<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; insan Ve Halifelik</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/insan-ve-halifelik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Haya Utanma</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/haya-utanma.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/haya-utanma.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2011 19:59:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ar]]></category>
		<category><![CDATA[ar ve namus]]></category>
		<category><![CDATA[Günah işleyen bir insanın]]></category>
		<category><![CDATA[Haya duygusu ar perdesidir]]></category>
		<category><![CDATA[Haya İmandandır]]></category>
		<category><![CDATA[hayasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hoş ve güzel olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[imandan nasibi kalmamış]]></category>
		<category><![CDATA[incelik ve ızdıraptır]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[mahcubiyet]]></category>
		<category><![CDATA[nefsin çirkin şeylerden sıkılması]]></category>
		<category><![CDATA[utanma duygusu. Edep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7438</guid>
		<description><![CDATA[Ar, utanma duygusu. Edep, mahcubiyet, utanmak; ar ve namus;

nefsin çirkin şeylerden sıkılması ve bunun için kötü şeylerdi terk etmesi
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a> <a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islami sohbet</a></p>
<p>Ar, utanma duygusu. Edep, mahcubiyet, utanmak; ar ve namus;</p>
<p>nefsin çirkin şeylerden sıkılması ve bunun için kötü şeylerdi terk etmesi.</p>
<p>Hoş ve güzel olmayan bir olayın ortaya çıkmasından kalpte meydana gelen bir incelik ve ızdıraptır.</p>
<p>Haya herkese nasip olmayacak kadar değerlidir.<br />
 </p>
<p>Hz. Ebu Bekir (r.a)&#8217;dan: Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuş:<br />
&#8220;Haya İmandandır. İman ise cennettedir. Hayasızlık cefadan bir parçadır. Cefa ise cehennemdedir.&#8221;</p>
<p> <br />
Haya duygusu ar perdesidir. İnsan ar perdesini yırtarsa artık ondan haya namına bir şey kalmaz.</p>
<p>Haya imandan olduğuna göre, hayası olmayan bir insanın imanından bahsedilemez.</p>
<p> <br />
Hayasızlık, pervasızlıktır. Günah işleyen bir insanın o esnada yüzü kızarmıyorsa, o kişinin imandan nasibi kalmamış demektir.</p>
<p> <br />
İman çıplaktır, örtüsü hayadır, ziyneti ise takvadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/haya-utanma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şaka Latife</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/saka-latife.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/saka-latife.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 16:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Aişe vâlidemiz anlatır]]></category>
		<category><![CDATA[bütün fertlerin haklarına riayet]]></category>
		<category><![CDATA[dedikodu]]></category>
		<category><![CDATA[Giybet]]></category>
		<category><![CDATA[güldürmek]]></category>
		<category><![CDATA[hukuka riayet]]></category>
		<category><![CDATA[hz peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabının arkadaşlarıyla şakalaştığı görülmüştür]]></category>
		<category><![CDATA[iftira]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan şahsiyetini]]></category>
		<category><![CDATA[insan şahsiyetini kırıcı olan her türlü alayı]]></category>
		<category><![CDATA[latife]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[onurunu rencide eden bütün söz ve hareketler]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7414</guid>
		<description><![CDATA[İnsan şahsiyetini, onurunu rencide eden bütün söz ve hareketler, kul hakkını çiğnemektir. Toplum düzeni, bütün fertlerin haklarına riayet ve onlarla ünsiyet etmekle, görüşüp anlaşabilmekle sağlanır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güldürmek veya eğlendirmek kasdıyla söylenen söz veya yapılan davranış, latife, mizah.</p>
<p>İnsan şahsiyetini, onurunu rencide eden bütün söz ve hareketler, kul hakkını çiğnemektir. Toplum düzeni, bütün fertlerin haklarına riayet ve onlarla ünsiyet etmekle, görüşüp anlaşabilmekle sağlanır. Kendi hakkının çiğnenmesini arzu etmeyen insanın, bir başkasının hakkını gözetmesi kaçınılmazdır. Hukuka riayeti temin için Yüce Allah, insanların mallarına tecavüzü haram kıldığı gibi, insan şahsiyetini kırıcı olan her türlü alayı, gıybet, yalan, iftira, dedikodu ve benzeri sözlü tecavüzleri de haram kılmıştır. Bu cümleden olmak üzere çoğu kere muhatabı küçük düşürecek şekilde yapılan fiilî ve sözlü şakalar da Hz. Peygamber&#8217;in hadîsi ile yasaklanmıştır: &#8220;Kardeşinle mücadele ve şaka etme&#8221; (Tirmizî, Birr, 58). Mizahı çok yapan bazı sahabe hakkında Kur&#8217;anî hüküm de (el-Hadîd, 57/16) nazil olmuştur. Yalanla eş anlamlı şakalar, bizzat yalan olduğu için haramdır. Ancak şaka, yalan, alay, hakaret gibi aşağılayıcı manada olmamak ve aşırı gitmemek kaydıyla yapılırsa buna müsaade edilmiştir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabının arkadaşlarıyla şakalaştığı görülmüştür. Ebû Hureyre&#8217;den: Ashab, Rasûlullah&#8217;a, &#8220;Ya Rasûlullah, sen de bizimle şaka yapıyorsun&#8221; dediler. Rasûlullah, &#8220;Ben sadece doğruyu konuşurum, haktan başka bir şey söylemem&#8221; (Tirmizî, Birr, 57) buyurdu.</p>
<p>İbn Abbas&#8217;tan: Bir adam, &#8220;Allah Rasûlü şaka yapar mıydı?&#8221; diye sordu. &#8220;Evet&#8221; diye cevap verdim. &#8220;Peki Rasûlüllah nasıl şaka yapardı?&#8221; deyince &#8220;Hz. Peygamber (s.a.s) hanımlarından birisine geniş bir elbise giydirdi . &#8220;Bu elbiseyi giy, Allah&#8217;a şükret, eteğini de gelin eteği gibi sürü&#8221; buyurdu, dedim.&#8221;</p>
<p>Hz. Enes&#8217;ten: Allah&#8217;ın Rasûlü, insanların en güzel ahlâka sahip olanı idi. Ebu Umeyr adında bir kardeşim vardı. Rasûlüllah gelip kardeşimi görünce &#8220;Ebû Umeyr, kuş ne yapıyor?&#8221; diye sorardı. Kardeşim kuşla oynardı. Bazı namaz vakitlerinde Rasûlüllah bizim evde olur, bir seccade serilmesini emreder, seccadeyi süpürür ve sular, sonra üzerinde namaza dururdu. Biz de arkasında namaz kılardık. Seccade, hurma lifinden yapılmıştı.</p>
<p>Enes b. Mâlik&#8217;ten: Bir adam, Rasûlüllah&#8217;ın yanına geldi, onu devesine bindirmek istedi, Rasûlüllah da, &#8220;Biz de seni dişi devenin yavrusuna bindirelim&#8221; dedi. Adam, &#8220;Ya Rasûlüllah, devenin yavrusuna nasıl bineyim?&#8221; diye sorunca, Rasûlüllah, &#8220;Bütün develeri dişi deve doğurmaz mı?&#8221; buyurdu .</p>
<p>Hz. Enes&#8217;den: Zahir adında bir bedevî, çölden Rasûlüllah&#8217;a hediyeler getirmişti. Dönüp gitmek isterken, Rasûlüllah da ona hediyeler verdi ve; &#8220;Zahir, bizim çölde yaşayanımızı temsil eder, biz de onun şehirde yaşayanını temsil ederiz&#8221; buyurdu. O, çirkin biri olduğu halde, Rasûlüllah onu çok severdi. O, alışveriş ederken Rasûlüllah arkasından gelir, onu kucaklar, kendisini adama göstermez ve &#8220;Ben kimim?&#8221; diye sorardı. Adam döndüğü zaman Rasûlüllahı tanır, sırtını Rasûlüllah&#8217;ın göğsünden ayırmazdı. Rasûlüllah &#8220;Bu köleyi kim satın alacak&#8221; diye sorar, adam da &#8220;Ya Rasûlüllah, o halde beni değersiz buluyorsun&#8221; derdi. Rasûlüllah (s.a.s) &#8220;Allah katında değersiz değilsin, onun katında değerin yüksektir&#8221; buyururdu.</p>
<p>Enes (r.a) &#8220;Rasûlüllah hanımlarıyla beraber olduğu zaman insanların en hoşu ve en şakacısıydı&#8221; demiştir. Peygamberimiz (s.a.s) fazla tebessüm etmeyi ve nezaketle şaka yapmayı severdi.</p>
<p>Aişe vâlidemiz anlatır: &#8220;Bir gün Allah&#8217;ın resûlu benimle koşarak yarıştı ve ben kendisini geçtim. Zamanla şişmanladığımda benimle tekrar koştu ve bu sefer beni o geçti.&#8221; Yine bir gün Âişe vâlidemizle Hz. Sevde annemiz Peygamberimizle bir yemekte bulamaç aşını yerken Sevde (r.a) &#8220;Bu yemeği sevmiyorum&#8221; dedi. Âişe (r.a): &#8220;Yemezsen yemeği yüzüne sürerim.&#8221; dedi Bu konuşma esnasında önce Hz. Âişe, Hz. Sevde&#8217;nin yüzüne, sonra Hz. Sevde, Hz. Âişe&#8217;nin yüzüne birer parmak bulamaç sürerek şakalaşmışlar, Hz. Peygamber de bunları devamlı bir gülümsemeyle izlemiştir.</p>
<p>Hz. Süheyb anlatıyor: Gözüm ağrıdığı halde hurma yiyordum. Bunu gören Hz. Peygamber: &#8220;Gözün ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?&#8221; dediler. Ben de: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, ben ancak ağrımayan tarafla yiyorum&#8221; cevabını verince Rasûlüllah azı dişleri görünecek derecede tebessüm ettiğini gördüm.</p>
<p>Sahâbe&#8217;den Nüeyman el-Ensarî (r.a) şakacı bir kimseydi. Medine&#8217;ye tâze meyve ve süt gelince hemen onlardan alıp Rasûlüllah&#8217;a getirerek &#8220;Ey Allahın Rasûlü, bunu senin için satın aldım ve sana hediye ettim&#8221; derdi. Birkaç gün sonra malın sahibi Nüeyman&#8217;dan malının bedelini istediği zaman, o kişiyi Resûlüllah&#8217;a getirip: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resûlü, şu adamcağızın mallarının bedelini versene&#8221; derdi. Rasûlüllah da &#8220;Ey Nüeyman, sen onu bize hediye etmedin mi?&#8221; diye sorduklarında, Nüeyman: &#8220;Ya Rasûlüllah, alırken onun parası yanımda yoktu. Senin de ondan yemeni istiyordum, onun için alıp getirdim&#8221; deyince, Rasûlüllah güler ve parasını verirdi .</p>
<p>İşte bunlar sevimli şakalardır. Sınırları taşmamak, başkasını incitmemek şartıyla arada sırada bu tür şaka yapmak müstehaptır. Az ve yerinde olan şakayı Peygamber Efendimiz de tasvip etmişlerdir. Ancak, şakaların devamlı yapılmasından sakınmak gerekir. Bir kısım mübahlar vardır ki onlara devam edildiği takdirde günaha dönebilirler. Şakanın eziyet, sıkıntı verici ve rahatsız edici olanı yasaktır.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabının yaptığı bu tür şakalar, kırıcı ve yalan cinsinden olmayan şakalardır. Böylesi şakalar ise insanlar arasında muhabbeti arttırır. Ancak her işte olduğu gibi şakada da aşırı gitmemelidir.</p>
<p>El şakaları ve öldürtücü, yaralayıcı aletlerle yapılan şakalar tehlikeli olabileceğinden yasaklanmıştır. &#8220;Her kim kardeşine -isterse ana baba bir kardeşi de olsa- (korkutmak üzere) demirle işaret ederse, onu bırakmaya kadar melekler o kimseye lanet ederler. &#8221; &#8220;Sakın sizden biriniz (din) kardeşine silah ile işaret etmesin. Çünkü işaret eden kimse bilmez ki belki Şeytan o silahı elinden kaydırır, işaret edilen adamı vurur da bu yüzden cehennemden bir çukura yuvarlanır&#8221; (Riyâzu&#8217;s-Salihîn, III, 293).</p>
<p>Kocanın eşi ile şakalaşması ve oynaşması, aralarındaki sevgiyi arttıracağı için tasvip, hatta teşvik edilmiştir (Ebû Davud, Edeb, 84,85,149,7; İbn Mâce, Cihad, 40; Ahmed b. Hanbel, II, 352, 364, 3/67, 5/32).</p>
<p>Cengiz YAĞCI</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/saka-latife.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın dünyadaki asıl vazifesi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/insanin-dunyadaki-asil-vazifesi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/insanin-dunyadaki-asil-vazifesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 12:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl ve vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Alaylı ifadeler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın kulu olduklarını bilen]]></category>
		<category><![CDATA[fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[günlük dedikodularla]]></category>
		<category><![CDATA[hep o irade ve hikmet sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[ıstırap]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[neticesiz tartışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[o ilim ve kudret]]></category>
		<category><![CDATA[rıza ve cennet]]></category>
		<category><![CDATA[ruhlar âleminden]]></category>
		<category><![CDATA[saadet yurdu]]></category>
		<category><![CDATA[şahsi yorumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sefahat ve eğlencelerle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7412</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların bu sorular karşısındaki düşünce ve davranışları ise birbirine pek uymaz. Bir kısmı bu sorulara şahsî yorumlar getirir. Yahut, yanlış bir yorumcunun peşine takılır,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akıl ve vicdan, insanın başını şu üç soruyla aralıksız döver durur: Necisin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?</p>
<p>İnsanların bu sorular karşısındaki düşünce ve davranışları ise birbirine pek uymaz. Bir kısmı bu sorulara şahsi yorumlar getirir. Yahut, yanlış bir yorumcunun peşine takılır, onun iddialarını tekrarlayıp durur. İç bükey aynanın eşyayı ters göstermesi gibi, onların da yanlış fikirlerle daima örselenen zihinleri, gerçekleri doğru olarak tespit edemez. Onlar bu ters görüntüye alışa alışa, sonunda başkalarının hep yanlış düşündüğüne tam mânâsıyla inanmaya başlar.</p>
<p>Ama bu fikirler, onların vicdanlarını tatmin etmez. Kendilerini, yine bu kâinat çöllerinde kimsesiz bir zavallı gibi görmeye devam ederler. Sahipsiz olmadıklarını bilmenin huzurunu tadamaz, zevkine eremezler. Akıl ve vicdanları, onları daima rahatsız eder. Ruhlarındaki vahşet ve ıstırap, bir türlü dinmek bilmez.</p>
<p>Bazıları da, bu sorularla hiç ilgilenmez; aklın ve vicdanın zorlamalarına hiç aldırmazlar. Onlar ne derlerse desinler, bunlar bildiklerini okurlar. Sefahat ve eğlencelerle, günlük dedikodularla, neticesiz tartışmalarla ömür tüketirler. Bunlar kendilerince, doymanın yolunu açlığı düşünmemekte bulmuşlardır. Ama bu geçici ve geçersiz tedbir, ruhu hiç mi hiç tatmin etmez.</p>
<p>Böyleler, ufak bir musibette hemen sarsılır, az bir sıkıntıdan hemen ezilirler. Kaderden imtihan yollu gelen bir belâ karşısında, derhal isyan çığlıkları atarlar. Aslında bu insanlar, düşünmekten korkmaktadırlar. Sanki biraz kafa yorsalar; şu hayatı, bu âlemi, ölümü ve ötesini biraz merak etseler, bütün huzurları kaybolacak…</p>
<p>Kendilerini aldatmaya can atan bu adamlar, bir araya geldiklerinde âdetâ bir ekol teşkil ederler. ‘Aldırma’ derler, ‘adam sen de’ derler, ‘sıkma canını’ derler. Saatteki hızı yüz bin kilometreyi aşan bu dünya üzerinde, nereye gittiklerini düşünmeden yaşar ve bunu bir felsefe, bir inanç olarak benimserler. Bu hayat felsefelerini birisi tenkit etmeye görsün: “Sen bu asrın adamı değil misin? Hangi devirde yaşıyorsun?” yollu sözlerle, onu yaylım ateşine tutarlar. Alaylı ifadelerle gerçeği bastırmaya çalışır, kendilerini böylece oyalayıp dururlar.</p>
<p>Hiç düşünmezler ki, değişen sadece zaman ve onun içinde yüzen insanlardır. Dünya, yine aynı kanunlarla faaliyetini devam ettirir. Yaprak yine yeşil, kar yine beyaz, aslan yine vahşi, koyun yine uysaldır.</p>
<p>Fen ve sanattaki ilerlemesi, asrımız insanına, maalesef, kendini unutturdu. Halbuki fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanı insan yapan değerler yerlerini aynen muhafaza etmeliydiler. Ahlâklı her asırda makbul, iffetsiz her devirde fena sayılmalıydı. Nedense böyle değerlendirilmedi. Bilimsel açıdan yükselme ile ahlâkî çöküş arasında, doğru bir orantı olduğu sinsice telkin edildi.</p>
<p>Ve bugünün -sanayide ileri, fakat ahlâken seviyesiz- batı insanını, fazilet modeli olarak benimseyen bir nesil çıktı ortaya…</p>
<p>Üçüncü bir grup insanımız da var ki, bunlar okur, düşünür, sorar, öğrenir ve sonunda anlarlar ki: Ne insanlar başıboş, ne bu âlem sahipsiz. Her varlık bir kaderin plânı ve bir kudretin icadıyla meydana geliyor.</p>
<p>Güneşin doğuşu ve batışı gibi, her canlının dünyaya gelişi ve göçüşü de; mükemmel bir nizam ve sonsuz bir ilim ile oluyor. Güneş de bir kudrete esir, ay da, yıldızlar da. İnsan da bir nizama mahkûm, bülbüller de, güller de. Bütün gelenleri getiren ve bütün gidenleri götüren birisi var. Yıldızları durduran, gezegenleri döndüren, insanları gezdiren, balıkları yüzdüren, hep o ilim ve kudret, hep o irade ve hikmet sahibi.</p>
<p>İşte bunlar, Allah’ın kulu olduklarını bilen, ruhlar âleminden bu dünyaya “rıza ve cennet” imtihanını kazanmak üzere gönderildiklerinin şuuruna varan ve ömürlerini istikamet üzere geçirip Saadet Yurduna doğru yol alan bahtiyar misafirlerdir.</p>
<p>sorularla<a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a>iyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/insanin-dunyadaki-asil-vazifesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>derviş</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dervis.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dervis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 16:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[derviş]]></category>
		<category><![CDATA[dervişan]]></category>
		<category><![CDATA[derviz]]></category>
		<category><![CDATA[hakkıyla riayet]]></category>
		<category><![CDATA[ilim ehli]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islam dunyası]]></category>
		<category><![CDATA[ittihad]]></category>
		<category><![CDATA[küfür ve zülüm]]></category>
		<category><![CDATA[ruhban]]></category>
		<category><![CDATA[sevhi]]></category>
		<category><![CDATA[sistematik tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[sufilik]]></category>
		<category><![CDATA[sünneti yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[takva niyetiyle]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf ehli]]></category>
		<category><![CDATA[teseül]]></category>
		<category><![CDATA[Veysel Karani]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7360</guid>
		<description><![CDATA[Tarikat mensupları hakkında kullanılan bir tabir. Farsça "kapı kapı dolaşan dilenci" anlamında "deryûş''tan gelmektedir. Çoğulu "dervişan''dır. Ayrıca, teseül (dilemek, istemek) anlamındaki derviz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarikat mensupları hakkında kullanılan bir tabir. Farsça &#8220;kapı kapı dolaşan dilenci&#8221; anlamında &#8220;deryûş&#8221;tan gelmektedir. Çoğulu &#8220;dervişan&#8221;dır. Ayrıca, teseül (dilemek, istemek) anlamındaki derviz, dervij söylenişleri de bulunmaktadır. Yaygın olarak bu lafız hicrî V. yüzyıldan sonra tarîkat müridleri için kullanılır olmuştur. Aynı manada kullanılan abdal, fakir, âşık, miskin, erenler, baba gibi kelimeler yanında; Anadolu&#8217;da XII-XIII. yüzyıllarda cihadla meşgul olarak tekkeye kapanıp kalmayan Türk dervişleri için kullanılan &#8220;alp-erenler&#8221; tabiri de vardır. Kelime, bazı yörelerde &#8220;ihvan&#8221; şeklinde kullanılmaktadır. Derviş kelimesi ayrıca, sufilikte &#8220;kapı eşiği&#8221; anlamında geçmekte ve derviş olanın, kapı eşiği gibi ayaklar altında çiğnense bile, bütün sıkıntılara katlanması gereğini ifade etmektedir. Kelime gibi kavram da İran&#8217;da ortaya çıkmış ve oradan diğer, ülkelere yayılmıştır. Araplar lafzı aynen almışlar ve &#8220;deraviş&#8221; olarak çoğul şekliyle kullanmışlardır.</p>
<p><a title="islam, islami, islami sohbet," href="httpwww.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a>&#8216;ın doğuşunda &#8220;derviş&#8221;liğin sistemleşmiş şekli bulunmamaktadır. Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;in ashabı arasında gerçi sayıları dört yüze ulaşmış bir &#8220;Ashâb-ı Suffe&#8221;* denilen ilim topluluğu varolmuş ve bunlar çok fakir sahabelerden meydana gelmişse de, Hz. Muhammed&#8217;den sonra ve V. yüzyıldan itibaren görülen sistematik tasavvuf* hareketine has olan dervişlikle bu topluluk arasında herhangi bir benzerlik bulmak mümkün değildir. Medine&#8217;deki ilk İslâm devletinden beş asır sonra İslam dünyası en şaşaalı ve aynı zamanda en karışık günlerindeyken, tasavvuf denilen yaşama biçimi organize bir bütünlüğe ulaşmış, buna paralel olarak çok çeşitli tarîkatlar ortaya çıkmıştır. İslâm dünyasında kişiliği hakkında efsânevî bir özelliği olan Veysel Kararani&#8217;nin &#8220;sâde bir derviş&#8221; olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) i göremeden öldüğü anlatılır. Tasavvuf hareketi, Hasan Basri (ö. 110/728), Zünnûn Mısrî (ö. 245/859), Bayezid Bestâmî (ö. 245/859) gibi öncülerle sırf sünneti yaşamak ve takva niyetiyle başlamış, zamanla sistemleşerek, bir kurum karakteri kazanmasını Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 298/910) ve Muhyiddin Arabî (ö. 638/1240) gibi mutasavvıflar sağlamıştır. Bayezid Bestâmî, zühd* hareketini sistemleştirirken &#8220;Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır&#8221; diyerek, müridlerin bir şeyh&#8217;e bağlanması için halk üzerinde manevi bir baskı sağlamıştır.<span id="more-7360"></span></p>
<p>Derviş, tarikat* silsilesine bağlı olup, şeyhinin emrinden dışarı çıkmaz. Bazı tarikatlarda &#8220;râbıta&#8221; denilen hal vardır ki, bu, dervişin devamlı şeyhini düşünerek dünyadan soyutlanmasını sağlamaktadır. Şeyh, derviş için ana-babadan da ileridir. Gerçekte <a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a> toplumlarında tarikatların halkların müslümanlaşmasında önemli rolleri olmuştur. Fakat bu kurumların da zamanla yozlaştıkları görülmüştür. Ahmed Yesevî&#8217;ye bağlı dervişler, Türkler arasında İslâm&#8217;ın yayılmasında büyük gayret göstermişlerdir. Dervişlerin yazdığı tasavvufi halk şiirleri, derviş menkıbeleri, İslâm velilerine ait eserler, katı medrese İslâm&#8217;ının karşısında, yüzyıllarca halkların İslâmlaşmasında önemli rol oynamıştır. Anadolu&#8217;da cihada çıkan İslâm ordularının önünde, seyyidlerin, şeyhlerin, yalın ayak dervişlerin de bulunduğu; Osmanlı ordusunda derviş zümrelerinin askerî teşkilâtlarla bütünleştiği ve İshakiye, Mürşidiye&#8230; gibi adlarla anılan mücahid dervişlerin de harplere katıldıkları tarihî kaynaklarda zikredilmektedir.</p>
<p>İslâm dünyasında dervişlik, erkeklere mahsus olmamıştır. Kadınların da derviş hareketine katılmaları, önemli bir olgudur. Kadın müridler, şeyhler tarafından kabul edilirler; onlar, zikirlerini kendi aralarında yaparlardı. Bu &#8220;zikir&#8221;, dervişlerin temel haliydi. Ancak, sofiyenin, İslâm&#8217;ın hayata geçirilmesinde aşırılıklara düştüğü ve &#8220;ittihad, hulûl&#8221; gibi gayr-i İslâmi tezleri öne sürdüğü sıralarda, tarikat ehline karşı çok sert eleştiriler de yapılmıştır. Hatta İbn Teymiye, kelamcılarla sûfileri, tek bir yönle yetindikleri, yani sadece akıl veya ilhama bağlandıkları için tenkid ederken, onların çoğunun dalâlete, hevâlarına düştüklerinin basit bir cehalet ve bilgisizlikle küfür ve zulümden mürekkep birer kurum haline geldiklerini söylemiştir. Onların, &#8220;ilm-i ledün&#8221; adı altında hristiyanlıktaki keşişliği ve ruhbaniyeti İslâm&#8217;a soktukları da belirtilmiştir. Ulemadan bir kısmı, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;deki: &#8220;&#8230; Onların (yeni bir âdet olmak üzere) ihdas ettikleri ruhbanlığa (gelince); onu üzerlerine biz farz etmedik. Ancak (onlar bunu sırf) Allah&#8217;ın rızasını aramak için yaptılar. Fakat buna hakkıyle riayet de etmediler. Biz de içlerinden (gerçek) iman edenlere mükâfatlarını verdik. Onlardan birçoğu ise (doğru yoldan) çıkanlardı.&#8221; (el-Hadid, 57/27) şeklinde beyan buyurulan ve Hristiyanların ruhbanlığını, ibret olsun diye anlatan âyet-i kerimeyi delil göstererek, tasavvuf ehlini, İslâm&#8217;ın vasat yolunu bu yola soktukları için suçlamışlardır. Bu ilim ehli, tasavvuf ehli ikilemi, İslâm âleminde tarih boyunca devam ederek gelmiş; bazı devirlerde uyumlu bir beraberlik, bir mutabakat görülmesine rağmen, yine bazı devirlerde birbirlerinin aleyhinde olmaları, iki taraftan da kayıplar verilmesine sebep olmuştur. Huccetü&#8217;l-İslâm lâkabıyla İslâm tarihine geçen İmam el-Gazzâlî, bir bakıma, İslamî bilgi ve yaşama yollarının her çeşidine dalıp çıkarak, müslümanlar için orta yolda bir örnek oluşturmaktadır. Gazzâlî önceleri İslâmî ilimleri öğrenmekle işe başlamış, fıkıh, tefsir, usûl, hadis gibi ilimleri öğrendikten sonra kelâma ve felsefeye dalmış, Bâtınî ve Zâhirîler&#8217;i incelemiş ve en sonunda bütün öğrendiklerini meczederek tasavvufa girmiştir. Tasavvufun onun sayesinde yasallaştığını söylemek doğru olsa gerektir. Gazzâlî, başından geçenleri &#8220;el-Munkızu mine&#8217;d-Dalâl&#8221;de özetledikten sonra şöyle der: &#8220;Kesin olarak şunu bildim: Allah yoluna koyulanlar yalnızca sufîlerdir. Onların yaşayışları, en güzel yaşayıştır. Yolları en doğru yoldur. Ahlâkları en temiz ahlâktır&#8230;&#8221; Zaten Gazâlî&#8217;nin belirttiği bu, &#8220;İslâm&#8217;ı en güzel biçimde yaşama şekli&#8221;, halk arasında hızla yayılmış, yüzlerce tarikat kolu meydana gelmiştir. Bunların fakir geniş halk kütleleri tarafından benimsenmesinin yanında. yüksek tabaka mensuplarının, sultan ve vezirlerin bağlı olduğu tarikatlar da çıkmıştır. Dervişler on iki ana tarikatta toplanmışlardır: Kadirî, Rıfaî, Bedevî, Desukî, Sa&#8217;dî, Şâzilî, Halvetî, Mevlevî, Bektaşî, Bayramî, Celvetî, Nakşî. Bunlardan Kadirî, Rıfaî, Yesevî, Halvetî ve Nakşî isimli tarikatlara &#8220;esma yolu tarikatlar&#8221; denir. Bu tarikat dervişleri halktan ayrı (tecerrüd) bir halde yaşarlar. Melâmî, Kalenderî, Haydarî, Bektaşî, Mevlevî dervişlerin tarikatlarına da &#8220;müsemma yolu tarikatlar&#8221; denilir ki, bunlar, toplum içinde yaşarlar. Bütün tarikatlarda ortak bazı özellikler vardır: Zikr esastır. İslâm&#8217;ın evrenselliği bazı yönlerden içselleştirilmiş olup, bunlar, özel bir dile, törenlere ve terminolojiye sahiptirler. Silsile örgütlülük çok önemlidir. Sürüden ayrılmamak hususunda dervişler arasında bu örgütlülük önemli bir birlik ve beraberlik anlayışını geliştirmiştir. Sistemde talib, mürid, salik, vâsıl diye aşamalar (mertebeler) vücuda getirilmiştir. Tövbe, vera, zühd, fakr, sabr, tevekkül, rıza diye makamlar bulunur. Murakabe, kurb, muhabbet, havf, recâ, şevk, üns, müşahede, yakîn, halvet, hulûl, fenâ, bekâ, ubudiyet&#8230; denilen &#8220;haller&#8221; İslâm&#8217;ın ilk dönemlerinde görülmeyen ve kullanılmayan bu özel dilin anlatım yoludur. Bu özellik zamanla avam/havass ikiliğine de yansımıştır. Birtakım sapık dervişler, sahtekârlar da, işi büsbütün mukallidliğe dökmüşler, tarikat kisvesi altında halkı kandırmış, dilenmişler ve bazen sapık fikirlere kapılarak İslâm&#8217;ın dışına çıkmışlardır.</p>
<p>Öte yandan, Anadolu&#8217;da, dünyadan vazgeçme anlayışına bağlı olanların yanısıra, ilâhiler, şiirler okuyarak Allah rızası için insanları hayra çağıran, insanlık sevgisi ile dolu dervişler de ortaya Gıkmış ve bunlar halk tarafından büyük bir rağbet görmüşlerdir. Özellikle, hakkındaki bilgiler efsaneleşmiş, asırlardır ünü silinmemiş, saf, açık ve net bir dille yazdığı ümmiyane ve samimî şiirlerle, şefkat ve sevgi dolu, yapmacıksız dervişliğin sembolü olan Yunus Emre (ö. ?707/1307-1308) her kesimden insanların takdirini kazanmıştır. Belki onun kadar samimi, yüzyıllarca halkın sevgisini kazanmış, belâğatiyle halkı etkilemiş bir başka dervişin bulunmadığını söylemek doğru olsa gerektir Derviş Yunus, dervişliğin hırka ile mürid ile, tac ile, okumakla olmadığını Divan&#8217;ında vurgulamıştır. Gerçek bir sûfî ve ehl-i İslâm olan Yunus Emre &#8220;Derviş bağrı baş olur, gözü dolu yaş olur/Koyundan yavaş olur, sen derviş olamazsın&#8221; diye bunu anlatırken, &#8220;Gönül Çalab&#8217;ın tahtı, Çalab gönüle baktı/İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise&#8221; diyerek derûnî, saf, samimî bir insanlık şefkatini ortaya koymuştur. O, geniş hoşgörüsüyle, hak aşkını içten gelerek anlatmasıyla, sünnet ahlâkı ile dolu olup, insanları birleştirmesiyle (Bana namaz kılmaz diyen, ben kıluram namazımı/Kılur isem, kılmaz isem ol Hak bilir niyazımı); cahillerden yüz çevirmesiyle (Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil-Bilmez misin cahillerin nice geçer zamanesi); birlikçiliğiyle (Yetmişiki millete bir göz ile bakmayan/Halka müderris olsa hakikatte âsidir); özeleştirisiyle (Yetmişiki millete suçum budur hak dedim/Kırkı hıyanet durur ya ben niçin kızaram; İlim okumak bilmektir hem kendüyü bilmektir/Çünkü kendin bilmezsin bir hayvandan betersin; Yiğirmisekiz hece okursun ucdan uca/Sen elif dersin hoca, manası ne demektir; Yunus bu sözleri çatar/Kendisi ne kadar dutar) sevilmiştir.</p>
<p>Modern çağlarda da, İslâm dünyasında dervişlik, biraz yozlaşmış, biraz mukallidleşmiş, biraz modernleşmiş olarak, eski günlerdeki geleneğini canlı olmasa da sürdürmektedir. İçlerinden temiz olanları yalnızca Allah&#8217;a ibadet ederler, onu birlerler, ondan başkasına ibadet etmezler; sapık olanlarının ise ibadetleri Kur&#8217;ânî yolun dışındadırlar. Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına şehadet ya da Muhammed (s.a.s.)&#8217;in Allah&#8217;ın elçisi olduğu konusundaki şahadetlerinde sapma içindedirler.</p>
<p>İA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dervis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>güzel ahlakın alametleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/guzel-ahlakin-alametleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/guzel-ahlakin-alametleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 18:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaşlarının mâzeretlerini kabul etmek]]></category>
		<category><![CDATA[ateşperest]]></category>
		<category><![CDATA[insaflı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanı korkutmak]]></category>
		<category><![CDATA[riyakar]]></category>
		<category><![CDATA[riyazet]]></category>
		<category><![CDATA[ruku ve secde edenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7203</guid>
		<description><![CDATA[Her insan, nefsinin ayıplarının câhilidir. Ne zaman büyük günahları terkedinceye kadar nefsiyle az bir mücahedede bulunsa zanneder ki nefsini tertemiz yapmış, nefsi tertemiz olmuş, ahlâkı güzelleşmiş ve artık mücahede etmekten müstağnidir!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her insan, nefsinin ayıplarının câhilidir. Ne zaman büyük günahları terkedinceye kadar nefsiyle az bir mücahedede bulunsa zanneder ki nefsini tertemiz yapmış, nefsi tertemiz olmuş, ahlâkı güzelleşmiş ve artık mücahede etmekten müstağnidir! Mâdem ki durum budur, o halde güzel ahlâkın alâmetini belirtmek gerekir. Çünkü güzel ahlâk, imanın ta kendisi, kötü ahlâk ise münâfıklığın ta kendisidir. Allah Teâlâ mü&#8217;min ve münafığın sıfatlarını Kur&#8217;an&#8217;da zikretmiştir. O sıfatların tamamı güzel veya kötü ahlâkın meyveleridir. O halde biz onlardan bir kısmını, güzel ahlâkın alâmeti bilinsin diye zikredelim. Ayetler Felaha ulaştı o mü&#8217;minler ki onlar, namazlarında huşû içindedirler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekâtlarını verirler ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri, yahut câriyeleri hariç (bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar kim de bu helâlden başkasını ararsa, işte onlar haddi aşanlardır ve onlar emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler. Onlar namazlarını gereği üzerine devamlı kılarlar. İşte (Firdevs&#8217;e) vâris olacaklar onlardır.(Mü&#8217;minûn/1-10) (&#8230;) Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah&#8217;ın sınırlarını koruyanlardır; o mü&#8217;minleri müjdeler(Tevbe/112) Mü&#8217;minler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onlara Allah&#8217;ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve rablerine tevekkül ederler. Namazlarını kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan verirler. İşte gerçek mü&#8217;minler onlardır.(Enfal/2-4) Rahman&#8217;ın o kulları ki yeryüzünde tevâzu ile yürürler. Cahiller kendilerine lâf attıkları zaman &#8216;selâm&#8217; derler. Gecelerini rablerine secde ederek O&#8217;nun divanında durarak geçirirler: &#8216;Rabbimiz cehennemin azabını bizden uzaklaştır, doğrusu onun azabı sürekli bir azaptır&#8217; derler. Orası ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir makamdır! Ve harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler; harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur ve onlar Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar.<span id="more-7203"></span> Allah&#8217;ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kam bunları yaparsa cezasını bulur. Kıyamet günü onun için azap kat kat yapılır ve o azabın içinde hor ve hakir olacak kalır. Ancak tevbe edip inanan ve sâlih amel yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Kim tevbe eder ve sâlih amel yaparsa, o makbul bir kimse olarak Allah&#8217;a döner. Onlar yalan ve boş laf (konuşanlar)a rastladıklarında vekar ile geçip giderler ve kendilerine rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman onlara karşı sağır ve kör davranmazlar ve &#8216;Rabbimiz! Bize gözler sevinci eşler ve çocuklar lûtfet ve bizi korunanlara önder yap&#8217; derler. İşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirilecekler ve orada bir sağlık dileği ve selâm ile karşılanacaklardır. Orada ebedî kalacaklardır. Ne güzel karargâh ve ne güzel makamdır orası! De ki: &#8216;Duanız (ibadetiniz) olmadıktan sonra rabbim sizi ne yapsın? (size haber verdiklerimi) yalanladınız. Bu yüzden cezalandırılmanız gerekecektir&#8217;.(Furkan/63-77) Bu bakımdan durumu kendisine mübhem ve müşkil olan bir kimse nefsini bu ayetlerin mihengine vursun. Bu sıfatların varlığı güzel ahlâkın alâmetidir. Bütün bu sıfatların yokluğu ise, kötü ahlâkın alâmetidir! Bir kısmının bulunması, bir kısmının bulunmaması ise, güzel ahlâkın bir kısmının varlığına bir kısmının yokluğuna delâlet eder. Bu bakımdan kişi, bu sıfatların olmayanlarını elde etmeye ve olanlarını da korumaya çalışmalıdır. Hadîsler Mü&#8217;min bir kimse, kendi nefsi için sevdiğini kardeşi için de sever.47 Rasûlullah (s.a), mü&#8217;mini birçok sıfatlarla nitelendirmiştir ve bütün o sıfatlarla güzel ahlâka işaret ederek şöyle buyurmuştur: Kim Allah&#8217;a ve son güne iman ediyorsa, misafirine ikramda bulunsun.48 Kim Allah&#8217;a ve son güne inanıyorsa komşusuna ikramda bulunsun.49 Kim Allah&#8217;a ve son güne iman etmişse hayrı söylesin veya sussun.50 Hz. Peygamber, mü&#8217;minlerin sıfatlarının güzel ahlâk olduğunu söyleyerek şöyle buyurmuştur: Mü&#8217;minlerin iman yönünden en kâmilleri ahlâk yönünden en güzel olanlarıdır.51 Mü&#8217;min bir kimseyi susmuş ve vakarlı gördüğünüz zaman ona yaklaşınız. Çünkü öyle bir mü&#8217;min hikmeti telkin eder.52 İşlediği hayır kendisini sevindiriyor, işlediği kötülük kendisini üzüyorsa, muhakkak o mü&#8217;mindir.53 Hiçbir müslümana, kardeşine eziyet verici bir bakışla bakması helâl değildir.54 Hiçbir müslüman için başka bir müslümanı korkutmak helâl değildir.55 Sohbet edip yanyana oturan iki kişi ancak Allah&#8217;ın emanetiyle bir araya gelip otururlar. Öyle ise onların birisine kardeşinin istemediği bir sırrını ifşa etmek helâl değildir.56 Âlimlerden biri güzel ahlâkın alâmetlerini şöyle belirtmiştir: &#8216;Güzel ahlâk, kişinin çok hayâlı, eziyet vermeyen, sâlih, doğru sözlü, az konuşan, çok ibadet eden, az hata yapan kimse olmasıdır. Fuzulî konuşması pek az, hayır ve sılayı rahim yapar, vakarlı, çok sabırlı, çok şükredici, Allah&#8217;ın hükmüne râzı ve halîm olmasıdır. Şefkatli, iffetli, ince hisli olmasıdır. Lânet edici, küfürbaz, kovucu, gıybet yapıcı, aceleci, hasedci, cimri, gözüne ve diline sahip olma-yan değildir. Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için razı olur, Allah için öfkelenir. İşte güzel ahlâk budur. Hz. Peygamber&#8217;den (s.a) mü&#8217;minin ve münâfığın alâmeti sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Muhakkak ki mü&#8217;min bir kimsenin himmeti namaz kılmak, oruç tutmak ve ibâdet yapmaktadır. Münâfık bir kimsenin himmeti hayvan gibi yemek ve içmektedir.57 Hâtim el-Esamm şöyle demiştir: &#8216;Mü&#8217;min bir kimse düşünce ve ibret almakla meşguldür. Münâfık bir kimse ise, hırs ve uzun emelle meşguldür. Mü&#8217;min bir kimse Allah&#8217;tan başka herkesten ümidini kesmiştir. Münâfık bir kimse Allah&#8217;tan başka herşeyde ummaktadır. Mü&#8217;min bir kimse Allah&#8217;tan başka herşeyden emindir. Münafık bir kimse Allah&#8217;tan başka herşeyden korkar. Mü&#8217;min bir kimse dinini değil, malını fedâ eder. Münâfık bir kimse ise malını değil, dinini fedâ eder. Mü&#8217;min bir kimse güzellik yapar ağlar, münâfık bir kimse kötülük yaptığı halde güler. Mü&#8217;min bir kimse yalnızlığı sever. Münâfık ise halk ile karışmayı sever. Mü&#8217;min bir kimse tohumu eker, bitmemesinden korkar. Münâfık bir kimse tohumu söker, başağı umar. Mü&#8217;min bir kimse siyaset için emreder, yasaklar ve ıslah eder, münâfık bir kimse ise riyaset için emreder, yasaklar ve ifsâd eder!&#8217; Güzel ahlâkın denenmesinde kullanılan en iyi sistem, eziyete karşı sabır göstermek, cefaya karşı göğüs germektir. Bir kimse başkasının kötü ahlâkından şikayet ederse, onun bu şikayet edişi, kendisinin kötü ahlâklı olduğuna delâlet eder. Çünkü güzel ahlâk, eziyeti sineye çekmektir. Hz. Peygamber (s.a) bir ara beraberinde Enes b. Mâlik olduğu halde yürüyordu. Bir bedevî arkasından yetişti ve onu şiddetle geri çekti. O ara Hz. Peygamber&#8217;in sırtında necran ma&#8217;mûlü bir kürk vardı. Kürkün kenarları kaba ve sertti. Enes der ki: &#8220;Hz. Peygamber&#8217;in boynuna baktım, bedevinin şiddetli çekişinden dolayı kürkün kenarı etine iz yapmıştı. Bedevî şöyle dedi: Ey Muhammed! Senin nezdinde bulunan Allah&#8217;ın malından bana ver! Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) dönüp bedevinin yüzüne baktı. Güldükten sonra ona mal verilmesini emretti.58 Kureyşliler Hz. Peygamber&#8217;i fazlasıyla eziyet edip dövdükleri zaman, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Ey Allahım! Kavmimi bağışla, onlar bilmiyorlar. Denildi ki, Hz. Peygamber&#8217;in bu duası Uhud&#8217;da olmuştur ve bunun içindir ki Allah Teâlâ, Hz. Peygamber hakkında aşağıdaki ayeti inzâl ederek şöyle buyurmuştur: Gerçekten sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem/4) İbrahim b. Edhem bir gün sahraya çıktı, bir askerle karşılaştı. Asker kendisine &#8216;Sen köle misin?&#8217; dedi. İbrahim &#8216;Evet&#8217; dedi. Asker &#8216;Mâmur yerler nerede?&#8217; dedi. İbrahim (kabristanı işaret ederek) &#8216;İşte!&#8217; dedi. Asker &#8216;Ben mâmur yerleri istiyorum!&#8217; deyince, İbrahim &#8216;İşte mâmur yerler kabristandır&#8217; dedi. Onun bu sözü askeri oldukça kızdırdı. Asker onun başına kırbaçla vurdu ve kendisini gerisin geriye şehre çevirdi. Arkadaşları karşılayıp hâdiseyi sorunca, asker kendilerine İbrahim&#8217;in söylediklerini haber verdi. Onlar askere dediler ki: &#8216;Bu, Edhem&#8217;in oğlu İbrahim&#8217;dir&#8217;. Bunun üzerine asker, atından inip el ve ayaklarını öperek kendisinden özür diledi. Sonra İbrahim&#8217;den &#8216;Sen neden askere ben köleyim de-din?&#8217; diye soruldu. İbrahim &#8220;O benden &#8216;sen kimin kölesisin&#8217; diye sormadı, &#8216;sen köle misin&#8217; diye sordu. Ben de Allah&#8217;ın kölesi olduğum için &#8216;evet&#8217; dedim. Fakat o benim başımı kırbaçlayınca ben Allah Teâlâ&#8217;dan kendisi için cennet istedim&#8221;. Bunun üzerine kendisine şöyle soruldu: &#8216;Nasıl olur? O sana zulmetti, sen ona cennet istiyorsun&#8217;. İbrahim &#8216;Ben onun eliyle bana dokunan eziyetten ötürü mükâfât göreceğimi biliyorum. Bu bakımdan benim ondan nasibimin hayır olup da onun benden nasibinin şer olmasını istemedim!&#8217; dedi. Ebu Osman Hayri59 bir ziyafete davet edildi. Davet eden zat onu deniyordu. Davet edenin evine vardığı zaman, kendisine &#8216;Benim vaktim yoktur. Lütfen geri gidiniz&#8217; dedi. Bunun üzerine Ebu Osman geri döndü, biraz ilerledikten sonra davet eden ikinci bir defa onu çağırarak &#8216;Hocam, gel!&#8217; dedi. Ebu Osman geri dönünce ilk söylediği gibi söyledi. Üçüncü bir defa onu çağırdı ve kendisine &#8216;Vaktin icabı olarak geri dön, git!&#8217; dedi. Bunun üzerine Ebu Osman geri döndü&#8230; Kapıya vardığı zaman davetçi birinci sözünün benzerini tekrarladı. Bunun üzerine Ebu Osman tekrar döndü. Sonra dördüncü defa geldi ve yine davet sahibi onu geri çevirdi. Birkaç defa tekrar edinceye kadar böyle yaptı. Bütün bunlara rağmen Ebu Osman bozulmadı ve tınmadı. Bu durumu gören davet sahibi, Ebu Osman&#8217;ın ayaklarına kapanarak şöyle dedi: &#8216;Hocam! Seni denemek istedim. Senin ahlâkın ne güzelmiş!&#8217; Buna karşı Ebu Osman şu cevabı verdi: &#8216;Bende gördüğün bu ahlâk var ya, köpek ahlâkıdır. Çünkü köpeği çağırdığın zaman gelir, kovduğun zaman gider&#8217;. Yine şöyle rivayet ediliyor: Birgün Nisabur&#8217;un bir çarşısından geçiyordu. Üzerine çarşıya bakan bir evden bir mangal dolusu kül döküldü. Bunun üzerine bineğinden indi, şükür secdesine ka-pandı. Sonra elbiselerinden külü silkti ve hiçbir şey söylemedi. Kendisine &#8216;neden sen onlara çıkışmadın?&#8217; denildiği zaman dedi ki: &#8216;Ateşe müstehak olan bir kimse kül ile kurtulursa kızmaya hakkı yoktur&#8217;. Rivayet ediliyor ki Ali b. Mûsa er-Rıza&#8217;nın annesi siyah olduğundan dolayı rengi siyaha çalıyordu. Nisabur&#8217;da kapısında bir hamam vardı. Hamama girmek istediği zaman, hamamcı hamamı kendisi için boşaltıyordu. Bir gün hamama girdi. O girdikten sonra hamamcı kapıyı kilitledi. Bir kısım ihtiyaçlarını görmek için dışarı çıktığında bir köylü hamama gelip kapıyı açtı ve hamama girdi. Elbisesini çıkardı ve yıkanmaya gitti. Ali b. Mûsa er-Rıza&#8217;yı gördü. Siyah olduğundan dolayı hamamın hizmetçilerinden biri olduğunu zannetti ve ona &#8216;Kalk! Bana su getir!&#8217; dedi. Bunun üzerine Ali (k.s) kalktı, onun bütün emirlerini yerine getirdi. Hamamcı geri dönünce köylünün elbiselerini gördü ve Ali b. Mûsa er-Rıza ile konuşmasını dinledi. Bunun üzerine korkarak hamamı terkedip kaçtı. İkisini hamamda başbaşa bıraktı. Ali (k.s) hamamdan çıkınca hamamcının nerede olduğunu sordu. Kendisine denildi ki: &#8216;Cereyan eden hâdiseden korkup kaçtı&#8217;. Bunun üzerine Ali (k.s) &#8216;Kaçması gerekmezdi. Günah, suyunu (menisini) siyah bir cariyenin rahmine dökenindir&#8217; dedi. Rivayet ediliyor ki Ebu Abdullah el-Hayyat, dükkânının kapısında otururdu. Onun ateşperest bir arkadaşı vardı. O ateşperest, Ebu Abdullah&#8217;ı siftah ettiriyordu. Ebu Abdullah ona herhangi birşey diktiği zaman ateşperest, Ebu Abdullah&#8217;a kalp (sahte) paralar veriyordu. Ebu Abdullah da onun kalp paralarını olduğu gibi alır, paraların kalp olduğunu yüzüne vurmaz ve geri de çevirmezdi. Günün birinde Ebu Abdullah bir ihtiyacını karşılamaya gitti. Ateşperest gelip de kendisini göremeyince ücreti çırağa verdi. Dikilmek için bıraktığı elbiseleri istedi, verdiği para yine sahteydi. Çırak paraya baktığı zaman sahte olduğunu anlaya-rak, ateşpereste geri verdi. Ebu Abdullah geldiği zaman talebe kendisine hâdiseyi anlattı. Bunun üzerine Ebu Abdullah çırağa İyi bir iş yapmamışsın. O ateşperest bir seneden beri bana bu şekilde para veriyordu. Ben de buna karşı sabreder, kendisinden paraları alır, o paralarla başka bir müslümanı kandırmasın diye kuyuya atardım&#8217; dedi. Yûsuf b. Esbât güzel ahlâkın alâmetlerinin on haslet olduğunu söylemiştir: 1.Arkadaşlarıyla az ihtilâf etmek, 2.İnsaflı olmak, 3.Arkadaşlarının ayıplarını aramaktan vazgeçmek, 4.Görünen günahları güzel mânâlara hamletmeye gayret göstermek, 5.Arkadaşlarının mâzeretlerini kabul etmek, 6.Arkadaşlarının eziyetlerine tahammül etmek, 7.Kendi nefsini kınamak, 8.Başkasının ayıplarını değil, kendi ayıbını öğrenmeye çalışmak, 9.Büyüğe ve küçüğe karşı güler yüzlü olmak, 10.İster kendisinden büyük, ister küçük olsun herkes ile yumuşak konuşmak. Sehl&#8217;e güzel ahlâkın ne olduğu soruldu. &#8216;Onun en azı eziyete göğüs germek, karşılık vermeyi bırakmak, zâlime rahmet istemek, af dilemek ve ona şefkat göstermektir&#8217; dedi. Ahnef b. Kays&#8217;a &#8216;Sen hilmi kimden öğrendin?&#8217; diye soruldu. &#8216;Kays b. Âsım&#8217;dan öğrendim&#8217; dedi. &#8216;Onun hilm derecesi nedir?&#8217; diye sorulunca, cevap olarak şöyle demiştir: &#8220;Bir ara evinde oturuyordu. Cariyesi, üzerinde kebap bulunan ve ateş dolu bir mangal getiriyordu. Mangal elinden Kays&#8217;ın küçük bir oğlunun üzerine düştü ve çocuk yanarak öldü. Bu manzara karşısında cariye dehşete kapıldı. Cariyeyi teskin etmek için &#8216;Senin korkmana gerek yok. Seni Allah rızası için âzad ediyorum&#8217; dedi&#8221;.Çocuklar Veysel Karanî&#8217;yi gördükleri zaman taşa tutarlardı. Veysel Karâni onlara &#8216;Kardeşlerim! Eğer mutlaka bana taş ata-caksanız bari küçük taşları atın da bacaklarımı kanatıp da beni namaz kılmaktan alıkoymasın&#8217; derdi. Adamın biri, Ahnef b. Kays&#8217;a sövdü. O cevap vermedi, adam onun arkasını takip edip küfretmeye devam ediyordu. Ahnef, ma-halleye yaklaştığı zaman durdu ve söven adama şöyle dedi: &#8216;Eğer senin küfürlerin bitmediyse kalanları da söyle burada bitsin ki ka-bilenin cahilleri senin küfrettiğini duyup da sana eziyet vermesin-ler&#8217;. Rivayet ediliyor ki Hz. Ali (r.a), bir köleyi çağırdı. Köle kendi-sine cevap vermedi. İkinci ve üçüncü defa çağırdı yine cevap ver-medi. Bunun üzerine kalkıp kölenin yanına geldi. Baktı ki köle, sırt üstü uzanmış yatıyor. -Ey köle! Çağırdığımı duymuyor musun? -Evet, duyuyorum. -O halde neden bana cevap vermiyorsun? -Senin ceza vermeyeceğinden emin olduğum için tembellik yaptım. -O halde git! Sen Allah rızası için hürsün. Bir kadın Mâlik b. Dinar&#8217;a &#8216;Ey riyakâr!&#8217; diye bağırdı. Mâlik kadına şöyle dedi: &#8216;Ey kadın! Basralıların kaybettiği ismimi sen buldun!&#8217; Yahya b. Ziyad el-Hârisi&#8217;nin ahlâksız bir kölesi vardı, Yahya&#8217;ya &#8216;Bu köleyi neden besliyorsun!?&#8217; diye sorulunca &#8216;Ondan gördüklerime tahammül edip hilm sıfatını öğreneyim diye tutuyorum!&#8217; cevabını verdi. İşte buraya kadar söylediklerimiz, riyazet sûretiyle uysallaştırılmış nefislerdir. Dolayısıyla bu nefislerin ahlâkları normalleşmiştir. İç âlemleri hile ve hasedden durulmuştur. Böylece Allah Teâlâ&#8217;nın takdirine rıza göstermek meyvesini vermeye başlamıştır. Bu ise, güzel ahlâkın en son zirvesidir. Çünkü Allah Teâlâ&#8217;nın takdirini hoş görmeyip ona rıza göstermeyen bir kimse, kötü ahlâkın en alt derecesine düşmüştür. İşte bahsi geçen bu kahramanların -söylediğimiz gibi- zâhirlerinde güzel ahlâkın alâmetleri belirmiştir. Bu bakımdan nefsinde bu alâmetleri göremeyen bir kimsenin, nefsine aldanması uygun değildir. Onu güzel ahlâklı sanması hiç de yerinde bir hareket değildir. Aksine böyle bir kimse için en uygunu riyazet ve mücahede ile meşgul olup nefsini güzel ahlâk derecesine çıkarmaktır. Çünkü güzel ahlâkın derecesi, yüce bir derecedir. Ona ancak mukarrebin ve sıddîklar ulaşmışlardır. 47)Müslim, Buhârî 48)Müslim, Buhârî 49)Müslim, Buhârî 50)Müslim, Buhârî 51)Daha Önce geçmişti. 52)İbn Mâce 53)İmam Ahmed, Taberânî, Hâkim 54)İbn Mübârek 55)Taberânî 56)Daha önce geçmişti. 57)Irâkî aslına rastlamadığını söylemektedir. 58)Müslim, Buhârî 59) Adı Sa&#8217;d b. İsmail&#8217;dir, Nişabur&#8217;da otururdu. Şâh el-Kirmânî ve Yahya b. Muaz er-Râzî ile arkadaşlık yapmıştır. H. 298 senesinde vefat etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/guzel-ahlakin-alametleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>insanı tanımak</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/insani-tanimak.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/insani-tanimak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 07:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[Halife]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer ra]]></category>
		<category><![CDATA[insanı tanımak]]></category>
		<category><![CDATA[şahitlik]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk etmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=6438</guid>
		<description><![CDATA[Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>Bir adam Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. </strong><br />
<strong>Ömer ibnü&#8217;l-Hattâb hazretleri ona, </strong><br />
<strong>Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi. </strong><br />
<strong>Orada bulunanlardan birisi, </strong><br />
<strong>Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer, </strong><br />
<strong>Nasıl bilirsin? diye sordu. O da, </strong><br />
<strong>Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi. </strong><br />
<strong>Hz. Ömer [r.a.] tekrar sordu: </strong><br />
<strong>Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur? </strong><br />
<strong>Hayır, diye cevap verdi adam. </strong><br />
<strong>Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti: </strong><br />
<strong>İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. </strong><br />
<strong>Bu adam, alış&#8217;veriş yaptığın bir kimse midir? </strong><br />
<strong>Adam tekrar, Hayır, dedi. </strong><br />
<strong>Hz. Ömer (r.a.) bu defa; </strong><br />
<strong>Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân </strong><br />
<strong>veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu. </strong><br />
<strong>Adam bu soruya da, Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer [r.a.], </strong><br />
<strong>Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek, </strong><br />
<strong>Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.&#8217; </strong><br />
<strong>Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden </strong><br />
<strong>emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya </strong><br />
<strong>alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin.</strong><br />
<strong>Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, </strong><br />
<strong>müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/insani-tanimak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>insanın Ruh halleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/insanin-ruh-halleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/insanin-ruh-halleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 15:26:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[hayvani ruh]]></category>
		<category><![CDATA[insanın ruh alemi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh alemi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh halleri]]></category>
		<category><![CDATA[sultani ruh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5421</guid>
		<description><![CDATA[İnsanda yaratılış itibari ile iki türlü Ruh hali vardir.
Sultani Ruh,Hayvani Ruh.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>İnsanda yaratılış itibari ile iki türlü Ruh hali vardir.</strong><br />
<strong>Sultani Ruh,Hayvani Ruh.</strong><br />
<strong>Sultani Ruh ,İnsan ruhunun Hak Teala-ya bakan tarafı ve temiz tarafımızdır.</strong><br />
<strong>Bu insanı kötülüklerden arındırır. </strong><br />
<strong>Hakk-a yaklaştırır.ancak çoğu insan hayvani ruha mağlup olur.</strong><br />
<strong>İşte ozaman insan Nefsi Emmare&#8217;de hakim olan her türlü kötülüğe yönelir.</strong><br />
<strong>iyi olanı değil zevk,eğlence,mal ve para hırsı,yalan,gıybet,iftira yollarına sapar.</strong><br />
<strong>Nefis veya Ruh ancak zikrullah ile çokca zikretmeyle eğitilir.</strong><br />
<strong>Elden geldiği kadar çokca Cenab-ı Hak zikredilmelidir.</strong><br />
<strong>Hayvani Ruh, Sultani Ruh&#8217;a bazen teslim olur. ancak kaaybolmaz,herhangi bir durumda </strong><br />
<strong>insanın ulvi kişiliğinde gerileme olursa Hayvani Ruh,Sultani Ruh&#8217;a galip gelebilir.</strong><br />
<strong>Bu hal Tasavvufta Düşüş,Yıkım olarak değerlendirilir.</strong><br />
<strong>Bunun için insan dikatli olmalı.</strong><br />
<strong>Cenab-ı Hakk&#8217;ın Yerzüyündeki Halifesi sıfatına uygun olarak yaşamalıdır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/insanin-ruh-halleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstişare etmek</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/istisare-etmek.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/istisare-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 06:07:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte hareket etmek]]></category>
		<category><![CDATA[danışmak]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[istişare etmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5273</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların düştüğü hatalar , çoğu zaman işi kendi başına yürütmesi sonucu olmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanların düştüğü hatalar , çoğu zaman işi kendi başına yürütmesi sonucu olmaktadır.</strong><br />
<strong>Bir işi kendi başına yürütme ne kadar genişlerse hataların sayısı o nisbette artar,ne kadar daralırsa o nisbettede azalır.</strong><br />
<strong>hatalardan büsbütün kurtulmak imkansızdır.çünkü hatadan uzak kalan sadece Allah tır.</strong><br />
<strong>meselelerin çözümünde bir çok fikir bir araya gelirse,mükemmel veya nisbeten doğru bir çözüm elde edilebilir.</strong><br />
<strong>Bu surette, sorumlu kişilerin üzerindeki yüküde hafifler ve sorumluluk müşterek olur.</strong><br />
<strong>İstişare edilirken önemli hususlardan biri,kime veya kimlere danışılcağı konusudur.</strong><br />
<strong>bu husus yapılacak işin hayırlı neticelenmesine önemli etki eder.</strong><br />
<strong>Bu yüzden danışılacak kişinin, akıl ve tecrübe sahibi, dindar ve faziletli,samimi,sağlam fikirli.doğruluk ve güvenilirlik gibi değerlere sahip olması gerekir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/istisare-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güleryüz cana yakınlık</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/guleryuz-cana-yakinlik.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/guleryuz-cana-yakinlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 20:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[cana yakın davranmak]]></category>
		<category><![CDATA[güleryüz göstermek]]></category>
		<category><![CDATA[sempatiklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5268</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu insanının tabiriyle,güler yüzlü ,tatlı dilli olmak, insanların ilgisini çeker ve sevgisini kazanır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Anadolu insanının tabiriyle,güler yüzlü ,tatlı dilli olmak, insanların ilgisini çeker ve sevgisini kazanır.</strong><br />
<strong>Allah&#8217;ın Resulü &#8221;Güler yüz sadakadır &#8221; buyurmuşlar.</strong><br />
<strong>insana hiç bir maliyeti olmayan bu özelliğin ona getirisi sayılamayacak kadar çoktur.</strong><br />
<strong>bu kazanç hem dünyada,hemde ahirettedir.asık suratlı ve cevresine karşı duyarsız kişi , insanlarında sevgisini kaybeder.</strong><br />
<strong>Allah&#8217;ın Resulü buyurmuştur.&#8221; Allah bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi,insanlarla hoş geçinmemide emretti&#8221;</strong><br />
<strong>&#8221;Size namazın ,zekatın ve orucun derecesinden daha üstün bir ameli bildireyimmi? İnsanların arasını düzelmektir.&#8221;</strong><br />
<strong>diye buyurmuştur , Allah&#8217;ın Resulü [s.a.v]&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/guleryuz-cana-yakinlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alay ve istihza etmek</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/alay-ve-istihza-etmek.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/alay-ve-istihza-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 20:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan Ve Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[alay etmek]]></category>
		<category><![CDATA[hakir görmek]]></category>
		<category><![CDATA[istihza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5254</guid>
		<description><![CDATA[Alay,istihza, hakir görmek, insanı güldürecek bir şekilde kişinin ayıp ve eksik yönüne dikkat çekmektir.  Bu tür olay karşıdaki adamın fiil ve sözünü hikaye etmekle olur, bazende işaret ve ima ile olur,  Bu alay edilenin huzurunda ise gıybet olmaz, fakat gıybet manası taşır.  Yapılan olatydan dolayı kişi üzülüyorsa bu yapan hakında haramdır.Ancak kendini maskara haline getiren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong>Alay,istihza, hakir görmek, insanı güldürecek bir şekilde kişinin ayıp ve eksik yönüne dikkat çekmektir.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> Bu tür olay karşıdaki adamın fiil ve sözünü hikaye etmekle olur, bazende işaret ve ima ile olur,</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> Bu alay edilenin huzurunda ise gıybet olmaz, fakat gıybet manası taşır.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> Yapılan olatydan dolayı kişi üzülüyorsa bu yapan hakında haramdır.Ancak kendini maskara haline getiren</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> ve alaya alınmasından hoşlanan kimseye yapılan alay, mizah hafif şaka kabilindendir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/alay-ve-istihza-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

