40. MECLİS

 islam

Bu konuşma pazar sabahı Ribât’ta yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 14 Recep 545, Milâdî 1150.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:

“Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, onu din ilimlerinde an­layışlı kılar. Nefsinde mevcut ayıpları görmeyi kendisine nasip eder.”

Din işlerinde derin bilgiye sahip olmak, nefsin bilinmesini sağ­lar. Dolayısıyla Yaratan’ın kuvvet ve kudretini… O’nun yaratıcı ve besleyici kuvvetini bilen, bütün eşyayı olduğu gibi görür ve bilir. Kulluk bu bilgi ile olur. Başkalarının boyunduruğu altından bu bilgi ile çıkılır. Senin için ne kurtuluş, ne bir felah çaresi düşünülebilir; ancak yukarıda anlatılan bilgi ve görgüye sahip olup Hak Teâlâ’yı diğer var görünen cümle eşyaya tercih ettikten sonra…

Şehvet duygularını, din işlerinden sonraya bırak. Âhiret işlerini dünyadan önce düşün. Yaratılmışları, Yaratan’ın emrinden sonra düşün. Yıkılışın, şehevî duygularını din işlerine tercihle başlar, dün­yayı âhiret işlerinden üstün tutunca ve Yaratan’ı yaratılmışlardan sonra anmanla olur. Sözlerimiz büyüktür. Bunlarla amel edersen, sa­na yeter.

Önce gözünü kapayan perdeyi arala, sonra yalvar. Sen Hak’tan böyle perdeli kaldıkça yaptığın duaya icabet olmaz. İcabet ancak yalvarana olur.

Hak Teâlâ’nın emrine uyarak iş görürsen, O da yaptığın duayı kabul eder, arzunu yerine getirir. Harman, ancak ekim işi yapıldık­tan sonra beklenir. Ekini biçebilmek için bunu yapman gerekir. Bu durumu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle beyan eder: “Dünya âhiretin ekeneğidir.”

Bu dünyada bütün varlığınla ekim işine çalış. İman tohumunu kalbine ve bütün varlığına saç. Ona iyi işler suyunu dök, büyüt. Bu kalp yumuşak, merhamet ve şefkat dolu olursa bitki biter. Sert, ha­şin ve kuraksa, ondan bitki bitmez. Kayaların üstüne saçılan tohum, yokluğa daha yaklaşır. Bu ekim ilmini öğren, kendi reyinle yetinme. Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurur ki: “Her sanatı ehlinden öğreniniz.”

Sen yalnız dünya işleri ile olmaktasın, öbür âlemin işlerini bir yana atmaktasın. Âhiret işlerini istiyorsan, bu dünyanın işlerini kal­bine sokma. Hak Teâlâ’yı arzu ediyorsan, âhireti kalbinden at. İyi sayılmayan bütün kötü hazları benliğinden çıkar. Bunları yapabilirsen dünya ve âhiret sana gelir. Çünkü, esas seninledir. Gelecekler ise ona uyar.

Akıllı ol. Aklına ve zekâna sahip çık. Aklın bir şeye ermiyor, seç­me kabiliyetin çok az. Bütün hâlin halka yanaşık; onları Hak Teâlâ’ya ortak kabul etmektesin. Bu hâline tevbe edip dönmediğin takdirde ölürsün; mânevi yönden çürür, Allah yoluna girenlerden ayrılmış olursun. Onlara bu kötü hâlinle yakın olma. Onlara zahmet etme. Kapılarını bırak. Onlara kalbinle girersen olur. Kalbini onlar ney­lesin? Nifaklı hâlin onları üzer. Bir takım geçici çağrı onları sıkıntı­ya sokar. İçinde bulunduğun boş heves onlara ayan olur. Kalp ve sır hâlinle onlara gidersen iyi olur. Faydayı kalbinle alabilirsin. O zât­ların kapısı tevekkül ve sabırlı kişileri içeri alır. Onların kapısı kıs­metine razı olanlara açılır.

* * *

Ey evlat! Şeklini değiştirme. Hakk’ı sev. Üzerine çeşitli bela ok­ları bile yağsa sesini çıkarma, sevgi ve muhabbet hâline devam et. Fırtına seni yerinden kaydırmasın. Yağan yağmur seni kaçırmasın. Atılan oklar seni incitmesin. İçini ve dışını halkın giremediği bir ma­kama çıkar. Orada dünya olmasın… Orada âhiret olmasın… Mev­hum hakları orada aramaya kalkma. Kötü nazlarını o yerde isteme, orda üzüntü duyma, şekil arama. Hakk’tan başka şeyin olacağını umma. Halkın zahirdeki halini görüp üzüntü duyma. Ailenin geçim sıkıntısı seni derde sokmasın. Eline dünya malı az geçince üzülme, şeklini değiştirme. Çok olursa hâlini çirkin etme. O makam büyük­tür. Sakın o makama çıkarsan övülme bekleme. Kötüleyenlere darıl­ma. Hepsini boş gör. Zaten oraya yerli olursan bu işler kendiliğinden olur. Ve sen tam bir yokluğa gömülürsün. Eğer elde edersen bulundu­ğun o hâle, insan ve cin, cümle yaratılmışlar içinden bir tanesi bile akıl erdiremez. Zaten akıl bunları idrâkten âcizdir.

Bazı büyükler şöyle der: “Doğruluğun tamsa bize yanaş, yoksa uzak ol.”

Bu söz ne kadar güzeldir. Sabır, ihlâs, doğruluk, anlattığım ma­kam için esastır.

Beni isteyip geliyorsun. Ben de sessiz duruyorum. Hâlini anla­maz gibi tavır takınıyorum. Bir nevi iki yüzlülük yapıyorum. Bütün çirkinliğine rağmen yumuşak konuşuyorum. Sen de kendini bir şey sanıp ferahlıyorsun. Nefsini büyütüyor, kendini beğeniyorsun. Yazık, anladığın gibi değil. Ben ateşim; bende yalnız ateşe dayanabilenler kalabilir. Ateş içinde dönen böcekler, varlığımda yaşayabilir. Sen de onun gibi ol. Mücahede ve ufak sıkıntı ateşlerine dayan. Sıkıntıyı görmeyen, genişliğe pek alışamaz. Başını kader ve keder çekici al­tına koy. Korkma, bir şey olmaz. Sadece sabrı öğrenirsin. Sözüme, ancak öyle dayanmayı öğrenirsin. Sabra alışırsan sert sözlerimi din­lersin. Onlarla amel etmeyi, sana sabır öğretebilir. İçin ve dışın sa­bırla temizlenir. Gizli halin onunla temizlenir. O temizliğin tesiri ile dış halin güzelleşir. Sonrası öyle bir güzellik olur ki, çirkin yerin kalmaz. Bakanlar nuruna boğulur, hayran olur. Felah, böylelikle gelir. Âhiret ve dünyanın iyiliği, ruh temizliğinden sonra başlar. Bunların hepsi, Allah Teâlâ’nın takdiri ve dileği ile olur.

İlâhi kuvvet ve kudret elinin uzandığı hiçbir şeyi kendim için kılamam ve sevemem. O’nun zatına has olan her şeyden ayrılırım. Kulları için yapacağı şeye karışmam. Ben de onlar arasına girmeye gayret ederim. Kendi benliğimi de O’na vermeye bakarım. Hangi hakla bir şeye sahip olmayı arzulayabilirim ki, kendi özüm bile be­nim değildir. Hakk’ındır. Bu yüzden ölüme de dirime de dokunamam; sahibine bırakırım, kadere uyarım.

Bazı büyükler şöyle der: “Kulların Hakk’a uymasını sağla. Hak Teâlâ kullara uymaz; buna çalışma. Hakk’a kafa tutanları ez. O’na cebir kullanmak isteyenlere sert ol.”

Ben sana kıymet vermem. Çünkü Hak Teâlâ’ya karşı çirkin tavır takınmaktasın. Emirlerini küçük görüyorsun. Verdiği her hükme iti­raz ediyorsun. O’nun varlığı bütün haline sinmişken düşmanlık et­mek sevdasındasın. Gecen ve gündüzün iyi olmayan şeylerle geçer. Bu hâlinle Hak katından kovuldun. Hakkında lanet hükmü çıktı. Sa­na yazık oldu. Hak Teâlâ geçmiş peygamberlerin bazısına şöyle vahyetti: “Bana itaat edersen, razı olurum. Razı olursam üzerine bere­ket yağdırırım. Bereketimin sonu yoktur. Bana isyan edersen, öfke­lenirim, öfkemin sonu lanetle biter. Ben bir kimseye lanet edersem, yedinci çocuğuna kadar ulaşır.”

* * *

Zamanımız öyle bir hâl aldı ki, dinî şeyler, adî dünyalığa değiş­tirilir oldu. Ümitlerin ardı arası kesilmiyor. Hırslar kuvvet yarışın­da… Yapmakta oldukları hiçbir kötü işi bırakmadan yaptılar. Fakat sonunda hepsi heba oldu. Toz yığını gibi dağıldı, gitti. Sen sakın bu zümreden olmayasın. Allah rızası için yapılmayan her şey boştur.

Acırım sana. İçini belki cahil kişilere saklı tutabilirsin. Fakat ilim ve tecrübe sahibi kimselere karşı nasıl saklayacaksın? Onlar her hâlini olduğu gibi görebilirler. Sarraf cahil değildir, ona hâlinden saklı şey olmaz. Hele ilâhî bilginin verdiği kuvvete sahip olanlara asla saklı şey olmaz. Beyaz perde üzerine konan siyah lekeler gibi her şeyi bütün inceliği ile seyrederler.

Çalış, ihlâs sahibi ol. Hak Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmeye çabala. Dünya ve âhirette sana faydası dokunmayacak şeyleri bir ya­na at. Kendi işine yaramayacak şeyler boştur. Sana, iç âlemini iyiye götürecek şeyleri aramak gerek. Nefsine tesir edebilmek için onun terbiye yollarını ara. Nefsine tesir etmen önemli şeydir. Onu binek yap. Dünya boşluklarını aş. Âhiret âdemine ulaş. O uçakla halkı geç. Hakk’a ulaş. Bunlar kolay olmaz. Ancak nefis yola geldikten sonra olur ki, o da, ancak Allah Teâlâ’nın emrine tâbi olduktan sonra yola gelir.

Nefsini yola getir, halkı arkaya at. Dünyalık kötü işleri bir ya­na it. Mevlâ’yı her şeyden önce an. Hikmet lokmalarını ye. Bunları yapmaya muvaffak olduğun zaman ağzından çıkan şeylere dikkat et, tevilli konuşma. Tevilli konuşman tecavüz olur. Halktan korkma, onlardan bir şey ümit etme. Aksi hâller iman zayıflığından doğar.

Himmetini yüce tut; yükselirsin, korkma. Hak Teâlâ himmetin kadar sana kıymet verir. Doğruluğun ve ihlâsın kadar bu yolda de­rece alabilirsin.

Çalış, çabala; yapış, bırakma. Sana lazım olan şey kendiliğinden gelmez. Rızkını kazanmak için nasıl çabalıyorsan, manevî çöküntü­den kurtulmak için de öyle çabala. Kendini iyi işler yapmaya zorla. Kendini şeytandan koru. O, insanları elindeki oyuncak gibi oynatır. Evinizde bulunan bir binek hayvanına nasıl hâkimseniz o da size öyle hâkim olur. Kalplere yalandan vurulan kilidi sökebilir. Arzu et­tiği hizmetini yaptırır. Birçok âbidleri mabedinden çıkarttı, harap âlemlere çekti. Bu hâllerde nefis de şeytana yardımcı olur. Şeytanın arzu ettiği şeyleri yapabilmesi için, sebepler hazırlar. O şeytan nef­si de kendine yardımcı aldı mı, cenk meydanından çekip emrine tah­sis edemeyeceği mücahidi sağ bırakmaz.

* * *

Ey evlat! Nefsini şehvetten kes. Yersiz lezzeti ona tattırma; bun­lardan yana onu aç ve susuz bırak. Bunlar, nefsi yıldıran birer kam­çıdır, elinden bırakma. Nefsin boynuna vur. Kalbini Allah korkusu ile ayık tut. Daima Hak Teâlâ’yı gözet.

Her hâlinde günahların örtülmesini iste; âdetin bu olsun, iç âle­mini istiğfarla pâk eyle. İstiğfar her tarafı yıkar. Her hâlinde Cenâb-ı Mevlâ’ya uy, Peygamber âdetlerine uymak senin için en büyük gaye olmalı.

Ey anlayışı kıt adam, madem ki, kader hükümlerini itmek elin­de değil, değiştirmeyi ve yok etmeyi yapmaya güçlü değilsin, niçin çırpınırsın? Muhalefet hâlinde elinden iş gelmediğine göre, boşa yo­rulmanın mânası nedir? Bu hâlde sana düşen, onun arzusu dışında bir talepte, bulunmamak olmalı değil mi? Ancak, onun arzu ettiği şey sana geldiğine göre senin herhangi bir şeyi dilemen lüzumsuz­dur. Bir şeyi arzu ettiğin zaman, yola gelmezse nefsini o yolda fazla yorma. Kalbini tazyik altına alma. Hâline bırak; her şeyi Rabb’ine ıs­marla. O’nun rahmet eteğine yapış. Tevbe elinle O’nun rahmet ka­pışım çal. O’nun rahmetini istediğin müddet, dünyalık şeyler için telâşa kapılmazsın. Kalp gözün, sır gözün açılır. Dış gözün de onlarla olur. Dünya sıkıntısı senin için şekva konusu olmaz. Varlığın bela anında, Firavun’un hanımı Asiye Hatun gibi olur. O iman etmişti. Hep varlığını Yaratan’ına teslim etmişti. Eline demir bukağılar vur­muşlar, ayrıca ayaklarını da sarmışlardı. Durmadan kamçı vuruyor­lardı. O bu arada Hakk’a teslim olmuştu. Manevî köşkünü gördü, ölüm meleği ona müjde ile geldi. O hiç birinin farkında değilmiş gi­bi gözlerini ötelere dikmiş, sessiz yatıyordu. Bir ara şu duayı okudu­ğu işitildi: “Yâ Rabbi, katında bana bir bina yap.” (et-Tahrîm, 66/11) Sen de onun gibi olabilirsin. Yalnız belâ ve sıkıntılara sabır gerek. Yılmadan usanmadan çalışmak icap eder. Kalbini ve bütün var­lığını Hak yolda kullanman lâzımdır. Bütün kuvvetini Allah yoluna harca, bütün gücünü O’na ver, teslim ol. O’nun kuvvet eli altında uyu. Ve emirlerine uy. Kendin ve diğer kullar için yaptığı işlere ha­ta yükleme. O’nun yaptığı tedbirde ikinci işi düşünme. O’nun emri ile yetin. O’nun hükmü dışında hüküm vermeye kalkma. O’nun seç­miş olduğu şeyi bir yana itip keyfince şeyler seçme. Bu hâli benliğin­de duyan başka hâl arayamaz. Onun için Hak Teâlâ’ya sığınmaktan başka çare bulunmaz.

Aklı başında olduğunu iddia eden, bu hâli nasıl aramaz? Hakk sohbetini nasıl dilemez? Çünkü O’nsuz hiçbir işin sonu bulunmaz. Ve yapılan işlerden tat alınmaz.

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, onu din ilimlerinde an­layışlı kılar, Aklı başında olduğunu iddia eden, bu hâli nasıl aramaz?

39. MECLİS

 islam

Bu konuşma Cuma sabahı Ribât’ta yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 12 Recep 545, Milâdî 1150.

Dünya ve âhirette mülk istersen cümle varlığını Allah yoluna harca. O kez, emîr ve reis olursun. Bu hâlin, kendi özünde her za­man, başkaları için de zamanla olur.

Sana nasihat ediyorum; nasihatimi iyi dinle: Beni tasdik eder­sen, doğruluğunu ilân ederim. Yalan ve iftiralar atacak olursan, ya­lancı olduğunu tasdik ederim, bir daha kurtulman kolay olmaz. Her zaman yaptığının karşılığını bulursun.

Benden hasta hâline şifa al; aldığın ilâcı kullan. Şuna katî ola­rak inan: O ilâçla afiyet hâlini bulabilirsin.

Geçmiş insanlar, bir iyi kul bulmak için şarkı garbı dolaşırlardı. Bu dolaşma, gönüllerini açtırmak içindi. Bir tane bulacak olsalar­dı hemen manevî hastalıklarına şifa ister, alırlardı. Hâlbuki bugün sizin öyle bir şey aradığınız yok. Aramak değil, kapınıza dahi gelse, kovar oldunuz. Çok sevmeniz icap ederken bilgi sahiplerine ve fıkıh âlimlerine öfke duyarsınız. Şeriat bilgini olanlar velî kullardır; edep ve terbiyeyi onlar öğretir.

Şüphesiz, elinizde hiçbir ilâç durmuyor; benim bilgim, tıbbî tec­rübem sana ne fayda sağlar? Sana her gün bir temel kurarım, he­men yıkarsın. İlâç vasıflarını sayarım, ne çare ki, kullanmayı bir tür­lü istemezsin. Sana: “Şu lokmada zehir gizlidir” derim, ama yemeye çalışırsın. “Şunu ye, onda şifa vardır” derim, ondan kaçarsın.

Daima bana muhalefet etmektesin. Aksine şifalı şeyleri iter, ze­hirli şeye el atarsın. Yakında mâna yapında hâlin açığa çıkacak, iman hâlin de kendini gösterecek.

Sana nasihat ediyorum: Beni paslı kılıcınla bertaraf etmeye yeltenme. Senin ayrılıp gitmeni istemiyorum. Bir kimse Allah’la olur­sa onu kimse ürkütemez. Ne cin tayfası, ne de yırtıcı hayvanlar. Hiç biri o büyük zâtı korkutamaz. Hiçbir yaratık o kişiye dokunamaz.

İlim sahiplerini sıkıştırmayınız. Siz ne ilim sahiplerini, ne Pey­gamber’i, ne de Allah Teâlâ’yı tam mânası ile bilmektesiniz. Siz bunların cahilisiniz. İyi insanları bulunuz. Onlar, Hak Teâlâ’nın bü­tün fiillerine razı olurlar. Onlara yakın ol. Ve hâllerini öğren. Çün­kü bütün selâmet kazaya rıza göstermektedir. Emellerin kısılması da önemlidir. Dünya işlerine pek gönül kaptırmamak iyi olur. Nefsiniz­de bir hastalık sezince, hemen emellerinizi kısaltınız ve ölümü hatır­layınız.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz, bir kudsî hadîsi şöyle anlatır: “Kullara farz kıldığım ibadet yapıldıktan sonra, kullarım bana ne ile en çok yaklaşır, bilir misiniz? Evet, kulum daima bana yaklaşır. Bu yaklaşma, farzla başlar, nafile ile de gelişir. Bana yak­laşınca, onu severim. Her kuvvetini ben veririm. Benimle işitir, be­nimle tutar ve benimle görür.”

Son kısmın şöyle bir tefsiri vardır: “Beni işitir, beni tutar, beni görür.”

O kulun bütün işleri Hak için ve Hak ile olur. Kul, yaptığı ibadetlerle gücünü ve kuvvetini harcar. Nefsini görmez ve bilmez. Öy­le zaman olur ki, zerre miktar kuvveti kalmaz. Ve kendisini halka karşı kuvvet sahibi bilir. Nefsini bir yana atar, kendisini Yaratan’ın tâatına harcar. Şüphesiz bu ibadet, kendisini Hakk’a yakın kılar. Ve Allah sevgisini getirir, iman sahibi uysallıkla kendisini sevdirir. Gü­nah ve hata ile kendisini buğza uğratır. Ve Hak yakınlığından kovu­lur. Ülfet ibadetle olur. Vahşeti masiyet doğurur. İnsan, kötülüğe da­lınca iyi işleri yapmaktan kaçar. Çünkü iyi işler güzellik doğurur. Kötülüğü arzulayan, hayrı neylesin? Bir kimse ki, İslâm dinine ken­dini vermez, o helak olan kimselerle yıkılır gider.

Çalış ve cehd eyle. Yalnız amele de güvenme. Yaptığın işlerde Hakk’ın kudretini gör. Ameli bırakan sadece ümitle yaşar. Amele gü­venen kendini beğenir ve gurura kapılır.

* * *

Cemaat vardır, dünya ile âhiret arasında döner. Cemaat vardır, cennetle cehennem arasında kalır. Cemaat vardır, yaratılanla Yara­tıcı arasında kendisini kaybeder.

Zâhidlik hâlinde isen dünya ile âhiret, korku sahibi isen cennet­le cehennem, irfan sahibi isen yaratılanla Yaratıcı arasındasın. Bir defa Hakk’a döner, sonra kullara bakarsın.

Allah yolcularına, öbür âlemin işleri bildirilir. Onlar her şeyi si­ne gözleri ile görürler. Onlar yalnız haberle yetinmezler.

Allah yolcuları, bütün günlerini Hakk’a kavuşmayı düşünmekle geçirirler. Onlar ölüm korkusu geçirmezler, çünkü ölümle ebedî sev­gililerine kavuşacaklarına inanmışlardır.

Sonunda ayrılman mukadder olan şeyi şimdiden bırak. Nasıl ol­sa sonunda veda edeceğin kimselerle şimdiden vedâlaş. Yanlarından ne zaman olsa göçmen gereken şeyleri şimdiden terk eyle; isterse bunlar ehlin veya halk olsun. Sen kabre atılınca onların sana ne ya­rarı dokunabilir ki? Hakk’ı unutup uygunsuz arzu ile sarıldığın şeyle­ri bir yana at, tevbe et.

Ey cemaat! Verâ sahibi olunuz; yani kendinizi kötülükten beri alınız. Bu verâ hâli, dinin kisvesidir. Dininizi bezemek için benden kisve isteyiniz.

Bana uyunuz; çünkü ben Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in çizdiği yoldayım. Ben daima ona uymaktayım. Onun yediği gibi yerim, iç­tiği gibi içer ve evlendiği gibi evlenirim. Diğer hâllerde yine ona uya­rım. Her neye ki işaret etmiş, onu durmadan yaparım. Böylece Al­lah’ın murad ettiği şeye nail olurum.

Ben Allah’a hamd ederim; senin övmen ve kötülemen benim için bir mâna ifade etmez; vermen, ve alman bana bir iş görmez. Hay­rın da şerrin de senin olsun, gelmene veya gelmemene bakmam; çün­kü sen cahilsin. Cahile kimse aldırış etmez. Sen kendi kuruntunla ibadet eder, iyilik bulduğunu sanırsın; ama yarın yüzüne vururlar. Çünkü cehaletle kulluk eyledin. Cahillik hâlinde yapılan kulluk, fe­sattır. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Bir kimse, cehaletle iş tutarsa, yıktığı yaptığından çok olur.”

Sen Kitap ve Sünnet’e uymadıktan sonra felah yolunu bulman kabil değildir.

Bazı büyükler şöyle der: “Büyük bir önderi olmayan, şeytana uyar.”

Kitap ve Sünnet’le amel eden büyük zâtlara uy. Onlara uymasan bile haklarında iyi düşün. Onları gördüğün yerde saygı göster. On­larla iyi geçin, felah bulursun.

Kitab’a uymayan, Sünnet’i tanımayan, irfan sahiplerinin verdiği vazifeleri benimsemeyen, ebedî felah bulamaz. “Kendi görüşü ile yetinen şaşar.” Bu yüce kelâmı işitmedin mi?

Senden daha bilgili kimseleri dinleyerek özünü terbiye et. Nef­sin ıslâhını tamamla, sonra başkalarına başla. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Nefsini ıslâha başla; o bitince diğerlerini!” Yine buyurur: “Yakın kimseleri ihtiyaçtan inlerken yabancılara sadaka ver­mek yakışmaz.”

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, Sana nasihat ediyorum, Senden daha bilgili kimseleri dinleyerek özünü terbiye et, Nefsini ıslâha başla

islam 

38. MECLİS

Bu konuşma Pazar sabahı Ribât’ta yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 7 Recep 545, Milâdî 1150.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:

“Şeytanın boynunu, (Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah’ın rasûlüdür) kelâmı ile kırınız. Sizden biri, nasıl düşma­nına seri şekilde vurarak yahut fazla yükü boynuna takarak belini bükerse, şeytan da bu ulvî kelâm karşısında öyle susar ve siner.”

* * *

Ey cemaat! İçinize sinen manevî şeytanın boynunu, kelime-i tev­hidi ihlâsla söyleyerek kırınız. Mücerred kelime ile yetinmeyiniz. Tevhid kelimesi şeytanı yakar; fakat onu tam söyleyebilmek mesele. O büyük kelâm, iman sahiplerine nur, şeytan tayfasına ateş olur. Kalbinde binlerce ilâh yattığı hâlde nasıl: “Yalnız ilâh olarak Allah vardır.” diyebilirsin?

Her dayandığın ve güvendiğin nesne senin putundur. Kalbin şirkle dolu olduğu hâlde dilden tevhid getirmen sana fayda vermez. Kalbin pis olduktan sonra kalıbın temiz olması, ruh temizliğine yet­mez.

İman sahibi, şeytanı sindirir. Şirk ehlini de şeytan ürkütür.

İhlâs bütün sözlerin özüdür. Kabuk yalnız ateşte yanar. İhlâsa sahib ol. Tevhid ilminin özüne er.

Sözlerimi iyi dinle ve onlarla amel et. Ağzımdan çıkan her söz, hırs ateşini söndürür. Nefsin saltanatını yıkar. Sözümün dinlendiği her yuvada tabiat ateşi yanmaz. Tabiat ateşinin yandığı yerde ne din, ne iman kalır. Sözlerim bırakılıp nefsin ve şeytanın havası es­tikçe din gider, iman kaybolur ve ikan yok olur.

Yapmacık işlerin peşinde koşanların sözünü dinleme. Oyuncak ve düzme şeylere düşenlerin peşine takılma. Çünkü insan tabiatı, düzme şeylere heves duyar. İçi bozuk kişilerin sözü tatsız hamur gi­bidir; yiyenin midesini fesada uğratır.

İlim, şahsiyet sahiplerinin ağzından dinlenir. Şahsiyet sahipleri, Hak yoluna baş koyan kimselerdir. Onlar ittika sahibidirler. Kötü iş­leri onlar bırakır. İrfan sahibi onlar olur. İhlâsı ve ihlâslı ameli on­lar yapabilir.

Takva hâlinden gayri şeyler boş hevesten ibarettir. Velayet hâli dünyada ve âhirette, muttaki kimselere hastır. Hem temel, hem de bina onlar için yapılır. Allah Teâlâ, ittika sahibi kullarını sever. İh­san sahibi ve sabırlı kimseleri sever. İyi hatıralara sahib olan onları bulur, seversin. Her zaman onların arkadaşlığını ararsın. İyi hatıra, kalb marifet nuru ile parladıktan sonra gelmeye başlar.

Marifet sahibi olmadıktan sonra hatıralarına aldanma. Bir ha­tıra ki, sana hayrı ve şerri göstermiyor, o sağlam değildir.

Gözlerini harama açma. Kötü şeylere nefsini itme, tut. Varlığına helâl yedirmeyi alıştır, iç âleminden de Hakk’ı murakabe etmeye ça­lış. Dış hâlini Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in özüne uydurmaya gay­ret et. Bunlar yapılırsa, içinden sana iyiliği hatırlatacak kuvvet ve­rilir. İrfanın tam olur. Asıl beslemeye ve büyütmeye değen, kalb ve akıldır. Nefis ve tabiî arzu büyütülmeye değmez.

* * *

Ey evlat! Bilgi sahibi ol. İhlâs yoluna koyul. Nifak tuzağından ve içi bozuk olma durumundan bunlarla kurtulabilirsin. Bilgiyi yal­nız Allah için İste. Dünya için ve halkın sana yönelmesi için isteme.

Allah için tahsil edilen bilgi, yasak ve emir karşısında insana bir heybet verir. Yasakları yapmaktan kaçınırsın, emri yaparken de tam olup olmadığım düşünerek üzülürsün. İlmi Allah için tahsil edi­yorsan, daima O’nun varlığını gözetiyorsan, nefsini onun önüne serebilirsin.

İlmin sahibi olursan halka tevazu gösterirsin. Bu hâlinle onlar­dan bir talepte de bulunamazsın. Onların malı ve mülkü seni ilgilen­dirmez. Allah yolunda doğruluğunu gösterirsin. Başkaları için doğ­ruluk yapamazsın. Hak yolu bırakıp başkası için doğruluk yapmak, Hakk’a karşı düşmanlık sayılır.

Hakk’ın zâtından gayri şeylerin önünde durmak, yokluğu gözet­mektir. Hak Teâlâ’dan gayri kimselerden bir talepte bulunmak, mahrumiyetin ta kendisidir. İlmin gerektirdiği bazı sıkıntılı durum olur. Onlara sabırla karşı koyman gerekir. İlmin bir nimettir, ona şükretmen yerinde olur.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İlim ikiye ayrılmıştır. Biri sabır, öbürü de şükürdür.”

Güçlüğe sabredemiyor, iyiliğe şükür yolunu tutmuyorsan, iman sahibi olabilmene imkân yoktur. İslâm dininin özü, ilâhî emir ve hükme boyun eğmedir. Bunu yapmaya gücün yetmezse, imana sahip olman kolay olmaz.

Allah’ım, kalbimize, sana güvenmesi için tevekkül yolunu göster. Sana itâat etmek ve ibadet etmekle ruhumuza canlılık ver. Emirleri­ne uymak ve seni tevhid etmekle kalbimize dirilik ver.

Kalbinde tevhid ve tevekkülü yaşatan büyük insanlar olmasa bu hayatın ne önemi olur ki? Yeryüzünü onlar tutar. Onlar olmasaydı, helak olurdunuz. Hak Teâlâ onların duası bereketiyle azabı kaldırır. Peygamberlik surette kalkmıştır; fakat manada devam etmektedir. Bu devamı o büyük zevat yürütür. Peygamberliğin manevî bayrağını onlar taşımamış olsalardı bu âlemin kıymeti olmazdı. Her şey söner, kül olurdu. Her devirde o yüce ruhâniyet bayrağını taşıyan kırk kadar zat bulunur. Onlar arasında öyleleri vardır ki, kalpleri Peygamber (s.a.v)’in ruhaniyeti iledir. Onların bir kısmı ilâhî tecellilerin ve yeni bir dinle gelen peygamberlerin halifesidir. Dini meseleleri inceler onlardan ahkâm çıkarırlar. Üstattan kalan halife makamı onlara hastır. Bu duruma işaret eden Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İlâhî bilgi sahipleri Peygamber varisleridir.”

Onlar her bakımdan peygamberlere varistir. İlim tahsil eder, ezberlerine alırlar. Sözde ve işte Peygamber’e varis olduklarını gösterirler. Söz amelsiz olunca hiçbir şeye yararlı değildir. Senetsiz iddia hiçbir karşılık getiremez. Amel olmadan lütuf ummak da boş ümit gibidir.

* * *

Ey evlat herhangi bir hâle sahip olmak için Kitap ve Sünnet’e devam etmek lazımdır. Onlarla amel etmedikten sonra iş yoktur. Çıkmaza girilmiştir. Ayrıca yapılan işle ihlâs sahibi olmak da gereklidir.

İlim sahibi olarak geçinen kimselerinizi cahil görmekteyim. Zühd ve takva sahibi gözüken kimseleriniz ise dünyalık peşindedirler. İnsanlara ve fani varlıklara güvenen kimse zahit olamaz. Allah’tan gayri fani kimselere dayanmak, O’nun yüce varlığını unutmak lanet getirir. Bu durumu en güzel anlatan Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şu yüce kelamıdır: “Melundur, melundur, kendi gibi bir yaratığa dayanan kimse melun -Allah’ın rahmetinden uzak-tır.”

Yine buyurur: “Bir fani kişiye dayanarak azizlik satan zelil olur.”

Yazık ne kadar anlayışın kıt! Anlattığımız şeyleri yapmayı adeta kendine bir suç saymaktasın. Kulları kalbine almazsan Hak’la olursun. O nurunu sana verirse lehinde ve aleyhinde olacak şeyleri bilirsin. Sana yarayanı ve başkaları için olan şeyleri öğrenir geçersin.

Sana Hak kapısında sebat etmek gerek. Bütün sebepleri kalbinden atmalısın. Her varlığın sahibi olan Hakk’ı bilmelisin, bunları yaparsan dünyanın ve âhiretin şimdi ve sonra hayrını görürsün. Bu öyle bir iştir ki halkı ve onlara gösterişi kalbinde besledikçe bulamazsın. Zât-ı İlâhî’den gayri şeylerin zerresi kalbinde kalsa yine bu yolu ikmal etmen kabil değildir. Sonra bir şey daha var ki o da sabırdır. Sabrın yoksa bu yola girmiş sayılmazsın. Sonra iman sermayesini de yitirmiş sayılırsın. Birçok bakımdan imanın gelişmesini sabır sağlar. Peygamber (s.a.v) Efendimiz: “İman için sabır, vücut için baş gibidir.” buyururken anlatmaya çalıştığımız hâli daha güzel anlatmıştır.

Sabrın manası, hâlini kimseye kesmemek ve sebeplere bağlanıp belanın kalkmasını onlardan beklememektir. Herhangi bir darlığı kötü görmemek, sabırlı kişinin işidir. Ve onun hemen gitmesini bek­lemek sabrı olmayanın kârıdır. Sabırlı iman sahibi, ne belâyı kötü görür, ne de hemen darlığın kalkmasını ister. O her şeyin bir vakti ve zamanı olduğuna inanır.

Bir kul, düştüğü darlık ve sıkıntı hâlinde arzusu bulunmadığı için sabır yolunu tutarsa, kötü hâllere kendini itmezse, karanlık yol­lara çıra ile girerse, bu çıra ile onun darlığı genişliğe çevrilir. Hata karanlığını ibadet lambası aydınlatır; el emeği ile çalışıp yemek, rızık yollarına ışık tutar. Bu vesile ile rahmet nazarı o kula gelir. Dün­yalık ve öbür âlem için nasibi ummadığı yollardan verilir. Bu mev­zuda şu âyet-i kerimeyi zikretmek yerinde olur: “Bir kimse hatalardan sakınırsa Allah Teâlâ onu darlıktan genişliğe çıkarır. Ummadığı yerden rızkını gönderir.” (et-Talâk, 65/3)

Sen bir kan almakla hastaları iyi edene benziyorsun. Başkaları­nın hastalığını çıkarıyorsun. Fakat senin hastalığın, içinde saklı ka­lıyor. Sende, öyle feci hastalıklar var ki, hiç aldırış ettiğin yok.

Zahirdeki bilgin artıyor, iç bilgin zayıflıyor. Dışın bilgili, ama kalbin cehalet yuvası! Hâlbuki Tevrat’ta: “İlmi artanın korkusu da artar.” kelâmı derin manalar ifade eder.

Bu korkuyu Kur’ân-ı Kerîm şöyle ifade eder: “Allah’tan ancak âlim kulları korkar.” (el-Fâtır, 35/28)

Kullara karşı engin gönüllü olmak, yaptığı hatalar için ilâhî aza­bın inmesinden korkmak, ilim sahibinin işidir. Bu duyguya sahip olacak kadar bilgin yoksa hemen öğrenmeye koyul. Amelin, ilmin, ihlâsın, edebin yoksa ve büyük insanlara karşı iyi düşünceye sahip değilsen, anlattığımız hâllere neyinle erebilirsin? Bütün gayretin, dünya malı toplamaktan ve onun geçici metaına göz dikmekten iba­rettir. Yakında seninle o sevdiğin şeyler arasına duvarlar gelecektir.

Seninle büyük insanların yaptığı işler arasında uçurumlar ka­dar fark var. Onların tek gayesi vardır; o da Hak Teâlâ’yı öz varlık­larına yakın bilmek ve ona göre iş tutmak. Dışlarını temiz tuttuk­ları gibi içlerini de temiz tutarlar. Anlattığımız temiz duygulara sahip oluncaya kadar bu hâlleri devam eder. Maddî arzular baştan so­na kalplerini terk eder. Kalplerinde tek arzu yaşar, o da Allah Teâlâ! O’na yakın olmaktan ve O’nu sevmekten daha yüce duygu ne olabilir? Onlar da bunu bilir ve gereğini yaparlar.

İsrailoğulları hakkında şöyle bir hikâye anlatılır: Benî İsrail’in başına bir darlık geldi. Aklı başında bir heyet, zamanın peygamberine koştu ve şöyle sordu: “Başımıza gelen bu bela neyle def olacak?” O da Hak Teâlâ’dan haber bekledi. Gelen vahiy şöyle oldu: “Onlara de ki: Benim hoşnut olmamı istiyorlarsa zavallı kim­selerin gönlünü alsınlar. Onları darıltmasınlar. Onları hoşnut etmek beni hoşnut etmektir; onları darıltmak, beni darıltmaktır.”

Bu hikâyeyi iyi dinleyiniz. Sizler her gün zavallıların kalbini kır­maktasınız. Bu hâlinizle de Allah’ın rızasını istiyorsanız, elinize böy­le bir şey girmez. Boşuna ümide kapılmayınız. Allah’ın dargınlığı için dolaşıp devretmektesiniz. Sözlerimin sertliği sizi gücendirmesin. Kurtuluşunuz ancak sözlerimi iyi dinlemekle ve dediklerimi yapmak­la olabilir.

Büyüklerin sözünü dinlemeyi hiç bırakmadım. Onların sert sözü beni incitmedi. Her şeye bu yolda dayandım. Üzerime kaderin icabı bazı afetler geldiği zaman dilsiz ve âmâ gibi oldum. Neler çekmedim ki? Sen büyük insanların acı sözlerine bile dayanamıyorsun, nere­de kaldı ki, o afetlere dayanasın? Olmaz. Her güçlüğü sabırla yenme­dikten sonra iş yoktur.

Kadere uy; yoksa felah bulamazsın. İster lehinde, ister aleyhin­de olsun, mutlaka ona uymalısın. Sana nasip olan şeylerde büyük zatları itham etmeden sohbetlerine devam et. Her hâlde onlara uy­malısın. Onlara uyduğun zaman, dünya ve âhiretin felahı kapında olacaktır.

Sözlerimi anlayınız, sonra onunla amel ediniz. Amelsiz anlayışın faydası yok gibidir. Yaptığınız işe de ihlâs katınız. İllâ şu şeyler be­nim olsun gibi fenalık taşıyan arzu sahibi olmayınız. Sanatkâr, yap­tığı işi yalnız maddî kaygı ile yaparsa faydasızdır. Bir insan her şeyi nefsinde toplamak isterse, halk ona kıymet vermez. Gözde olanlar fedakâr olanlardır. Anlattığım yolda yürümen, senin kıymetini art­tırır. Her ücreti Hak Teâlâ’dan bekle. O’nun yoluna sabırla devam edersen şaşırtıcı lütuflarını görürsün. Yusuf Peygamber, evinden alınmaya, kuyuya atılmaya, köle olarak satılmaya, ayrıca bir sürü hakarete tahammül edip sabır göstermeseydi, o büyük devlete sahip olabilir miydi?

O, Rabb’inin işlerine boyun eğdi, razı oldu. Bu yüzden zilleti, iz­zete tebdil edildi. İyi niyeti meydana çıktı. Sarsılmaz bir mülk sahibi oldu. Öldürülmek istenirken daha sağlam bir hayata kavuştu.

Sen de, İslâm dininin emirlerine uyar, yasaklarını bırakırsan her işinde îlâhî fiillerin tecellisini sezerek sabra devam edersen… Nefsi­ne ve şeytana uymazsan, bulunduğun şimdiki kötü hâlden kurtulur­sun. Yalnız Hak’tan korkar ve O’ndan ümit beklersen, sevmediğin her güçlük kalkar, yerine sevimli hâller gelir.

Çalış. Kuruntuya kapılma. Sen kendini kurtaracağını umma. Sa­dece çalış; hayır kendiliğinden gelir. Bir kimse iyiyi arar, o yolda emek harcarsa emeğini bulur.

Helâl yemeye çalış. Kalbini o nurlandırır. Kalbinden bütün ka­ranlığı o atar. En güzel akıl, sana yarayanı bildiren akıldır. Allah’ın nimetlerini anlatmayan akıl, akıl değildir. Aklın iyisi, Allah’ın vermiş olduğu iyiliği anlatan ve şükür yolunu gösteren akıldır.

* * *

Ey evlat! Bir kimse, iman gözü ile her şeyi yerli yerinde takdir edenin Allah olduğunu bilirse, O’ndan bir şey talep etmeye utanç duyar. Bilir ki, her şey vaktine göre olmuş ve yapıcı işini bitirip çe­kilmiş, artık ne dilesin? Bu durumda, sadece dilini boş sözden alır, ibadet yolunu tutar. O zatın kısmeti başkasına gitmez, İşte bunu bil­diği için sessizliğe gömülür ve şükür yolunu tutar. İyi edep sahibi­dir; itiraz etmez. Başına bir darlık gelirse kullara şikâyetçi olmaz. Ne az için, ne de çok için! Kalbini sıkıntıya sokmaz. Dili ile kimse­ye darlık vermediği gibi kalbi ile de vermez. Kalpten duyulan sıkın­tı ile dilden duyulan sıkıntının bir farkı yoktur. Dilden çıkması ayıp olan hata, kalpten de çıkmamalıdır. Bana göre, hakikatte dille kal­bin, bir farkı yoktur.

Ayıptır, yalnız Allah’tan dile. Başkasından bir talepte bulunmak­la utanç duymaz mısın? Neden O’ndan dilemezsin; hâlbuki O, sana kullardan daha yakın. Bari istediğin şeylere tam ihtiyacın olsa, ney­se?

Hazinelerini gizli tutmaktasın. Fakirlere bir habbecik bile ver­meye elin varmıyor; hâlin ne olacak? Yakında öleceksin. Malın pay edilecek. Her gün hakkında kötü söylenecek. Sakladığın malın sor­gusuna nasıl cevap vereceksin? Sana lanet gelecek. Eğer aklın ol­saydı iman kazanırdın. Dünyalığın çokluğu imansıza ne sağlar ki?

Aklın başında olsaydı, Allah’ın sâlih kullarına gider, onlarla soh­bet eder, sözleri ve işleri ile terbiye alırdın. Her vesile ile Hak Teâlâ seni felâket çukuruna düşmekten korurdu. Yarın O’nun katına ak yüzle varırdın. Kalp yönünden edebin tamam olurdu kurtulurdun. Fakat hiç birini yapmadın. Yaramaz işler peşinde koştun.

Ey riya putlarını kalbinde taşıyan, bu hâlinle, Hak yakınlığı ko­kusunu almak sana nasip olmayacak. Ve ey kullara dönen, onları bırak. Yaratılmış fâni şeylerin elinde zarar ve fayda imkânı yok­tur. Bunu bilmiş ol. Onlar ne dünyada ne de öbür âlemde bir iş ya­pabilirler. Kalbini onlara verme. Yaptığın bu işlere şirk derler. Bu şirkte iken tevhid âlemine ermen kabil olmaz, öbür âleme geçtiğin zaman da elin boş olur.

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, incil türk, incil turk, Allahtan başka ilah yoktur, Yaramaz işler peşinde koştun

37. MECLİS

 islam

Bu konuşma Cuma sabahı medresede yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 5 Recep 545, Milâdî 1150.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifi, içinde yaşadığı­mız âlem için büyük mânalar taşır: “Hastaları ziyaret ediniz. Cenaze törenlerinde hazır bulunma­ya gayret ediniz. Çünkü bunlar bu âlemin ötesinde bir başka âlemin varlığını hatırlatır.”

Peygamber (s.a.v) Efendimiz, bu kelâmı ile “Âhireti düşününüz” demek istiyor.

Hâlbuki siz ondan kaçmaktasınız. Önünüzde peşin serilen şey­leri bekliyorsunuz. Ve önünüzde hazır olan şeylerle avunmak sev­dasındasınız. Yakında her şeyle aranız açılacak, ayrılacaksınız. Bu ayrılış size danışılmadan yapılacak. Sizi ferahlandıran cümle eşya yürüyüp gidecek, giderken sizden izin de almayacak. Göçtüğünüz âlemde yorulacaksınız. Yüzünüze bakan olmayacak, öbür âlemin güçlükleri sizi yoracak. Ferah yüzü göremeyeceksiniz. Bunların sebe­bi, öbür âlemi hatıra getirmediğiniz oldu.

Ey zavallı, uyan! Çünkü sen yalnız dünya için yaratılmış değil­sin. Asıl yaratılış sebebin öbür âlemdir.

Ey gafil, sana lazım olanı ara. Sana öbür âlem lazımdır. Hâlbuki bütün gayretini bu âleme harcadın. Şehvet ve lezzet seni yıktı. Paranı gizli tuttun. Duygularını oyuncaklara verdin. Hâlbuki ölüm, “İşlerim sıkıştı, yakında başına çökeceğim” diyor.

Asıl anılacak ise öbür âlemi anlatan şeydir.

Ölüm alâmetleri, çeşitli şekilde sana göründü; sen hiç birini an­lamak istemedin. Saçların ağardı, korktun, kopardın veya beyazla­nan saçlarını siyaha boyadın. Bunları şimdi yaparsın, ama ecel gel­diği zaman ne yapacaksın? Ölüm meleği; yardımcıları ile başına çöktüğü zaman hangi gücünle onları atman kabil olur? Onları yol­cu etmen kabil oldu diyelim, tükenen rızkını nasıl telâfi edeceksin?

* * *

Boş hevesleri bir yana at. Dünya çalışmak üzerine kurulmuştur. Çalışan kazanır. Ücretini bol alır. Çalışmadığın takdirde sana bir şey vermezler. Bu dünya, çalışmak, sabırlı olmak dünyasıdır. Bu âlem, insanı yorar, rahat öbür âlemde başlar.

İman sahibi bu âlemde nefsini yorar. Şüphesiz öbür dünyanın iyi­liği de ona gelir. Ama sen onun gibi yapmadın. Acele ettin. Burada rahat aradın. Tevbe etmedin. Bugün, yarın derken, hataları uzattın gitti. “Hele bir daha keyif çatayım, sonra bırakırım” dedin; fakat aradan yıllar geçti. Ama sen ne uyandın, ne de hataları bırakabildin. Ömrün de bitti, tükendi; pişman da oldun, ama iş işten geçti.

Her ne zaman ki, uyanıp öğüt tutup tasdik ettiysen olmadı. O nasıl uyanış ve nasıl öğüt tutuş bilmem; bir türlü olmuyor.

Yazık, ömür duvarın çatladı; belki de yıkılmak üzere. Ey aldanmış, hayat duvarın yıkılmak üzere. Bunu sen harabeye çevirdin. Aslını değiştirdin. Perişan oldun. Hâlini değiştirdin, öbür âlemi iste. Ayakların istikameti öbür dünyaya dönsün. Ayak deyince toprağa bastığın ayak aklına gelmesin, öbür âleme ileten ayak, iyi iş tut­maktır. Onları yap. Dünya mallarını öbür âleme sal. Oraya gittiğin zaman fazlası ile bulursun.

Ey dünyanın aldattığı adam! Ve ondan başka hiç bir şeyle meş­gul olmayan kimse! Kervanı bırakıp hizmetçilerle meşgul olan adam, yazık sana; öbür âlemin işleri böyle görülmez. Onu ararken kalbini buraya vermek yakışık almaz. Dünyalık işleri at. Atarsan kalbine öbür âlemin nasıl yerleştiğini görürsün. Dünya ırak olup kal­bini âhiret sevgisi istilâ edince Hak yakınlığı sana sesini duyurur. O ses gelince âhiret de yolcu olur. O da giderse, eski hâllerini arama; Hak yakınlığını ara, O’nu bulursan kalp sağlığını bulursun, iç âle­min o kez temizlenir.

* * *

Ey evlat! Kalbin sıhhat bulursa ilâhî bilgi ona öbür âlemde şa­hitlik eder. Hak ilmine sahib olanlar da sana şahit olurlar. Senin kendi iyiliğin için şehadet etmene lüzum kalmaz. Hem davacın, hem de şahidin kendiliğinden olur. Bu hâlinle dağlar gibi olursun. Fırtı­na, kasırga seni yerinden oynatamaz. Atılan oklar seni yere seremez. Yaratılmışları görmek seni Yaratan’dan alamaz. Onlarla karışıp otur­mak, seni bulunduğun hâlden çekemez. Hiç bir tırmalama kalbini gıdıklayamaz. Ve hiç bir keder, iç âlemini bozamaz.

* * *

Ey cemaat! Yaratılmışın ikbali temennisi ile tutulan her şeyi bı­rakınız. Halkın dönüşünü bekleyen, Allah’tan kaçan kul, Allah’ın nimetlerine düşmandır. İyiliği inkâr yolunu o tutar. Melun olan o olur. İlâhi nurdan perdelenen o kimsedir.

Halka kalbini kaptırma. Onlar kalbini söker alır; hayır bırakmaz­lar. Dinini çalarlar. Kendilerini Hakk’ın ortağı tanıtırlar. Yaratan’ın, besleyenin büyüklüğünü unuttururlar. Seni senin için istemezler, kendileri için isterler. Hâlbuki Aziz ve Celil olan Hak, seni senin için diler. Seni senin için arayana talip ol. Onunla meşgul ol. İyiliğin için arayanın olmak, şahsî menfaati arayandan daha iyidir. Eğer aramak icap ederse ara, ara. Her şeyi onda bul. Kullardan bir şey umma.

Allah’ın en sevmediği yaratık, yaratılmışlara avuç açandır. Yardımı Allah’tan iste. Asıl zengin O’dur. Halkın hepsi çaresizler grubudur; hepsi O’na muhtaçtır. Halk, ne kendine ne de başkalarına bir fayda temin edebilir. Zarar da vermesine imkân yoktur.

O’nun sevgisini ara. O ezelden beri seni arar. O’nu dilersen mürid olursun, murad O’dur. Kabiliyetin varsa sen de murad olabilirsin. Bu kez mürid O olur. Yavru önce annesini arar. Büyüyünce annesi onu ister. Hak Teâlâ sağlam iradeni bilirse seni diler. Doğru olarak sevgine inanırsa seni sever. Yoluna deliller salar. O deliller, seni ya­kınlığa götürür.

Nasıl iflah olabilirsin; nefsin, tabiî arzuların ve şeytanî duygu­ların elini kalp gözüne saldırttın. O elleri kalbinden ırak eyle ki, eş­yayı olduğu gibi görebilesin. Nefsini cihadla, muhalif olmakla berta­raf et. Tabiat ve şeytan elini bir yana bırak ki, Hakk’ı bulasın. Bu elleri parçalarsan perdeler sana açılır. Rabb’inle aranda hicab kal­maz. Hak’tan ayrı şeylere onun varlık gözüyle bakarsın. Nefsini ol­duğu gibi görürsün. Başkalarını yine öyle seyredersin. Nefsin hata­larını görür, bırakırsın. Başkalarının kötülüğünü anlar kaçarsın.

Bu duyguları benliğinde duyarsan ilâhî nura yakın olursun. Ora­da sana gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanın bu maddî duygu ile sezemediği şeyler vardır.

Bu hâlden sonra kalp kulağın iyi şeyler işitir. Sır gözün parlak olur. Basiretin açılır. Onlara nurdan kisveler giydirilir. Keramet sü­sü takılır. Hak saltanatı ile sana sultanlık verilir. Velayet derecesine çıkarsın. Hak Teâlâ sana yardımcı olur. Her mülk emrine girer. Ar­tık seni rahatsız eden bir mahlûk çıkmaz. Her şey kalbine bekçi olur. Melekler sana hizmete gelir. Hak Taâlâ, sana peygamber sevabı ve­rir; onların ruhaniyetini gösterir. Yaratılmışlarm her gizli tarafı sa­na ayan beyan görünür.

* * *

Ey evlat! Bu makamı ara. Asıl gayen anlattığımız şey olsun. Dünyayı aramayı bırak. Dünya seni doyurmaz. Bir alırsan beş daha istersin. Hakk’ın gayri nesneler, senin manevî huzursuzluğunu gidermez. Hak’la ol; seni O’nun nuru doyurur. İlâhî varlığın nuruna erince her şeyi bulmuş olursun. Dünya ve âhiret zenginliğini de bu­lursun.

Ey gafil, seni isteyeni iste. Seni seveni sev. Sana iştiyak duyana âşık ol. Hak Teâlâ’nın kelâmını işitmedin mi? “Allah onları sever; onlar da Allah’ı severler.” (el-Mâide, 5/54) Yine bu mevzu ile alâkalı şöyle bir kudsî hadîs vardır: “Ben size kavuşmayı daha çok arzularım.”

Yaratan, seni ibadet için yarattı. Neden oyuncakla oynarsın? O, seni kendine arkadaş etmek ister. Başkalarını neylersin? Hak’­tan gayri ile uğraşma. Kalbine Hak sevgisinden gayrisini koyma. Hak’tan gayrisini sevecek olursan, şefkat ve merhamet duygusu ile sev. Nefsin her şeyi sevmesi caiz olur. Ama kalbin ve sırrın Hak’tan gayrini sevmesi ve bağlanması asla caiz olmaz. Âdem Peygamber kalbi ile cenneti sevdi, ondan ayrıldı; oradan atıldı. O, daimî kala­cağını sanıyordu. Hâliyle sevgi bahane edilip başka sebep gösteril­medi. Başka yollardan atıldı. Meyve bahane oldu. Sonra kalbi Hav­va’ya meyletti; hayli zaman da ondan ayrı kaldı. Aralarında üç yüz senelik yol uzaklığı oldu. Biri Serendip’te, biri Cidde’de yaşadı. Bu mesafe aslında azdır. Üç yüz sene değildir. Ama Hakk’ın yardımı olmasaydı, üç yüz değil, üç bin yılda dahi buluşmak kabil olabilir miydi?

Yakup Peygamber kalbini oğluna bağladı. Araları açıldı; uzak­lara düştüler. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in kalbi az da olsa Âişe anamıza meyletti, aralarında geçen macera onları bir müddet ayır­dı. Bühtanlar atıldı, iftiralar oldu. Günlerce onu görmeden yaşadı.

* * *

Nefsini bırak, Hak’la meşgul ol. Hak’tan gayri şeylerle meşgul olma. Kimse ile ülfet etme. Kalbine yaratılmışlar sokulmuşsa onları bir yana at; Hak sevgisini yerleştir.

Ey battal ve tembel kişiler ve ey sözümü kabule yanaşmayan ki­şiler, kabul ederseniz sizin için, etmezseniz gene sizin için. Yıkılmaz ve perişan olmak sizi bekler. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Nefsin yaptığı iyi olursa kendisi içindir, kötü olursa yine ken­di aleyhine olur.” (el-Bakara, 2/286)

Yine buyurdu: “Eğer iyilik yaparsanız kendiniz için olur; kötü olursanız yine size…” (el-İsrâ, 17/7)

Bunlar şimdi pek bilinmez. Hepsi yarın meydana çıkar. Yapılan iyi işlerin neticesi, cennet olur. Kötü işlerin sonucu ise cehennem…

Yaptığınız işleri dikkatle yapmalısınız. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifi ne kadar hoştur: “Yiyecek verirseniz, Allah’ın emrini bilen kişilere veriniz. Gi­yecek vereceğiniz zaman, Allah’a inanmış kimseleri seçiniz.”

İttika sahibi olana dünya işinde yardımcı olursan daha rahat kulluk yapar. Yaptığı işin bir misli sana ecir verilir. İman sahibine yedirirsen yine sana yaptığı amel misli mükâfat verilir.

İman sahibinin üzerinden dünyalık bir yükün kaldırılması çok önemlidir. İmansız ve riyakâr kişilere yapılan her iyilik de aynı şekilde mukabele görür. Yardım edersen kötülük yapması için yapmış olursun. Aynı şekilde sana da kötülük yapılır. Yaptığı şerli işler bir gün senin başında patlar.

* * *

Ey cahil! İşlerini bilgi ile yürüt. Bilgisiz işte hayır yoktur. Bilinsa­nım, onların. Öğren ve çalış. Bunu yaparsan, dünya ve âhiretin kurtulmuş olur. İlim tahsil edip amel et­meye dayanmayacak kadar sabrın yoksa nasıl kurtulabilirsin? Sa­bırlı ve anlayışlı ol. İlmin hepsini birden kavraman kabil değildir. Bütün varlığını ilim yoluna harcarsan ancak bir parça öğrenebilir­sin.

Büyüklerden birine ilmi nasıl tahsil ettiği ve tahsil yolunu nasıl bulduğu soruldu. Cevap verdi: “Kuşların erken kalkması, devenin tahammülü, domuzun hır­sı, köpeğin yaltaklanması üzerimde derin tesirler yaptı. Onları gör­düm, bir hayvan oldukları hâlde yaptıkları işe baktım. Ben de insa­nım, onların hareketinden ibret aldım. Kuş gibi erken kalktım. İl­min bütün ağırlığını çektim. İlme karşı bir ihtiras duydum. İlim sa­hiplerinin kapısında günlerce yalvardım.”

Ey ilim talep eden, işit bu sözleri. O büyük zâtın kelâmını iyi dinle. Bilgi ve kurtuluş istiyorsan böyle yap. İlim hayat, ilimsizlik ölümdür. İlmi ile âmil olana ve bilgiyi öğretmek için sabredene ölüm yoktur; maneviyatı ölmez. Hak Teâlâ’nın ilim sıfatına iltihak eyler. Hayatı onunla devam eder.

Allah’ım, bize bilgiyi ve ihlâsı nasib eyle. Âmin!

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, Ey zavallı, uyan,  Çünkü sen yalnız dünya için yaratılmış değil­sin

36. MECLİS

 islam

Bu konuşma Salı günü medresede yapıldı.

Konuşma tarihi: Hicrî 2 Recep 545, Milâdî 1150.

Bu dünya bir pazardır. Bir saat sonra dağılır; kimse kalmaz. Azı­cık karanlık basınca herkes evine döner.

Çalışkan olunuz. Bu çarşıda işe yaramayan şeyleri almayınız. Kimseye yararı dokunmayacak şeyi satmayınız. Yalnız bugünü değil, yarını da düşününüz. Belki bugün iyi gözükür. Ama yarın ne olur; biraz da onu düşününüz. Asıl âhiret pazarında geçen şeyleri arayı­nız. Sikkecinin anlayışı kuvvetlidir. Hakk’ı tevhid etmek, O’nun için iyi işler görmek öbür âlemin geçerli metaı arasındadır. Ama bunları yapan aranızda azdır.

* * *

Ey evlat! Aklını başına al. Aceleci olma. Acele ile eline fazla bir şey girmez. İvedi hareketle sabahı getirmen kolay olmaz. Saba­hı beklerken acele etme. Başka şeyle uğraş. İbadet et. O kendiliğin­den gelir. Gündüzleri kendine meşgale bul; akşam kendiliğinden ge­lir; arzu ettiğini bulursun. İz’an sahibi ol. Kullarla iyi geçin. Kulla­ra zulüm etme. Hakkın olmayan şeyi ellerinden almaya kalkışma. Onlar birer vekildir. Sahipleri onlara; “Ver!” derse onlar verirler.

Emir vâki oluncaya kadar bekle; vermek nasıl olurmuş görürsün. Zorla kimsenin malını almanın cezası ağırdır. O cezaya dayan­mak kolay değildir.

Vermek elinde iken ver. Verebiliyorsan vakıaya uygun olarak vermiş olursun. Yâni, mevcut emre. Zira emir almadan kimse zer­re veremez. Sana da bir şey vermezler. Kimseden bir şey alman ka­bil olmaz. Ne zerreyi, ne de denizi, deryayı, hiç bir şeyi, ama hiç bir şeyi, alman kolay değildir. Ancak Allah’ın izni ile… Allah, kalplere ilham verir. O ilham sayesinde gönüllere rikkat gelir. Sana gereke­ni verirler. Akıl bu hikmetleri anlamaktadır. Aklın varsa bunları anla… Yerinde dur. Sağa sola kıpırdama. Yiyecek ve giyecek vakit­leri bölünmüş olup Hak Teâlâ’nın katında ve kuvvet elindedir.

* * *

Yazık sana, yarın hangi yüzle O’na varacaksın? Bu âlemde O’nunla çekişme yoluna gitmektesin. Daima ondan kaçmaktasın. Kul­lara gitmektesin. Şirk etmektesin. İhtiyaçlarını senin gibilere arz et­mek zilletine düşüyorsun. Darda kalınca, kullara dayanıyorsun. Hal­ka ihtiyaç arz etmek bir belâdır. Allah’a dayan ve çalış. Sen de onlar gibi insansın. Dilencilerin çoğu, yaptığı hata yüzünden o hâle düş­tüler. Onlardan pek azı dilenmek zorundadır. Dilencilerin az kısmı hatadan salim olarak dilenir. Elin, ayağın, aklın var oldukça dilen­mek sana yakışmaz; yaparsan rezil olursun. Gittiğin kapıdan kovar­lar.

* * *

Ey evlat! Perişan hâline en uygun şey, bendedir. Söyleyeyim: Hiç kimseden bir şey alma. Kimsenin vergisini bekleme. Anlayama­dığını kimse anlatamaz. Göremediğini gösteren yiğit çıkmaz. Bir şeyler vermeğe güçlü olduğunda, hiç kimsenin verdiğini alamazsın. Gücün varsa kendine hizmet ettirme. Kendin yap. İşlerini elinle gör­meye bak. Allah yolcuları onunla çalışırlar. Yaratan onlara acayip işleri her dem gösterir. Lütfunu onlara esirgemeden verir. Onları her kötülükten korur.

* * *

Ey evlat! İslâm dinine girmediysen iman sahibi değilsin. İmanı olmayanın ikanı yoktur. İkan sahibi olmadan Hak ilimlere ittilâ ka­zanamazsın. Marifet ehli olamazsın. Bunlar, derece derecedir. Biri bitmeyince öbürü olmaz. Basamağın birincisi olmayınca, ikinciye çıkmak kabil değildir.

İslâm dininin emirlerine boyun eğmeyen, emrin esas sahiplerine teslim olamaz. İslâm ol. Bütün varlığını Allah’a teslim et, şeriatın emirlerini yerine getir. O’nun emirlerine uy. Sen ve başkaları için Hakk’a teslim olmalısın.

Nefsine zulmetme. Başkalarına da zulmetme. Zulüm dünya ve âhirette insanı bataklığa atar. Zulüm kalbi karartır. Yüzü siyaha çe­virir. Amel defterinin beyazlığını giderir. Zulüm yolunu bırak. Zali­me yardım etme.

Bu hususta Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şöyle bir hadis-i şe­rifi vardır: “Kıyamet günü olduğunda şu ses işitilir: Nerede zalimler? Onların yardımcıları n’oldu? Onlara yataklık edenler nasıl? Az da olsa onlara hoş bakanlar hani? Hepsini toplayınız, bir tabut içinde cehenneme atmız.”

Halkı bırak. Zalim ve mazlum olmamaya gayret et. Dayanabilirsen mazlum ol. Sakın zalim olma. Kimsenin hakkı sende kalmasın. Kalırsa seninki kalsın. Kimseye kahretme; sana yapılsın, korkma, Allah mazlumlara yardım eder. Hele kullardan yardım eden çıkmaz­sa. Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyuruyorlar: “Zulme uğrayan kimse, Allah’tan gayri yardımcı bulamazsa, Hak tarafından ona şöyle hitap gelir: Sana muhakkak yardım edeceğim. Geç kalırsa üzülme, ne za­man olsa yaparım.”

Sabır, yardımı çağırır; insanı yükseltir. İnsanı aziz kılar.

Hak’la aranıza duran vasıtaları atınız. Vasıtalara dalmak bir he­vestir. Şahı, sultanı, zenginliği ve azizliği bırakınız. Bu sıfatların hep­si Hakk’a aittir.

Allah’ım. Seninle sabır istiyoruz. Takva ver. Yeterlik ihsan eyle. Herşeyi atıp Seninle olmayı nasib eyle. Aramızdaki perdeyi kaldır.

* * *

Ey münafık, ne zamana kadar, gösteriş hevesine kapılacaksın? İçin ne zamana kadar bozuk olacak? Ey içinde olanın gayrini göste­ren adam, bu hâlin sana ne verebilir? Hem bundan eline ne girebilir?

Yazık sana; Allah’tan utanmıyorsun. O’nun karşısına çıkacağını neden aklına getirmiyorsun? Yakında O’nun huzuruna çıkacaksın. Yaptığın işin özü başkasına ait oluyor; ama dıştan O’nun içinmiş gibi yapıyorsun! Allah’ı kandırmak istiyorsun. Yaptığın işlerle bir şeyler talep ediyorsun. Ama bilesin ki, Hakk’ın bilgisi seninledir. O, seni her zaman bilir.

Dön; işlerini düzelt. Nefsini, Allah için kıl. Çalış ki, attığın her adım, aldığın her lokma, yaptığın her iş iyi niyetle olsun. Ve Hakk’a yararlı olsun. Niyetin tam olursa yaptığın her iş güzel olur. İşlerin Allah için olur. Ve artık işlerini zorluk çekmeden yaparsın. Kulluk, yapılan ibadeti Allah için yapmaktır. Böyle niyet hâliyle düzelir. Ona tam teslim olup ibadet ettikten sonra Hak o kula sahib olur. Hak Teâlâ bir kula sahib olursa kulların kötü emelinden onu saklar, on­lara muhtaç etmez. Onların derdinden azad eder.

Allah Teâlâ’yı isteyip arzuladıkça, yollar açılır ve O’nun yakınlık evine girmiş olursun. Zorlukları yok olur. Kalbinde Hak’la ülfet pey­da olur. Yakınlık derecen her an artar.

Yakınlık dereceleri yavaş yavaş yükselir. Kulluğun yerinde ol­dukça kulluk yakınlığın büyür. Sonra daha büyür. Bu hâl büyümek­te son bulduğu an kalbin Allah Teâlâ’nın nuru ile dolar. Oraya başkası yol bulup giremez. Ve orada başkaları için bir boşluk kalmaz.

Bu anlatılan hâle ermek için Hakk’ın emrine uy. Yasaklarından kaç. O’na teslim ol. Hayır ve şerde O’na bağlılığını bırakma. İyiliği, düşkünlüğü, zenginliği ve fakirliği bilhassa O’ndan bil. Arzularını yerine getirdiğin zaman dikkatli ol ki, bunların hemen çoğu dünya­ya aittir. Dünyalık şeyler, çok dikkatle alınmalıdır. Dünyada Allah için yaptığın işlere karşılık isteme. Mükâfatı O’na bırak, verir. Bil­meden az bir şey istersin, mükâfatın o olur. Asıl büyük mükâfat O’­nun sana yakınlığıdır. O da sana verilmiş. Ne istersin başka? O’nun yakınlığı, dünya ve âhiretin en büyük nimetidir. Dünyada O’na ya­kın olmak, kalp yönünden olur. Öbür âlemde ise, hem dış ve hem de içten olur. İşlerini yalnız O’nun için yap; ufak tefek şeyleri içine ka­rıştırıp, niyetini kirletme. Yaptığın işleri görme. Dış duygularını ha­rekete geçir. Kalbini Hakk’a ver. Kalbini O’na verebilirsen kalp âle­mine pencereler açılır. Onlarla hikmetlere bakarsın. Mâna, suret olur. Gayb âlemine geçen şeyler dışa çıkar. Haber olarak söylenen, açıkça görülür.

Kul Allah için iyi olursa her uygunsuz hâlden esirgenir. Hâli iyiye çevrilir ve hâlden hâle geçilir. Her an mânalar diyarına uçar. Kalbini imanla doldurur. Marifet hâli artar. Yakınlık ve müşahede ülkelerine geçer.

Bu hâl ehli için gece yok, gündüz var. Karanlık yok, ışık var. Ke­der yok, iyilik var. Nefis yok, kalp var. Yokluk var, varlık yok. Ha­zır hâli olmayan bir gayb âlemi var.

Bunların temeli, Allah Teâlâ ile ülfet hâlini bulmaktadır. Söz neye yarar; Hak’la aranda ünsiyet peyda olmadıktan sonra…

Halkı denedin, ne olduğunu sezdin. Hele bir adım at; fayda ve zararları artık kalmadı. Nefsi de bırak. Ona uyma. Onu geç. Elinden geldiği kadar, Yaratan’ın sevdiği şeylere çek. Onu da denedin. Bu­lunduğu hâli de öğrendin.

Halk ve nefis, iki ateş denizidir. İnsan bilmeden düşerse, yıkılır. Azmet ve o denizleri aş. Yolunda önce hastalık çıkar. Sonra şifa ge­lir. Sen ne hastalığa, ne de şifaya güven. Bütün hastalık ve şifası Hak Teâlâ’nın katındadır. Hak Teâlâ’dan başkası hastalık vermez, şifasını gönderemez.

Tek olmaya alışırsan, bir olandan ülfet ve birlik gelir. Fakirliğe göğüs gerersen, zenginlik gelir.

Dünyayı terk et, sonra öbür âlemi ara. Daha sonra Hak yakınlı­ğını iste. Halkı bırak, Hâlık’a koş. Anlayışsız olma, yaratık ile Yara­tıcı bir arada olmaz. Dünya ve âhiret bir kalpte olmaz. Bunların bir­leşmesi tasavvur dahi edilemez. Onları birleştirmek hayaline kapıl­mak caiz değildir. Ancak dışta halkı, içte Hâlık’ı düşünmek gerek. Dünyalık şeyleri elinde tut. Âhiret işlerini de kalbinde sakla. Ama bunlar, hep bir arada kalbe yerleşmez.

Nefsine bak, ona yarayanı al. Dünyalık istiyorsan âhireti kalbin­den at. Âhireti istiyorsan dünyayı oradan çıkarman gerekir. Hangisi nefsine yararsa onu seç. Şayet Mevlâ’yı istiyorsan, kalbinden hem dünyayı, hem de âhireti çıkar. Kalbinde dünya ve âhiretin gayri de kalmasın. Madem Mevlâ’yı diliyorsun, O’nun zâtından gayri şeyleri kalbinden atmalısın. O’ndan gayri kalbinde zerre miktar bir şey kal­sa Hakk’a yakınlık duymazsın. Hakk’la ülfet ve onun katında sakin olmak sana nasip olmaz. Kalbinde bir dünyalık lifi kalsa öbür âlemi kalp kapısına getirmen kabil olmaz. Âhiret sevgisinin zerresi kalbin­de yaşasa ilâhî nur senden uzak durur.

Yazık, kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan’ı gördüğün yok. O’ndan nasıl saklı bir iş tutabilirsin ki? Yakında bütün perdeler yırtılacak. Bütün sırlar faş olacak. Yaptığın işlerin sonucu cebinden ve evinden çıkacak. Bugün parçalamaya kıyamadığın her şişe, yarın parça parça olacaktır. Hele daimi içtiğin şarap çanağın. Onun parçalanmasını bir görsen!

Her iyilik yarın meydana çıkar. Belki de sen, onlardan mahrum olursun.

Ey zehir yutan, yarın belirtisini vücudunda göreceksin. Haram yemek, din cesedine zehirdir. Nimetleri saklıda bırakmak, dinin için öldürücü zehir sayılır. Yakında Hak Teâlâ seni hesaba çekecek, ni­metin kadrini bilmediğin için seni fakre düşürecek. Halk arasına dilenci yüzü ile çıkacaksın. Halkın kalbi sana acıma duygusu taşı­mayacak.

Ve sen, ey ameli bırakan âlim. Yakında ilim seni bir yana ata­cak. Kalbinde bilgi mutluluğunu bulamayacaksın.

Ve ey cahiller, eğer O’nun kudret ve kuvvetini bilseydiniz, he­sap vermeyi de düşünür, hata işlemekten korkardınız.

Hak Teâlâ’ya ve kullarına karşı edebinizi takınınız! İşinize ya­ramayan lafları bir yana atınız. Lüzumsuz şeylere karışmayı bir zât şöyle tarif eder: “Geziyordum, bir genç gördüm; sıkı bir şekilde yer kazıyordu. Ona kendimce şöyle dedim: ‘Bu ağır işi bırak; hafif işlere bak.’ Bu sözümün cezasını çok ağır ödedim. Altı ay gece namazına kalkama­dım. Bu benim için çok ağır bir ceza oldu.”

* * *

Ey evlat! Asıl meşgale, işe yarayan şeylerle uğraşmaktır. Nef­sin isteklerini kalbine koyma; asıl hayır sana o zaman gelir. Nefsin istekleri birer derttir. Yalnız kendi dert olsa neyse, girdiği yeri de derde sokar. Hayır, ancak nefsin arzuları çıktıktan sonra gelir.

Kötü hâlini bırak. Allah Teâlâ ondan sonra sana yeni ve iyi hâlleri gösterir. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Allah hiç bir cemaatin hâlini değiştirmez. Ta onlar kendi hâllerini değiştirinceye kadar.” (er-Ra’d, 13/11)

Ey insan, işit. Ey insanlar, işitiniz. Ey mükellef varlıklar dinleyi­niz. Ey akılca baliğ olanlar duyunuz. Allah Teâlâ’nın kelâmı, sözlerin en doğrusudur. Verdiği haberler sağlamdır. Sözlerin en güzelini O’nun kelâm sıfatı getirir. O’ndan daha yüce kelâm sarf eden yoktur.

Nefsinizi değiştiriniz. Yaratan’ın sevmediği huyları aradan atı­nız. Yaparsanız, sizin de sevdiğiniz gelir.

Yollar geniş, fakat size ne? Ey kötürümler, ayağa kalkınız ve yürümeye teşebbüs ediniz. Çalışınız, gafil olmayınız. Madem ipin ucu elinizdedir, bırakmayınız. Ve size yarayacak şekilde kullanınız.

Nefsinize yükleniniz, aksi hâlde o size biner. O daima kötü şey­ler emreder. Dünyada “Yap!” der. Öbür âlemde ise “Niçin yaptın?” diye sana çıkışır.

Yırtıcı hayvandan kaçar gibi, sizi Hakk’tan gafil edenden kaçı­nız. Allah için çalışınız. O’nunla çalışan kâr eder. Allah, seveni se­ver. Dileyeni diler. Hak, yaklaşmak isteyeni yaklaştırır. İrfan sahibi olmak isteyene marifet verir.

Beni dinleyiniz. Sözümü kabul ediniz. Benden daha güzel söz eden çıkmaz. Yeryüzünde benden daha sağlam ve güzel söz eden bu­lamazsınız. Fakat bunları benden bilmeyiniz. Kuvvetim Hakk’ındır. O’nun kuvvet dili ile halkı çağırırım. Ve bunları halk için yaparım. Benim için değil.

Âhiret âlemini istiyorsam yine kullar için istiyorum. Her kime ki, bir konuşma yaparım, o konuşmam Hak Teâlâ içindir.

Dünya neme yarar; âhireti neylerim? Dünya ve âhiretin içinde olanlar neme gerek? O benim doğruluğumu bilir. Bütün gaybı en çok bilen O’dur.

Bana yanaşınız. Ülkeler benim emrimdedir. Darphaneleri ben iş­letirim. Kalp akçayı anlarım.

* * *

Ey münafık, hezeyanın ne vakte kadar sürer? Daha ne kadar; “Ben benim, sen kimsin?” diyeceksin. Kâinatın her şeyini gördüğün hâlde “Ben” dersin.

Hak’tan gayri şeylerle uğraşırsın. Ama dara düşünce: “O’nunla ülfet etmekteyim” diye konuşursun.

Nefsinin Hak işlere razı olduğunu söylersin; ama o her şeye muarızdır. O nefsinin sabra alıştığını iddia ediyorsun, hâlbuki hadi­seler karşısında sıkılıyor ve küfre giriyorsun.

Sözle olmaz. Dert ve kederden etlerin hücresi ölüme mahkûm olmadıktan sonra seni erenler kabul etmez. Dert ve keder makasla­rı etini doğramadıktan sonra Hak’la ülfet âlemine geçmen kabil ol­maz. Başına çöken âfetler, kalbini Hakk’a yöneltir. Dünya çıkar, ahi­ret bağlılığı yok olur. Dünya ve âhiret sevgisi babında kalbin yokluk ancak emir ve yasaklar önünde olmalı.

Sen Hakk’a teslim ol. O seni harekete geçirir. Sen, ondan gayri sanırsın kendini; ama değilsin. Bu hâli kendinde toplamadıktan son­ra hiç bir makama sahip olman kabil değildir.

Aziz ve Celil olan Hak, kulun servetini talep etmez. Mânasını sorar. Kulun mânası ise, tevhid, ihlâs, dünya sevgisinin azalması, âhiret sevgisinden zerre olmaması hâlleridir. Bütün eşyanın kalpten uzak durması elzemdir. Bu uzaklık tabiatiyle mânendir. Bu işlerin sonunda kul, Allah’a vasıl olur. Sevilir, ona yakınlık verilir. Her var­lığın üstünde tutulur.

* * *

Ey tek olan, bizi Senin için birliğe kavuştur. Bizi kulların şerrinden kurtar. Senin için hâlis kıl. Fazlın ve ihsanınla duamızı hâlis ey­le. Rahmetinle kalbimizi temizle. İşlerimizi kolay et. Ülfetimiz Se­ninle olsun. Korkumuz varsa Zâtından başkasına gitmek hususun­da olsun. Maksadlarımızı bir eyle, o da Zâtın, Senin yakınlığın ol­sun. Dünyamız ve uhrâmız, hep yakınlığında devam etsin.

“Rabb’imiz, bize dünyada iyilik ver. Âhirette iyilik ver. Ve bizi ateş azabından koru.” (el-Bakara, 2/201) Âmin!

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, Bu dünya bir pazardır,  Bir saat sonra dağılır,  kimse kalmazi,  Azı­cık karanlık basınca herkes evine döner

35. MECLİS

 islam

Bu meclisin de konuşma tarihi yok; az ara ile bir evvelkinin devamı olsa gerektir.

Geylânî Hz. devam etti:

Ey kibirliler, size yazıklar olsun. Yaptığınız ibadet sizi yerde bile tutamıyor. Yücelere nasıl çıkabilirsiniz? Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “O’na varan, temiz sözdür; iyi işler O’na yükselir.” (el-Fâtır, 35/10)

Aziz ve Celil olan Rabb’imiz, yaratıcı ve besleyici sıfatını Arş’a kadar yükseltti, oraya yerleştirdi. Bütün varlığı ihtiva etti. O’nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen yedi âyet’in yaratanı O’dur. Kat kat olan yedi kat sema onun eseridir. Senin cehlin onları bana inkâr et­tiremez. Onları bana inkâr ettirmen kabil olmaz. Elindeki paslı kı­lıç beni yere seremez. Elinde bulunan malı bana sevdirebilmen kabil olmaz.

Ben yalnız Allah’tan korkarım. Bir ümidim varsa, o da O’ndan olur. Eğer yaptığım kulluk varsa, o da O’nun içindir. Yalnız O’nun için çalışırım. Rızkımı O’nun hazinesinden beklerim. Her şey O’nun kuludur; O’ndan gayri mülke sahip çıkan olmaz.

En az beş yüz kişi önümde İslâm dinini kabul etti. Yirmi binden fazla kişi kötülüğü bıraktı. Allah’a döndü, tevbe etti. Bunlar benim değildir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in ruhaniyeti, bereketi ile ol­muştur.

Allah gaybı bilir. O’ndan başkası gayba âşinâ olamaz. Ancak ra­zı olduğu Rasûller hariç. Onlara da yine O bildirdi. Gayb, Hakk’ın indindedir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz ona yaklaştı. O kadar yakın oldu ki, Hakk’ı gördü. Katında mevcut olanları anladı.

* * *

Yuvandaki halkı bırak. Ülkeni kalbinden ırak eyle. Kalbin Allah sevgisini taşımalı. Oradan hanım sevgisini çıkar. Dışını onlara ver. Kalbini Hakk’a ver. Her faniyi bırak, baki olan varlığa yönel.

Hakk’ın kapısına vardığın zaman, oranın hizmetçileri ile uğraş­ma. Oranın sultanı ve şahı ile olmaya bak.

O’na varırken yoluna duran her şeyi reddet. Tabakla yemek su­narlarsa yeme, hücre verirlerse oturma. Hanım verilirse evlenme. Bunlar mâna âleminin gölgesidir. Hiç birine aldanma, yoluna devam et. Ta O’na varıncaya kadar.

Üzerinde yalnız önce giymiş olduğun elbise olsun. Yorgunluğu­nu geçirmeyi düşünme. Üzerine konan toza bakma. Allah yolunda toza belenmiş insanlar daha makbuldür. Bu toz zahirde anladığınız toz değildir, erenler bilir.

Devam et. Hak sana yedirir. Heyecanını O dindirir. Sana O ül­fet verir. Her darlığını giderir. Yorgunluğunu O geçirir. Korkunu em­niyete çevirir. O’nun yakınlığı sana en büyük nimet sayılır. O’nun rüyeti en tatlı taam olur. Yemen, içmen hep O’nun varlığında ta­mam olur.

Halkın sana yönelmesi ne gibi bir mâna taşır ki. O’nu bilmek, O’ndan dilemek, O’nun katında sakin olmak, O’nun ülkesine göç et­mek. En önemli şey bunlardır. Halkı O’nun uğruna sev; o dem sa­na yönelen halk kitlesi, Hak tarafından gönderilmiş olur. Halkın sa­na gelişi O’nun varlığı ile olmalı, öyle görmelisin. Halkın idaresini ele almak böyle olur. En önemli şey, bunu anlayabilmektir.

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, İman sahibi,Ey kibirliler, size yazıklar olsun, Halkın idaresini ele almak böyle olur

islam

34. MECLİS

Bu konuşmanın tarihi yoktur; bundan önceki meclisin devamı olabilir.

O gün hayli konuştu; sonra şöyle devam etti:

Allah yoluna can koyanlar, varlıklarını dağıtırlar. İşleri, hal­ka huzur getirmektir. Ganimet toplar, halka dağıtırlar. Onların al­dığı ganimet, Allah’ın fazlıdır. Onu alır, ihtiyaç sahiplerine karşılık­sız verirler. Darda kalmışları sıkıntıdan kurtarırlar. Borcunu öde­mekten çaresiz kalanlara yardımda bulunurlar; borçlarını öderler.

Onlar şahlardır; lâkin dünya şahı değil. Dünya şahları ganimet toplar; fakat kimseye vermez. Hâlbuki Allah yoluna baş koyan ce­maat, mevcut olanı başkalarına dağıtır, henüz ellerinde olmayanı da dağıtmak için beklerler. Bir şey alacakları zaman, Hak ve hakikat eli ile alırlar. Halkın onlara karıştığı yoktur. Zaten kendileri halka iyilik yapmaya çalışır; ayrıca onlardan yardım almaya tenezzül eder­ler mi? Onlar, dış varlıkları ile halka; iç varlıkları ile de Hakk’a ko­şarlar. Boş şeyler ve uygunsuz duygular, onlara tesir etmez. Nefsin garazı onları tesiri altına alamaz. Övülmek, onları yoldan alıkoya­maz.

* * *

Kibri at; ne kullara, ne de Hakk’a karşı büyüklük sat. Kibir az­gın kişilerin hâlidir. Allah onları yüzüstü cehenneme atacaktır, ilâhî öfkenin önüne duran olamaz. O bir defa darıldı mı, her şey yerle bir olur. Sen hangi hâlinle O’na büyüklük tavrı takınıyorsun?

O’na karşı yaptığın büyüklük birçok yollardan gelir. Ezan okun­duğu zaman yerinden sıçramıyorsan Hakk’a büyüklük satıyorsun. Kullara yaptığın zulümle Hakk’a büyüklük satıyorsun.

Tevbe et. İhlâs sahibi ol. Seni en küçük yaratığı ile öldürür. Nemrud’u küçük sinekle öldürdü. Birçoklarını aynı şekilde öldürmüştür. Allah, kibir ehlini, dilerse göze gözükmeyen yaratıkları ile de helak eder.

Dünyalık sahiplerini Allah, büyüklük sattıkları için çok kere ze­lil etti. Her şeye sahip iken bir pula muhtaç kıldı. Nimet içinde yüz­dükleri hâlde en çaresiz kişi oldular. Dipdiri yaşarken ölüp gittiler. Nasıl öldüklerine kimsenin aklı ermedi.

Muttaki olunuz. Şirk ehli olmayınız, içinizi dışınızı temizleyiniz.

Dıştan putlara taparak iç âleminizle Hakk’a şirk koşmayınız. Halkı yaratıcı bilip Hakk’ın ortağı tanımayınız. İnsanlara dayanma­yınız. İyiliği ve kötülüğü onlardan beklemeyiniz. Sizin elinizde bir şey olmadığı gibi onlarda da bir şey yoktur.

İnsanlar arasında öyle kimseler vardır ki, elinde dünyalık oldu­ğu hâlde kalbi sevmez. Dünyalığı hizmetçi yapar. Fakat kendisi hiz­metçi olmaz. Dünyalığı parça parça eder, dağıtır. Fakat kendisi parçalanmaz. Dünyalığı kendine mal eder. Ona mal olmaz. Dünyalığı ardından koşturur; fakat kendisi onun ardına düşmez.

Dünyayı takdirle anma. O kimse gibi ol ki, dünyayı tasarrufun­da tutar; fakat hiçbir zaman onun tasarrufu altına girmez.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz’den iki hadîs-i şerif rivayet edil­miştir. Biri şudur:

“İyi insan için, temiz mal ne hoştur.” Öbürü de şudur:

“Dünya malında hayır yoktur. Ancak malını alıp şu, şurada yapılacak hayır içindir, şu da, şurada yapılacak iyi işler içindir, di­yebilen hariç.”

Dünyalığı elinizde saklayınız. Kulların iyiliği için harcayınız. Ama onu kalbinize koymayınız. Şüphesiz böyle olan mal hayırlıdır. Zarar vermez. Dünya nimeti sizi aldatmasın. Onun sözüne kanma­yın. Yakında dünyadan taşınacaksınız, peşinizden de o nimetler…

* * *

Ey evlat! Kendine güven vermekle yetinme, batarsın. Kendi gö­rüşü ile yetinen batar. Zelil olur. Düz yolda ayağı kayar. Kendi gö­rüşünü beğenen, hidayetten mahrum olur. Kimse seni himaye etmez. Çünkü sen kimsenin reyini almadın. Ve hiç kimsenin fikrini dinlemedin. “Bilgi sahiplerinin bilgisi beni ilgilendirmez” diyorsun. İlim iddiasında bulunmaktasın. Hani amel? Boş davanın ne tesiri olabilir? Hani bu davanın tasdiki? Yapmakta olduğun davanın sıh­hati, gereğini yapmakla anlaşılır. Amel etmelisin; ihlâs sahibi olma­lısın. Âlim olduğunu bunlarla ispat edebilirsin.

Bela geldiği zaman sabırlı olmak, ilmin faziletini belirtir. Bir darlık anında yüzün bile buruşmamalı. Hakk’ı halka kesme. Tam ilim sahibi olsan dediklerimi yaparsın.

Gözlerin görmüyor; basiret iddiasında bulunuyorsun? Senin an­layışın kıt; neden anlayıştan dem vuruyorsun? Bu yalancı dâvalar­dan vazgeç. Allah’a yalvar.

Sen başkasını bırak, O’na dön. Her şeyin karşılığını O’ndan bek­le. Cümle şeyin Yaratan’ını ara.

Nefsin özelliklerini anla. Tatmin olman ve Yaratan’ı bilmen, onu bilmenle kabil olur. Nefsi anladıktan sonra başkalarını görebilirsin. Allah’ın dilediği geniş yoldan yürü. Dünya ve âhirette O’nunla olmayı dile. Takva sahibi ol. Zat âlemine geçebilmek için sıfat ille­tinden sıyrıl. Nefsini, yalnız emir ve yasakları yaparken tanı. Aslın­da nefsine sebat kuvveti veren yine O’dur.

Ey erkekler ve kadınlar, içinizden kimde ki zerre miktar ihlâs var, takvaya o kadar sahib olur. Kimde ki, zerre kadar sabır var, şü­kür yolunu o kadar tutuyor demektir ve kurtulacak kişi odur. Dik­kat ediniz; sizi iflâs halinde görmekteyim.

islam, islami, islami sohbet, islami chat, nur sohbet, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, dini chat, İman sahibi, Ey erkekler ve kadınlar, içinizden kimde ki zerre miktar ihlâs var, takvaya o kadar sahib olur

islamsevdasi.com ailesi olarak tüm islam aleminin Mirac kandilinin hayırlara vesile olmasını dileriz.

Mirac kandili sebebi ile inşallah tüm müslüman alemine yeni bir sayfa açılmasını ve bu sayfanın müslümanların dünyanın her yerinde gördükleri zulmun bitmesi ve refaha kavuşması  ve rabbimiz Allah cc rızası dahilinde bir sürecin başlamsını temenni ederiz.

Allah cc selamı ve Bereketi tüm müslümanlara olsun.

Ölü mezarının yanına oturan kimseyi tanır mı? Kur’an okumasını işitir mi?    islam,

Cevap:Bu soruda iki mesele vardır. Birincisi: Ölünün kabrinin başına gelen kişiyi bilip, bilmemesi. İkincisi: Okunan Kur’an’ı işitip, işitmemesidir. Soruyu yalnız kabre yakın olduğu zaman duyması veya kabirden uzak olduğu zaman duymaması diye ve Kur’an okumasını işitip, diğer sözleri işitmez diye sınırlandırmak anlamsızdır. Sorunun cevabında bunları ayrı ayrı açıklayacağız. Ölünün mezarını ziyaret eden kişiyi tanıması ve onun söylediklerini işitmesi, tartışma konusu olan meşhur “Ölümden sonra ruhlar nerede ikamet eder?” sorusunun bir parçasıdır. İbni Abdu’l-Bir ve diğer alimlerin rivayetine göre hadis ehlinin çoğu ruhun ölünün kabrinin etrafında olduğu görüşündedirler. Fakat bu alimler bunun şehitler için de geçerli olduğunu söylemekten çekinmişlerdir. Zira bu konuda zahirinden bunun tam aksi anlaşılan hadisler varid olmuştur. (Bu konudaki açıklama ilerideki bu soruların cevabında yapılacaktır). Nebilerin diğer bakımdan şehitlerden daha üstün olduğunda şüphe yoktur. ?üphesiz onların ruhları da şehitlerin ruhlarından faziletçe daha üstündür. Bu ikisi dışındaki ruhlar mümin ve kafir olmak üzere ikiye ayrılır. Kafirlerin ruhu (daha önce geçtiği ve gelecek bazı soruların cevabında görüleceği üzere) keder, sıkıntı, tatsızlık, üzüntü ve azap içindedir. Mü’minin ruhu ise eğer Allah’a isyan olarak ma’siyette bulunmuşsa kafirin azabından daha hafif olan bir azap içinde, eğer Allah’a itaat içinde yaşamışsa müjde ve sevinç içindedir. (Bu konudaki ayrıntılı açıklama ileride gelecektir). Sahih hadislerin zahirinden anlaşıldığına göre müminlerin ruhları yükseklerde, kafirlerin ruhları ise ateştedir. Bu iki guruptaki ruhların da cesedle bağlantısı vardır. Fakat bu bağlantı manevi bir bağlantı olup, dünya hayatındaki ruh ile cesed bağlantısına benzemez. Bu olaya en çok benzeyen uyku hadisesidir. Uyuyanın ruhu cesedinden ayrılmıştır. Fakat ve bu bir daha dönmemek üzere olan tam bir ayrılık değildir. Burada ruhun cesedle olan bağları kuvvetlidir. Ölünün ruhu ise cesedinden tamamen ayrılmıştır. Fakat ruh ile beden arasında mü’min için nimetleri hissedecek, kafir içinse azabı hissedecek bir bağlantı kalır. Ehli Sünnetin tercih ettiği görüşe göre ruhlara verilen nimet ve yapılan azap beden tarafından da hissedilir. Buna göre berzah alemindeki nimet ve azap hem ruh, hem de bedene tattırılır. Ehli Sünnet’ten bir kısmı ise bunun sadece ruha tattıralacağını söylerler. Bazı kitaplarda tercih edilen görüşü destekleyen manevi mütevatire2 ulaşmış birçok rüyalar yer almaktadır. Ebubekr İbni Ebi’d-Dünya “El-Kubur” kitabında Ebu Abdulah b. Mendeh “er-Ruh” kitabında Abdul Bir “el-İstizkar” kitabında Abdul Hak “el-Akibeh” kitabında ve diğer alimlerin kitaplarında bu hususta bir çok rüyalar nakledilmiştir. Bu rüyalar delil derecesine yükselmese de, eğer bu konuda bir delil yoksa bir tercih unsuru olabilir. Bunu bu şekilde açıkladıktan sonra azap ve nimetin hem ruh, hem de bedenle tadılacağı hususunda şöyle söylüyorlar: Ölü kendisini ziyaret edeni bilir ve yanında Kur’an okuyanı da işitir. Çünkü ruh bedenden ayrılmadığına göre ölünün ziyaret edeni tanıması ve Kur’an okuyanı işitmesinde engel teşkil edecek birşey yoktur. Azab ve nimetin sadece ruhlara tattıracağı görüşünde olanlar ise: “Ölü ziyaret edeni tanıyamaz, Kur’an okuyanı işitemez” demiyorlar. Ancak bu görüş sahiplerinden bazıları; “Azap gören ruhların azabla, nimetlendirilen ruhların da nimetle meşgul oldukları için bunları işitmeyip, tanımayacaklar” derler. Bunu söyleyenler azdır ve meşhur olan bu görüşün aksi olan görüştür. (Dördüncü sorunun cevabında bu tercih edilen görüşü kuvvetlendiren bazı şeyleri Allah’ın yardımıyla zikred

Ölü mezarının yanına oturan kimseyi tanır mı?,  islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, islam chat, dini sohbet, din sohbet, asya sohbet, islam nurum, nurdua, muhammediyim, muslumanlar, nuradavet, manevi sohbet

Cami imamı Abdullah hoca , resmi işlerini yaptırmak için nufus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakıninternet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Bu Makalenin Devamını Oku;
Hadis-i şerif meallerinde müslüman, nasıl olur. Allah'ı çok zikredip anan Allah'ın en has kulu olur. Allah'ı onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur Bu Makalenin Devamını Oku;
Amr bin avf r.a rivayet olunduğuna göre,Resulullah [s.a.v] harp etmeksizin Bahreyn ahalisiyle sulh akdetmiş ve onlarda muayyen miktarda cizye vermeyi kabul etmişlerdi Bu Makalenin Devamını Oku;
Bir gün Şeyh Ebu Hasan , camide vaaz veriyordu. Evliyaullahtan Şibl-i Numani de caminin önünden geçerken onun vaaz ettiğini gördü. Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, islam chat, din sohbet, din chat, seviyeli sohbet, seviyeli chat, nurdua, asya sohbet, islam nurum, imanli sohbet, asya sohbet, muhammediyim, muslumanlar, musluman, musluman nesil, Necaset ve o nunla ilgili açıklamalar, necaset nasıl giderilir, necaset ibadeti ne durumlarda etkilemez Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, islam chat, din sohbet, din chat, seviyeli sohbet, seviyeli chat, nurdua, asya sohbet, islam nurum, imanli sohbet, asya sohbet, muhammediyim, muslumanlar, musluman, musluman nesil, Taharet, necaset, temizlik, temizlik imandan gelir Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, islam chat, din sohbet, din chat, seviyeli sohbet, seviyeli chat, nurdua, asya sohbet, islam nurum, imanli sohbet, asya sohbet, muhammediyim, muslumanlar, musluman, musluman nesil, Söz konusu hadislerin çoğu Buhari'den alınmıştır, çeşitli konular Bu Makalenin Devamını Oku;
İslam dini, insanın çevresindekilere karşı sorumlulukları olduğunu bildirir. Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, cennet, cehennem, ALLAH, Hz Muhammed, bismillahirrahmanirrahim, Kur`an-ı Kerim, Peygamberler, Sahabeler, Allah'tan Başkasını Kanun Koyucu Olarak Kabul Etmek, kanun koyucu, yasa koyucu, nizam kurucu Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, cennet, cehennem, ALLAH, Hz Muhammed, bismillahirrahmanirrahim, Kur`an-ı Kerim, Peygamberler, Sahabeler, ŞİRKTEN KORUNMA VE SAKINMA, şirk, şirk nedir, şirke giden yollar, Şirkin Çeşitleri Bu Makalenin Devamını Oku;
islam, islami, islami sohbet, islami chat, cennet, cehennem, ALLAH, Hz Muhammed, bismillahirrahmanirrahim, Kur`an-ı Kerim, Peygamberler, Sahabeler, ŞİRKTEN KORUNMA VE SAKINMA, şirk, şirk nedir, şirke giden yollar Bu Makalenin Devamını Oku;
islamsevdasi.com Duyuru
Sitemiz islamsevdasi.com yazar alımlarımız başlamıştır. ilgilenen kardeşlerimizin bu bildiri hakkında yorum yapma şeklinde başvuru yapmaları yeterlidir alt bölümde verilmiş KRİTERLERİN dışına çıkmadıkları surece!! ( Alt Bölümdeki Kiriterlere uygun davranış sergilemeyen yazarların yazarlıkları engellenir Makaleleri yayından kaldırılır... 1 :) Sitemiz islami site olup kesinlikle islam, aykırı Makaleler kabul edilemez... 2 :) Yazılan tüm makale ve yazıların islam hukukuna uygun Delilleri olması gerekmektedir... 1( Kur`an-ı Kerim 2 : Hz. Muhammed (s.a.v) Sünnetleri...
Aylara Göre Makale (Arşivi)
islamsevdasi Takvim
Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829