<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Dinler</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/dinler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 17:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hrıstiyanlık Dini</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hristiyanlik-dini.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hristiyanlik-dini.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 04:31:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[hrıstıyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hristos]]></category>
		<category><![CDATA[hz isa]]></category>
		<category><![CDATA[inciller]]></category>
		<category><![CDATA[İsa'nın havârîlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal]]></category>
		<category><![CDATA[meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[mesih]]></category>
		<category><![CDATA[pavlus]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi Mesihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9359</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde dünyanın her tarafından mensubu bulunan ve dünya nüfusunun l/5'inin dini olan Hrıstiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuş evrensel bir dindir. Bir milyar civarında mensubu vardır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği fakat daha sonraları tahrif edilen din.</p>
<p>Günümüzde dünyanın her tarafından mensubu bulunan ve dünya nüfusunun l/5&#8242;inin dini olan Hrıstiyanlık, Filistin bölgesinde doğmuş evrensel bir dindir. Bir milyar civarında mensubu vardır. Menşei itibariyle vahye dayanan ve kutsal kitabı olan, özde tek tanrılı olmakla beraber, sonradan teslis inancına dönüştürülmüş bir dindir. Bu dinde ayrıca peygamber, melek, âhiret kader gibi dini kavramlar bulunsa da, bu kavramları anlayış ve açıklayış şekli İslâm&#8217;dakinden farklıdır. Hristiyanlıkta Hz. İsa merkezi bir öneme sahiptir. Bugünkü Hristiyanlık, Yahudilikteki inanç ve ibadet gelenekleriyle, Yunan-Roma (Greko-Romen) âleminin kültürlerini birleştiren bir kurtarıcı tanrı dinidir. Nâsıralı İsa&#8217;yı merkeze alan bir Yahudi Mesihi hareketidir. İsa, İsrâil&#8217;i, gelecek tanrı&#8217;nın krallığı&#8217;na hazırlamak istemiştir. Ancak bugünkü Hristiyanlık, İsa&#8217;nın havârîlerinin arasına sonradan giren Pavlus&#8217;un yorumları ile değişik bir hüviyet kazanmıştır (Annemarie Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, Ankara 1955, s. 117 VD. A. Abdullah Masdûsi, Yaşayan Dünya Dinleri (trc. Mesud Sadak), İstanbul 1981, s. 170-201; Ekrim Sarıkcıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, İstanbul 1983, s. 200 vd.; Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1988, s. 136 vd.)</p>
<p>Hristiyan, Mesih&#8217;e bağlı demektir. Bu kelime, Yunanca &#8220;Hristos&#8221;tan gelir. İbranîcesi &#8220;Maşiah&#8221;dir, yağlanmış anlamını ifade eder. İncillerde &#8220;Hristiyan&#8221;, &#8220;Hristiyanlık&#8221; gibi terimler yer almaz. Bu terimler, ilk defa Hz. İsa&#8217;dan 20-30 sene sonra Antakya&#8217;da kullanılmıştır (Resullerin işleri, XI, 26). İnciller daha çok, Hz. İsa&#8217;ya ağırlık vermektedirler ve onun bir tür hayat hikayesi durumundadırlar.</p>
<p>Hristiyanlık aslında tek tanrı anlayışını esas alan bir dindir. İncillerde ve diğer yazılarda bu hükmü doğrulayacak ifadeler vardır. Allah&#8217;ın birliğinden söz edilmektedir (Yuhanna, V, 44). Fakat yine aynı metinlerde bir kısım ifadeler, mecâzî deyimler, daha sonraları bir üçleme (teslis) anlayışına yol açmıştır. Bunda, İncil yazarları ile Hz. İsa arasındaki zaman aralığının rolü vardır. Öte yandan, Hristiyan Kutsal Kitabı&#8217;nda teslis, hiç bir yerde açıkça zikredilmemiştir. Ancak &#8220;ben ve baba biriz&#8221;, &#8220;baba&#8217;nızın ruhu&#8221;, &#8220;Allah&#8217;ın ruhu&#8221; gibi ifadeler, zamanla Allah&#8217;ın yanında İsa ve kutsal rûhun da tanrı sayılmasına kadar varan yorumlara yol açmıştır. Bu yorumları ilk başlatan, havârîlere sonradan katılan Pavlus olmuştur. &#8220;Hz. İsâ zamanındaki en büyük ilâhiyatçısı&#8221; olarak tanımlanan Pavlus, bugünkü Hristiyanlığın kurucusu olarak bilinmektedir. Modern bilginlere göre günümüz hristiyanlığı, Hz. İsa&#8217;nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus&#8217;un yorumlarından ibarettir. Hatta denilebilir ki, sonraki yüzyıllar, dini inançlarını İncillerden çok, onun yorumlarına dayandırdılar. Pavlus&#8217;un telkinleri, Allah&#8217;ı değil, İsa Mesih&#8217;i ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre İsa, sâdece bir insan değil, Tanrı&#8217;nın kudretiyle diriltilen bir kimse idi.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın çarmıha gerilmiş olması ve tekrar dirilmesi, insanların Hz. Âdem&#8217;in Cennet&#8217;te, yasak meyveden yemiş olması sebebiyle doğuştan günahkâr oldukları inançları da Pavlus tarafından Hristiyanlığa sokulmuştur.</p>
<p>Görüldüğü gibi bugünkü Hristiyanlık, Pavlus&#8217;un yorumlarına dayanır. Gerek dinin aslî şekli, gerekse kutsal kitabları olan İncil, tahrifata uğramıştır. Artık Hristiyanlık muharref bir dindir. Bunun içindir ki, günümüz hristiyanlarının benimsediği Hristiyanlık ile, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;in bize bildirdiği Hristiyanlık, birbirinden tamamen farklıdır.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de Hristiyan için &#8220;Nasrânî&#8221;, Hristiyanlar için de &#8220;Nasârâ&#8221; kelimeleri kullanılmıştır (Âli İmran, 3/67; el-Bakara, 2/62, 111, 113, 135, 140; el-Mâide, 5/14, 18, 51, 69, 82; et-Tevbe, 9/30; el-Hacc, 22/17). Ayrıca, &#8220;Ehl-i Kitap&#8221; ifadesinin yer aldığı âyetlerde, Hristiyanlar da muhatap alınmıştır. Meselâ &#8220;De ki; ey Ehl-i kitap! Aramızda eşit olan bir kelimeye gelin. Yalnız Allah&#8217;a kulluk (ibadet) edelim ve O&#8217;na hiç bir şeyi ortak koşmayalım&#8221; (Âli İmrân, 3/64) âyetinde olduğu gibi.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;e göre, Yahudiler gibi Hristiyanlar da verdikleri sözde durmadıkları için, kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin salınmıştır. Hz. Muhammed onlara da gönderilmiş bir elçidir. O, Ehl-i Kitab&#8217;ın gizledikleri ve sakladıkları şeylerin çoğunu onlara açıklamıştır. Ancak Yahudi ve Hristiyanlar, kendilerinin &#8220;Allah&#8217;ın oğulları ve sevgilileri&#8221; olduklarını söyleyerek, Hz. Muhammed&#8217;e karşı çıkmışlardır. Yahudiler Uzeyr&#8217;i, Hristiyanlar da İsa&#8217;yı Allah&#8217;ın oğlu saymışlardır. İnsanları tanrılaştırdıkları için de küfre girmişlerdir. (el-Mâide, 5/12-18; et-Tevbe, 9/20) Allah&#8217;a çocuk isnad etmekle Tevhid&#8217;in özüne ve rûhuna aykırı hareket etmişlerdir. Halbuki &#8220;Allah, bu tektir. Her şeyden müstağnî ve her şey O &#8216;na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O&#8217;na denk değildir.&#8221; (İhlâs, 112/1-4) .</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hz. İsa&#8217;nın Allah&#8217;ın kulu ve elçisi olduğunu, O&#8217;nun da tevhid&#8217;i tebliğ ettiğini açıklar. (el-Mâide, 5/46-47, 62-69, 72-77). Bu durumda Meryem oğlu İsa&#8217;yı ilah edinen Hristiyanlar, &#8220;Allah, üçün üçüncüsüdür&#8221; (el-Mâide, 5/72-75) diyerek doğru yoldan sapmışlar, tevhid çizgisinden uzaklaşmışlardır. Tevhid esasından uzaklaşan Hristiyanların yüce Allah, dinlerinin aslına, tevhid ve İslâm yoluna çağırmaktadır. (el-Mâide 5/46).</p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi hristiyanlık, aslı itibariyle hak dinlerderdendir. Peygamberi Hz. İsa, kitabı da İncil&#8217;dir. Bugünkü Hristiyanlığın odak noktasını oluşturan ve Pavlus teolojisinin temelini teşkil eden Hz. İsa, yalnız Allah&#8217;ın kulu ve Rasûlü&#8217;dür. Bunu bizzat kendisi şöyle ikrar etmiştir: &#8221;Hz. İsa: Ben şüphesiz Allah&#8217;ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı; nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve annene iyi davranmamı emrelti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selam olsun&#8221; dedi (Meryem, 19/30-33). Ayrıca Hz. İsa&#8217;yı ve annesini tanrılaştırıp &#8220;teslis&#8221; akidesini oluşturan Hristiyanlarla Hz. İsa, kıyamet gününde yüzleştirilecekler ve böylece Hristiyanların uydurdukları yalanlar bir kere daha ortaya çıkmış olacaktır. Bu husus, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de şöyle belirtilir: &#8220;Allah Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara beni ve annemi Allah&#8217;tan başka iki tanrı olarak benimseyin,&#8221; dedin?&#8221; demişti de; &#8221;Hâşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen benim içimde olanı bilirsin, ben Senin içinde olanı bilemem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin&#8221; demişti, &#8221;Ben onları sadece, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah&#8217;a kulluk edin, diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları sen gözlüyorsun. Sen her şeye şâhidsin&#8221; (elMâide, 5/117).</p>
<p>Şu halde bugünkü Hristiyanlık, Hz. İsa&#8217;nın tebliğ ettiği Hristiyanlık değildir; &#8221;Mesih, Allah&#8217;ın oğludur&#8221; gibi sözleri kendi ağızlarıyla uydurmuşlar (et- Tevbe, 9/30) ve &#8220;Meryem oğlu Mesih&#8217;i'de, kendilerine Allah&#8217;tan başka Rab edinmişlerdir&#8221; (et-Tevbe, 9/31). Aynı şekilde, mevcut Hristiyanların, Hz. İsa&#8217;nın getirdiği İncil&#8217;le hiç bir ilgileri yoktur (el-Mâide, 5/68). Çünkü Yahudi bilginleri gibi, Hristiyan râhipleri de birtakım menfaat temini için, Allah&#8217;tan kendilerine indirilmiş olan Kitab&#8217;ın hükümlerini değiştirmişlerdir (et-Tevbe, 9/34).</p>
<p>Özetle söylemek gerekirse; İslâmiyet ile bugünkü Hristiyanlık arasındaki belli başlı ayrılıklar şunlardır:</p>
<p>1. Hristiyanlık&#8217;ta teslis akidesi olduğu halde İslâm&#8217;da tevhid akidesi vardır. 2. İslâm bütün semâvî dinleri ve peygamberleri içine alır; Hristiyanlık ise, yalnız Kitab-ı mukaddes&#8217;i hak bilir ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i vahye dayalı bir kitap olarak kabul etmez. 3. Hristiyanlık, insanın doğuştan günahkâr olduğunu ve bu sebeple temizlenmesi için vaftiz edilmesi gerektiğini savunur; İslâm ise, bütün insanların günahsız doğduğunu ve hiç kimsenin bir başkasının günahını yüklenmeyeceğini belirtir. 4. Hristiyanlıkta papaz ve rahiplerin günah çıkarmak ve affetmek yetkisi vardır; İslâmiyet&#8217;te ise, günahlar yalnız Allah tarafından bağışlanır. 5. Hristiyanlık&#8217;ta Hz. İsa&#8217;nın sözleri Allah kelâmı olarak telakki edilir; İslâmiyet&#8217;te ise, ilâhi emirler vahiy yoluyla, Cebrâil vasıtasıyla bildirilir. 6. Hristiyanlar&#8217;a göre İsa (a.s) çarmıha gerilmiştir. İslam&#8217;a göre ise, Allah onu kendi katına yükseltmiştir. 7. Her ne kadar bugünkü Hristiyanlar, kendi dinlerinin son din olduğunu iddia ediyorlarsa da, bu iddiânın İslâm nazarında hiç bir geçerliliği yoktur. Çünkü &#8220;Allah katında din, şüphesiz İslâmiyet&#8217;tir&#8230;&#8221; (Âli İmrân, 3/19) Ye artık &#8220;Kim İslâm&#8217;dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir ve o, âhirette de kaybedenlerden olacaktır&#8221; (Âli İmran, 3/85).</p>
<p>Ahmet GÜÇ</p>
<p>islami sohbet,Hrıstiyanlık nedir,Hrıstiyanlık dini nedir,Hrıstiyanlık,hz isa</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hristiyanlik-dini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanif Dini</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hanif-dini.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hanif-dini.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 03:44:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hak din]]></category>
		<category><![CDATA[hunefâ]]></category>
		<category><![CDATA[hz ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islam tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[istikamet]]></category>
		<category><![CDATA[nübüvvet]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi ve Hıristiyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9357</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.

Hanîf kelimesine lügat itibâriyle çeşitli mânalar verilmişse de genellikle kabul edildiğine göre "hakka ve doğruya yönelen,
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. İbrahim tarafından temsil edilen tevhid esasına dayalı hak din.</p>
<p>Hanîf kelimesine lügat itibâriyle çeşitli mânalar verilmişse de genellikle kabul edildiğine göre &#8220;hakka ve doğruya yönelen, istikamet üzere bulunan kimse&#8221; demektir. İslâm literatüründe ise câhiliye döneminde her türlü sapıklıktan ve putperestlikten yüz çevirerek hakka yönelen, Hz. İbrahim&#8217;in dinine tâlip olarak yalnız bir Allah&#8217;a inanan kimseler için ad olmuştur.</p>
<p>Hanîf kelimesi Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de tekil olarak &#8220;hanîf&#8221; şeklinde on yerde, çoğul olarak &#8220;hunefâ&#8221; şeklinde ise iki yerde kullanılmaktadır. Bu âyetlerin sekizinde hanîf kelimesi, Hz. İbrahim&#8217;le ilgili olarak zikredilmiştir. Meselâ şöyle buyrulur: &#8220;Yahudi ve Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız&#8221; dediler. (Ey Habîbim), &#8220;Bilâkis biz, doğruya yönelmiş (hanîf) olan ve Allah&#8217;a eş koşanlardan olmayan İbrahim&#8217;in dinine uyarız&#8217; de!&#8221; (el-Bakara, 2/135), &#8220;İbrahim, ne bir yahudi, ne de bir hıristiyandı. Ama doğruya yönelen (hanîf) bir müslümandı ve müşriklerden de değildi&#8221; (Alu İmrân, 3/67).</p>
<p>Cenâb-ı Hak, Peygamber Efeandimize hanîf olan İbrahim dinine tâbi olmayı, yani onun yolunu devam ettirmeyi şöylece emretmiştir: &#8220;İbrahim, şüphesiz Allah&#8217;a boyun eğen ve O&#8217;na yönelen (hanîf) bir önderdi; puta tapanlardan değildi&#8230; Şimdi (ey Habîbim!) sana Doğruya yönelmiş (hanîf) olan ve puta tapanlardan olmayan İbrahim&#8217;in dinine uy!&#8217; diye vahyettik&#8221; (en-Nahl,16/120,123). Bu sebeple hanîflik, İslâm için dahi kullanılmış ve samimi, ihlâslı bir müslümana da &#8220;hanîf&#8221; vasfı verilmiştir. Nitekim Peygamber Efendimiz; &#8220;Ben, müsâmahakâr hanîf dini (el-Hanîfıyye es-Semha) ile gönderildim&#8221; buyurmuştur (İbn Hanbel, V, 266. Ayrıca bk. Buhârî, İmân, 29; Tirmizî, Menâkıb 32, 64; İbn Hanbel III, 442).</p>
<p>Peygamber Efendimizin nübüvvet ile görevlendirilmeden önce Arap Yarımadası&#8217;nda putperestliğin hâkim olduğu ve insanlığın dalâlet içerisinde bulunduğu cahiliye döneminde putlardan ve her türlü sapıklıktan yüz çevirerek, Hz. İbrahim dini olan hanîfliğe tâbi olmuş, hakka yönelerek hak dinin arayışı içerisine girmiş kişiler, çok az da olsa mevcut idi. İslâm tarihi kaynakları bunların bir kısmından ve faâliyetlerinden bahseder. Meselâ bunlardan birisi Varaka b. Nevfel idi.</p>
<p>Ahmet ÖNKAL<br />
islami sohbet,hanif,hanif dini nedir,hanif kelime manası,haniflik nedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hanif-dini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortodoks</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ortodoks.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ortodoks.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2011 02:16:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık tarihinde]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik-Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[mezhebe uyan kişi]]></category>
		<category><![CDATA[Ökümenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoksluk]]></category>
		<category><![CDATA[Patriklik Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Rühul-kuds]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Ortodoks kilisesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8395</guid>
		<description><![CDATA[Ortodoks (yunanca "orthos" doğru ve "doksa" inanç kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş "doğru inanç" anlamını ifade eder. "Doğu kilisesinin güttüğü mezhep, bu mezhebe uyan kişi" demektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden biri.</p>
<p>Ortodoks (yunanca &#8220;orthos&#8221; doğru ve &#8220;doksa&#8221; inanç kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş &#8220;doğru inanç&#8221; anlamını ifade eder. &#8220;Doğu kilisesinin güttüğü mezhep, bu mezhebe uyan kişi&#8221; demektir. Ortodoksluk dışındaki diğer iki mezhep, Katoliklik ve Protestanlık&#8217;tır. Ortodoksluk 1054 yılında Roma&#8217;dan ayrılmıştır. Herhangi bir alanda geleneklere sıkı sıkıya bağlı olan, vahye ve meşru kilisenin kararlarına uygun doktrin ve düşüncelerin tümüne de Ortodoksluk adı verilir.</p>
<p>Batı dillerinde Sünnî Müslümanlar için de doğru inanç sahibi anlamında &#8220;ortodoks&#8221; terimi kullanılır. Hristiyan dünyasında hatalı olduğunu ve doğru görüşten saptığını kabul etmeyen hemen her kilise, bir bakıma kendisini &#8220;ortodoks&#8221; diye tanıtır (Bertholet, Wörterbuch der Religionen, Stuttgart 1962, s. 202).</p>
<p>Ortodoksluk, kuruluşunu Hz. İsa&#8217;ya kadar götürür. Ortodoksluk, IX. yy.dan sonra Islavlar arasında yayılmaya başlamıştır. Aynı yüzyılda Bulgarlar ve Sırplar da Ortodoksluğu kabul etmişlerdir. Rus Ortodoks kilisesi 1917 İhtilâli&#8217;nden sonra Patriklik haline getirilmiştir. Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki ilişkilerin bozulması da bu döneme rastlar (Meydan Larousse, İstanbul 1972, IX, 621).</p>
<p>Ortodoksluğun en büyük ruhanî lideri, Ortodoks Cihan Patrik&#8217;i (Patrik Ökümenik) İstanbul (Fener)&#8217;da oturur. 1453te Bizans İmparatorluğu Türklerin eline geçince, Patriklik Ortodoks-Osmanlı münasebetlerinin resmî kurumu olarak görev yapmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul&#8217;u fethettiği zaman (1453) Patrik&#8217;i de himayesine almış, böylece bir Katolik-Ortodoks ittifakını ve iki kilisenin Osmanlı İmparatorluğu&#8217;na karşı tek cephe oluşturmasını önlemiştir.</p>
<p>Ortodoksluğun diğer patriklikleri İskenderiye, Kudüs ve Antakya&#8217;dır. Zamanla cemaatler arasında baş gösteren dini anlaşmazlıklar Doğu Ortodoks Kilisesi&#8217;nde de bölünmelere yol açmıştır. İstanbul Ortodoks Kilisesi de, Rum Ortodoks; Ermeni Ortodoks; Süryani Ortodoks olmak üzere başlıca üç kola ayrılmıştır. Rumlar İstanbul&#8217;u; Ermeniler, Erivan&#8217;ı; Süryaniler de Mardin&#8217;i merkez edinmişlerdir.</p>
<p>Tanzimat Fermanı (1839)&#8217;nın ilânı üzerine, Osmanlı İmparatorluğu hudutları içinde yaşayan Ortodoks azınlıklara da diğerlerine tanınan haklar fazlasıyla verilmiştir. Ancak bunlar, Osmanlı imparatorluğunun toleransını kötüye kullanarak özellikle I. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra müslümanlar aleyhine faaliyet göstermişler; din perdesi altında, Anadolu&#8217;da Büyük Yunanistan&#8217;ın kurulması yolunda gayret göstermişlerdir.</p>
<p>Papa XXIII&#8217;in Johannes gayretiyle (1962) Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birleştirilmesi cihetine gidilmiş, Rodos&#8217;ta toplanan (Eylül I963) Ortodoks kiliseleri konferansında bu görüş benimsenmiştir. Neticede Ortodoks kiliseleri baş patriği Athenagoras ile Papa VI. Paulus Kudüs&#8217;te buluşarak (Ocak 1964, Aralık 1965) 900 yıl önce konan aforozu geri almışlardır. Bununla beraber her iki kilise de, biri diğerine bağlı olmaksızın varlığını bağımsız olarak sürdürmektedir (Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü, İstanbul 1975, s. 475).</p>
<p>Son Fener Rum Patriği&#8217;nin ölümü üzerine boşalan Patriklik makamına Dimitri Bartalameos (Ekim 1991) seçilmiştir.</p>
<p>Ortodoksluğun başlıca özellikleri şöylece sıralanabilir:</p>
<p>l. Patrik ruhânî başkandır.</p>
<p>2. Papa, Hz. İsa&#8217;nın vekili değildir, insan olduğu için yanılabilir.</p>
<p>3. Rühul-kuds, Oğul yoluyla Baba&#8217;dan çıkmıştır.</p>
<p>4. Hristiyanlık tarihinde ancak ilk yedi Konsil (325-787) geçerlidir.</p>
<p>5. Hz. Meryem, Hz. İsa ve azizlerin kutsal tasvirleri (İkona) saygıya değerdir.</p>
<p>6. Her ülke kendi diliyle ibadet edebilir.</p>
<p>7. Haç sağdan sola doğru çıkarılır, kolları eşit uzunlukta olmalıdır.</p>
<p>8. Evharistiya âyininde ekmeğe maya, şaraba su katılır.</p>
<p>9. Vaftizden hemen sonra Konfirmation yapılmalıdır.</p>
<p>10. Keşiş, piskopos ve patrikler evlenemez. Buna karşılık papazlar evlenebilir.</p>
<p>11. A&#8217;raf, ahiret hayatına geçişte, günahkâr kişinin kısa süreli bir bekleme yeridir (G. Tümer, A.Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1988, s. 162).</p>
<p>Ortodokslar ibadetlerinde ikonalara saygı göstermekle beraber onlara tapmazlar. İbadet yalnız Allah&#8217;a yapılır. İkonaların bazı zamanlar ibadet vasıtası olarak kullanıldığı olmuştur. İkonası olmayan Ortodoks kilisesi yoktur, denilebilir. İnançlarına göre kilisenin başında İsa Mesih yer alır. O, yerlerin ve göklerin sahibi sayılır. Ortodokslara göre Kitab-ı Mukaddes ve Kilise geleneği, imanın kaynağı ve rehberidir (Türk Ansiklopedisi, İstanbul 1977, XXVI, 40).</p>
<p>Günlük, haftalık ve yıllık olarak düzenlenen dualar, yortular ve oruçlar, inanan kişilere Hz. İsa&#8217;nın hayatını daima hatırlatma gayesini taşır.</p>
<p>Osman CİLACI</p>
<p>islami sohbet,ortodoks nedir,ortodoks ne demektir,ortodoksluğun özellikleri nelerdir,ortodoksluk nedir,ortodoksluk mezhebi,ortodoks katolik farkı,ortodoksluk hakkında bilgiler,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ortodoks.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Dininin Özellikleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 10:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Akla Değer Verişi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[esas gaye]]></category>
		<category><![CDATA[Evrensel Oluşu]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgoru]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Sevgisi ve Hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i Tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[sozleşme]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7945</guid>
		<description><![CDATA[Kelime olarak birlemek anlamına gelen tevhid, Allah'ın varlığını, birliğini, bütün yüce nitelikleri kendisinde topladığını, eksik sıfatlardan uzak olduğunu, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak demektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1.Tevhid İnancı</p>
<p>Kelime olarak birlemek anlamına gelen tevhid, Allah&#8217;ın varlığını, birliğini, bütün yüce nitelikleri kendisinde topladığını, eksik sıfatlardan uzak olduğunu, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak demektir. Bu inanç en özlü biçimde &#8220;Lâ İlâhe İllallah&#8221; (Allah&#8217;tan başka ilah yoktur) cümlesiyle ifade edilir. Bu nedenle bu cümleye &#8220;kelime-i tevhîd&#8221; denir.</p>
<p>Kur&#8217;an, tevhid inancını Allah&#8217;ın zatı, tekliği, sıfatları, evren ve insanla ilişkileri açılarından şu şekilde ortaya koymaktadır: Allah birdir. O hiçbir şeye muhtaç değildir; her şey O&#8217;na muhtaçtır, O&#8217;nda çocuk meydana gelmemiş ve doğrulmamıştır, O&#8217;nun benzeri yoktur. O, ortağı olmaktan münezzehtir . Eğer yerde ve gökte Allâh&#8217;tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu . Allah&#8217;a oğul ve kızlar isnat edenler, ona iftira etmiş olurlar . Hiçbir gruba veya kişiye daha yakın ya da daha uzak değildir. Herkesin rabbidir.</p>
<p>Allah, mutlak güç sahibidir. Her şeyin dönüşü, O&#8217;nadır. O, yaratıcıdır, yaratma sürecini başlatan ve her şeyi yaratan, yoktan var eden ve onlara şekil verendir. Her şeyi kuşatmıştır, her şeyi bilendir, görendir. Yarattıklarını koruyup gözetir. O, azizdir, rahimdir, rızk verendir, hikmet sahibidir, koruyandır, hidayet edendir ve darda kalanlara yardım ulaştırandır. Allah, bütün iyiliklerin kaynağıdır. Her türlü eksiklikten de uzaktır. Yarattıklarına her zaman nimet verir, onlara asla zulmetmez.</p>
<p>Tevhid, ortağı olmayan tek Allah&#8217;a ibadeti, O&#8217;nu sevmeyi, ihlas ve tevekkül ile O&#8217;na bağlanmayı, yalnız ondan ummayı ve yardım dilemeyi, ona güvenmeyi ve dayanmayı, hiçbir konuda O&#8217;na eş koşmamayı, O&#8217;ndan başka ibadet edilecek bir mabud olmadığını bilmeyi ve söylemeyi gerektirir.</p>
<p>Allah&#8217;ın emrettiği şeylerin sevilmesi, haram kıldığı şeylerin sevilmemesi, onun sevdiğine sevgi gösterilmesi, sevmediğinden yüz çevrilmesi, koyduğu kurallara uyulması, hükümlerinin yerine getirilmesi, resullerinin gösterdiği yoldan yürünmesi de tevhidin gereklerindendir. Sadece teorik olarak Allah&#8217;a inanmış olmak yeterli olmayıp bu inancın pratik olarak eylemlerle gösterilmesi ve desteklenmesi gerekir. İnanç ve ibadet boyutlarıyla kazanılmış olan imanın, dünyevi her türlü tutum ve davranışa yön vermesi gerçek tevhid akidesinin yansımasıdır. Peygamberlerin tamamı, bu tevhid anlayışına çağırmışlardır. Tevhid inancı, peygamberlerin getirmiş oldukları dinlerin tamamında değişmeyen ve en önde gelen husustur.</p>
<p>2.Evrensel Oluşu</p>
<p>Allah din gönderirken insanı, onun şart ve imkanlarını, sosyal ve kültürel çevresini ve ihtiyaçlarını dikkate almıştır. Allah tarafından gönderilen dinler arasında dil, coğrafya, bilgi ve tarihî süreç farklılıkları bulunmakla birlikte; inanç esasları ve ibadet anlayışı ile adalet, doğruluk, sevgi, yardım etme gibi kavramların iyi, zıtlarının ise kötü olduğu gibi temel ve evrensel doğrular ilahi dinlerin ortak özelliğidir. Bu anlamda vahiy kaynaklı bütün dinler aynı olup, İslâm Hz. Adem&#8217;den beri gelen vahiy geleneğinin devamı ve son halkasıdır. Bu nedenle, İslam&#8217;ın evrensel olması, dünyanın her bölgesinde yaşayan insanları ve kıyamete kadar bütün zamanları kapsaması gerekir . Nitekim İslam&#8217;ın temel kaynağı Kur&#8217;an&#8217;ın mesajları, kıyamete kadar bütün zamanları kapsayacak ve bütün insanları ve hatta cinleri de içine alacak özellik taşımaktadır .</p>
<p>Önceki dinler belirli bir dönem veya topluma hitap ederken, İslâm, bütün zaman ve mekanlara hitap etmektedir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e bakıldığında, sadece belirli bir grubu değil, tüm insanları muhatap kabul ettiği açıkça görülmektedir . Bu bağlamda, &#8220;Ey inananlar&#8221;, &#8220;Ey insanlar&#8221;, &#8220;Ey Ademoğlu&#8221; gibi umumî hitaplar kullanılmıştır. Hz. Peygamber de, &#8220;Her peygamber yalnızca kendi kavmine gönderildiği halde, ben bütün insanlara gönderildim.&#8221; demiştir.</p>
<p>İslâm, insanları sosyal konum ve cinsiyetlerine göre ayırt etmez. Prensipleri, insanın bireysel ve toplumsal hayatının bütün kesimlerini aydınlatır. Namaz ve oruç gibi ferdi ibadetlerde bile toplum menfaati gözetilmiştir. Dünya hayatının nimetlerine ve güzelliklerine karşı değildir. Dünya ve ahiret arasında dengeli olunmasını, aşırılığa kaçılmamasını, her iki hayatın iyilikleri için de çalışılmasını ister.</p>
<p>Günümüzde evrensel kabul edilen bütün değerler, İslâm&#8217;da temelini bulmaktadır. İslâm, insan hakları, doğruluk, güvenirlik, adalet, cömertlik, misafirperverlik, eşitlik, yeniliklere açık olma, yaşlı, çocuk ve kadınların haklarını muhafaza etme, çalışmaya önem verme, barışçı bir anlayışta olma, işi liyakat ve ehliyet sahibi olanlara verme gibi evrensel ilkelerin hepsini benimsemekte ve tavsiye etmektedir.</p>
<p>3.Akla Değer Verişi</p>
<p>Akıl, insana Allah tarafından verilmiş manevi bir kuvvettir. İnsan bu güç sayesinde gerekli bilgileri, iyi ve kötü, yararlı ve zararlı şeyleri bilme imkanı elde eder. İnsanı diğer canlılardan ayıran akıl, onun en üstün vasfıdır.</p>
<p>İslam dininde akıl, imanla sorumlu olmanın ilk şartıdır. İman, akıl üzerine bina edilir. İnsanın dini yükümlülüğü de akıl ve irade sahibi bir varlık oluşuna bağlanmıştır. Aklı olmayan yükümlü kabul edilmemiş, emir ve yasaklarla sorumlu tutulmamıştır. Bu nedenle İslâm&#8217;da, aklın korunması esas gayelerden birisi kabul edilmiş ve bu gayeyi gerçekleştirmek için, geçici bir süre bile olsa aklın fonksiyonlarını yitirmesine sebep olan içki, uyuşturucu vb. maddelerin kullanımını yasaklamıştır.</p>
<p>Kur&#8217;ân, insanlara akıllarını kullanmayı, kainat ve meydana gelen hadiseler üzerinde kafa yormayı tefekkür etmeyi ve derinliğine düşünmeyi emreder. Allah&#8217;ın varlığı ve birliği de ancak akılla anlaşılır. İnsanın varlığının sebebi, hayatın anlam ve hedefi, niçin, nasıl ve hangi ölçülere göre yaşanılması gerektiği, ölüm sonrası durumunun ne olacağı gibi metafizik alemle ilgili vahiy kaynaklı bilgiler de akıl ile değerlendirildiğinde bir anlam ifade eder. Tefekküre vurgu yapılarak, bilinenden bilinmeyenin çıkarılması istenmiştir. İnsan kendisindeki, diğer canlılardaki ve sistemlerdeki mükemmelliği aklı sayesinde değerlendirebilir ve bunları Allah&#8217;ın yarattığını kavrayabilir, ölümü anlayabilir ve kaderi değerlendirebilir. Bunun için Kur&#8217;an&#8217;da, &#8220;akletmez misiniz?&#8221; denilerek, insanlar düşünmeye davet edilmiştir . Buna karşılık aklını kullanmayanlar, düşünmeyenler kınanmıştır .</p>
<p>Dinî emirlerin muhatabı olması ve onların anlaşılıp uygulanması açısından akıl birinci önceliği haizdir. Bu bağlamda akıl, şüphe aracı olarak görülmemiş, aksine inanç ve ibadetin temelinde var olduğu vurgulanmıştır. Aklın bir ürünü olan kıyas, dinî hükümlerin dört temel kaynağından biri olarak kabul edilmiş ve İslam hukukunda sıkça kullanılmıştır.</p>
<p>İslâm bilginlerine göre ilahî vahiy akl-ı selîmin kabul edemeyeceği hükümler içermez. Çünkü aklı muhatap alan bir dinin makul olmayan hükümler içermesi kendi içinde bir tezat teşkil eder. Allah tarafından peygamberleri aracılığıyla açıklanan inanç ve ibadetlerle ilgili esaslar konusunda aklın yeni bir hüküm koyma yetkisi yoktur. Ancak inanç ve ibadetlerle, hakkında kesin hüküm bulunan değişime kapalı konular dışındaki günlük hayatla ilgili alanlarda, değişen şartlar ve olaylar karşısında, dinin temel ilkelerine uygun yeni yorumlarla çözüm üretmek ve hüküm vermek aklın görevidir.</p>
<p>4.İnsan Sevgisi ve Hoşgörü</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de insan ile ilgili olarak, &#8220;Biz gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık&#8221; (Tîn, 95/4) ve &#8220;Andolsun biz insanoğlunu şerefli kıldık.&#8221; (İsrâ, 17/70) buyurulmuştur. İslâm düşüncesinde, yaratılanı Yaratandan dolayı sevmek ve ona merhamet etmek, Allah&#8217;a olan imanın kemal noktasını oluşturmaktadır. Kişinin merhamet etmesi, hem varlığın yaratıcısına, hem de kendine karşı bir görevidir.</p>
<p>İnsanın doğuştan getirdiği kişilik hakları, dokunulmaz kabul edilmiştir. Kişinin inancı, cinsiyeti, etnik kökeni, sosyal statü ve konumu, insan olarak kendisine verilecek değerde etkin değildir. Her insana, Allah&#8217;ın yarattığı mükerrem bir varlık anlayışı ile muamele edilmelidir.</p>
<p>İslâm&#8217;da herkese af ile muamele edilmesi ön görülmüştür. Nitekim Kur&#8217;anda olgun müminlerin özellikleri sıralanırken, &#8220;Onlar insanları affederler..&#8221; (Âl-i İmrân, 3/134) buyurulmaktadır.</p>
<p>&#8220;Alemlere rahmet&#8221; (Enbiyâ, 21/107) ve &#8220;en güzel örnek&#8221; (Ahzâb, 33/21) olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s.), bireyler arasında sevgi ve saygıyı yerleştirmek istemiş ve &#8220;Birbirinizi sevmedikçe tam anlamıyla inanmış olmazsınız.&#8221; buyurmuş , başka bir hadiste de inananları bir vücuda benzetmiştir .</p>
<p>Hoşgörü; anlayışla karşılamak, farklı dil, cins, din ve inanç sahiplerinin varlıklarından rahatsızlık duymamak demektir. Dolayısıyla toplu yaşamanın vaz geçilmez bir unsurudur. Zira insanların düşünceleri, amaçları, hedefleri ve yöntemleri çoğu zaman farklı olduğundan her zaman ve her konuda aynı şekilde düşünmeleri mümkün değildir.</p>
<p>Hoşgörü anlayışı İslam toplumlarında öteden beri vardır, bizzat Hz. Peygamber hoşgörü anlamında ki müsâmaha kelimesini kullanmış ve uygulamıştır. Hoşgörü, Hz. Peygamber&#8217;in en belirgin özelliklerinden biridir. Etrafındaki Müslümanlara olduğu gibi, diğer dinlerin mensuplarına da hoşgörü göstermiş, saygılı davranmıştır. Tebliğ ve irşat görevini yerine getirmesi, diğer inançları bir vakıa olarak kabul etmesine engel olmamıştır. Müşrik Araplar ve Yahudilerle Medine Sözleşmesini imzalamış, onlara inanç, fikir, can ve mal güvenliği tanımıştır. Hıristiyan bir grubun kendi mescidinde ibadet etmesine izin vermesi de, onun engin hoşgörüsünü gösterir.</p>
<p>islami sohbet,dinin özellikleri,islam dininin özelliği nedir,islam dininin özellikleri nelerdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Dininin Temel Kaynakları</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-temel-kaynaklari.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-temel-kaynaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 10:22:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî bir sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihat]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[itikat]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[nass]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7943</guid>
		<description><![CDATA[Yüce Allâh insanın hem bireysel hem de toplumsal hayatını tanzime yönelik temel esasları peygamberleri vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. İşte İslam dini bu ilahî teklifler bütününün bireysel]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüce Allâh insanın hem bireysel hem de toplumsal hayatını tanzime yönelik temel esasları peygamberleri vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. İşte İslam dini bu ilahî teklifler bütününün bireysel ve toplumsal hayatta Peygamber önderliğinde uygulamaya konulmasıyla şekillenen son ilahi sistemi temsil etmektedir. Bu bakımdan Kur&#8217;ân ve Sünnet dinin iki temel kaynağını oluşturmaktadır.</p>
<p>Ancak sosyal hayatın çok yönlü, değişken ve dinamik olması nedeniyle ortaya çıkan farklı meselelerin çözümüne dair, her zaman Kur&#8217;ân ve sünnette açık bir hüküm bulunamamaktadır. Bu gibi durumlarda, Kur&#8217;an ve sünnete dayanılarak içtihatta bulunmak suretiyle yeni problemlere çözümler getirilmektedir. Muaz b. Cebel hadisi olarak bilinen rivayette ifadesini bulduğu üzere Hz. Peygamber, Kur&#8217;ân, sünnet ve içtihadı dinî hükümlerin temel kaynağı olarak kabul etmiştir .</p>
<p>İçtihat denince, hakkında nass bulunmayan bir meselenin hükmünü, Kitap veya sünnette hükmü bilinen bir meseleye göre açıklamak anlamına gelen kıyas akla gelmektedir. Bunun yanında, sahabenin görüşü, örf, istihsan, ıstıslah (mesalih-i mürsele), istishab, sedd-i zerâi gibi deliller de içtihat kapsamına girmektedir. Kur&#8217;an, sünnet veya içtihat yoluyla elde edilen hükümler üzerinde, hükmün çıkarıldığı devirde yaşayan bütün İslâm bilginlerinin ittifak etmelerine ise, icma&#8217; denilmektedir. İcma&#8217; ile ulaşılan hüküm, içtihat yoluyla elde edilen diğer hükümlerden daha kuvvetlidir. Bu delillerden, Kitap, sünnet, icma ve kıyasın dinin delilleri olduğu konusunda bilginler ittifak ettikleri için bunlara, dinin asli kaynakları da denilmektedir.</p>
<p>Buna göre İslam dininin kaynakları, esas itibariyle Kur&#8217;an ve sünnet, diğerleri ise, bu iki delilden hüküm çıkartma metotlarıdır. Akıl da, bu bağlamda, bir yönden delil, bir yönden de delilleri anlama ve mevcut metotları işleme melekesi konumundadır.</p>
<p>1.Kur&#8217;an</p>
<p>Kur&#8217;an, Yüce Allah tarafından vahiy yoluyla Peygamberimiz Hz. Muhammed&#8217;e Arapça olarak peyder pey indirilmiş, nesilden nesile tevatüren nakledilmiş, mushaflarda yazılı, Fatiha Suresi ile başlayıp Nas Suresi ile sona eren, okunarak ibadet edilen, 6.236 âyet ve 114 sureden oluşan &#8220;ilahî kelâm&#8221;ın adıdır. Vahiy ise, Allah&#8217;ın insanlara iletmek istediği mesajlarını, doğrudan doğruya veya Cebrail vasıtasıyla peygamberlerine bildirmesine denir.</p>
<p>Hz. Muhammed Kur&#8217;ân&#8217;ı, yirmi üç yıllık süreçte, kendisine geldiği gibi ayetler ve sûreler şeklinde insanlara tebliğ etmiş, vahiy katiplerine yazdırmış ve hafızlar tarafından da ezberlenmesini sağlamıştır. Çeşitli malzemeler üzerine yazılı bulunan sure ve ayetler Hz. Ebu Bekir döneminde toplanarak kitap haline getirilmiş ve Hz. Osman zamanında da çoğaltılarak ülkenin büyük şehirlerine gönderilmiştir. Hz. Peygamber&#8217;den günümüze kadar, yazılı olarak ve ezber yoluyla intikal eden Kur&#8217;ân, &#8220;ilahî-kutsal&#8221; metinler içerisinde Allah&#8217;tan geldiği şekliyle muhafaza edilen tek kitaptır.</p>
<p>Allah&#8217;ın kelâmı olması ve &#8220;icaz özelliği&#8221;nin yanında İslam dininin inanç, ibadet, ahlak ve muamelatla (hukukla) ilgili olarak hükümler vazeden bir kitap olması Kur&#8217;an&#8217;ın en belirgin özelliğidir. Allah&#8217;ın birliğinden ve sıfatlarından, ahiret hayatından; cennet ve cehennemden haber verir. Buna ilaveten Kur&#8217;ân, öğüt ve ibret maksadıyla, önceki peygamberler ve milletlerden bahseder, geçmişe dair tarihî, sosyal olayları içeren &#8220;kıssalar&#8221; nakleder. İnsanlara adaletle muamele etmeyi ve &#8220;takva&#8221; sahibi olmayı emreden Kur&#8217;ân, kendisini &#8220;insanlar için bir öğüt ve hidayet rehberi&#8221; olarak tanımlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân öncelikle insanları tevhide; Allah&#8217;ı bilmeye ve O&#8217;na inanmaya çağırır. Bu bilgiye erişmek için de insanı, kendi yaratılışı ve kâinattaki ahengi derinliğine düşünmeye davet eder. Bu davet insana evrenin tek boyutlu olmadığını; insan idrakini aşan metafizik boyutunun da varlığını hatırlatmayı amaçlar.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;a göre hayat, sadece içinde yaşadığımız bu dünyadan ibaret olmayan ve ölümle son bulmayan bir vakıadır. Onun için asıl ve devamlı olan hayat ahiret hayatıdır. Ahiret hayatını kazanmak ise insanın dünyada yaptığı işlerle doğrudan ilgilidir. Bu bakımdan Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân&#8217;da yapılmasını isteyip müminlere farz kıldığı ibadet ve amelleri yerine getirmenin ve yapılmamasını isteyip haram kıldığı fiillerden uzak kalmanın gereği sıkça vurgulanır. Bütün bunlar hem birey hem de toplum olarak insanın dünya ve ahiret saadetini temin etmeye yöneliktir.</p>
<p>Kısaca Kur&#8217;an, &#8220;tevhîd&#8221; ilkesi temelinde adaletli ve ahlaklı olmayı davranış biçimi haline getirebilmiş sosyal bir birey ve toplum inşa etmeyi hedefler.</p>
<p>2.Sünnet</p>
<p>Sünnet, Kur&#8217;an&#8217;dan sonra şerî delillerin ikincisi olup, Hz. Peygamber&#8217;in söz, fiil ve takrirleridir. Sünnetin taksiminde bu üç kriter esas alınmıştır: Hz. Peygamber&#8217;in; a) herhangi bir konu hakkında yaptığı açıklamalara, sözlü sünnet, b) sahabe tarafından görülüp nakledilen davranışlarına, fiilî sünnet; c) huzurunda sahabe tarafından söylenen sözleri ya da yapılan şeyleri reddetmeyip susması, onaylaması veya güzel karşılamasına da takrirî sünnet denir.</p>
<p>Kur&#8217;ân&#8217;da sünnetin dini hükümler için delil olduğunu gösteren ayetler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: &#8220;De ki: &#8220;Eğer Allah&#8217;ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.&#8221; (Al-i İmrân 3/31); &#8220;Peygambere itaat eden Allah&#8217;a itaat etmiş olur.&#8221; (Nisâ, 4/80); &#8220;Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü&#8217;min erkek ve hiçbir mü&#8217;min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah&#8217;a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.&#8221; (Ahzâb, 59/36)</p>
<p>Temel kaynağı ilahî vahiy olan İslam dini, Hz. peygamber&#8217;in uygulamaları, davranış ve sözleriyle hayata geçirilmiştir. Bu bakımdan ilahi emirlerin nasıl uygulanacağı ve bunların ne manaya geldiği konusunda Müslümanların müracaat ettiği ilk kaynak Hz. peygamber&#8217;in davranış ve sözleri; yani sünnet ve hadisleridir.</p>
<p>Hz. Peygamberin sünneti bağlayıcı olup olmayışı bakımından iki kısma ayrılabilir. Birincisi, sünnet-i hüdâ denilen bağlayıcı sünnetlerdir. Bunlar Hz. Peygamber&#8217;in itikat, ibadet, ahlak gibi dinî hükümlere dair açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikteki söz ve fiilleridir. İkincisi, sünnet-i zevâid denilen ve bağlayıcı olmayan sünnetlerdir. Bunlar da, Hz. Peygamber&#8217;in gündelik hayatında kendine has davranış biçimleri ve sözleridir. O&#8217;nun yemek adabı, güzel koku kullanması; aile reisi ve devlet idarecisi olarak sergilediği tutum ve davranışlar bu tür sünnete örnek olarak verilebilir. Dinî bir sorumluluk yüklemese de bu sünnetlerin, Hz. peygambere olan sevgi ve saygılarının bir ifadesi olarak Müslümanlar tarafından yapılmaya çalışılması uygun olur.</p>
<p>islamsohbet,dinin temel kaynağı nedir,din kaynağı,islamın kaynağı nedir,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islam-dininin-temel-kaynaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinin Önemi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dinin-onemi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dinin-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 16:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Din duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[Din tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Dindeki âhiret inancının]]></category>
		<category><![CDATA[dinî duygunun]]></category>
		<category><![CDATA[dinsiz]]></category>
		<category><![CDATA[dua ve niyaz]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrî (doğuştan gelen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlık tarihinin]]></category>
		<category><![CDATA[mânevî varlığın]]></category>
		<category><![CDATA[ruhî ihtiyaçlarının]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7608</guid>
		<description><![CDATA[Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Din tarihin bütün devirlerinde ve bütün toplumlarda daima mevcut olan evrensel ve köklü bir olgudur. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan din, insanla beraber var olmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olması sebebiyle bundan böyle de varlığını devam ettirecektir. Tarihin hangi devresine bakılırsa bakılsın dinsiz bir toplum görülmemektedir. İnsanlık tarihinin her döneminde din, canlılığını korumuş ve insan hayatının ayrılmaz bir vasfı olma karakterini sürdürmüştür. Bunun da temel sebebi, insanın dinî bir varlık olması, başka bir ifadeyle dinî duygunun, fıtrî (doğuştan gelen) bir özellik olarak insanın kendi öz varlığı hakkındaki şuur ile birlikte ortaya çıkması, bu şuur ile birlikte gelişmesidir.</p>
<p>Din duygusu insanın doğuştan beraberinde getirdiği bir duygudur. İnsan, her zaman ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacını hissetmiştir. Bu sığınma ve güvenme duygusu, din ile karşılanmaktadır.</p>
<p>Dinin fıtrî oluşu Kur&#8217;an&#8217;da şu şekilde belirtilmektedir: &#8220;Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah&#8217;ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah&#8217;ın yaratması değiştirilemez&#8221; (er-Rûm 30/30).</p>
<p>İnsan, yapısı itibariyle dine muhtaçtır. Çünkü insan ruh ve bedenden ibarettir. Bedenî ihtiyaçları karşılamak nasıl hayatın bir gereği ise, mânevî varlığın devamı da ruhî ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Onun bu ihtiyaçlarını karşılayan en köklü müessese ise dindir. İnsanın, yüce bir kudretin mevcudiyetini kabul edip ona yönelmesi, dua ve niyaz ile ona sığınması, doğuştan getirdiği sığınma, güvenme ve bağlanma duygularının en güzel karşılığıdır. Bu güvenme, sığınma ve bağlanma duyguları insanda öylesine köklüdür ki tarih boyunca bütün insanlar şu veya bu şekilde bir kişi, nesne veya varlığa kutsallık ve yücelik nisbet edip bağlanmışlardır. Kendisine yönelinecek, sığınılacak en mükemmel varlık ise şüphesiz kâinatın yaratıcısı olan Allah&#8217;tır. Çeşitli dinlerde farklı isimlerle anılan, çeşitli şekillerde tasvir edilen yüce kudret veya kutsal varlıkların özünde bu inanç yatmaktadır.</p>
<p>Her şeyi var eden bir yüce kudretin mevcudiyetini kabul edip ona bağlanma insanı kuvvetlendirdiği gibi, dua, niyaz ve Allah&#8217;a sığınma insanı yüceltir.</p>
<p>Din fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarda birleştiren, toplumları yücelten ve geliştiren bir kurumdur. Din insanlara yön verip, onları iyi ve faydalı şeyler yapmaya yönelten bir hayat nizamıdır.</p>
<p>Din aynı zamanda ahlâkî bir müessese olarak insanlara yön veren, en mükemmel kanunlar ve en sıkı nizamlardan daha kuvvetli bir şekilde kişiyi içten kuşatan, kucaklayan ve yönlendiren bir disiplindir.</p>
<p>İnsanın psikolojik yapı ve yaşayışında karşılaştığı yalnızlık, çaresizlik, korkular, üzüntü ve sarsıntılar, hastalıklar, musibet ve felâketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Ayrıca dinî yaşayışın insanı ruhî bunalımlardan koruduğu; kendisine ve çevresine karşı daha duyarlı ve dengeli yaptığı bilinmektedir.</p>
<p>Dindeki âhiret inancının hem dünya hayatındaki davranışlarda etkili olduğu hem de insandaki ebediyet duygusuna cevap verdiği ortadadır.</p>
<p>İnsanlığın mânevî ve zihnî gelişmesinde dinin önemli payı vardır.</p>
<p>islami sohbet,dinin insanlar için önemi,dinin varlığı,dinin insanlar için ihtiyaç oluşu,din ihtiyacı,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dinin-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinin Kaynağı Nedir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dinin-kaynagi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dinin-kaynagi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 16:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[hak dinler]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid dini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7609</guid>
		<description><![CDATA[İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah'tır; bütün gerçek dinler Allah'tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">İslâm inancına göre dini vahiy yoluyla bildiren Allah&#8217;tır; bütün gerçek dinler Allah&#8217;tan gelmiş ve safiyetlerini korudukları sürece yürürlükte kalmıştır. İlk insan aynı zamanda ilk peygamberdir ve kendisine bildirilen din de tevhid dinidir. Allah&#8217;ın varlığı ve birliği ile nübüvvet ve âhiret inancı bütün ilâhî dinlerde değişmez ilkeler olarak yer alır. Bundan dolayı Hz. Âdem&#8217;den Hz. Muhammed&#8217;e kadar bütün peygamberlerin getirdiği hak dinlerin ortak adı İslâm&#8217;dır. Ancak tarihin akışı içinde insanlar hak dinden uzaklaşmış ve beşerî zaaf neticesinde yanlış yollara, bâtıl inanç ve yaşayışlara yönelmişler, dinde meydana gelen bu bozulma ve farklılaşma sebebiyle Allah peygamberler göndererek insanları ya eski dinlerini aslî şekilde öğrenip uygulamaya çağırmış veya yeni bir din ve şeriat göndermiştir.</p>
<p>Bu bakımdan İslâm&#8217;ın insan ve din telakkisi, insanın ve dinin evrim iddialarıyla bağdaşmaz. İslâm&#8217;a göre insan başlangıçta en güzel bir kıvamda yaratılmıştır (et-Tîn 95/4). Hz. Âdem&#8217;den itibaren bütün insanlar, Allah tarafından gönderilen tevhid dininin esaslarını kavrayıp benimseyecek ve hayatlarını bu esaslara göre düzenleyecek seviyede zihnî, ruhî ve bedenî kapasiteye sahip kılınmıştır. Allah&#8217;ın başlangıçtan itibaren insanlara bildirdiği dinin tevhid dini olduğu ve onların bu dini benimsemeye yatkın bir fıtratta yaratıldığı belirtilmiştir (er-Rûm 30/30).</p>
<p>İslâm bilginleri Kur&#8217;an&#8217;ın bu konudaki açıklamalarına dayanarak insanda hak dini benimseme temayülünün fıtrî olduğunu ifade ederler. Yine İslâm bilginlerinin çoğuna göre âyette (er-Rûm 30/30) geçen fıtratullah tabiri Allah&#8217;ın dini demektir ki o da İslâm ve tevhiddir. Âyet ve hadislerde hak dinlerin ilâhî kaynaklı olduğu ısrarla vurgulandığından İslâm âlimlerinin din tariflerinde de bu kayıt daima yer alır. Bu sebepledir ki herhangi bir hak dinin, peygamberine veya ortaya çıktığı kavme nisbet edilerek adlandırılması İslâmî literatürde pek kabul görmez.</p>
<p>Batı&#8217;da XVI. yüzyıldan başlayarak ilkel kabilelerin hayat ve dinlerine ilgi duyulmuş; XVIII. yüzyıldan itibaren dinin kaynağı konusunda kutsal kitapların verdiği bilgi dışında bazı kaynakların tesbitine çalışılmış; arkeolojik, antropolojik çalışmalarla elde edilen bulgular değerlendirilerek geçmişteki milletlerin, hatta tarih öncesi toplumların dinleri ve inançları üzerine bazı tezler ileri sürülmüştür. Meselâ ilk dönemlerde insanların tabiat olaylarının etkisi altında kalıp onlara kutsallık atfettiği (natürizm), ruhlara, özellikle de ecdat ruhlarına tapındığı (animizm), büyüye, bitki ve hayvanların kutsallığına inandığı (totemizm) veya kutsalı toplumun ve sosyal yaptırımın belirlediği, ilkel toplumlara ait bu inanışların ileri dönem dinlerinin temelini oluşturduğu gibi teori ve var sayımlar ileri sürülmüştür. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Batı&#8217;da etkili olan pozitivist ve materyalist propagandalar ile evrim teorisinin, kutsal kitaplarla çatışan iddia ve faraziyelere kaynaklık ettiği söylenebilir. Dinin en basit, en yalın ve sade şekline ilkel kavimlerde rastlanabileceği fikrinden yola çıkan bu teoriler, zamanla bunu, araştırmalarının dayandığı bilimsel yöntem olarak da benimsediler. Söz konusu teoriler, tekâmül nazariyesini esas almakta ve dinin kaynağının hurafe türünden inançlar, bâtıl itikadlar ve çok tanrıcılık olduğunu, evrim neticesinde insanlığın tek Tanrı inancına ulaştığını savunmaktaydı.</p>
<p>Bu teorilerin yanında yine aynı bilimsel yolları takip eden ve fakat tümüyle farklı neticelere varan bir başka teori daha vardır ki o da ilkel monoteizm teorisidir. Bu teze göre insanoğlunun en eski inancı tek Tanrı inancıdır. Taylor&#8217;un animizm nazariyesine karşı ilk ciddi itirazda bulunan öğrencisi Andrew Lang, Güneydoğu Avustralya ilkel kabilelerinde animizme rastlanmadığını fakat insanların ahlâkî âdâba uyup uymadıklarını denetleyen ve gökte bulunan bir yüce Tanrı kavramına her yerde rastlandığını ortaya koydu. Buna benzer bir ilkel tek tanrıcılık Wilhelm Schmidt tarafından da savunuldu. O, bütün ilkel kabilelerde bir yüce varlık inancının delilleri bulunduğunu ispat etti. Bütün dinî gelişmelerin başlangıcında görülen her şeye kadir bir yüce varlık inancının tarihî-kültürel değişmeler sonucu daha sonraları politeizm, animizm gibi inançlara dönüştüğü, bununla beraber bu eski inancın izlerinin hâlâ mevcut olduğu tezi ilmî çevrelerce açıklandı.</p>
<p>Dinin kaynağı konusunda en son ilmî neticeler vahyin bildirdiğini desteklemekte ve dinin kaynağının tevhid inancı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>islami sohbet,islam dininin kaynağı.dinlerin kaynağı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dinin-kaynagi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam dini</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islam-dini-3.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islam-dini-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 May 2011 20:30:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[dinimiz islam]]></category>
		<category><![CDATA[hak din]]></category>
		<category><![CDATA[islam dini]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[son din islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5607</guid>
		<description><![CDATA[İslâm dîni, Allah&#8217;ın, son Peygamberi Hz. Muhammed [s.a.v] vasıtasıyla bütün insanlara gönderdiği en son ve en mükemmel dindir. İslâm&#8217;ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona ermiştir. İslâm&#8217;ın en son ve Allah katında yegâne mûteber din olduğu, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şu şekilde belirtilir: &#8220;Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki nîmetimi [lütuflarımı] tamamladım ve size din [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslâm dîni, Allah&#8217;ın, son Peygamberi Hz. Muhammed [s.a.v] vasıtasıyla bütün insanlara gönderdiği en son ve en mükemmel dindir. İslâm&#8217;ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona ermiştir. İslâm&#8217;ın en son ve Allah katında yegâne mûteber din olduğu, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de şu şekilde belirtilir: &#8220;Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki nîmetimi [lütuflarımı] tamamladım ve size din olarak İslâm&#8217;ı seçtim [yalnız İslâm'dan razı ve ondan hoşnûd oldum]&#8220;. (el-Mâide, 3) &#8221;Kim, İslâm&#8217;dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette ziyan edenlerden olacaktır.&#8221;[Âl-i İmrân suresi, 85.ayet] &#8221;Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O&#8217;dur. Şahit olarak Allah yeter.&#8221;[Fetih süresi 28]</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islam-dini-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinler kaça ayrılır</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dinler-kaca-ayrilir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dinler-kaca-ayrilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 19:04:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[dinler kaça ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[Semavi Dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5325</guid>
		<description><![CDATA[Din akıl sahibi insanların kendi istekleri ile dünya ve ahirette iyiliğe ve mutluluğa ulaşmak için Yüce Allah tarafından Peygamberler aracılığı ile gönderilen esasların bütünüdür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Din akıl sahibi insanların kendi istekleri ile dünya ve ahirette iyiliğe ve mutluluğa ulaşmak için Yüce Allah tarafından Peygamberler aracılığı ile gönderilen esasların bütünüdür.</strong></p>
<p><strong>Dinler başlıca üç kızma ayrılır.</strong></p>
<p><strong>1. Hak dinler : Allah tarafından Peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen ve hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelen dinlerdir.Örnek İslam dini.</strong></p>
<p><strong>2.Bozulmuş Dinler: Allah tarafından Peygamberler aracılığıyla bildirildiği halde sonradan insanlar tarafından değiştirilen ve aslı bozulan dinlerdir. Örnek Hristiyanlık ve Yahudilik.</strong></p>
<p><strong>3.Batıl dinler: İnsanlar tarafından uydurulan dinlerdir. Örnek puta tapmak,satanizm ve budizm.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dinler-kaca-ayrilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diğer mezheplerde böyle bir sünnet ön görülmemiştir. Hadislerde de söz konusu değildir.</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/diger-mezheplerde-boyle-bir-sunnet-on-gorulmemistir-hadislerde-de-soz-konusu-degildir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/diger-mezheplerde-boyle-bir-sunnet-on-gorulmemistir-hadislerde-de-soz-konusu-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 05:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1912</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em>Durru’l-muhtarda -Bezzaziye’den naklen- bildirdiğine göre, ezan okunduğunda ayağa kalmak menduptur. Fakat ezanın sonuna kadar ayakta kalıp kalınmayacağına dair bir bilgi verilmemiştir.(bk. ed-Durru’l-muhtar,1/428)</p>
<p>Zuhaylî de Hanefî Mezhebi&#8217;nde, &#8220;ezan okunduğunda ayağa kalmak menduptur” dem<span id="more-1912"></span>iştir.(el-Fıkhu’l-İslamî, 1/555).</p>
<p>Diğer mezheplerde böyle bir sünnet ön görülmemiştir. Hadislerde de söz konusu değildir.</p>
<p>Hanefilerde mendup, sünnetten aşağı bir mertebedir.</p>
<p>Fethu’l-Kadir’de &#8220;ezanı işiten kimsenin durup dinlemesi sünnettir,&#8221; denilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu duruş ayakta olduğu gibi, oturarak da olabilir.</p>
<p>- “Müezzini duyduğunuzda onun dediklerini tekrarlayın”(Neylu’l-Evtar, 2/51-53) mealindeki hadisi esas alan alimler, müezzinlerin okudukları ezanın bütün kelimelerini tekrar etmek, yalnız “Hayye ala’s-salah “ ve “hayye ala’l-felah” kelimelerini duyduklarında ise, “La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim” demek sünnettir, demişlerdir. Bu kamet için de geçerlidir. (bk. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/552-555).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/diger-mezheplerde-boyle-bir-sunnet-on-gorulmemistir-hadislerde-de-soz-konusu-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

