdan kaçanı korur” Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800080"><strong> Ünlü hükümdar Timur’dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh (XV. y.yıl) babasının tersine bilime ve bilgine değer veren, dindar, halim, selim biriydi. Bilginlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh’un çevresindeki bilgin kişilerden biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi’nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: “Allah haramdan kaçanı korur” Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu…</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi’yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi. Başta hükümdar ve Nimetullah Efendi olmak üzere davetliler sofraya oturdular. Baş yemek kehribar gibi kızarmış bir kuzu çevirmesiydi. Herkes gibi Nimetullah Efendi de iştahla yiyor, yedikçe “Allah haramdan kaçanı korur” sözünü tekrarlayıp duruyordu. Hükümdar ve</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>adamları da bıyık altından gülüyorlardı. Nihayet yemek bitti. Şahruh Nimetullah Efendi’ye sordu:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Allah haramdan kaçanı her zaman ve her durumda korur mu?</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Evet korur, haramdan kaçana Allah haram nasip etmez.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Ama hocam seni korumadı, sende bizimle birlikte haram yedin.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Hayır, ben haram yemedim haramı siz yediniz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Boşuna iddia etme hocam, sofrada yediğimiz kuzuyu benim adamlarım çalmıştı, hırsızlık malıydı o…</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Olabilir, size haramdı bana helaldi. Hükümdar lahavle çekti</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Nasıl olur hocam, çalınmış bir kuzu bize haram, sana helal?</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Nimetullah Efendi sözünü bağladı:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Eğer inanmıyorsanız, kuzunun sahibini bulun sorun…</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Gerçekten hükümdarın adamları çaldıkları kuzunun sahibini buldular. Yaşlı bir kadındı kuzunun sahibi. Kuzuyu çaldıklarını pişirip yediklerini itiraf ettiler ve parasını ödemek istediklerini söylediler. Kadın parasını almayı reddetti ve kendilerine beddua etti.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>- Ben o kuzuyu parası için değil, bu havalide Nimetullah Efendi diye mübarek bir zat varmış, ona ikram etmek için yetiştiriyordum diye açıklamada bulundu…..</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/allah-haramdan-kacani-korur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadet artarsa rızık ta artar</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ibadet-artarsa-rizik-ta-artar.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ibadet-artarsa-rizik-ta-artar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:24:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Menkibe ve hikmetli sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cömert]]></category>
		<category><![CDATA[derviş]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[nur]]></category>
		<category><![CDATA[rızık]]></category>
		<category><![CDATA[şükredip]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11493</guid>
		<description><![CDATA[ Dervişin biri evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı,
- Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun elin boş mu döndün dediğinde de
- Çalıştığım zat öyle cömertki… Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek derdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993366"><strong> Dervişin biri evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı,</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>- Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun elin boş mu döndün dediğinde de</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>- Çalıştığım zat öyle cömertki… Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek derdi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı ay sonu idi hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır,</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>- Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı: “Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır” dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah‘a şükredip, ibadetine devam etti….</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Allah neye kadir değil ki !</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ibadet-artarsa-rizik-ta-artar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennet Komşusu</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cennet-komsusu.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cennet-komsusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 21:15:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Menkibe ve hikmetli sözler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet ve Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[komşu]]></category>
		<category><![CDATA[mescid]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11490</guid>
		<description><![CDATA[ Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti.
Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu.

Yolu bir mescide düştü.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993366"><strong> Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Yolu bir mescide düştü.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu:</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>- Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Öteki merakla sordu:</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>- Onu niçin cennete sokmayacakmışsın?</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>- Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Padisah kölesine:</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>- Bu mescidi ve adamları unutma! dedi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri alıp saraya getirdiler.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>İKi fakir ne olduğunu anlamadan korkuyla bekleşirken onları dayalı, döşeli bir odaya yerleştirdiler.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>- Burada yeyip, içip yatacak, padişahımıza dua edeceksiniz. Cennette size komşu olmasına karşı çıkmıyacaksınız, dediler.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Padişah ne iyi kalpli imiş, değil mi? Peygamberimiz yoksula yardım edenleri şöyle övmüştür:</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>“Bir mü’mini dünya dertlerinden kurtaranı, Allah, ahiret dertlerinden kurtarır.”.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cennet-komsusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mükellef Kime Denir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/mukellef-kime-denir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/mukellef-kime-denir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 20:32:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[iman bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[erginlik]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[haram]]></category>
		<category><![CDATA[Helal]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11487</guid>
		<description><![CDATA[Erginlik çağına gelen akıllı insanlara mükellef denir.
Mükellef, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumludur. Mükellef sayılmak için insanda iki şartın bulunması gerekir;
1– Akıllı olmak,
2– Erginlik çağına gelmek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993366"><strong> Erginlik çağına gelen akıllı insanlara mükellef denir.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mükellef, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmakla sorumludur. Mükellef sayılmak için insanda iki şartın bulunması gerekir;</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>1– Akıllı olmak,</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>2– Erginlik çağına gelmek.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Akıllı olmayan deliler ile erginlik çağına gelmemiş çocuklar mükellef değildirler.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Erginlik (büluğ) çağı, çocukların vücut yapılarına ve iklim şartlarına göre değişir. Erginlik erkek çocuklarında oniki ile onbeş, kız çocuklarında dokuz ile onbeş yaşları arasında olur. Onbeş yaşını bitirdiği halde kendisinde erginlik belirtileri görülmeyen çocuklar erkek olsun, kız olsun erginlik çağına gelmiş sayılır ve dinin emir ve yasaklarına uymakla sorumlu olurlar.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>Mükellefle İlgili Hükümler</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mükellefle ilgili hükümler sekizdir. Bunlara “Ef’al-i Mükellefin” denir:</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>1) Farz:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Dinimizce, yapılması kesinlikle emredilen şeye farz denir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve zekât vermek gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Farzın Hükmü: Farz olan görevleri yapan, karşılığında sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayan azabı hak etmiş olur. Farzı inkâr eden dinden çıkar.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Farz İki Çeşittir:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>a) Farz-ı Ayın: Her mükellefin yapması gereken farz demektir. Beş vakit namaz kılmak gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>b) Farz-ı Kifaye: Bazı mükelleflerin yapması ile diğerlerinin yapması gerekmeyen farz demektir. Cenaze namazı kılmak gibi. Bazı müslümanlar bir ölünün cenaze namazını kılarsa farz olan görev yerine getirildiğinden, diğer müslümanların ayrıca o ölü için cenaze namazı kılmaları gerekmez.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>2) Vacib:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Farz kadar kesin olmamakla beraber kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeye vacib denir. Bayram namazı kılmak, fıtır sadakası vermek ve kurban kesmek gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Vacibin Hükmü: Vacipleri yapan sevab kazanır. Özürsüz olarak yapmayana azap gerekir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>3) Sünnet:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Farz ve vacipten başka Peygamberimizin ibadet niyetiyle yaptığı şeye sünnet denir.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Sünnet İkiye Ayrılır:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>a) Sünnet-i Müekkede: Peygamberimizin çoğu zaman yaptığı, pek az terkettiği sünnete Sünnet-i Müekkede denir. Sabah, öğle ve akşam namazlarının sünnetleri gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>b) Sünnet-i Gayri Müekkede: Peygamberimizin ara sıra yaptığı sünnete Sünnet-i Gayri Müekkede denir. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünneti gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Sünnetin Hükmü: Sünnetleri yapan sevab kazanır. Peygamberimizin şefaatine nâil olur. Sünneti bile bile terk edenler azarlanır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>4) Müstehab:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Peygamberimizin bazen yapıp, bazen de yapmadığı şeye Müstehab denir. Kuşluk namazı kılmak gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Müstehabın Hükmü: Müstehab olan şeyleri yapan sevab kazanır, yapmayan azarlanmaz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>5) Mübah:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mükellefin yapıp yapmamakta serbest olduğu şeylere mübah denir. Oturmak, yürümek ve uyumak gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mübah’ın Hükmü: Mübah’ı yapan sevap kazanmaz, yapmayan da günah işlemiş olmaz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>6) Haram:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Dinimizce yapılması kesin olarak yasaklanan şeye Haram denir. Haksız yere adam öldürmek, hırsızlık yapmak, içki içmek, kumar oynamak, domuz eti yemek, anne ve babaya karşı gelmek gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Haramın Hükmü: Haramı işleyen kimse ceza ve azabı hak etmiş olur. Allah korkusundan dolayı haramdan kaçınan sevab kazanır. Haramı inkâr eden dinden çıkar.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>7) Mekruh:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Haram kadar kesin olmamakla beraber, dinimizce yapılmaması istenen şeye mekruh denir.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Mekruh İkiye Ayrılır:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>a) Kerahet-i Tahrimiyye=Harama Yakın Mekruh: Vacipleri yerine getirmemek gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Hükmü: Böyle bir mekruhu işlemekten sakınan sevab kazanır. Yapan günah işlemiş olur.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>b) Kerahet-i Tenzihiyye=Helâla Yakın Mekruh: Sünnet ve müstehapları yapmamak gibi.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Hükmü: Bu gibi mekruhlardan sakınanlar sevab kazanır, işleyenlere ceza gerekmez.</strong></span></p>
<p><span style="color: #993366"><strong>8) Müfsid:</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylere denir. Namaz kılarken konuşmak, oruçlu iken bilerek yiyip içmek gibi. Konuşmak namazı,yiyip içmek de orucu bozar.</strong></span><br />
<span style="color: #993366"><strong>Hükmü: Özürsüz olarak ve bile bile ibadeti bozmak azabı gerektirir</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/mukellef-kime-denir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namazın sünnetleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/namazin-sunnetleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/namazin-sunnetleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 20:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[rüku]]></category>
		<category><![CDATA[secde]]></category>
		<category><![CDATA[Subhâneke]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[tekbir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11482</guid>
		<description><![CDATA[Namazın sünnetleri; önem bakımından vaciplerden sonra gelen, kasten ya da unutarak terkedilmeleri halinde namaz bozulmayan ya da yanılma secdesi gerekmeyen, ama kasten terkedilmeleri, alınacak sevabı azaltan davranışlardır. Namazın mükemmel olmasını sağlarlar. Namazın en güçlü sünneti farz namazları cemaatle kılmaktır. Bunun farz olduğunu söyleyenler de vardır. Diğer sünnetler şunlardır:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000"><strong>Namazın sünnetleri; önem bakımından vaciplerden sonra gelen, kasten ya da unutarak terkedilmeleri halinde namaz bozulmayan ya da yanılma secdesi gerekmeyen, ama kasten terkedilmeleri, alınacak sevabı azaltan davranışlardır. Namazın mükemmel olmasını sağlarlar. Namazın en güçlü sünneti farz namazları cemaatle kılmaktır. Bunun farz olduğunu söyleyenler de vardır. Diğer sünnetler şunlardır:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>1. Başlangıçtekbirinde parmakları açarak elleri kaldırmak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>2. Tekbirleri imamın açıktan söylemesi.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>3. Tekbirin arkasından “sübhaneke” okumak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>4. “Sübhaneke”den sonra “e’ûzü” okumak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>5. Her “fâtiha” dan önce “besmele” çekmek.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>6. “Fâtiha”dan sonra gizlice “âmin” demek. </strong></span><br />
<span style="color: #800000"><strong>7. Elini göbeğinin altından bağlamak. (Kadınlar göğüslerinin üzerinden bağlarlar.)</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>8. Sağ elini sol elinin üzerine bağlamak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>9. Rukû’a giderken tekbir almak, yani “Allahü ekber” demek.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>10. Rukû’da üç kere “tesbih” okumak (sübhane Rabbiye’1-azîm demek).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>11. Rukû’dan kalkarken tekbir almak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>12. Rukû’da diz kapaklarını elleriyle kavramak. (Kadınlar dizlerini tutmayıp, ellerini dizlerinin üzerine koymakla yetinirler).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>13. Rukû’da ellerinin parmaklarını aralıklı bırakmak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>14. Secdeler için tekbir almak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>15. Secdelerde üç kere “tesbih” okumak (Sübhane Rabbiye’1-A’lâ demek).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>16. Secdelerde ellerini ve dizlerini yere koymak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>17. Oturuşlarda erkeklerin sol ayağı yatırıp sağ ayağı dikmesi. (kadınlar sol kalça üzerine oturarak iki ayaklarını birden sağa doğru çıkartırlar).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>18. Rukû’dan sonraki kalkışta dosdoğru oluncaya kadar dikilmek (Kavme).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>19. Iki secde arasında birazcık oturmak (celse).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>20. Son oturuşta “tahiyyât”tan sonra Peygamberimize “salât ve selâm” (“salli” ve “barik”) okumak.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000"><strong>21. “Salat ve selâm’dan sonra, kendine, ana-Babasına ve bütün müminlere duâ etmek. (Rabbenâ âtina… okumak).</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/namazin-sunnetleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz Dört Kısma Ayrılır</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/namaz-dort-kisma-ayrilir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/namaz-dort-kisma-ayrilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 20:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Asel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[farz]]></category>
		<category><![CDATA[hadesten]]></category>
		<category><![CDATA[kıble]]></category>
		<category><![CDATA[necasetten]]></category>
		<category><![CDATA[Niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Vâcib]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=11475</guid>
		<description><![CDATA[ 1. Farz-ı ayn olan namazlar. Beş vakit namaz ve cuma namazı gibi. Bunların her yükümlü için bizzat yerine getirilmesi gerekir.

2. Farz-ı kifâye olan namaz. Cenâze namazı gibi. Bu, topluluk tarafından yapılması istenilen bir emirdir. Topluluktan bir kısmı bunu yerine getirince, diğerlerinden sorumluluk kalkar. Eğer bunu hiç kimse yerine getirmezse hepsi günahkâr olur
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800080"><strong> 1. Farz-ı ayn olan namazlar. Beş vakit namaz ve cuma namazı gibi. Bunların her yükümlü için bizzat yerine getirilmesi gerekir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>2. Farz-ı kifâye olan namaz. Cenâze namazı gibi. Bu, topluluk tarafından yapılması istenilen bir emirdir. Topluluktan bir kısmı bunu yerine getirince, diğerlerinden sorumluluk kalkar. Eğer bunu hiç kimse yerine getirmezse hepsi günahkâr olur. Allah yolunda cihad, iyıliği emir kötülüğü yasak etme, müslümanlar arasında bir halife seçme de bu çeşit farzlardandır (Şâfiî, er-Risâle, Kahire 1960, s. 54, 55, 363, 364; Ebû Zehra, Usûlül-Fıkh, Terc. AbdulKadir Şener, Ankara 1986, s. 37-39).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>3. Vacib olan namazlar. Vitir namazı, bayram namazları gibi. Sübut yönünden kesin, fakat delâlet bakımından zannî olan delile dayalı emirler vâcib hükmündedir. Bu, Hanefilerin benimsediği bir prensiptir. Diğer mezheplerde farz ile vacib aynı anlamda kullanılır. Onlara göre bir şey farz değilse sünnettir. Vacibin işlenmesine sevap, terkine azap vardır. Ancak vacibi inkâr eden dinden çıkmaz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>4. Nâfile namazlar. Farz ve vacipten fazla olarak kılınan namazlara nâfile denir. Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak, amacıyla kendiliğinden kılındığı için bunlara “tatavvu”da denir. Sünnetler de nâfile içine girer. Her sünnet nâfiledir, fakat her nafile sünnet değildir. Peygamberimizin kıldığı nâfile namazlar sünnettir.</strong></span><br />
<span style="color: #800080"><strong>Namazların Rekâtları:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Namazların rekatlarını şu şekilde sıralayabiliriz: Sabah namazının iki rek’at sünneti, iki rek’at da farzı vardır. Öğle namazının dört rek’at ilk sünneti, dört rek’at farzı, iki rek’at da son sünneti vardır. Ikindi namazının dört rek’at sünneti, dört rek’at da farz vardır. Akşam namazının üç rek’at farzı, iki rek’at da sünneti vardır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Yatsı namazının dört rekat ilk sünneti, dört rekat farzı, iki rekat da vaktin sünneti adıyla başka bir sünnet vardır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Vitir namazı üç rekattır. Bayram namazları ise ikişer rekattan ibarettir. Teravih namazı yirmi rekattır. Diğer nafile namazlar da en az ikişer rekat olur.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Namazın şartları:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Namazın geçerli olması için bazı şartların ve rükünlerin bulunması gereklidır. Şart, sözlükte alâmet demektir. Bir terim olarak şart; varlığı kendisinin varlığına bağlı bulunan, fakat onun gerçek varlığından ve mâhiyetinden ayrı olan şeydir. Rükün ise, sözlükte; en kuvvetli taraf demektir. Bir terim olarak rükün; bir şeyin varlığı kendisine bağlı bulunan ve o şeyin esas unsur ve parçalarını teşkil eden esaslardır. Şer’i hüküm olarak şart ve rükne farz vasfı verilir. Bunların her ikisi de farzdır. Bu yüzden bazı fakihler bu konuya “namazın farzları” başlığını koymuşlardır. Bir de namazın farz olmasının şartları vardır. Bunlar müslüman olmak, büluğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir (Şürünbülâlî, Merakul-Felah, s. 28; eş-Şirazî, el-Muhezzeb, 1, 53; Ibn Kudâme, el-Muğni, I, 396-401; ez-Zühâylî, el-Fıkhuul-Islâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, I, 563 vd)</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Namazın farzları on ikidir. Bunlardan altısı daha namaza başlamadan bulunması gereken farzlar olup şunlardır:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>1) Hadesten temizlenme 2) Necasetten temizlenme, 3) Avret yerini örtmek, 4) Kıbleye yönelmek, 5) Vakit, 6) Niyet. Bunlara, “namazın şartları” denir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Diğer altısı da namaza başladıktan sonra bulunması gereken farzlar olup şunlardır: 1) Iftitah tekbiri, 2) Kıyam, 3) Kıraat, 4) Rükû, 5) Sücûd, 6) Son oturuşta “et-Tehiyyâtü”yü okuyacak kadar bir süre oturmak. Bunlara da “namazın rükünleri” denir. Bunlardan başka ta’dîl-i erkân ve namazdan kendi isteği ile çıkmak gibi başka rükünler de vardır. İleride bunları açıklayacağız.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Burada, önce namazın şartları üzerinde duracağız:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>1) Hadesten Temizlenme: Abdestsizlik, cünüplük, hayız veya lohusa hallerinde bulunmaya “hades hâli” denir. Abdestsizlik küçük hades, diğerleri büyük hadestir. Küçük veya büyük hadeslerden temizlenmek abdest almak, yıkanmak veya teyemmüm etmekle olur. Allah`ü Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızın bir bölümünü meshedin. Topuklarla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın) Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin ” (el-Maide, 5/6).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Abdest bozan kimse, abdest almadıkça Allah Teâlâ sizden birinizin namazını kabul etmez” (Buhârî, Vüdû ; 2; Müslim, Tahâre, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 308). Allah Teâlâ temizlenilmeksizin hiç bir namazı kabul etmez” (Buhârî, Vüdû ; 2; Müslim, Tahâre, 1; Tirmizî, Tahâre, 1; Darimî, Vüdû’, 21; Ahmed Ibn Hanbel, II, 39).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Farz, vacib, sünnet veya nâfile tam namaz veya tilâvet yahut şükür secdesi gibi eksik namaz için hadesten temizlenmiş olmak şarttır. Abdestsiz kılınacak bir namaz sahih olmaz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest bozulsa, namaz da bozulmuş olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden birisi, namazda yellendiği zaman, namazdan ayrılıp abdest alsın ve namazını iade etsin ” (Ebû Dâvûd, Tahâre, 81, Salât, 187; Tirmizî, Racıâ, 12).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hadesten temizlenme, namazın diğer şartları gibi sıhhat şartlarındandır (bk. el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyî’, I, 114 vd.; Ibnül-Hümam, Fethul-Kadîr, I, 179 vd.).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>2) Necasetten Temizlenme: Namazdan önce bedende, elbisede veya namaz kılınacak yerde bulunan pisliği temizlemek gerekir. Bu temizlik namazın geçerli olması için ön şarttır. Elbisede ve namaz kılınan yerde, ayak, el ve dizler ile sağlam görüşe göre alnın konulacağı yerde dört gramdan (1 miskal) fazla insan dışkısı gibi katıyahut avuç içinden daha geniş alana yayılan insan sidiği veya şarap gibi sıvı pisliğin bulunması namazın sıhhatine engel teşkil eder. Eti yenen hayvanların veya atların sidiği ve dışkısı ise bulaştığı bedenin veya elbisenin dörtte bir bölümünden az miktarı namaza engel olmaz, affedilmiş sayılır. Bundan fazlasınıise, temizlemeye güç yetince namazın sıhhatine engel olur.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Allah Teâlâ; “Elbiseni temizle” (el-Müddessir, 74/4) buyurmuştur. Ibn Sîrin, bu temizlemenin elbisedeki pisliğin su ile temizlemek olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber Fâtıma binti Ebî Hubeyş (r.anhâ)’nın özür kanının (istihâza) hükmünü sorması üzerine şu cevabı vermiştir: “Bu, kanama yapan bir damardır. Ay başı değildir. Âdet zamanın geldiğinde, namazı bırak. Âdetin kadar bir süre geçtikten sonra kanını yıka, guslet ve namaz kıl” (Buhârî, Vüdû’, 63; Hayz, 24; Müslim, Hayz, 62, 63; Ebû Dâvud, Tahâre, 107). Mescidin içinde küçük abdest bozan bedevî için Resulullah (s.a.s); “Bu bedevinin işediği yere kova ile su dökün ” (Buhârı, Vüdû’, 58, Edeb, 35, 80; Müslim, Tahâre, 98-100) buyurmuştur. Yukarıdaki ayet elbiseyi temizlemenin, ilk hadis bedeni, ikinci hadis ise namaz kılınacak yeri temizlemenin farz olduğuna delâlet eder.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>3) Avret Yerini Örtmek:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Avret sözlükte; eksiklik, kusur, düşmanın sızmasından korkulan zayıf mevzi, örtülmesi gereken yer ve kadın gibi anlamlara gelir. Şer’î bir terim olarak; bakılması haram olup, örtülmesi farı bulunan uzuvlara “avret yeri” denir. Hanefîlere göre, insanların huzurunda avret yerinin örtülmesi icma ile farzdır. Sağlam olan görüşe göre, tenhada örtmek de farzdır. Bir kimse karanlık bir evde bile olsa, temiz elbisesi bulunduğu halde çıplak olarak namaz kılsa, bu namaz sahih olmaz (Ibn Âbidîn, a.g.e., I, 375).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Yıkanma, tabiî ihtiyaç, taharetlenme gibi ihtiyaçlar dışında, tenha bir yerde de bulunulsa, namazda veya namaz dışında avret yerlerinin örtülmesi farzdır. Bunun delili Kitap ve Sünnettir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey Âdemoğulları! Her mescide gelişinizde güzel elbiselerinizi giyerek gelin” (el-A’râf, 7/31). Ibn Abbas (r.a)’a göre; bundan kastedilen namazda giyilen temiz elbiselerdir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hz. Peygamber şöyle buyurur:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>“Allah Teâlâ büluğa ermiş kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (Ibn Mâce, Tahâre,132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, VI,151, 218, 259). Ey Esma! Kadın büluğ çağına ulaşınca, onun şu ve şu uzuvlarından başkasının görünmesi helâl ve caiz olmaz”. Hz. Peygamber bu sözleri söylerken, elleri ile yüzünü işaret etmişti” (Ebû Dâvûd, Libâs, 31).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları; göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da uyluktan olup avret yeri sayılır. Delil, Hz. Peygamber’in şu hadisidir: “Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz kapağı arasıdır”, “Göbeğinden aşağısı diz kapaklarını geçinceye kadar olan kısımdır” (Ahmed b. Hanbel, II, 187). Başka bir delil de Darekutnî’den rivayet edilen, Diz kapağı avret yerlerindendir” (Zeylâi, Nasbur-Râye, I, 297) anlamındaki zayıf hadistir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hür kadınların yüzleriyle ellerinden başka, sarkan saçları dahil bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayakları konusunda ise görüş ayrılığı vardır. Daha sağlam görülen görüşe göre, ayakları da avret değildir. Çünkü ayaklarla yolda yürüme zarûreti vardır. Özellikle bunları örtmek yoksullar için güçtür. Başka bir görüşe göre, bir kadının namazı, ayağının dörtte biri nisbetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre ise, ayakları namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz dışında avret yeri sayılır. Bu görüş ayrılığından kurtulmak için ayakların örtülmesi daha uygun görülmüştür. Sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>“Kadınlar, kendiliğinden görünen dışında, ziynetlerini göstermesinler” (en-Nûr, 24/31). Bundan kastedilen ziynetlerin takıldığı yerlerdir. Kadının kendiliğinden görünen yerleri ise elleri ile yüzdür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker” (Tirmizî, Radâ’, 18). Diğer yandan Allah elçisi, Esmâ (r.anhâ)’ya büluğ çağından sonra el ile yüz ve avuçlarına işaret ederek, bu yerlerin dışındaki kısımların örtülmesini bildirmiştir (Ebû Dâvud Libâs, 31). Hz. Âişe’den nakledilen; “Allah Teâlâ büluğ çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (Ibn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât,160) hadisi de, saçları örtünme kapsamına almaktadır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Müstehcen avret yerleri olan ön ve arka uzuvlar ile hafif avret yeri sayılan, bu iki yer dışındaki uzuvlardan birinin tamamı veya en az dörtte biri açık bulunur ve bu durum kasıtsız olarak iki rükün eda edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Çünkü bir şeyin dörtte biri tamamı hükmündedir.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Cildin rengini gösterecek derecede ince olan elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin rengini belli edecek şekilde bulunan, dolayısıyla derinin beyazlığı veya kırmızılığı belli olan elbise ile namaz sahih olmaz. Çünkü bununla örtünme gerçekleşmemektedir. Eğer elbise kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa bu, zemmedilmiş olmakla birlikte namaz sahih olur. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir (bk. Ibn Âbidîn, a.g.e, I, 375 vd.; Zeylaî, Tebyînül-Hakâik, I, 95 vd.; Ibn Kudame, el-Muğnî, I, 599; Ibn Rüşd Bidâyetül-Müctehid I,111; Bilmen, B. Islâm Ilmihali,109).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>4) Kıbleye Yönelmek: Namazı kıbleye doğru yönelerek kılmak şarttır. Mekke döneminde ve Medine döneminin ilk günlerinde müslümanların kıblesi Kudüsteki Mescid-i Aksa idi. Medine döneminde inen şu ayet-i kerime ilk kıble, Mekke’deki Ka’be-i Muazzama’ya çevrildi: “Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de olduğunuz yerde, yüzünüzü onun tarafına döndürünüz” (el-Bakara” 2/144). Kâbe, Mekke’deki bilinen binadan ibaret değildir. Ancak bu binanın yerini ifade eder. Nitekim bu kutsal yerin göklere kadar üst tarafı ve toprağın derinliklerine kadar alt tarafı kıble yönüdür. Bu yüzden Kâbe-i Muazzamanın yanında veya içinde bulunanlar, bunun herhangi bir tarafına yönelerek namazlarını kılabilirler. Cemaatle namazda imamın önüne geçmemek şartıyla, cemaat Kâbe’nin çevresinde halka olur ve hepsi imamla birlikte namaz kılarlar.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hz. Peygamber (s.a.s)’in Mekke fethedildiği gün, Kâbe’ye bir kere girip içinde namaz kıldığı nakledilir. Abdullah b. Ömer, Bilâl (r.a)’e, Allah elçisinin Kâbe’ye girdiği zaman namaz kılıp kılmadığını sormuş, Bilâl şu cevabı vermiştir: “Evet Kâbe’ye girince sol taraftaki iki direk arasında namaz kıldıktan sonra çıktı ve Kâbe’nin yönüne doğru iki rek’at namaz kıldı” (Buhârî, Salât, 30; Nesâî, Menâsik, 127; Dârimî, Menâsik, 43; Ahmed Ibn Hanbel, II, 75, III, 410, VI, 12, 13, 14).</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Kâbe-i Muazzamadan uzakta bulunanların tam Kâbe’ye yönelerek namaz kılmaları farz değildir, Kâbe tarafına yönelmeleri farz olup, bu yeterlidir (bk. Ibn Âbidîn, a.g.e., I, 397 vd.; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 67; eş-Şürünbülâlî, a.g.e., s. 34; Zeylaî, Tebyinül-Hakâik, I,100 vd.; Ibn Kudâme, el-Muğnî, I, 431 vd.). Hz. Peygamber (s.a.s); “Doğu ile batı orası kıbledir”‘ (Tirmizî, Salât; 139; Nesâî, Sıyâm, 43; Ibn Mâce, Ikâme, 56) buyurmuştur. Eğer kıblede Kâbe’nin kendisine isabet ettirmek farz olsaydı, bir mescidde uzun bir safın sadece Kâbe’nin hizasına rastlayan kısımdaki cemaatin namazlarının sahih olması, diğerlerinin ise sahih olmaması gerekirdi.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/namaz-dort-kisma-ayrilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

