<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Dort Halife</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/dort-halife/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 17:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hz Ali r.a</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hz-ali-r-a.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hz-ali-r-a.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 08:00:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmuttaliboğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın arslanı]]></category>
		<category><![CDATA[Bana bir harf öğretenin kölesi olurum]]></category>
		<category><![CDATA[en yakın akrabasını uyarmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah'ın yanında büyüdü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali'nin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Fâtıma'dan Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice'den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman'ın hilâfeti döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber'in vefatı]]></category>
		<category><![CDATA[Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[Muhsin adlı oğulları ve Zeynep]]></category>
		<category><![CDATA[Resul-u Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[tevhidin manasını]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmü Gülsüm]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilerinin hainlikleri üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[zülfikar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7300</guid>
		<description><![CDATA[Resulullah'ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş'ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah'ın Arslanı' ünvanıyla da anılır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ALİ İBN EBİ TÂLİB<br />
Resulullah&#8217;ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş&#8217;ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib&#8217;tir. Künyesi Ebu&#8217;ı Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru&#8217;l-Mü&#8217;minin&#8217;dir. Ayrıca &#8216;Allah&#8217;ın Arslanı&#8217; ünvanıyla da anılır.</p>
<p>Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah&#8217;ın yanında büyüdü. On yaşında <a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com">islam</a>&#8216;ıkabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice&#8217;den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice&#8217;yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali&#8217;ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah&#8217;ın yanındaydı. Kâbe&#8217;deki putları kırmasını şöyle anlatır: &#8220;Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe&#8217;ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe&#8217;nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah&#8217;ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).<span id="more-7300"></span></p>
<p>Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)&#8217;ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: &#8220;Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.</p>
<p>İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey&#8217;at edecek&#8221; dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah&#8217;a onun istediği sözlerle bey&#8217;at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, &#8220;Kardeşimsin ve vezirimsin &#8221; diyerek Hz. Ali&#8217;yi taltif etti.</p>
<p>Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali&#8217;ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah&#8217;ın yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber&#8217;i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber&#8217;e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz&#8217;in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine&#8217;ye hicret etti. Medine&#8217;de de Hz. Peygamber&#8217;in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud&#8217;da gâzî oldu. Bedir&#8217;de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber&#8217;e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir&#8217;de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler&#8217;le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire&#8217;yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine &#8220;Allah&#8217;ın Arslanı&#8221; lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.</p>
<p>Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber&#8217;in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah&#8217;la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Fâtıma&#8217;dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.</p>
<p>Hicret&#8217;in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber&#8217;in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.</p>
<p>Uhud savaşından sonra Hz. Ali &#8220;Benu Nadr&#8221; Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: &#8220;Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah&#8230;.&#8221; Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, &#8220;Resulullah&#8221; yerine &#8220;Muhammed b. Abdullah&#8221; yazmasını Hz. Ali&#8217;ye söylemiş fakat Hz. Ali &#8220;Resulullah&#8221; ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.</p>
<p>Hz. Ali Mekke&#8217;nin fethi sırasında yine sancaktardı. &#8220;Keda&#8221; mevkiinden Mekke&#8217;ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe&#8217;deki bütün putları kırdılar.</p>
<p>Mekke&#8217;nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid&#8217;i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, &#8220;müslüman olduk&#8221; anlamındaki &#8220;eslemna&#8221; kelimesi yerine &#8220;sabbena&#8221; dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali&#8217;yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme&#8217;ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.</p>
<p>Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.</p>
<p>Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali&#8217;yi ehl-i beytin muhafazası için Medine&#8217;de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: &#8220;Musa&#8217;ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?&#8221; dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.</p>
<p>Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali&#8217;yi Mekke&#8217;ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.</p>
<p>Yemen bölgesinin İslâm&#8217;a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib&#8217;e verildi. Hz. Ali &#8220;Bu çok güç bir iş&#8221; dedi. Resulullah da &#8220;Ya Rabb, Ali&#8217;nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun&#8221; diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen&#8217;e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen&#8217;in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah&#8217;ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.</p>
<p>Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer&#8217;in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman&#8217;a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman&#8217;ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.</p>
<p>Hz. Osman&#8217;ın şehâdetinden sonra İslâm&#8217;ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey&#8217;at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah&#8217;ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.</p>
<p>Nihayet, Kûfe&#8217;de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.</p>
<p>Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah&#8217;ın tabiri ile &#8220;ilim beldesinin kapısı&#8221; olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm&#8217;ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.</p>
<p>Medine&#8217;de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli&#8217;ye, Kur&#8217;an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi&#8217;ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd&#8217;a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme&#8217;yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.</p>
<p>Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe&#8217;de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.</p>
<p>1. Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .</p>
<p>2. Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.</p>
<p>3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .</p>
<p>4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.</p>
<p>5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.</p>
<p>6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.</p>
<p>7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.</p>
<p>8. Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.</p>
<p>9. Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.</p>
<p>10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.</p>
<p>11. Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .</p>
<p>12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.</p>
<p>13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.</p>
<p>14. El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.</p>
<p>15. Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.</p>
<p>16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .</p>
<p>17. Kan dökmekten kaçının, İslâm&#8217;ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.</p>
<p>Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.</p>
<p>Hz. Ali İslâm&#8217;ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah&#8217;ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber&#8217;den beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: &#8220;Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber&#8217;in tekzip edilmesini ister misiniz?&#8221; (Buhârî, İlim) demiştir.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin, Hz. Fâtıma&#8217;dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.</p>
<p>Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine&#8217;de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah&#8217;a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: &#8220;Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin&#8221; buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: &#8220;şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah&#8217;ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. &#8216;Biz sizi ancak Allah&#8217;ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz&#8217; derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir.&#8221; (İnsan, 5/11)</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin &#8220;Zülfikâr&#8221; adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali&#8217;ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin cömertliği, insanîliği, Resulullah&#8217;a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: &#8220;Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir.&#8221; (el-Bakara, 2/274).</p>
<p>Hz. Ali&#8217;nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: &#8220;Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah&#8217;u Tealâ Nisâ suresinde &#8216;Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;ya istiğfar ederse Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur&#8217; buyurmaktadır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah&#8217;u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. &#8221;</p>
<p>&#8220;Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. &#8221;</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali&#8217;ye buyurdu: &#8221; Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? &#8221; Hz. Ali dedi: &#8220;Altıyüzbin nasihat isterim.&#8221; Peygamberimiz buyurdu: &#8220;Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı hatırla. İslâm&#8217;a uygun yaşa; İslâm&#8217;a uygun kazan; İslâm&#8217;a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk&#8217;ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et.&#8221;</p>
<p>Hz. Ali buyurdu: &#8220;Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet&#8217;e girmesinden daha hayırlıdır. &#8221;</p>
<p>&#8220;Kul ümidini yalnız Rabbi&#8217;ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. &#8221;</p>
<p>&#8220;Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah&#8217;u Teâlâ bilir&#8217; demekten sakınmasın.&#8221;</p>
<p>&#8220;Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. &#8221;</p>
<p>&#8220;Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah&#8217;u Teâlâ&#8217;yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. &#8221;</p>
<p>&#8220;Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . &#8221;</p>
<p>&#8220;Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. &#8221;</p>
<p>Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm&#8217;ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .</p>
<p>Şâmil İA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hz-ali-r-a.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz Osman B. Affan r.a</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hz-osman-b-affan-r-a.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hz-osman-b-affan-r-a.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 04:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman b. Avf]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans imparatorunun valisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Bekir (r.a)'in vefatindan önce]]></category>
		<category><![CDATA[fil olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeybiye'de bulunan sahabiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer'in Halife atanmasi]]></category>
		<category><![CDATA[Islam fetihlerinin sürekliligi]]></category>
		<category><![CDATA[Islam ordusunun topraklarina]]></category>
		<category><![CDATA[Islâm topraklarina katilmisti]]></category>
		<category><![CDATA[Medine dönemi boyunca sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Misir ve iran]]></category>
		<category><![CDATA[müşriklerle diyalog]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[risaletle görevlendirildi]]></category>
		<category><![CDATA[Sa'd Ibn Ebi Vakkas]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[umre yapmak için mekkeye hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Zubeyr Ibn Avvam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7297</guid>
		<description><![CDATA[Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi's-sems b. Abdi Menaf el-Kuresî el-Emevî; Rasid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeogullari ailesine mensup olup, nesebi besinci ceddi olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Hz. OSMAN B. AFFÂN (r.a)</h1>
<p>Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi&#8217;s-sems b. Abdi Menaf el-Kuresî el-Emevî; Rasid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeogullari ailesine mensup olup, nesebi besinci ceddi olan Abdi Menaf&#8217;ta Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Fil olayindan alti sene sonra Mekke&#8217;de dogmustur. Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi sems&#8217;tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)&#8217;in halasi Abdülmuttalib&#8217;in kizi Beyda&#8217;dir. Künyesi, &#8220;Ebû Abdullah&#8217;tir. Ona, &#8220;Ebu Amr&#8221; ve &#8220;Ebu Leyla&#8221; da denilirdi (Ibnul-Hacer el-Askalânî, el-isabe fi Temyîzi&#8217;s-Sahabe, Bagdat t.y., II, 462; Ibnül Esîr, Üsdül-gâbe, III, 584-585; Celaleddin Suyûtî, Târihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 165).</p>
<p>Resulullah (s.a.s) risaletle görevlendirildiginde Osman (r.a) otuz dört yaslarindaydi. O, ilk iman edenler arasindadir. Ebû Bekir (r.a), güvendigi kimseleri <a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com">islam</a>a davette yogun gayret göstermekteydi. Onun bu çalismalari neticesinde, Abdurrahman b. Avf, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve Osman b. Affân iman etmIslerdi. Hz. Osman, cahiliyye döneminde de Hz. Ebû Bekir&#8217;in samimi bir arkadasi idi (Siretu Ibn ishak, istanbul 1981,121; Üsdü&#8217;l-Gâbe, ayni yer; Askalanî, ayni yer). Hz. Osman, iman ettigi zaman bunu duyan amcasi Hakem b. Ebil-Âs onu sikica baglayarak hapsetmis ve eski dinine dönmezse asla serbest birakmayacagini söylemisti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyecegini söyleyince, kararliligini gören amcasi onu serbest birakmisti (Suyûtî, 168). Pesinden o, Resulullah (s.a.s)&#8217;in kizi Rukayye ile evlenmisti. Bazi tarihçiler bu evliligin Peygamber&#8217;in risaletle görevlendirilmesinden önce oldugunu kaydederler (Suyûtî, a.g.e., 165).</p>
<p>Mekkeli müsriklerin iman edenlere yönelttikleri baski ve iskenceler yogunlasip çekilmez bir hal alinca, Resulullah (s.a.s), ashabina Habesistan&#8217;a hicret etmeleri tavsiyesinde bulunmustu. Hz. Osman&#8217;in Habesistan&#8217;a ilk hicret edenler arasinda oldugu hakkinda kaynaklar ittifak halindedirler. Ibn Hacer birçok sahabiye dayandirarak Hz. Osman&#8217;in, esi Rukayye ile birlikte Habesistan&#8217;a hicret eden ilk kimse oldugunu kaydetmektedir (Ibn Hacer, ayni yer). Mekkelilerin iman ettiklerine dair yanlis bir haberin Habesistan&#8217;a ulasmasiyla birlikte muhacirlerden bir bölümü Mekke&#8217;ye geri dönmüstü. Hz. Osman da geri dönenler arasindaydi. Ancak onlar kendilerine ulasan haberin asilsiz olduguna sahit olduklarinda tekrar Habesistana gitmek için yola çiktilar. Hz. Osman, hareket etmeden önce Resulullah (s.a.s)&#8217;e söyle demisti: &#8220;Ya Resulullah! Bir defa hicret ettik. Bu Necasi&#8217;ye ikinci hicretimiz oluyor. Ancak siz bizimle degilsiniz&#8221;. Resulullah (s.a.s) ona; &#8220;Siz Allah&#8217;a ve bana hicret edenlersiniz. Bu iki hicretin tamami sizindir&#8221; karsiligini vermisti. Bunun üzerine o; &#8220;Bu bize yeter ya Resulullah&#8221; dedi (Ibn Sa&#8217;d, Tabakatül-Kübra, Beyrut t.y., I, 207).<span id="more-7297"></span></p>
<p>Hz. Osman (r.a), ikinci olarak hicret ettigi Habesistan&#8217;da bir müddet kaldiktan sonra Mekke&#8217;ye geri döndü. Resulullah (s.a.s), Medine&#8217;ye hicret etmekle emrolundugunda, Hz. Osman diger müslümanlarla birlikte Medine&#8217;ye hicret etti. O, Medine&#8217;ye ulastigi zaman Hassan b. Sabit&#8217;in kardesi Evs b. Sabit&#8217;e konuk olmustu. Bundan dolayi Hassan, onu çok severdi (Ibnül-Esîr, Üsdül-Gâbe, 585; Ibn Sa&#8217;d, a.g.e., 55-56).</p>
<p>Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satin alarak bütün müslümanlarin istifadesine sunmustu. Bu kuyunun müslümanlar için ne kadar önemli oldugu Resulullah (s.a.s)&#8217;in su sözünden anlasilmaktadir: &#8220;Rume kuyusunu kim açarsa, ona Cennet vardir&#8221; (Buharî, Fezailu&#8217;l-Ashab, 47).</p>
<p>Hz. Osman, hanimi Rukayye agir hasta oldugu için, Resulullah (s.a.s)&#8217;in izniyle Bedir savasindan geri kalmisti. Rukayye ordu Bedir&#8217;de bulundugu esnada vefat etmis, müslümanlarin zaferinin müjdesi Medine&#8217;ye ulastigi gün topraga verilmisti. Fiili olarak Bedir&#8217;de bulunmamis olmakla birlikte Resulullah (s.a.s) onu Bedir&#8217;e katilanlardan saymis ve ganimetten ona da pay ayirmisti (Üsdül-Gâbe, III, 586; Suyutî, a.g.e., 165; H.i.Hasan, Tarihu&#8217;l-Islâm, I, 256).</p>
<p>Hz. Osman Bedir savasi hariç, müsriklerle ve Islâm düsmanlariyla yapilan bütün savaslara katilmistir.</p>
<p>Rukayye&#8217;nin vefat edisinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman&#8217;i diger kizi Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yilinda Ümmü Gülsüm vefat ettiginde Resulullah (s.a.s) söyle buyurmustu: &#8220;Eger kirk tane kizim olsaydi birbiri pesinden hiç bir tane kalmayana kadar onlari Osman&#8217;la evlendirirdim&#8221; ve yine Hz. Osman&#8217;a &#8220;Üçüncü bir kizim olsaydi muhakkak ki seninle evlendirirdim&#8221; demisti (Üsdül-Gâbe, ayni yer). Resulullah (s.a.s)&#8217;in iki kiziyla evlenmis oldugu için iki nûr sahibi anlaminda, &#8220;Zi&#8217;n-Nureyn&#8221; lakabiyla anilir olmustur. Zatü&#8217;r-Rika ve Gatafan seferlerinde Resulullah (s.a.s), onu Medine&#8217;de yerine vekil birakmistir (Suyuti, a.g.e., 165).</p>
<p>Hz. Osman&#8217;in Habesistan&#8217;a hicreti esnasinda Hz. Rukayye&#8217;den dogan Abdullah adindaki oglu, Medine&#8217;ye hicretin dördüncü yilinda bir horozun yüzünü gözünü tirmalamasi sonucunda hastalanarak vefat etti. Abdullah, vefat ettiginde alti yasinda idi (Ibn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 53, 54).</p>
<p>Hicretin altinci yilinda müslümanlar, Umre yapmak için Mekke&#8217;ye hareket ettiklerinde, Hz. Osman da onlarin arasindaydi. Ancak, putperest Mekke yönetimi, müslümanlari Mekke&#8217;ye sokmama karari almisti. Bunun üzerine Hudeybiye&#8217;de karargah kuran Resulullah (s.a.s), müsriklerle diyalog kurarak, maksatlarinin yalnizca umre yapmak oldugunu onlara bildirmek istiyordu. Resulullah (s.a.s), bu is için Hz. Ömer&#8217;i görevlendirmek istemis, ancak Hz. Ömer, bir takim geçerli sebepler ileri sürerek Hz. Osman&#8217;in daha uygun oldugunu söylemisti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), elçilik görevini Hz. Osman&#8217;a verdi. Daha önce elçi gönderilen Hiras b. Umeyye el-Ka&#8217;bî&#8217;yi Mekkeliler öldürmek istemIslerdi (Ibn Sa&#8217;d, a.g.e., II, 96). Müsriklerin hirçin davranIslari böyle bir elçiligi tehlikeli bir hale sokuyordu. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)&#8217;a söyle dedi: &#8220;Git ve Kureys&#8217;e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savasmaya gelmedik. Sadece su Beyt&#8217;i ziyaret ve onun haremligine saygi göstermek için geldik ve getirdigimiz kurbanlik develeri kesip dönecegiz &#8220;. Hz. Osman (r.a), Mekke&#8217;ye gidip, müsriklere bu hususlari bildirdi. Ancak onlar; &#8220;Bu asla olmaz. Mekke&#8217;ye giremezsiniz&#8221; karsiligini verdiler. Onlarin red cevabi Islâm kârargahina Osman (r.a)&#8217;in öldürüldügü seklinde ulasti. Onun dönüsünün gecikmesi bu haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), yanindaki bütün müslümanlari, ölmek pahasina müsriklerle çarpismak üzere, bey&#8217;ata çagirdi. Bey&#8217;atu&#8217;r-Ridvan adiyla tarihe geçen bu bey&#8217;atlasmada Resulullah (s.a.s) sol elini sag elinin üzerine koyarak, &#8220;Osman Allah&#8217;in ve Resulünün isi için gitmistir&#8221; dedi ve onun adina da bey&#8217;at etti. Müsrikler bu durumdan korkuya kapildiklari için anlasma yolunu tercih etmIslerdi (Ibn Sa&#8217;d, II, 96, 97). Hz. Osman, bu arada Mekke&#8217;deki güçsüz müslümanlarla görüsmüs ve onlari Islâm&#8217;in yakinda gerçeklesecek olan fethiyle teselli etmisti (Asim Köksal, Islâm Tarihi, VI, 177).</p>
<p>Müsrikler, Osman (r.a)&#8217;a isterse Kâ&#8217;be&#8217;yi tavaf edebilecegini bildirmIsler, ancak o, Resulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de tavaf etmeyecegi cevabini vermisti. Hudeybiye&#8217;de bulunan sahabiler ise Resulullaha: &#8220;Osman Beytullah&#8217;a kavustu, onu tavaf etti; ne mutlu ona&#8221; dediklerinde Resulullah (s.a.s); &#8220;Beytullah&#8217;i biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez buyurmustur&#8221; (Vakidî&#8217;den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).</p>
<p>Hz. Osman, Medine dönemi boyunca sürekli Resulullah (s.a.s) ile birlikte olmaya gayret gösterdi. Ashabin en zenginlerinden biri olmasi, onun Islâma ve müslümanlara herkesten çok maddi yardimda bulunmasini sagladi. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çikan ordularin techiz edilmesinde asiri derecede cömert davrandigi görülmektedir. Tarihçiler onun Ceys&#8217;ul-Usra diye adlandirilan Tebük seferine çikacak ordunun techiz edilmesine yaptigi katkiyi övgüyle zikretmektedirler. O, bu ordunun yaklasik üçte birini tek basina techiz etmistir. Asker sayisinin otuz bin kisi oldugu göz önüne alinirsa bu meblagin büyüklügü rahatça anlasilir. Yaptigi yardimin dökümü söyledir: Gerekli takimlariyla birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunlarin süvarilerinin teçhizati, on bin dinar nakit para (A. Köksal, IX,162). Onun bu davranisindan çok memnun olan Resulullah (s.a.s); &#8220;Ey Allah&#8217;im! Ben Osman&#8217;dan raziyim. Sen de razi ol&#8221; (Ibn Hisam, Sîre, IV,161) diyerek duada bulunmus ve; Bundan sonra Osman&#8217;a Isledikleri için bir sorumluluk yoktur&#8221; (Suyûtî, a.g.e.,169) demistir.</p>
<p>Hz. Osman, Veda Hacci esnasinda da Resulullah (s.a.s)&#8217;in yanindaydi. Resulullah (s.a.s) müslümanlari ilgilendiren bir çok meselede Osman (r.a)&#8217;in yardimina müracaat etmistir (H.i.Hasan, a.g.e., I, 256).</p>
<p>Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Osman (r.a) ona bey&#8217;at etti. Ebû Bekir (r.a) halifeligi boyunca ümmetin Islerini idarede onunla istisarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)&#8217;in vefatindan önce yazdirdigi Hz. Ömer&#8217;in Halife atanmasina dair belgeyi Osman (r.a) kaleme almistir. Hz. Ebû Bekir, Osman (r.a)&#8217;in yazdiklarini ona tekrar okutturduktan sonra mühürletmisti. Osman (r.a), yaninda Ömer (r.a) ve yaninda Useyd Ibn Saîd el-Kurazî oldugu halde disari çikmis ve oradakilere &#8220;Bu kagitta adi yazilan kimseye bey&#8217;at ediyor musunuz&#8221; diye sormustu. Onlar da &#8220;evet&#8221; diyerek bunu kabul etmIslerdi (Ibn Sad a.g.e., III, 200).</p>
<p><em>Halifeligi </em></p>
<p>Hz. Ömer (r.a), yaralaninca, hilâfete geçecek kimsenin tayin edilmesi için alti kisiden olusan bir sura olusturmustu. Bunlar Hz. Ali, Osman, Sa&#8217;d Ibn Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zubeyr Ibn Avvam ve Talha Ibn Ubeydullah (r.anhum) idiler. Yapilan görüsmeler neticesinde, sura üyelerinden dördü feragat edince görüsmeler Hz. Osman&#8217;la Hz. Ali üzerinde devam etti. sura baskani Abdurrahman Ibn Avf, genis bir kamu oyu yoklamasi yaptiktan sonra müslümanlarin bu iki kisiden birisinin halife seçilmesi üzerinde mutabik olduklarini gördü. Hz. Ali (r.a)&#8217;i çagirarak ona; Allah&#8217;in Kitabi, Resulünün Sünneti ve Ebû Bekir ve Ömer&#8217;in uygulamalarina tabi olarak hareket edip etmeyecegini sordu. O, Allah&#8217;in Kitabi ve Resulünün Sünnetine tam olarak uyacagi, ancak bunun disinda kendi içtihadina göre davranacagi cevabini verdi. Ayni soruyu Osman (r.a)&#8217;a yönelttiginde o, bunu kabul etmisti. Bunun üzerine Abdurrahman Ibn Avf, Osman (r.a)&#8217;i halife atadigini ilan ederek ona bey&#8217;at etti (Suyuti, a.g.e.,171, 172; Ibn Hacer, a.g.e., 463; H.i.Hasan, a.g.e., I, 258, 261). Hz. Osman&#8217;a ikinci olarak bey&#8217;at eden kimse Hz. Ali (r.a) olmustur. Pesinden de bütün müslümanlar ona bey&#8217;at ettiler (Ibn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 62). Osman (r.a)&#8217;in hilâfete geçisi Hicri yirmi üç senesi Zilhicce ayinin sonlarinda olmustur.</p>
<p>Osman (r.a), devlet idaresini devraldigi zaman Islâm fetihleri hizli bir sekilde devam ediyordu. Hz. Ömer (r.a) devrinde Suriye, Filistin, Misir ve iran, Islâm topraklarina katilmisti. Hz. Ömer (r.a)&#8217;in güçlü idaresi, fethedilen bölgelerde otorite ve düzenin saglam bir sekilde yerlesmesini saglamisti.</p>
<p>Hz. Osman (r.a), Islâm tebliginin girmis oldugu yayilma sürecini ayni hizla devam ettirmeye çalisti. O, Ermenistan, Kuzey Afrika ve Kibris&#8217;i fethetmis, iran&#8217;daki ayaklanmalari bastirarak merkezî yönetimin nüfuzunu yeniden tesis etmistir. Hz. Osman (r.a), hilâfeti devraldigi zaman idari kadrolarda yavas yavas bazi degisiklikler yapma yoluna gitti. Ancak, Ömer (r.a)&#8217;in vasiyetine uyarak bir sene müddetle onun valilerini yerlerinde birakti. ilk önce Küfe valisi Mugire b. su&#8217;be&#8217;yi azlederek yerine Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas&#8217;i atadi. Sa&#8217;d, Osman (r.a)&#8217;in yönetime geçtikten sonra atadigi ilk validir (Ibnül-Esir el-Kamil fî&#8217;t-Tarih, Beyrut 1979, III, 79).</p>
<p>Misirlilarca sevilen bir kimse olan Amr b. el-As&#8217;in Misir valiliginden alinmasi ve yerine, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in tayin edilmesi bazi karisikliklarin çikmasina sebep olmustu. iskenderiye halki Bizans imparatoru Heraklious&#8217;a mektup yazarak kendilerini müslümanlarin elinden kurtarmasini istediler. Ayrica, müslümanlarin karsi koyacak kadar askerlerinin olmadigini da bildirdiler. Bunun üzerine Bizans imparatoru, Manuel komutasinda kalabalik bir orduyu iskenderiye&#8217;ye gönderip burayi isgal etti. Bizanslilardan çekinen Kipti halk, Hz. Osman&#8217;dan duruma müdahale etmesini istediginde o, Amr b. el-As&#8217;i Misir&#8217;a geri gönderdi. Amr, yaptigi savasta, Manuel&#8217;i öldürerek düsmani büyük bir yenilgiye ugratti ve iskenderiye sehrini çevreleyen sur&#8217;u yikti (Hicrî 25) (Ibnul-Esir, a.g.e., III, 81; H.i.Hasan, a.g.e.; I, 264). Ayni yil içerisinde anlasmalarini bozan Rey üzerine, Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas bir sefer düzenlemis; ayrica, Deylem üzerine yürümüstür.</p>
<p>Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Beytül-Malden borç olarak aldigi parayi geri ödemekte sikisinca Osman (r.a), onu azlederek yerine anne bir kardesi Velid b. Ukbe&#8217;yi Küfe valiligine getirdi (Ibnul-Fsir a.g.e., III, 82). Velid, bes sene Küfe valiliginde bulunmustur. Velid, bir sabah, namazi sarhos oldugundan dolayi dört rekat kildirmisti. Hatirlatilmasi üzerine &#8220;sizin için arttiriyorum&#8221; demisti. Bunu duyan Hz. Osman, ona tazir cezasi vererek bunun uygulanmasini Hz. Ali&#8217;den istemisti. Hz. Ali de Abdullah b. Cafer&#8217;e onu kirbaçlattirmisti. Bu olay üzerine Hz. Osman onu azlederek yerine Saîd b. el-As b. Umeyye&#8217;yi atadi (Ibnul-Esir, a.g.e., III, 107). Suyûtî, Hz. Osman&#8217;in, ilk olarak Velid&#8217;i, Sa&#8217;d'in yerine vali yapmasi yüzünden kinandigini söylemektedir (Suyutî, 172). Velid, Küfe valisi olunca, Azerbaycan komutani Utbe b. Ferkat&#8217;i görevinden aldi. Bunun üzerine Azerbeycan halki isyan ettiler. Velid, Azerbeycan üzerine yürüyerek burayi itaat altina aldiktan sonra Ermenistan (Tiflis) tarafina yöneldi ve andlasmalar yaparak ganimetlerle geri döndü (H. 25).</p>
<p>Bu arada Bizansla yapilan mücadele devam etmekteydi. Muaviye, Antalya ve Tarsus taraflarina akinlar düzenliyordu. Öte taraftan, Amr b. el-As&#8217;a Kuzey Afrika&#8217;yi ele geçirmek için emirler gönderen Osman (r.a), Sicistan Valisi, Abdullah b. Amr&#8217;a Kabil&#8217;e yürümesi talimatini veriyordu (Ibnul Esir, a.g.e., III, 87). Hicri yirmi altida, Mescid-i Haram&#8217;in genIsletilmesi çalismalarina tanik olunmaktadir. Mescid-i Haram&#8217;in çevresindeki arsalar satin alinarak genis bir alan elde edilmisti.</p>
<p>Hz. Osman (r.a), Hicri yirmi yedinci yilda Misir Valisi Amr b. el-As&#8217;i azlederek yerine Abdullah Ibn Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i getirdi. O, Kuzey Afrika&#8217;nin fethinin tamamlanmasi düsüncesindeydi. Bunun için Osman (r.a), Ashabin ileri gelenleriyle istisare ettikten sonra, ona izin verdi ve içinde çok sayida sahabinin de bulundugu bir orduyu takviye olarak ona gönderdi (H.i. Hasan, a.g.e., I, 265). Abdullah b. Nafi b. Abdulkays ve Abdullah b. Nafi b. Husayn komutasindaki kuvvetler, Ibn Ebi Serh ile birleserek Misir&#8217;dan batiya dogru harekete geçtiler. Trablus&#8217;tan Tanca&#8217;ya kadar olan bölgenin hakimi ve Bizans imparatorunun valisi, Islam ordusunun topraklarina dogru ilerledigi haberini alinca, yirmi bini süvari olmak üzere, yüz bin kisilik bir ordu hazirlayarak tedbirler aldi. Krallik merkezi olan Subaytala&#8217;ya yirmi dört saatlik bir mesafede iki ordu karsi karsiya geldi. Ibn Ebi Serh&#8217;in, müslüman olmak veya cizyeyi kabul etmek teklifi reddedilince çatisma basladi. Bu arada, ordunun Medine ile olan haberlesmesi kesilmisti. Hz. Osman baglanti kurabilmek için Abdullah Ibn Zübeyr&#8217;i bir askeri birlikle Afrika&#8217;ya gönderdi. Günlerce süren savas, Abdullah Ibn Zübeyr&#8217;in önerdigi taktikle kisa zamanda büyük bir zaferle sonuçlandi. Müslümanlarin eline geçen ganimet oldukça büyüktü. Süvarilere üçer bin dinar ve yayalara ise biner dinar hisse düsmüstü (Ibnül-Esir, a.g.e., III, 88-90; H.i.Hasen, a.g.e., I, 265-266). Islâm ordularinin önündeki bu engel kaldirildiktan sonra Hz. Osman, Abdullah b. Nafî b. Husayn ve Abdullah b. Nafi b. Abdulkays&#8217;a hiç vakit kaybetmeden Cebelu&#8217;t-Tarik&#8217;i geçerek Endelüs&#8217;e girmeleri emrini verdi. Hz. Osman&#8217;in, ordunun Endelüs&#8217;e geçisini istemesi, istanbul&#8217;un bati yönünden sikistirilarak fethinin kolaylastirilmasi düsüncesinden kaynaklaniyordu. O, komutanlarina söyle diyordu: &#8220;istanbul ancak Endelüs tarafindan fethedilebilir. Eger orayi fethederseniz, istanbul&#8217;u fethedenlerin ecrine ortak olacaksiniz&#8221; (Ibnül-Esir, a.g.e., III, 93; Ayrica bk. Muhammed Hamidullah, Fethul-Endelüs (ispanya) fi Hilafeti Seyyidina Osman sene 27 li&#8217;l-Hicre, i.Ü. Ed. Fak. Islam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, istanbul 1978, VII, 221-225). Böylece Hz. Osman zamaninda, Kuzey Afrikadaki fetihler tamamlanmis, Islâm&#8217;in karsisindaki en büyük güç olan Bizans&#8217;in batidan sikistirilmasi planlari uygulamaya konulmustur.</p>
<p>Öte taraftan Muaviye b. Ebi Süfyan, Osman (r.a)&#8217;dan izin alarak, Suriye sahillerinde olusturdugu donanma ile Akdenize açilmis ve müslümanlar denizlerde de Bizans&#8217;a karsi varlik göstermeye baslamIslardi. Muaviye daha önce bu is için Hz. Ömer&#8217;e müracaat etmisti. Ancak Ömer (r.a), o an müslümanlarin maslahati bunu gerekli kilmadigi için izin vermemisti. Daha sonra sartlar bu is için elverIsli hale geldiginden dolayi Hz. Osman donanma insasinin lüzumuna kanaat getirmisti. Muaviye, donanmasiyla denize açilarak, Kibris Adasina çikti. Abdullah b. Sa&#8217;d Misir&#8217;dan onun yardimina gitti. Kibris, yillik yedi bin dinar cizye ile Islâm hakimiyetini tanimak zorunda kaldi (Hicrî 28). Bu miktar onlarin Bizans imparatoruna ödedigi meblagdir (Ibnül-Esir, a.g.e., III, 96). Hz. Osman, Kufe Valisi Ebu Musa el-Es&#8217;arî&#8217;yi görevinden alarak yerine Abdullah b. Amir el-Kureyz&#8217;i atadi (H. 29). Abdullah, Osman (r.a)&#8217;in dayisinin ogludur. Ebu Musa&#8217;yi azletmesinin sebebi Kûfe halkinin ondan sikayetçi olmalari ve bunu Hz. Osman (r.a)&#8217;a bildirmeleridir (Ibnül-Esîr, a.g.e., III, 99-100).</p>
<p>Hz. Osman, Mescid-i Nebi&#8217;nin genIsletilmesine ihtiyaç duyarak, onu süslü taslarla yeniden insa etti. Tas sütunlar dikerek tavanini sac (bir cins agaç) ile kapatti. Uzunlugunu yüz altmis, genIsligini de yüz elli zira&#8217;a çikartti (Suyûtî, 173). Hicri otuz yilinda Sa&#8217;id b. el-As&#8217;in Taberistan&#8217;a hücum ettigi görülür. Bu bölgede gazalarda bulunan Sa&#8217;id, bir çok sehri fethetti. Horasan, Tus, Serahs, Merv, Beyhak bunlardan bazilaridir.</p>
<p>Bu yil içerisinde Hz. Osman, degisik eyaletlerde, Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;in okunmasi üzerine ortaya çikan ihtilaflari ortadan kaldirmak için çalismalar baslatti. Kur&#8217;an-i Kerim ilk olarak Hz. Ebû Bekir zamaninda tedvin edilmisti. Zeyd b. Sabit&#8217;in baskanliginda yapilan bu çalismada, Kur&#8217;an-i Kerim bir kitap haline getirilmisti. Bu ilk mushaf, Ebû Bekir (r.a)&#8217;dan sonra Ömer (r.a)&#8217;a geçmis, onun sehadetinden sonra da Hafsa (r.anh)&#8217;nin elinde kalmisti.</p>
<p>Azerbeycan sefer esnasinda ordu içerisinde kiraat konusunda bir ihtilafin çikmasi, ordu komutani Huzeyfe b. Yeman&#8217;i endiselendirmis ve Halife&#8217;den, müslümanlarin emin bir sekilde okuyabilecekleri bir mushafin çogaltilmasini istemisti. Hafsa (r.anh)&#8217;in yaninda bulunan mushaf getirilerek çogaltildi ve bütün eyaletlere dagitildi. Bunun disinda kalan nüshalarin tamami toplatilarak imha edildi. Bu durum karsisinda Ashabin hayatta olanlari oldukça rahatlamIslardi (Ibnül-Esîr a.g.e., III,111-112; H.i. Nasen, a.g.e., I, 510-513).</p>
<p>Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;a ait olan; Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer&#8217;den sonra kendisine intikal eden mührü Medine&#8217;deki Arîs kuyusuna düsürdü. Onu bulacak olana büyük miktarda para vadinde bulunmus, ancak bütün aramalara ragmen bu mühür bulunamayinca Osman (r.a) büyük bir üzüntüye kapilmisti. Ondan ümidini kesince hemen bir mühür yaptirdi. sehid edilene kadar parmaginda kalan bu mührün kimin eline geçtigi tesbit edilememistir (Ibnül-Esir, III, 133). Bu olay hilâfetinin altinci yilinda meydana gelmistir.</p>
<p>Islam fetihlerinin sürekliligi ve elde edilen ganimetlerle insanlarin zenginlesmeleri, refah seviyesini oldukça yükseltmisti. Bu durum, tabii olarak, Islâma uygun olmayan birtakim davranis biçimlerinin de ortaya çikmasina sebep olmustu. Resulullah (s.a.s)&#8217;in yaninda yetisen ve bu gelismeleri endiseyle takip eden sahabiler, bu endiselerini yer yer ortaya koymaktaydilar. Bunlardan birisi de, zühd ve takvasiyla taninan ve maddi varliklardan muhtaç kimselerin yeterince istifade ettirilmedigine inanan Ebu Zerr el-Gifarî (r.a)&#8217;dir. O, sam&#8217;da, Muaviye&#8217;nin uygulamalarina karsi çiktigi ve düsüncelerini söylemekte israrli davrandigi için Medine&#8217;ye çagirildi. Ebu Zerr, Medine&#8217;ye geldiginde görüslerini Hz. Osman&#8217;a tekrarlamisti. Bunun ardindan, Halife&#8217;den izin isteyerek, Medine&#8217;ye yakin bir yer olan Rebeze&#8217;ye gidip yerlesmisti (a.g.e., III, 115; bk. Ebu Zerr el-Gifârî Mad.).</p>
<p>Bizans&#8217;a karsi kazanilan en parlak ve kesin zaferlerden birisi hiç süphesiz ki Latu&#8217;s-Sevârî deniz savasidir. Abdullah b. Sa&#8217;d'in komutasindaki Islâm donanmasi, iskenderiye açiklarinda Bizans imparatoru Konstantin komutasindaki büyük donanmayla karsi karsiya geldi. Bizanslilarin gemi sayisi hakkinda verilen bilgiler, bes yüz ile sekiz yüz rakami arasinda degismektedir. Islâm donanmasinin sahip oldugu gemi sayisi ise ikiyüz civarindaydi. Yapilan savasta Bizanslilar büyük bir bozguna ugratildi. Konstantin, Sicilya&#8217;ya siginmak zorunda kalan (Ibnül-Esir, a.g.e., III,117-118; H.i. Hasan, I, 266-267). Bu zaferden sonra Bizans, müslümanlara karsi olan deniz üstünlügünü kaybetmis, Islam donanmasinin istanbul sularina kadar önüne çikacak bir güç kalmamisti.</p>
<p><em>Fitnenin ortaya çikisi ve sehadeti</em></p>
<p>Hz. Osman on iki sene hilâfet makaminda kalmistir. Bunun ilk alti senesi huzur ve güven içerisinde geçmis ve hiç kimse yönetimin uygulamalarindan sikayetçi olmamistir. Kureys, onu Hz. Ömerden daha çok sevmisti. Çünkü Hz. Ömer onlara karsi seriati uygulamada müsamahasiz ve sertti. Hz. Osman ise yaratilisindaki yumusaklik ve hosgörü ile insanlarin serbestçe hareket edebilmelerine imkan saglamisti. Onun bu yapisindan istifade eden eyaletlerdeki bir takim valiler, sorumsuz davranIslar sergilemeye baslamIslardi. Yükselen sikayetleri ani ve kesin kararlarla karsilayamayinca, yavas yavas bir fitne ve kargasa ortaminin olusmasina zemin hazirlanmisti.</p>
<p>Endelüs&#8217;ten Hindistan hudutlarina kadar çok genis bir sahayi kaplayan devletin içerisinde, çesitli din ve irklara mensup zimmi statüsünde topluluklar vardi. Bunlar, maglup düstükleri Islâm Devleti&#8217;ne karsi her firsati degerlendirerek bas kaldiriyorlardi. Yahudi unsuru ise, Islâm Ümmeti&#8217;ni parçalayip yok etmek için Islamin temel prensiplerini hedef almisti. Müslüman oldugunu iddia ederek ortaya çikan bir takim Yahudi asilli kimseler, zuhur eden huzursuzluklari körükleyip fitne alevini her tarafa yaymaya çalisiyorlardi. Bunlardan birisi etkili nifak hareketlerinin ortaya çikmasini saglayan ve tam bir komitaci olan Abdullah Ibn Sebe&#8217;dir. Ibn Sebe Yemenli bir yahudidir. O, samimi kimselerin hakli sikayetlerini kullanarak insanlari Hz. Osman&#8217;a karsi kiskirtiyordu. Bir taraftan &#8220;ric&#8217;ati Muhammed&#8221; (Muhammed (s.a.s)&#8217;in tekrar dönüsü) düsüncesini yaymaya gayret gösterirken, öte taraftan Peygamber&#8217;in pesinden hilâfet hakkinin Hz. Ali (r.a)&#8217;a ait oldugunu ve bunun da Allah tarafindan belirlenmis bir gerçekten baska bir sey olmadigini yayarak daha sonra ortaya çikacak sia akidesinin temellerini atiyordu. Onun yaydigi düsüncelere göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman (r.a), Hz. .Ali (r.a)in hakkini gasbetmIslerdi. O, Küfe, Basra ve samda insanlari kiskirtirken, Ebu Zerr (r.a)in hakli çikIslarini da kendisine malzeme yapmaya ugrasiyordu. (Ibnü&#8217;l Esir, Tarih, III,154; H. i. Hasan, age, I, 368-370) Bir zaman sonra, Muhammed b. Ebî Bekr ve Muhammed b. Ebî Huzeyfe de, yapmis oldugu atamalardan dolayi Hz. Osman&#8217;i tenkid etmeye basladilar (Ibnül-Esîr. a.g.e., III, 118).</p>
<p>Yolsuzluklarini denetleyememesidir (Suyûtî, 174). Hz. Ali (r.a) bu konudaki sikayetlerini ona ilettiginde o, Hz. Ali&#8217;ye söyle diyordu: &#8220;Mugire b. su&#8217;be&#8217;yi Ömer&#8217;in vali tayin ettigini bilmez misin?&#8221; Hz. Ali: &#8220;Biliyorum&#8221; deyince o; &#8220;O halde neden akrabaligi ve yakinligindan dolayi onu vali tayin ettigim seklinde bir kinamada bulunuyorsun?&#8221; diye sormustu. Hz. Ali&#8217;nin buna verdigi cevap suydu; &#8220;Ömer vali atadigi kimseyi siki bir sekilde kontrol altinda tutardi. En ufak hatalarini görse onlari sorgular ve en siddetli sekilde cezalandirirdi. Sen ise bunu yapmiyorsun&#8221; (Ibnül-Esir, a.g.e., III, 152).</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Osman, vilayetlerdeki yönetimler hakkinda yapilan dedikodulari ve bunlarin sebeplerini yerinde incelemek üzere müfettIsler tayin etti. Muhammed b. Mesleme&#8217;yi Kufe&#8217;ye; Usame b. Zeyd&#8217;i Basra&#8217;ya; Abdullah b. Ömer&#8217;i sam&#8217;a ve Ammar b. Yasir&#8217;i de Misir&#8217;a gönderdi. Ammar b. Yasir hariç, digerleri görevlerini tamamlayarak geri dönmüslerdi. Osman (r.a) haksizliklari gidermek, filizlenmeye baslayan ve ümmet için büyük sakincalara sebep olacak olan fitnenin yatistirilmasi için yogun bir gayretin içine girmisti.</p>
<p>O, gelen sikayetleri dikkatle inceliyor, basta Hz. Ali (r.a) olmak üzere Ashab&#8217;in ileri gelenleri ile istisarelerde bulunuyordu. Ancak, Misir&#8217;dan Medine&#8217;ye gelip, Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;in gayr-i mesru uygulamalarini sikayet eden bir heyetin, dönüslerinde Ibn Ebi Serh&#8217;in takibatina ugramalari ve bazilarinin öldürülmesi, olaylarin tirmanmasina sebep olmustu. Bunun üzerine Misir&#8217;dan alti yüz kisilik bir topluluk Medine&#8217;ye gelerek Mescid-i Nebi&#8217;de, namaz vakitlerinde Ebi Serh&#8217;in Islediklerini sahabilere sikayet ediyorlardi. Talha Ibn Ubeydullah, Hz. Aise (r.anha) ve Hz. Ali (r.a), Hz. Osman&#8217;a giderek, bu insanlarin hakli isteklerini yerine getirmesini ve Abdullah b. Sa&#8217;d b. Ebi Serh&#8217;i azlederek yargilamasini istediler. Bunun üzerine Hz. Osman, Misirlilar&#8217;a kendileri için vali olarak kimi istediklerini sordu. Onlar, Muhammed b. Ebi Bekr&#8217;i istediklerini bildirdiler. Osman (r.a), Muhammed b. Ebi Bekr&#8217;i vali tayin etti. O, Misir&#8217;dan gelenler ve bir grup sahabi ile birlikte Medine&#8217;den yola çikti. Medine&#8217;den üç günlük bir uzaklikta yol alirlarken devesini, sanki takip ediliyormus gibi hizli sürmeye çalisan bir adam gördüler. Adami yakalayip sorguladiklarinda Ibn Ebi Serh&#8217;e bir mesaji yetistirmeye çalistigini anladilar. Ona kim oldugu soruldugunda, bazen Osman (r.a)&#8217;in, bazan da Mervan b. Hakem&#8217;in kölesi oldugunu söylüyordu. Üzerindeki mektubu açtiklarinda, içinde, &#8220;Muhammed b. Ebi Bekr ile falanca falanca&#8230; Sana ulastiklarinda onlari öldür&#8221; yazildigi ve bunun Hz. Osman&#8217;in mührüyle mühürlenmis oldugunu gördüler. Derhal Medine&#8217;ye geri dönüp Hz. Osman&#8217;in evini kusattilar. Hz. Ali, yanina Muhammed Ibn Mesleme&#8217;yi alip Osman (r.a)&#8217;in evine gitti. Hz. Ali (r.a) ona, üzerine kendi mührü bulunan bu mektubu kimin kaleme aldigini sordu. Osman (r.a) böyle bir mektup yazmadigini ve yazildigindan da haberi olmadigini söyledi. Muhammed de Osman (r.a)&#8217;i dogrulamis ve bu isi düzenleyen kimsenin Mervan oldugunu söylemisti. Yaziyi inceledikleri zaman bunun Mervan b. Hakem&#8217;e ait oldugunu anladilar. O esnada Osman (r.a)&#8217;in evinde bulunmakta olan Mervan&#8217;in kendilerine teslim edilmesini istediler. Hz. Osman (r.a) bunu kabul etmedi. Çünkü onu öldüreceklerinden korkuyordu.</p>
<p>Onun evini kusatan asiler diyalog çagrilarina cevap vermedikleri gibi, suyunu da kesmIslerdi, Hz. Osman&#8217;in fitneyi yatistirmak ve haksizliklari gidermek hususunda asilere yaptigi nasihatlerin onlar üzerinde hiç bir tesiri olmamisti. Onlar, Hz. Osman (r.a)&#8217;a söyle diyorlardi:</p>
<p>&#8220;Biz seni hilafetten azledene veya öldürene yahut da bu yolda ölene kadar bu isten vazgeçecek degiliz. Eger sana sahip çikanlar bize engel olmaya kalkarlarsa onlarla savasiriz&#8221;. Hz. Osman onlara, Allah&#8217;in üzerine yükledigi hilafet görevini asla birakmayacagini ve ölümün kendisine bundan daha sevimli oldugunu bildirmis, ayrica kendini savunmak için kimseye emir vermedigini eklemisti (Ibnül-Esîr, a.g.e., III, 169-170). O, ashaptan, asileri sehirden kovup çikarmak için gelen teklifleri reddediyor, onlardan silah kullanmayacaklarina dair kesin söz vermelerini istiyordu.</p>
<p>Bir gün kendisini kusatan asilerin karsisina çikip: &#8220;Ali buralarda mi? Sa&#8217;d buralarda mi?&#8221; diye sormus, bulunmadiklari cevabini alinca biraz susmus ve söyle demisti: &#8220;Bana su saglamasini, Ali&#8217;ye bildirecek kimse yok mu?&#8221; Bu Hz. Ali&#8217;ye ulasinca derhal üç kirba suyu ona göndermisti. Ali (r.a), asilerin Osman (r.a)&#8217;i öldürmek istediklerini ögrenince, böyle bir seye meydan vermemek için, iki oglu Hasan ve Hüseyin&#8217;e, kiliçlarini alarak gidip Osman&#8217;in kapisinda beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarini söylemisti. Abdullah Ibn Zübeyr de onlara katilmis, diger bir takim sahabiler de çocuklarini oraya göndermIslerdi. Durum çok nazik bir hal almisti. Hz. Osman, ne asilerin haksiz taleplerini kabul ediyor, ne de Medine ve diger bölgelerden gelen, asileri savasarak Medine&#8217;den çikarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O, Peygamber sehri&#8217;nde kan dökmek ve fitneyi ilk baslatan kimse olmaktan çekindigi için böyle davraniyordu. Hz. Âise (r.anha)&#8217;dan Resulullah (s.a.s)&#8217;in söyle söyledigi rivayet edilmektedir: &#8220;Ya Osman! Belki Allah sana bir gömlek giydirir, münafiklar senden onu çikarmani istediklerinde onu, bana kavusuncaya kadar sakin çikarma&#8221;. Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)&#8217;in bu günler için kendisine bildirdigi seylere uymaya çalisiyordu. O, söyle diyordu: &#8220;Resulullah (s.a.s) benimle ahitlesmis oldugu sey üzerinde sabretmekteyim&#8221; (Üsdül-gâbe, II, 589; Suyûtî, 170; Ibnü&#8217;l-Esîr, III, 175).</p>
<p>Asilerin kendisini öldürmeye kararli oldugunu anladiginda, onlarin böyle bir is Isleyip katillerden olmalarini önlemek için kendilerine bir müslümanin kaninin ancak; zina, kasten adam öldürme ve dinden dönmek sartlari dahilinde helal oldugunu hatirlatiyor ve kendisinin bunlardan hiç birisiyle itham edilemeyecegini anlatip duruyordu</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kaynak:</span> Sâmil Islam ansiklopedisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hz-osman-b-affan-r-a.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Halifeden Hz Ömer r.a hayatı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dort-halifeden-hz-omer-r-a-hayati.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dort-halifeden-hz-omer-r-a-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 14:11:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[adalet meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[askeri seferler]]></category>
		<category><![CDATA[bir rivayete göre]]></category>
		<category><![CDATA[bizans imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük ficar savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliyye döneminde mekke]]></category>
		<category><![CDATA[ebu cehilin kardeşi]]></category>
		<category><![CDATA[fazileti ve üstünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[gizlice toplanıp ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[hadis rivayeti]]></category>
		<category><![CDATA[Halife]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer'in idare anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk defa bir takvimin kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[inkar eden]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islam ordularının fethettiği bölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[islam tarihinde adaletin timsali]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i sehâdet]]></category>
		<category><![CDATA[kureyşin adiy boyu]]></category>
		<category><![CDATA[makam-ı ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[mekke medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekkeden gizlice medineye göç]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman ol]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman olmadan önceki hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[ömer b hattab]]></category>
		<category><![CDATA[rivayet]]></category>
		<category><![CDATA[safa tepesi]]></category>
		<category><![CDATA[sifare]]></category>
		<category><![CDATA[suriyenin fethi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçilerin ittifakla naklettikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7292</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;"> İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)&#8217;ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke&#8217;de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146). Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka&#8217;b'da Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Kureyş&#8217;in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil&#8217;in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme&#8217;dir (bk. a.g.e., 145).<span id="more-7292"></span></span></div>
<p><span style="font-family: Arial; color: #000000; font-size: x-small;">Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)&#8217;in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler. Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146).</p>
<p>Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (s.a.s)&#8217;ı öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)&#8217;in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (s.a.s)&#8217;ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (s.a.s)&#8217;i öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer&#8217;in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi. Bunu öğrenen Ömer (r.a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde Kur&#8217;an okunmaktaydı. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur&#8217;an sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer (r.a), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti. Kendisine verilen sahifelerden Kur&#8217;an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)&#8217;ın nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (r.a)&#8217;ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın Daru&#8217;l-Erkam&#8217;da olduğunu öğrenen Ömer (r.a), doğruca oraya gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar. Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu. Hz. Hamza: &#8220;Bu Ömer&#8217;dir. İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır&#8221; diyerek kapıyı açtırdı. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)&#8217;ın iki yakasını tutarak;</p>
<p>&#8220;Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!&#8221; dediğinde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa&#8217;d, Tabakatu&#8217;l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu&#8217;l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.).</p>
<p>Rivayetlere göre Ömer (r.a)&#8217;ın müslüman oluşu, Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt&#8221; şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, Bağdat t.y., II, 518; İbn Sa&#8217;d, aynı yer; Suyûtî, a.g.e., 125).</p>
<p>Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa&#8217;d, aynı yer).</p>
<p>Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah&#8217;a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah&#8217;ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah&#8217;ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes&#8217;ud&#8217;un; &#8220;Ömer&#8217;in müslüman oluşu bir fetihti&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır. Taberî&#8217;nin İbn Abbas&#8217;tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur (Suyûtî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu. Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı.</p>
<p>Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir.</p>
<p>O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur. İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine&#8217;ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke&#8217;den gizlice Medine&#8217;ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: &#8220;Ömer&#8217;den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ&#8217;be&#8217;ye gitti. Kureyş&#8217;in ileri gelenleri Kâ&#8217;be&#8217;nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ&#8217;be&#8217;yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim&#8217;de iki rek&#8217;at namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; &#8220;Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin&#8221; dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, a.g.e., 130). Bunun içindir ki İbn Mes&#8217;ud;</p>
<p>&#8220;Onun hicreti bir zaferdi&#8221; (İbn Sa&#8217;d, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir.</p>
<p>Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: &#8220;Allah, hakkı Ömer&#8217;in dili ve kalbi üzere kıldı&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151).</p>
<p>Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır. Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler&#8217;e karşı gönderilen seriyyedir.</p>
<p>Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır. Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur. Hudeybiye&#8217;de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ&#8217;nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.</p>
<p>Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz. Ebû Bekir&#8217;in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir&#8217;in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r.a) olmuştur.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer&#8217;i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)&#8217;ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; &#8220;Rabbin seni Ömer&#8217;i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir&#8221; demişlerdi. Hz. Ebû Bekir onlara; &#8220;Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım&#8221; karşılığını vermişti. Sonra da Hz. Osman&#8217;ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer&#8217;i halife tayin ettiğini yazdırdı. Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey&#8217;at edilmesini istedi. Oradakilerin bey&#8217;at etmesiyle Hz. Ömer&#8217;in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü&#8217;l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, a.g.e., III, 274 vd.; Suyûtî a.g.e., 92-94).</p>
<p>Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler</p>
<p>Resulullah (s.a.s)&#8217;ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi.</p>
<p>Bunun peşinden Resulullah (s.a.s), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı. Ebû Bekir (r.a), Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti. Hz. Ömer (r.a)&#8217;in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti. Hz. Ömer bir taraftan Suriye&#8217;nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu. Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı. Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam&#8217;ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti. Kuzeye yönelen Muğîre b. Şu&#8217;be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti. Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı.</p>
<p>Suriye&#8217;nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı. Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı. Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi. Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz. Ömer (r.a)&#8217;a bildirildi. Hz. Ömer (r.a) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine&#8217;den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye&#8217;ye doğru yola çıktı. Cabiye&#8217;de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs&#8217;e kadar giderek şehri teslim aldı (H.16-M. 637). Hz. Ömer (r.a) kısa bir müddet Kudüs&#8217;te kaldıktan sonra Medine&#8217;ye geri döndü.</p>
<p>Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı. Hz. Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi. Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan&#8217;a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı.</p>
<p>Öte taraftan Amr b. el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır&#8217;ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır&#8217;dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H. 21). Böylece Suriye&#8217;den sonra, Mısır&#8217;da da Bizans&#8217;ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Terc. Talip Yasar Alp, İstanbul t.y., I, 285-286).</p>
<p>İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı. Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı. Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı.</p>
<p>Hz. Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı. Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı. İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu. Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu. O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği &#8220;divan&#8221; teşkilatını kurdu.</p>
<p>Ayrıca, Suriye ve Irak&#8217;ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır. Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler. Suriye ve Irak&#8217;taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine&#8217;de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir. O, Kufe&#8217;ye, Şureyh b. el-Haris&#8217;i, Mısır&#8217;a da Kays b. Ebil-As es-Sehmî&#8217;yi kadı tayin etmiştir. Onun Medine&#8217;deki kadısı Ebû Derda (r.a)&#8217;dır. Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari&#8217;dir. Hz. Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb. hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur.</p>
<p>O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı. O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur.</p>
<p>Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır. Hz. Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir. İslâm&#8217;ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir. Kur&#8217;an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır. Hz. Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti. Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc. Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317).</p>
<p>İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz. Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H. 16).</p>
<p>İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı. Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı. Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi. Hz. Ömer&#8217;in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi. O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü. Ayrıca Halid b. Velid&#8217;in Taberiye&#8217;de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir. İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edilmiştir. O, bu iş için Utbe b. Gazvan&#8217;ı görevlendirmişti. Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H. 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı.</p>
<p>Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Kadisiye&#8217;de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Onun ordusu Medâin&#8217;de bulunmaktaydı. Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz. Ömer, Sa&#8217;d'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi. Bu iş için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular. H. 17 de kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa edildi.</p>
<p>Amr b. el-As, Mısır&#8217;ı fethettikten sonra İskenderiye&#8217;yi karargah edinmek için Hz. Ömer (r.a)&#8217;dan izin istedi. Hz. Ömer (r.a), haberleşme açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır&#8217;daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını kabul etmedi. Amr, Nil&#8217;in doğu yakasına geçerek burada Fustat adlı şehri kurdu (H. 21). Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı merkezler de oluşturulmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in idare anlayışı Hz. Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi. O &#8220;istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur&#8221; demekteydi. İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler&#8217;in düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı. Böylece en isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu. Hz. Ömer, müslümanların yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi. Başka dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi. Bu durum Hz. Ömer&#8217;in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı. Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu. O bu hassasiyetini: &#8220;Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer&#8217;den sorar diye korkarım&#8221; sözü ile ortaya koymaktadır. Hz. Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti. O, insanların çeşitli dertlerini uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe ediyordu. Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti. İslâm tarihinde adâletin timsali olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir.</p>
<p>Bir defasında Eslem&#8217;le birlikte Harra taraflarında (Medine&#8217;nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem&#8217;e; &#8220;Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim&#8221; dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; &#8220;Işıklı aileye selâm olsun&#8221; dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; &#8220;Allah bunu Ömer&#8217;den elbette soracaktır&#8221; diye ekledi. Hz. Ömer, ona; &#8220;Ömer bu durumu nereden bilsin ki?&#8221; diye sorduğunda kadın;</p>
<p>&#8220;Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu&#8221; karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem&#8217;le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); &#8220;Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım&#8221; diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; &#8220;O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum&#8221; demektedir. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; &#8220;Siz bu işe Ömer&#8217;den daha layıksınız&#8221; dedi. Hz. Ömer;</p>
<p>&#8220;Ömer&#8217;e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun&#8221; dedi.</p>
<p>Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.</p>
<p>İlmi</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır. O, her yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret sarfediyordu. Fıkıh usulünün oluşumu Hz. Ömer (r.a) ile başlar. Fıkıh ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır. Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır. Hz. Ömer&#8217;in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve Resulullah (s.a.s)&#8217;ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal&#8217;acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b. el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz. Ömer&#8217;in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), Hadis rivayeti konusunda çok titiz davranmıştır. O, Peygamber (s.a.s)&#8217;den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti. Hz. Ömer&#8217;in kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, a.g.e., 123).</p>
<p>Ayrıca o, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in te&#8217;vil ve tefsirinde ilim sahibiydi. İbn Ömer&#8217;den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (s.a.s) hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: &#8220;Ebu Bekir ve Ömer&#8217;den başkasının fetva verdiğini bilmiyorum&#8221; karşılığını vermişti (H.İ. Nasan, İslâm Tarihi, İstanbul 1985, I, 319).</p>
<p>Şahsiyeti Hz. Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır. O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm&#8217;ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir.</p>
<p>Hz. Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; &#8220;Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah&#8217;a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım&#8221;.</p>
<p>Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi. Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu.</p>
<p>Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi. Hz. Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir. Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır.</p>
<p>Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; &#8220;ve namazı ailene emret&#8221; (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı. O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke&#8217;ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi. Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi. O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:</p>
<p>&#8220;Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum&#8221; (Şıblî, a.g.e., II, 373).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. Hz. Ömer (r.a), Bizans ve İran&#8217;a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid&#8217;in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir. Yine bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)&#8217;i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef&#8217;i gördüğünde ona; &#8220;Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun&#8221; dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; &#8220;Benden daha iyi köle kimmiş?&#8221; diyerek karşılık vermiştir (Şıblî, a.g.e., I, 384-385). Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur. Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir. Hz. Ömer (r.a)&#8217;a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm&#8217;ı yeryüzüne hakim kılma yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır. Hz. Ömer (r.a) geçimini ticaretle temin ederdi. Bunun yanında Peygamber (s.a.s)&#8217;in Medine&#8217;de ona bazı tarlalar verdiği de bilinmektedir. Hayber&#8217;in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Ancak, Hz. Ömer (r.a) kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: &#8220;Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur&#8221; (Buharî, Şurût, 19). İslâmda ilk vakıf olayı budur.</p>
<p>Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için Ashab&#8217;a müracaat etmiş, Hz. Ali (r.a)&#8217;ın teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı. H. 15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab&#8217;a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Ancak onun günlük gideri çok mütevazi meblağdı. Ömer (r.a), yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Bir defasında Resulullah (s.a.s)&#8217;in yanına gitti. Resulullah (s.a.s)&#8217;dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz. Ömer&#8217;in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz. Ömer ona; &#8220;Allah yaşını güldürsün ya Resulullah&#8221; dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s); &#8220;Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye koştular&#8221; dediğinde Hz. Ömer; &#8220;Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın&#8221; dedi. Sonra da kadınlara dönerek; &#8220;Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (s.a.s)&#8217;den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?&#8221; diyerek onlara çıkıştı. Kadınlar; &#8220;Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)&#8217;den sert ve haşinsin&#8221; dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah&#8217;a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi&#8221; (Müslim, Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, 22).</p>
<p>Başka bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun için şöyle buyurmuştu:</p>
<p>&#8220;Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer&#8217;e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer&#8217;den kaçmasın&#8221; (Suyûtî, a.g.e., 133).</p>
<p>Resulullah (s.a.s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r.a)&#8217;ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: &#8220;Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır&#8221; (Müslim, Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, II). Bu, Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s); Allah doğruyu Ömer&#8217;in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasında da Hz. Ömer&#8217;i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır&#8221; (Suyûtî, aynı yer).</p>
<p>Ömer (r.a)&#8217;ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te&#8217;yid etmektedir. Hz. Ömer şöyle demiştir: &#8220;Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim&#8217;de, hicab&#8217;da ve Bedir esirlerinde&#8221; (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri zikretmemiştir. Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah (s.a.s)&#8217;e inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, aynı bab; Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk. Suyûtî, a.g.e., 137-140).</p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dort-halifeden-hz-omer-r-a-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bizim zamanımızda onlar yok</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/bizim-zamanimizda-onlar-yok.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/bizim-zamanimizda-onlar-yok.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jul 2011 06:50:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Fesad]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz. osman'ın şehid edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetci olan bir mümin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7219</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ali'nin halifeliği sırasında, Hz. Osman'ın şehid edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesad daha da arttı. Bu durumdan üzülen, şikayetçi olan bir mümin Hz. Ali'ye gelip sordu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ali&#8217;nin halifeliği sırasında, Hz. Osman&#8217;ın şehid edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesad daha da arttı. Bu durumdan üzülen, şikayetçi olan bir mümin Hz. Ali&#8217;ye gelip sordu:</p>
<p>Ya Ali neden Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında meydana gelmeyen bu olaylar senin zamanında meydana geliyor, müminler birbirine düşüyor?</p>
<p>Hz. Ali cevap verdi:</p>
<p>Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında biz vardık, ama bizim zamanımızda onlar yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/bizim-zamanimizda-onlar-yok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>oğlundan şikayetci baba</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/oglundan-sikayetci-baba.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/oglundan-sikayetci-baba.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 00:28:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[ana baba]]></category>
		<category><![CDATA[cual]]></category>
		<category><![CDATA[genc halife]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[mecusi]]></category>
		<category><![CDATA[riayet]]></category>
		<category><![CDATA[serkeşlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=6809</guid>
		<description><![CDATA[Bir adam Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-'a gelerek, oğlunun serkeşliğinden,

ana-babasına karşı gelmesinden şikâyette bulundu.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir adam Hazret-i Ömer -radıyallahu anh-&#8217;a gelerek, oğlunun serkeşliğinden,</p>
<p>ana-babasına karşı gelmesinden şikâyette bulundu.</p>
<p>Bunun üzerine Hazret-i Ömer, adamın oğlunu huzuruna çağırtıp,</p>
<p>ana-babasına karşı gelmemesini ve onların haklarına riayet etmesini tenbih etti.</p>
<p>Genç bunun üzerine Halifeye dönerek:</p>
<p>&#8220;Ey mü&#8217;minlerin emîri! Çocuğun ana-babası üzerinde hakları yok mudur?&#8221; diye sordu. Hazret-i Ömer:</p>
<p>&#8220;Evet, vardır.&#8221; dedi. Genç:</p>
<p>&#8220;Onlar nelerdir?&#8221; deyince, Hazret-i Ömer saymaya başladı:</p>
<p>&#8220;Evlenirken anasını araştırıp seçmesi, çocuğu doğunca ona güzel isim koyması, Allah&#8217;ın kitabını öğretmesidir.&#8221;</p>
<p>Genç Halifenin sözlerini sabırla dinledi ve dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ey mü&#8217;minlerin halifesi! Doğrusu babam bunların hiçbirini yerine getirmemiştir. Anneme gelince Mecûsî bir kadındır.</p>
<p>Bana &#8220;Cuâl&#8221;, yani &#8220;kara böcek&#8221; ismini koymuş ve Allah&#8217;ın kitabından bir harf olsun öğretmemiştir.</p>
<p>Şimdi benden ne saygı bekliyor? Hangi terbiyeyi verdi ki, karşılığını görmek istiyor?!&#8221;</p>
<p>Bu acı sözler üzerine, Hazret-i Ömer adama dönerek dedi ki:</p>
<p>&#8220;Be adam! Bana gelip oğlunun serkeşliğinden, ana-babasına âsi olduğundan şikâyet ediyorsun;</p>
<p>oysa ondan önce sen ona âsi olmuş, haklarını çiğnemişsin. O sana kötülük etmeden, asıl sen ona kötülük yapmışsın.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/oglundan-sikayetci-baba.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>muhacirin üstünlüğü</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/muhacirin-ustunlugu.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/muhacirin-ustunlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 13:22:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[hayatus sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer]]></category>
		<category><![CDATA[ilk muslumanlar]]></category>
		<category><![CDATA[muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[muhacirler]]></category>
		<category><![CDATA[örnek müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[sahabelerin ornek hayatları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=6504</guid>
		<description><![CDATA[Hâris b. Hişam ile Süheyl b. Amr, Hz. Ömer’e geldiler. Hz. Ömer’i aralarına alarak oturdular. Ondan sonra ilk muhacirler geldi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hâris b. Hişam ile Süheyl b. Amr, Hz. Ömer’e geldiler. Hz. Ömer’i aralarına alarak oturdular. Ondan sonra ilk muhacirler geldi. Her bir muhacir geldikçe Ömer, Haris ile Süheyl’i kaldırıp gelen muhacirleri oturtuyordu. Ensar geldiğinde de yine onları yerlerinden kaldırıp ensarı oturtuyordu. Öyle ki onlar meclisin son noktasına kadar kaydırıldı. Haris’le Süheyl, Hz. Ömer’in yanından çıkınca Haris, Süheyl’e </strong></p>
<p><strong>“Adamın bize yaptığını gördün mü?” dedi. Süheyl de</strong></p>
<p><strong>“Onu kınamaya bizim hakkımız yoktur. Bunu, başımıza biz getirdik. Onlar İslâm’a çağrıldıkları zaman, beklemeden kabul ettiler. Bizse bu çağrıya uymakta çok geç kaldık” dedi. Halk Hz. Ömer’in yanından dağılınca, Haris ile Süheyl tekrar onun yanına gidip</strong></p>
<p><strong>“Gördün mü, bugün bize ne yaptın? Fakat bunun sebebi yine biziz. Bunu biliyoruz. Acaba bu hatanın telâfisi mümkün değil mi?” dediler. Hz. Ömer</strong></p>
<p><strong>“Hatanızın telâfisi ancak Rum sınırına gitmenizle mümkün olur” dedi. Bunun üzerine onlar da çıkıp Şam’a gittiler ve ölünceye kadar bir daha dönmediler.</strong></p>
<p><strong>hayatus sahabe</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/muhacirin-ustunlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>dört soru</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dort-soru.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dort-soru.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2011 07:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>
		<category><![CDATA[ögütler]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe etmek]]></category>
		<category><![CDATA[vacip nedir]]></category>
		<category><![CDATA[yakın nedir]]></category>
		<category><![CDATA[zor nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=6493</guid>
		<description><![CDATA[Bir adam Hz. Ali’ye geldi ve “Sana sormak istediğim dört sorum var” dedi. 
İlim Şehrinin Kapısı “Buyur, sor” dedi. Adam sordu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir adam Hz. Ali’ye geldi ve “Sana sormak istediğim dört sorum var” dedi. </strong><br />
<strong>İlim Şehrinin Kapısı “Buyur, sor” dedi. Adam sordu.</strong><br />
<strong>“Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?&#8230;”</strong><br />
<strong>Hz. Ali cevap verdi. “Tövbe etmek vaciptir günahları terk ise ondan önce vaciptir.”</strong><br />
<strong>Adam sordu.“Yakın nedir? Yakından yakın nedir?”</strong><br />
<strong>Hz. Ali cevap verdi. “Kıyamet yakındır ölüm ondan daha yakındır.”</strong><br />
<strong>Adam sordu.“Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?”</strong><br />
<strong>Hz. Ali cevap verdi.“Dünya acayiptir dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir.”</strong><br />
<strong>Ve adam son olarak, şu soruyu sordu.“Zor nedir? Zordan daha zor nedir?”</strong><br />
<strong>Ve Hz. Ali, bu son soruya da, şöyle cevap verdi.“Kabir zordur; azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha zordur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dort-soru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz.Ebu Bekir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hz-ebu-bekir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hz-ebu-bekir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 16:52:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[halifenin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.EbuBekir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.EbuBekir kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.EbuBekirin Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk halife]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5759</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Ebu Bekir es Sıddîk (r.a) (571-634), Hz. Muhammed (s.a.s.)’in İslâm’ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>Hz. Ebu Bekir es Sıddîk (r.a) (571-634), Hz. Muhammed (s.a.s.)’in İslâm’ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Câmiu’l Kur’an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi. Kur’ân-ı Kerim’de hicret sırasında Rasûlullah’la beraber olmasından dolayı, “…mağarada bulunan iki kişiden biri…” (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir.</strong></p>
<p><strong>Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)’in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına “atik”; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da “sıddîk” lâkabıyla anılmıştır. “Deve yavrusunun babası” manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur.</strong></p>
<p><strong>Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir’in nesebi Mürre b. Kâ’b&#8217;da Rasûlullah’la birleşir. Anasının adı Ümmü’l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir… b. Murra …et-Teymî’dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir’in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir’in Rasûlullah (s.a.s.)’den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm’dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan “hanif” bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571 de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek câhiliye döneminde çok yaygın bir âdet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamıştır. Rasûlullah’a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslâm’ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslâm’ı onun dâvetiyle kabul etmişlerdir.Hz. Ebû Bekir hayatı boyunca Rasûlullah’ın yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir’e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206).</strong></p>
<p><strong>Araplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.Teymoğulları kabilesi Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir’in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tanınan, sevilen bir kişi idi. Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah’ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşâvere ederlerdi. İkisi de câhiliye kültürüne karşıydılar, şiir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.</strong></p>
<p><strong>İslâm’ı benimsemesi</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, “Allah’ın elçisi” olduğunu söyleyip “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: “Allah’ın birliğine ve senin O’nun rasûlü olduğuna iman ettim” demiştir. Hz. Hatice’den sonra Rasûlullah’a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) İslâm’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir’in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı ” diye lâtif bir benzetme de yapmıştır.</strong></p>
<p><strong>Mü’min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm’a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm’a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır.</strong></p>
<p><strong>Kendisi de Mescid-i Haram’da müşriklerin saldırısına uğramıştı. Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm’ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa’d b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm’a dâvet eden odur.</strong></p>
<p><strong>Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir’e de Habeşistan’a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü’l-Gımâd’da Mekke’nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke’ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke’ye dönmüşlerdir. Ancak şartlı olarak Ebû Bekir’i himayesine alan İbn Dugunne, Ebû Bekir’in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartları yerine getirmediğini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediğinde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyacı olmadığını, zaten kendisine söz de vermediğini ifade etmişti: “Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allah’ın himayesi yeter.”</strong></p>
<p><strong>Böylece onüç yıl Mekke’de Rasûlullah’ın yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe’nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir’e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı (İbn Hişâm, es-Sire, II, 485).</strong></p>
<p><strong>Hz. Peygamber’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e oradan Sidretü’l Münteha’ya gittiği İsra ve Mirâc  hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebû Bekir’e yetiştirdikleri zaman; “O dediyse doğrudur.” demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir’e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, “Sıddîk” lâkabı verildi. Kur’an tâbiriyle, “O, ne iyi arkadaştı ” (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.İşte o “Sıddîk” ile o “Emîn”, o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.</strong></p>
<p><strong>Hicreti</strong></p>
<p><strong>Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir. Ebû Bekir’in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke’den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma’nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar.Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememiştir.</strong></p>
<p><strong>İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Rasûlullah bu sırada Kur’ân’da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: “Üzülme, Allah bizimledir” (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kâfirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine’ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kuba’ya vardılar.</strong></p>
<p><strong>Ebû Bekir mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: “Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber bir mağarada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Kureyş casuslarının ayaklarını gördüm. Bunun üzerine, ‘Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eğse de baksa muhakkak bizi görür’ dedim. O, ‘Sus ya Ebû Bekir. İki yoldaş ki, Allah onların üçüncüsü ola, endişe edilir mi?’ buyurdu.</strong></p>
<p><strong>Kuba’da üç gün kalan Rasûlullah ile Hz. Ebû Bekir nihayet Medine’ye vardılar. Medine’de Hz. Ebû Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, “Allah’ım Mekke’yi bize sevgili kıldığın gibi Medine’yi de bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır’ diye dua ettiği zaman Hz. Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahâbîler iyileştiler.</strong></p>
<p><strong>Bu arada Hz. Âişe ile Hz. Muhammed (s.â.s.)’in düğünleri yapıldı. Mescidi Nebî inşâ edildi. Masrafların bir kısmını Hz. Ebû Bekir karşıladı. Medine’de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir’in kardeşliği Harise b. Zeyd oldu.Hz. Ebû Bekir Medine’de Mescidi Nebî’nin inşasına katıldı. Rasûlullah İslâm’ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de katılıyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te) Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu.</strong></p>
<p><strong>Rasûlullah’ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Uşeyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hz. Ebû Bekir, Rasûlullah’ın en yakınında yer almış olup onun “veziri” gibi idi.</strong></p>
<p><strong>Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o değil, Bedir’de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı. Bedir savaşı, müslümanların İslâm’ı herşeyden üstün tuttuklarını, Allah için en yakınları olan müşrikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırdetmeden öldürdüklerini göstermektedir.</strong></p>
<p><strong>Rasûlullah’ın bir amcası Hamza, İslâm ordusu safındayken öteki amcası Abbas, düşman safındaydı. Yeğeni Ubeyde kendi yanındayken, öteki yeğenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hattâ kızı Zeyneb’in eşi Ebû’l-As da Rasûlullah’a karşı müşriklerle birlikte savaşıyordu.</strong></p>
<p><strong>Hicretin 9. yılında Medine’de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada Bizans İmparatoru, Şam’da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda “Vedâ Haccı”nda bulunan Allah’ın Rasûlü, onbirinci yılda hastalandı.</strong></p>
<p><strong>Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O’nun için “öldü” diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah’ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullah’ı alnından öptü ve “Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım …” dedi.</strong></p>
<p><strong>Sonra dışarı çıkıp Ömer’i susturdu ve; “Ey insanlar, Allah birdir, O’ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed’e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah’a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah’ın şu buyruğunu hatırlatırım: “Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır” (Âl-i İmrân, 3/144).Allah’ın kitabı ve Rasûlullah’ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz” (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah’ın teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec’in reisi olan Sa’d b Ubâde’yi Rasûlullah’tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde’ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde’nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir’in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir’e bey’at etti ve, “Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah’ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey’at ediyoruz. Rasûlullah’a hepimizden daha sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi.</strong></p>
<p><strong>Hz. Ömer’in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir’e bey’at ettiler. Bu özel bey’attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî’de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Rasûlullah’ın defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz. Ebû Bekir yine ferasetini ortaya koydu ve “Her peygamber öldüğü yere defnedilir” hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah’ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurken, Hz. Ali’nin Hz. Fatıma’nın evinde Haşimoğulları ve yandaşları ile toplandığı ve bey’ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Bey’atü’l-Kübrâ’ya bey’at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz. Ebû Bekir’e bey’at etmiştir (Taberî, Târih, III, 207).</strong></p>
<p><strong>Onun aylarca Hz. Ebû Bekir’e bey’at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir’in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivâyetlere aykırıdır.Râsulullah’ın en yakın ashâbı arasında -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi dâima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu.</strong></p>
<p><strong>Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sâkin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir’in yönetiminde, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir’in arkasında yer almışlardır (İbn Kesir, el-Bidâye ve’n Nihâye, V, 249).</strong></p>
<p><strong>Hz. Ali, Rasûlullah’ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, İbn Abbas’ın Rasûlullah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz. Ebû Bekir’in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir. Hz. Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahidname bırakmamış, ancak Hz. Ebû Bekir’in faziletine dair Mescid’de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine İmam tâyin etmiştir.Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah’ın mirasından pay almak için gelen Hz. Fâtıma’ya, “Rasûlullah’ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam” diyerek, Fâtıma’nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah’ın yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir (Taberî, III, 220).</strong></p>
<p><strong>Sonraları Hz. Ali’nin hilâfeti zamanında Fâtıma’ya -ki, Ebû Bekir’e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashâbın Rasûlullah’ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir (İbn Teymiye, Minhâc’üs-Sünne, III, 230).</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir “Rasûlullah’ın Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkıyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir (İbn Hişâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).</strong></p>
<p><strong>Mürtedlerle Mücadele</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Irak ve Suriye Fütühatı, Hz. Ebû Bekir Rasûlullah’ın halifesi olduktan sonra, onun vefâtıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, “namaz kılarız, ama zekât vermeyiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansı, Müseylemetü’l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü’l-Mal’e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah’ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün’e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyancılarla mücâdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katılmış, Irak fethedilmiş, Suriye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük savaşı devam ederken Hz. Ebû Bekir vefât etmiştir.</strong></p>
<p><strong>Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: “Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma’mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın.” Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.</strong></p>
<p><strong>Kur’ân-ı Kerîm’in Toplanması “Mushaf”ın Meydana gelmesi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ’nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer’in Kur’ân’ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur’ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur’ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur’ân’ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ’ ile te’kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve “Mushaf” meydana getirildi.Bu Mushaf Ebû Bekir’den Ömer’e, ondan da kızı Hafsa’ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Dârü’l-İslam’ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.</strong></p>
<p><strong>Vefâtı</strong></p>
<p><strong>Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hz. Ömer’i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah’ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.</strong></p>
<p><strong>Kişiliği ve Yönetimi</strong></p>
<p><strong>Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi. Hz. Âişe’nin rivâyetine göre, “gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf” biri idi. Câhiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasûlullah’ın en sadık dostu olan Ebû Bekir’in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona “es-Sıddîk” lâkabını kazandırmıştır. O bu olayda “O ne söylüyorsa doğrudur” demiştir.</strong></p>
<p><strong>Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe’yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-ı İbn Sa’d, VI, 130 vd.; İbnu’l-Esir, II, 115 vd).</strong></p>
<p><strong>Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Peygamber’i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz. Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, “Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah” demesi olayı Ebû Bekir’in Rasûlullah’a olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebû Bekir’in beyaz yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakallarını kına ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivâyet edilir (İbnü’l Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, II, 419-420).</strong></p>
<p><strong>Rasûlullah’tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir’dir. O, Hz. Peygamber’in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah’ın, “İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir’i edinirdim” (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: İbn Mâce, Mukaddime, II) ve “Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç” demesi ve son hutbesinde, “Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti” diye Ebû Bekir’i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir’in kapısını açık bırakması (Buhari, Fedailü&#8217;s-sahabe, 3) ona verdiği değeri gösterdiği gibi, ilk halife olacağına da işaret etmektedir. (bk. Fethu&#8217;l-bari, Umdetü&#8217;l-kari, ilgili hadisin şerhi)</strong></p>
<p><strong>Hz. Ebû Bekir’in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah’ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü’l-Ashâbı’n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid’atler onun devrinde yaşanmamıştır. “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuran Rasûlullah’ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz. Ebû Bekir’de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329).</strong></p>
<p><strong>Kaynaklarda onun, “Ben ancak Rasûlullah’a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim” diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa’d, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur’ân’a bakar, bulamazsa Sünnet’te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği’nin ihtilâfa yol açmasında Ömer’in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı.</strong></p>
<p><strong>Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâkı bir talâk saymışlar, bu daha sonra-birçok “maslahat gereği” diye yapılan değişiklik gibi- üç talâk sayılmıştır. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah’ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashâbına uymuştur. Müslümanlar henüz otuzsekiz kişiyken Mekke’de Mescid-i Haram’da İslâm’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir’e hilâfetinde “Halifet-u Rasûlillah” denilmiş, sonraki halifelere ise “Emîrü’l-Mü’minîn” denilmiştir.</strong></p>
<p><strong>Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz. Ömer, kâtipliğini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Dârü’l-İslâm’ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü’l-Mal’de toplanmıştır.Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir.</strong></p>
<p><strong>Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir: &#8220;Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır… Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var… Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur… Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur… Amelin sırrı sabırdır… Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir… Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz .(Ayr. bk. Ebû Nuaym, Hilye, l )</strong></p>
<p><strong>Ahmet AGIRAKÇA </strong><br />
<strong>Sait KIZILIRMAK</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hz-ebu-bekir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytanın tuzağı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/seytanin-tuzagi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/seytanin-tuzagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 May 2011 05:22:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[göz zinası]]></category>
		<category><![CDATA[gözle işlenen günahlar]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[şeytanın tuzağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5672</guid>
		<description><![CDATA[Hz.Ali [r.a] buyurmuşlar.
Gözler,şeytanın insanı harama düşürmek için
kullandığı tuzaklardan biridir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz.Ali [r.a] buyurmuşlar.</strong><br />
<strong>Gözler,şeytanın insanı harama düşürmek için</strong><br />
<strong>kullandığı tuzaklardan biridir.</strong><br />
<strong>Gözler organların en süratli etki edeni ve en fazla zarara uğratanıdır.</strong><br />
<strong>Kim bütün organlarını Rabb&#8217;ine itaat etme yolunda kullanırsa amacına ulaşır.</strong><br />
<strong>Kim de organlarını dünyevi tatlara ulaşma uğrunda nefsine teslim ederse,</strong><br />
<strong>amellerini boşa çıkarmış olur.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/seytanin-tuzagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahiret hayatı varmı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-hayati-varmi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-hayati-varmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 09:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dort Halife]]></category>
		<category><![CDATA[ahıret hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ahirete inanamak]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[inkar etmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5417</guid>
		<description><![CDATA[Ahiret hayatına inanmayanların Bir B planı varmı,
Hz Ali [r.a] inkarcı birisine verdiği cevapla Müslümanın A planından başka bir planı olmadığına en güzel cevabı veriyor.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ahiret hayatına inanmayanların Bir B planı varmı,</strong><br />
<strong>Hz Ali [r.a] inkarcı birisine verdiği cevapla Müslümanın A planından başka bir planı olmadığına en güzel cevabı veriyor.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hz Ali’ye [r.a], birisi geldi Adam, öldükten sonra tekrar dirilmeyi, ahiretteki hesabı, </strong><br />
<strong>cenneti ve cehennemi inkar ediyordu Hz Ali’ye, </strong><br />
<strong>Ya Ali, siz müslümanlar ölüme ve ölüm ötesine inanıyorsunuz, biz ise inanmıyoruz Siz cehennemden kurtulmak,</strong><br />
<strong>cennete girmek için bir sürü ibadet ediyor, mal harcıyor, zahmete giriyorsunuz Bu zahmete değer mi? </strong><br />
<strong>Hem ölümden sonra tekrar dirilmenin olacağı ne malum? diye sordu </strong><br />
<strong>Hz Ali [r.a] adamı sükünetle dinledi, sonra ona şu cevabı verdi: </strong><br />
<strong>Evet, ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, cennete veya cehenneme girmek, ya senin dediğin gibi yoktur;</strong><br />
<strong>ya da bizim dediğimiz gibi vardır Önce senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim Ölümden sonra ahiret hayatı yoksa </strong><br />
<strong>seninle biz aynı durumdayız Sana da yok bize de yok Bu arada bizim Yüce Allah için kıldığımız namazların, yaptığımız </strong><br />
<strong>ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, güzel ahlakın, verdiğimiz zekat ve sadakaların bize bir zararı olmaz Ama ya ahiret varsa?</strong><br />
<strong>bizim dediğimiz doğru çıkarsa, senin halin nice olur? diye sordu Adam, biraz durdu, düşündü ve sonra: </strong><br />
<strong>Vallahi, her iki durumda da siz kazançlısınız, ahiret, cennet ve cehennem varsa vay bizim halimize! </strong><br />
<strong>Yolunu öğret, ben de Müslüman olacağım dedi ve Müslüman oldu, kulluk yoluna adım attı, emniyet dairesine girdi&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-hayati-varmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

