<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Islam Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/islam-tarihi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 17:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Uhud Savaşı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/uhud-savasi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/uhud-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 02:57:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Islam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Süfyan'ın karısı Hind]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hamza]]></category>
		<category><![CDATA[islam ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm savaşçıları]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[şehid]]></category>
		<category><![CDATA[uhud]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud önleri savaş sahası]]></category>
		<category><![CDATA[uhud savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8199</guid>
		<description><![CDATA[Uhud savaşından önce Kureyş'in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir'de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind ".. Muhammed'le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(H. 3/M. 625)</p>
<p>Hicret&#8217;in üçüncü yılında Uhud dağı civarında müşriklerle yapılan savaş.</p>
<p>Uhud savaşından önce Kureyş&#8217;in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir&#8217;de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind &#8220;.. Muhammed&#8217;le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed&#8217;le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!&#8221; diyordu. Ebu Süfyan ve başkaları da buna benzer şekilde and vermişlerdi. Ebu Süfyan&#8217;ın yürüttüğü kervanın malları Daru&#8217;n-nedve&#8217;de topluca durmaktaydı. Müşriklerin ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazırlanmasına karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureyş büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi. Bedir&#8217;de yakınları öldürtücüler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında dolaşıyor, şairler mersiyeler söyleyerek Araplar savaşâ teşvik ediyorlardı.</p>
<p>Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 3000 deve vardı. Aralarında, başta Ebu Süfyan&#8217;ın karısı Hind olduğu halde 14 tane de kadın vardı. Bedir&#8217;de babasını ve öteki yakınlarından bazılarını kaybetmiş olan Hind&#8217;in kalbini iğrenç bir intikam duygusu bürümüştü. Amcası Abbas (r.a) Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;i çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak Kureyş&#8217;in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi. Peygamberimiz (s.a.s) amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi. Keşifçilerin getirdiği haberler mektupta amcasının bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düşman büyük bir ordu hazırlamıştı ve Medine&#8217;ye doğru ilerliyordu.</p>
<p>Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) bir savaş meclisi kurarak meseleyi ayrıntılı olarak ashabıyla görüştü. Resulullah (s.a.s) düşmanı şehrin dışında karşılamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi. Fakat özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler. Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı:</p>
<p>Resulullah (s.a.s) ashabın isteklerini kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı, zırhını giydi. Münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül şehrin içinde kalınarak savunma yapılmadığını bahane ederek 300 kişilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savaşmak değildi. Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000&#8242;den 700&#8242;e düşmüş bulunuyordu.</p>
<p>İslâm Ordusunun Harp Alanına Hareketi</p>
<p>Düşman, Medine&#8217;nin yegane açık sahası olan kısımdan içeriye sızarak karargâhını Uhud dağının Medine&#8217;ye bakan eteklerinde kurmuştu. Resulullah (s.a.s) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı. Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu. Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlub ettikten sonra şehri yağmalamaktı. Bunun için Medine&#8217;nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti.</p>
<p>Resulullah (s.a.s) Bedir&#8217;de olduğu gibi bu savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi, düşmanın sızabileceği, kuşatma yapabileceği geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol tarafındaki dağın vadisini beklemek üzere Abdullah b. Cübeyr kumandası altında elli kişilik, okçu birliğini bıraktı ve &#8220;Düşman yense de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrılmayınız. &#8221; diye tembihte bulundu.</p>
<p>11 Şevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savaş teke tek vuruşmalarla başladı; Hz. Ali, Hz. Hamza ve öteki İslâm savaşçıları hasımlarını öldürdüler. Sonra savaş kızıştı. Resulullah (s.a.s) almış olduğu askerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler.</p>
<p>Hz. Hamza&#8217;nın şehid edilmesi</p>
<p>Resulullah (s.a.s)&#8217;in amcası Hz. Hamza kükremiş bir arslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp geçiriyordu. Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayı gösteriyorlardı. Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan kendilerini kurtaramadılar. Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları bile korku içinde dağ yamacına tırmanmaya, kaçmaya başladı. Bununla beraber henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu. Halbuki bu inceliği ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen ve dünyalığa meyleden Müslümanlar kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarının ısrarlarına rağmen Resulullah (s.a.s)&#8217;in kesin emrini unutarak &#8220;Kardeşlerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim&#8221; diyerek yerlerinden ayrıldılar, ganimet toplamaya giriştiler.</p>
<p>İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b. Velid az sayıdaki İslâm okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya başladı. Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya giriştiler. Böylece Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü sağlamışken dünyalığa dalmaları ve Peygamber&#8217;in emrini çiğnemeleri yüzünden zor durumlara düştüler. İşte bu safhada Hazma (r.a) Ebu Süfyan&#8217;ın karısı Hind&#8217;in kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi. Resulullah (s.a.s)&#8217;in Hicretten evvel Medine&#8217;ye tayüz ettiği ilk öğretmen Mus&#8217;ab b. Umeyr (r.a) de bu esnada şehid düşenler arasındaydı. Mus&#8217;ab (r.a) sima itibariyle Resulullah&#8217;a benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden kimse Resulullah (s.a.s)&#8217;i öldürdüğünü haykırıyordu. Bu durum Müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu. Ancak kısa zaman sonra Resulullah (s.a.s)&#8217;in sağ olduğu anlaşıldı. Uhud dağının hemen eteklerinde bulunan Resulullah(s.a.s)&#8217;in çevresi büyük çarpışmalara sahne oldu. Müslümanlar onun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını kalkan yerine kullanıyorlardı, Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmişti. Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas (r.a)&#8217;a ise Resulullah ok veriyor ve: &#8220;Anam babam fedâ ol sun, at yâ Sa&#8217;d&#8221; diyor; oklarının isabet etmesi için Allah&#8217;a dua ediyordu. Müşrikler Resulullah (s.a.s)&#8217;ı öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı. Düşman bu hattı yaramayacağını anlayınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü safhada denk bir duruma geldi. Ebu Süfyan karşı dağa, Resulullah (s.a.s)&#8217;da Uhud&#8217;a doğru tırmandı ve bugün hâlâ ziyaret edilen mağarada dinlendi. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı. Kızı Fatma onu tedavi etti. Ebu Süfyan ile Hz. Ömer&#8217;in karşılıklı konuşması da bu esnada cereyan etmişti.</p>
<p>Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar vahşiyane şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı. Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişlerdi. Düşmanlar özellikle de müşrik kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı. Ebu Süfyan&#8217;ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları Müslüman şehidlerin organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyunlarına takmışlardı. Ayrıca Hind, Hz. Hamza&#8217;nın ciğerini çıkartarak ağzında çiğnemek iğrençliğini gösterebilmişti.</p>
<p>Uhud&#8217;tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine&#8217;ye saldırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine kapılmıştı. Esasen böyle bir durumu, Resulullah (s.a.s) tahmin etmiş, 70 şehid ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar vermişti. Resulullah (s.a.s) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km. Kadar müşrikleri takibetti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ateş yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları mesajını veriyordu. Müslüman olmadığı halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Resulullah (s.a.s)&#8217;i gördükten sonra Ebu Süfyan&#8217;a giderek onun arkadaşlarıyla birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze alamayarak Mekke&#8217;ye gitmiş ve Medine&#8217;ye saldırmaktan vazgeçmişti. Böylece Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum denkleşmişken Resulullah (s.a.s)&#8217;in cesaretle takibi neticesinde düşman korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti.</p>
<p>Savaştan Bazı İlginç Tablolar</p>
<p>Enes b. Mâlik diyor ki: Amcam Enes b. Nadr&#8217;ı Uhud meydanında öldürülmüş olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler işkence yapmış olduklarından, kimse onu tanıyamadı, yalnız kız kardeşi parmaklarından tanıdı. Biz şu ayetin amcam ve benzeri hakkında inmiş olduğunu sanıyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah&#8217;a vermiş oldukları sözlerini yerine getirdiler&#8221; (el-Ahzâb, 33/23).</p>
<p>Hz. Hamza&#8217;nın kız kardeşi, Müslümanların bozguna uğradığı haberini alınca Medine&#8217;den savaş alanına gelmişti. Bunu farkeden Resulullah (s.a.s) Hz. Zübeyr&#8217;e, Hamza&#8217;nın cesedinin parçalanmış vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmişti. Bunu hisseden Safiyye, &#8220;Kardeşimin şehid olduğunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarlıklar her zaman gerekir&#8221; demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah&#8217;ın mülküyüz ve O&#8217;na döneceğiz&#8221;demek suretiyle büyük bir teslimiyet örneği gösterebilmiştir.</p>
<p>Ensar&#8217;dan bir kadın da savaşta babasını, kardeşini ve kocasını kaybetmişti., Bunları haber aldıkça hep Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;in sağ olup olmadığını soruyordu. Onun sağ olduğunu öğrenince; &#8220;Sen sağ olduktan sonra her felâket hiç gelir!&#8221; demişti.</p>
<p>İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa verildiler. Tablo göz yaşartıcı idi.</p>
<p>Hz. Hamza (r.a) kaftanı ile toprağa veriliyordu. Hz. Peygamber&#8217;in hicretten önce Medinelilere İslâmî öğretmesi için tayin ettiği ilk öğretmen Mus&#8217;ab b. Umeyr (r.a) toprağa verilirken üzerindeki elbise kısa gelmişti. Göğüs tarafına örtülünce alt kısmı, alt kısmına örtülünce de göğüs kısmı açıkta kalıyordu. Resulullah (s.a.s) örtünün alt kısmına örtülmesini üst kısmına da izhir denilen kokulu otlardan konulmasını emir buyurmuştu.</p>
<p>Resulullah (s.a.s) Uhud şehidleri hakkında şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur. Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler. Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi&#8221; (Tecrîd,186 vd; İbn Sa&#8217;d, II; 148).</p>
<p>Hüseyin ALGÜL</p>
<p>islamisohbet,uhud savaşının tarihi,uhud şehitleri,islam tarihinde uhud savaşının yeri,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/uhud-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekkenin fethi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/mekkenin-fethi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/mekkenin-fethi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 18:45:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Islam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[hz: muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[mekkenin fethi]]></category>
		<category><![CDATA[mekkenin fethi ve hz muhammedin affı]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5323</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami ,islami sohbet, islami chat, islam nurum, nuradavet, muhammediyim, muslumanlar, musluman nseil, dini sohbet, dini chat, asya sohbet, nurdua, muhammediyimi, cennetevi, sesli nefret, nisa sesli, seviyeli sohbet, Mekkenin fethi, hz muhammedin affı
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEKKE&#8217;NİN FETHİ VE HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’İN AFFI <a href="http://www.islamsevdasi.com">islam</a></strong></p>
<p><strong>1 Ocak 2010, Mekke&#8217;nin fethinin 1380. yıldönümüdür. Bu sebeple, İslâm tari­hinde birçok yönden önemli bir yeri olan bu olaydan kısaca bahsedeceğim. Daha sonra da çeşitli yönleriyle değerlendirerek, özellikle de Hz. Peygamber’in af ve hoşgörü anlayışını ak­settirmesi bakımından taşıdığı önem üzerin­de durmaya çalışacağım.</strong><br />
<strong>Müslümanlığın te­meli &#8220;Tevhid inancı&#8221;dır. Bu inancın yeryüzün­de en büyük âbidesi, Mekke&#8217;deki Kâbe&#8217;dir. Ancak bu kutsal yer, putlarla doldurulmuş, putperestliğin merkezi haline gelmişti. İslam güneşi doğalı 20 yıl olmuştu. Artık Mekke&#8217;nin şirkten kurtulması, Kâbe&#8217;nin putlardan temiz­lenmesi gerekiyordu. İşte beklenen vakit gel­mişti. Hz. Peygamber, Hicretin 8. yılı, Rama­zan ayında 10 bin kişilik muazzam bir ordu ile Medine&#8217;den çıktı (1 Ocak 630).(1) Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükseldi. O gün Hz. Peygamber ve ashabı oruçluydu. Yola çıktıktan sonra oruçlarını bozdular.(2)</strong><br />
<strong>Hz. Peygamber, Mekke&#8217;ye yaklaşıyordu. Mekke&#8217;ye yakın bir yerde, Medine&#8217;ye hicret eden amcası Abbas çıkageldi. Hz. Peygamber&#8217;in huzuruna gelerek Müslümanlığını ilan etti. Rasül-i Ekrem, Abbas&#8217;ın gelişinden mem­nun oldu. Peygamberler’in sonuncusu ben ol­dum, muhacirlerin sonuncusu da sen; diye il­tifatta bulundu. Mekke&#8217;ye yaklaşık 16 km, mesafede &#8220;Merru&#8217;z-Zahrân&#8221; denilen yerde ka­rargah kuruldu. Hz. Peygamber, ortalık kara­rınca burada ordu mevcudunun sayısınca ateş yakılmasını emretti. Böylece ordunun haşmetini Mekkelilere göstermek istiyordu. Mekkeliler telâşa kapılarak, birkaç arkadaşıy­la birlikte Ebû Süfyanı, durumu öğrenmek üzere gönderdiler. Ancak onlar, İslâm ordusu­nun gözcü birlikleri tarafından esir alınarak, Hz. Peygamberin huzuruna götürüldüler. Mekke lideri Ebû Süfyan, uzun tereddütler­den sonra müslüman oldu. İslâm ordusu dört koldan şehre girdi. Hz. Peygamber, mecbur bırakılmadıkça, kan dökülmemesini emretti. Sekiz yıl önce, yurdundan üç kişilik bir kafile ile nasıl ayrılmıştı, şimdi nasıl bir ihtişamla dö­nüyordu. Rasûlüllah (s.a.s.), devesinin üstünde bütün bunları düşünüyor, mağrur bir fâtih gibi değil, son derece mütevâzi bir halde, ba­şı secde eder gibi, devenin boynuna yapış­mış, tesbih, tehlil ve dua ile Cenâb-ı Hakk&#8217;ın sonsuz lütuflarına şükrederek ilerliyordu.(3) Hz. Peygamber Muhacirlerin başında yüksek bir tepeden Mekke&#8217;ye girdi. Gözleriyle Mekke&#8217;yi baştan başa bir süzdü. Kendisine karşı son de­rece şiddetli davranan Mekke, işte şimdi ona teslim olmuştu. Şehir sekiz sene evvel yâd il­lere sürmüş olduğu büyük evladının ayakları dibine serilmiş duruyordu. &#8220;Oku, Yaradan Rabb&#8217;inin adıyla oku&#8221;(4) diye ilk vahiy burada başlamıştı. &#8220;Rabbini ulu tanı, O&#8217;nu tekbirle an&#8221;(5) diye Cebrâil, Allah kelâmını burada getir­mişti. Fakat müşrikler, bu ulvî hitabı, mâverâ­dan gelen ilâhi nidayı anlayamamışlar, Tevhid Dininin kurulmasını geciktirmişlerdi. Kâbe&#8217;yi Muazzama&#8217;yı putlardan temizlemek, Tevhid Dini&#8217;nin merkezi olan Beytullah&#8217;ı, âbidler, sâcidler, arifler, kendilerini ibadete verenler için açmak zamanı gelmişti. Hz. Peygamber, önce Kâbe&#8217;yi tavaf etti. Mekke halkı orada toplan­mıştı. Her taraf hıncahınç doluydu. Burada meşhur fetih hutbesini îrad ederek, şunları söyledi: &#8220;Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur, yalnız o vardır. O&#8217;nun eşi ve ortağı yoktur. O va&#8217;dine bağlı kaldı, sözünü yerine getirdi, kuluna yar­dım etti, tek başına bütün düşmanları hezîmete uğrattı. İyi bilin ki bütün câhiliyet âdet­leri, mal ve kan dâvaları bugün şu iki ayağı­mın altındadır. Yalnız, Kâbe hizmetleriyle, ha­cılara su dağıtma işi (hicâbe ve sikâye hizmet­leri) bu hükmün dışında bırakılmıştır. Ey Kureyş Halkı! Allah sizden câhiliyet gururunu, ba­balarla, soylarla büyüklenmeyi giderdi. Bütün insanlar Adem&#8217;dendir, (O&#8217;nun çocuklarıdır.) Adem de topraktan yaratılmıştır.&#8221;(6) Sonra şu anlamdaki âyet-i kerimeyi okudu: &#8220;Ey insan­lar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Övünesiniz diye değil, kolaylıkla tanışasınız di­ye, sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O&#8217;na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her halinizi bilir, O her şeyden haberdârdır.&#8221;(7) Görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) bu konuşmasında,-bugün de insanlığın şiddetle muhtaç olduğu yüksek insanlık kaide ve kurallarını bir defa daha bü­tün dünyaya ilân ediyordu. Bu esaslar şöyle özetlenebilir:</strong><br />
<strong>1- Allah&#8217;tan başka hiçbir ilâh yoktur. İbâ­det yalnız O&#8217;na yapılır.</strong><br />
<strong>2- Bütün câhiliyet âdetleri, kan ve mal dâ­vaları kaldırılmış, bütün gurur ve kibirler kırıl­mıştır.</strong><br />
<strong>3- Bir sınıfın diğer bir sınıfa üstünlüğü yok­tur. Arabın Arap olmayana hiçbir milletin baş­ka millete üstünlüğü yoktur. Irk, renk, soy, boy farklarına göre üstünlük olamaz. Herkes insandır. İnsanlığın şeref ve meziyeti, yaptığı işlerle ölçülür. Herkes çalışır, yükselir; kıymet ve itibar, yapılan iyi işlere göredir. En hayırlı insan, insanlara en faydalı olandır. İnsanlığa yararlı işler görendir. Hz. Peygamber bu tarihi konuşmasından sonra etrafında kendisini din­leyenlere bir göz gezdirdi. Aralarında Kureyş uluları, o mağrur başlarını önlerine eğmişler, sessiz duruyorlardı. Bunlar, Hz. Peygambere neler yapmamışlardı? Ona el kaldırmışlar, dil uzatmışlar, canına kasdetmişler, onu ve mü&#8217;minleri yurtlarından hicrete mecbur bı­rakmışlardı. Hz. Peygamber bunlara baktı. Hepsi karşısında duruyordu. Başkası olsa ne­ler yapmazdı?</strong><br />
<strong>Tarihte ve geride bıraktığımız son yıllarda galiplerin, mağluplara neler yaptıklarına şahit olduk. Kadın-erkek, yaşlı-çocuk, genç-ihtiyar&#8230; demeden toplu katliamlar, yağmalamalar, in­sanları vatanlarını terketmeye mecbur etme­ler vs. Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.) burada da yine tarihin üstündedir. Onun af ve şefkatle muâmelesi, düşmanlarını da içine alacak ka­dar geniştir. Mekke halkına sordu:</strong><br />
<strong>Ey Kureyş Halkı! Benden ne umarsınız? Si­ze şimdi nasıl bir muâmele yapacağımı sanı­yorsunuz? diye sordu. Mekkeliler hep bir ağız­dan:</strong><br />
<strong>Senden hayır umuyoruz. Sen kerim bir kardeş, âlicenâb bir kardeş oğlusun, diye ce­vap verdiler. Hz. Peygamber burada, insanlı­ğın en büyük mürşidi, tarihin en büyük ada­mı sıfatıyla, dün canına kasteden düşmanları­na şöyle dedi:</strong><br />
<strong>-&#8221;Ben de size Yûsuf (a.s.)&#8217;ın kardeşlerine söylediği gibi, &#8216;Bu gün size geçmişten dolayı azarlama yok&#8230;&#8217;(8) diyorum. Haydi gidiniz, hepi­niz serbestsiniz&#8221; buyurdu. Bu sözü tarih bü­yük bir hayranlıkla kaydetmeli, insanlık bu­nun üzerinde uzun uzun düşünmelidir. Bura­da mühim ve üzerinde durulacak nokta şu­dur: Bu durumda başkaları olsa ne yapardı? Hz. Muhammed (s.a.s.) ne yapmıştır? Aradaki mukâyese, büyük Peygamberimizin emsâlsiz büyüklüğünü ortaya koymaya kâfidir.(9) Kud­ret anında affetmek çok güzel bir haslettir. Hz. Peygamber, Kureyş eline düştüğü bir sıra­da, kin ve intikam duygusuna asla kapılmadı. Bu hareketiyle o, bir insanın gösterebileceği asâletin en yükseğini gösterdi. Bu suretle yal­nız kendi nesli ve devri için değil, aynı zaman­da her nesil ve her dönem için, iyilik, vefakâr­lık ve gönül yüksekliği bakımından kimsenin ulaşamayacağı bir örnek sergiledi. Gerçekten tarihte, zor ve baskı altında tutulup vatanın­dan kovulan, sonra da vatanına dönme imkâ­nını elde edince oradakilere dokunmayan ve intikam alma yoluna başvurmayan herhangi bir şahıs ve toplum bulmak güçtür. Uzun sü­ren kanlı çarpışmalardan sonra karşı karşıya gelen ve bu karşılaşmada, kin ve intikam duygusu bulunmayan iki düşmana rastlamak da mümkün değildir. Bunun sırrı, Hz. Peygam­berin müsâmaha anlayışında yatmaktadır. Fetihten sonra Mekke halkı, sanki mağlup edilmiş bir millet ve işgal edilmiş bir memle­ketin halkı değillerdi; hak ve vazifeler konu­sunda zaferi kazananlarla eşit duruma gel­mişlerdi.</strong><br />
<strong>İslâm&#8217;ın en eski düşmanlarından biri olan Safvân b. Ümeyye, Hz. Peygamber&#8217;in huzuru­na çıkarak şöyle dedi: &#8220;Beni affetmek lütfunda bulunduğunuzu bana bildirdiler.&#8221; Hz. Pey­gamber: &#8220;Evet&#8221; dedi. Safvân, cevâben: &#8220;Fakat ben İslâmiyeti kabul etmek istemiyorum; dü­şünmek için bana iki ay müsaâde et&#8221; dedi. Hz. Peygamber ona: &#8220;Sana dört ay mühlet veriyo­rum.&#8221; dedi.(10) Bu bir tek olay bile, İslâm&#8217;ın kı­lıç zoruyla yayıldığını iddiâ edenlere en güzel cevaptır.</strong><br />
<strong>Hz. İbrahim&#8217;in inşâ ettiği Kâbe-i Muazzama&#8217;nın etrafında, Arapların 360 tane putu vardi. Hz. Peygamber, elindeki değnekle bunları birer birer itiyor, her birini bizzat yere düşürü­yordu. Putlar yıkılırken de şu âyetleri okuyor­du: &#8220;Hak geldi bâtıl yok oldu, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur.&#8221;(11) &#8220;Hak geldi, artık bâtıl ne yeniden başlar ne de geri gelir.&#8221;(12) Hz. Pey­gamberin müezzini Bilâl-i Habeşi (r.a.) Kâ­be&#8217;nin üzerine çıkarak, o tatlı ve yanık sesiy­le ezan okudu, &#8220;Allâhü Ekber&#8221; sadâlarıyla Mekke ufukları çalkalanıyor, &#8220;Lâ ilâhe illallâh&#8221; nidası göklere doğru yükseliyordu. Bütün Mekke kulak kesilmiş, bu sesi dinliyordu. Böylece, Tevhid Dininin Merkezi olan Kâbe-i Muazzama, putlardan temizlenmiş oldu. Bu fetih, zâten putlarla dolu olan Beytullahı, sec­de eden, ibâdet için yerlere kapanan kimse­ler, yalnız Allah&#8217;a ibâdet etsinler diye putlar­dan temizlemek içindi. Kelimetullahı i&#8217;lâ, Tev­hid Dinini ihyâ içindi.</strong><br />
<strong>Hz. Peygamber, fetihten sonra, Safâ tepe­sinde yüksek bir yerde durdu. Yeni müslüman olanlar, oraya gelip Ona biât ettiler. Hz. Ebû Bekir&#8217;in babası Ebû Kuhâfe, çok yaşlı ol­duğu halde henüz müslüman olmamıştı. Göz­lerinin feri kalmamış, yolunu göremiyordu.</strong><br />
<strong>Oğlu Ebûbekir, ihtiyar babasının elinden tuta­rak, Hz. Peygamberin huzuruna getirdi. Her­kese karşı saygı gösteren büyük Peygamber: &#8220;İhtiyarı niçin buralara kadar zahmete koş­tun? Onu kendi haline bıraksaydın, biz onun ayağına giderdik,&#8221; dedi. Onu önüne oturttu. Elini göğsü üzerine koyarak ona İslâm&#8217;ı telkin etti.</strong><br />
<strong>İşte o, insanlara böyle muâmele ederdi. İs­lâm dini, onun bu örnek davranışları sayesin­de yayıldı.</strong><br />
<strong>Hz. Peygamber bu gibi sözleriyle ve buna benzer uygulamalarıyla, Mekke halkının gön­lünü aldı. Mekkeliler, gruplar halinde müslüman olmaya başladılar. Dün İslâm&#8217;a düşman olanlar bugün Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;ın yük­sek ahlâkını, ondaki insanlık duygusunu gö­rünce, müslümanlığa gönülleri ısındı ve hiç zor görmeden içten gelen bir his ve teslimi­yetle İslâm&#8217;ı kabul ettiler. Böylece bu fetih, gerçekten bir &#8220;Feth-i Mübîn&#8221; oldu.(13)</strong><br />
<strong>Hz. Peygamber Mekke&#8217;de hiçbir asker bı­rakmadan Medine&#8217;ye çekildi. Mekke&#8217;nin idâ­resini de müslümanlığı yeni kabul eden bir Mekkeliye bıraktı. İşte Hz. Peygamberin bü­tün bu davranışları, insanların kalbinin nasıl kazanılacağını gösteren ve İslâm&#8217;ın hoşgörü anlayışını apaçık ortaya koyan hususlardır. Gerek dünya, gerekse toplum barışının oluş­masında, Hz. Peygamberin bu af ve hoşgörü anlayışını örnek almaya insanlığın çok ihtiya­cı vardır.</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.islamsevdasi.com">islam</a>, islami ,islami sohbet, islami chat, islam nurum, nuradavet, muhammediyim, muslumanlar, musluman nseil, dini sohbet, dini chat, asya sohbet, nurdua, muhammediyimi, cennetevi, sesli nefret, nisa sesli, seviyeli sohbet, Mekkenin fethi, hz muhammedin affı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/mekkenin-fethi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

