PEYGAMBER EFENDİMİZE (S.AV) KARDEŞ OLMAK

Posted by Zahid in islami sohbet on 06-09-2010

                              Peygamber Efendimize (s.a.v) Kardeş Olmak                                                               

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

 Rasulullah (s.a.s.), yanımızda şöyle buyurdu:

 “Kardeşlerimle buluşmayı arzu ediyorum.”

 Ashab:

 Biz, senin kardeşlerin değil miyiz? diye sordular.

 O, şöyle buyurdu:

“Siz, benim ashabımsınız, fakat kardeşlerim, beni görmedikleri hâlde iman edenlerdir!” (1)

 
En son Nebî ve en son Rasul Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kardeş olanlar, O’na görmedikleri hâlde, O’nun davetini duyup kabul edenler ve O’nun getirdiklerine iman etmiş olanlardır… O’nu görmeden, O’nun Risâletine ve Nübüvvetine inananlardır… İman edenler ve imanlarında asla şübheye düşmeyenler, gerçek mü’min şahsiyetlerdir… Gayba iman edenler… Allah ve Rasulü’nün (s.a.s.) beyan buyurduğu gibi inananlar…

 
 “Elif, Lâm, Mîm.

 Bu, kendisinde şübhe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitabtır.

 Onlar, gayba inanırlar namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.

 Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”(2)

 
Yegâne Rableri Allah azze ve celle’nin kendilerine hidayet verdiği ve kurtuluşa erdirdiği muttaki mü’minler, gayba katıksız iman eden kişilerdir… Önderleri Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeyenler, O’nu görmeden iman edenler, gayba inanan mü’min müslümanlardır… Onlar, rasulullah (s.a.s.)’in Risâleti ve Nübüvveti konusunda hiçbir şübheye düşmemiş, herhangi bir tereddüde kapılmamış, O’nun, Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şahidlik etmişlerdir… O’nu görmeden tasdik etmiş ve inanmışlardır… O mü’min müslümanlar, iman konusunda çok samimi ve çok güçlü olanlardır…

 
İbn Muhayrız anlatıyor:

 
 Ben, sahabeden biri olan Ebu Cuma’ya:

 -Bize, Rasulullah’tan (s.a.s.) işitmiş olduğun bir hadis rivayet et! dedim.

 O da:

 - “Peki, sana iyi bir hadis rivayet edeyim” dedi.

 (Ve anlatmaya başladı.)

 Bir gün biz, Rasulullah (s.a.s.) ile beraber kahvaltı yapmıştık. Yanımızda Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah da vardı.

 Derken O:

 - Ya Rasulallah, bizden daha hayırlı biri var mıdır? Biz, müslüman olduk ve seninle birlikte cihad ettik, demişti.

 (O zaman Rasulullah) şöyle buyurmuştu:

 “Evet, sizden sonra gelecek bir topluluk! Onlar, beni görmedikleri hâlde, bana iman edecekler!” (3)

 En hayırlı nesil olan Ashab neslinin en hayırlılarından biri olan Ubeyde İbnu’l-Cerrah (r.a.) soruyordu:

 -Ya Rasulallah, bizden daha hayırlı biri var mıdır?

  Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) cevab veriyordu:

  “Evet, sizden sonra gelecek bir topluluk!”

  “Sahih” olan bu hadiste Rasulullah (s.a.s.), bu hayırlı topluluğun hayrına vesile olan şeyi de beyan buyurmuştu:

 “Onlar, beni görmedikleri hâlde bana iman edecekler!”

  Kendilerine, Rasulullah’ın (s.a.s.) daveti ulaştırılan şahsiyetler, Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden, O’nun doğruluğuna, doğru söylediğine ve doğruya çağırdığına iman edip imanın gereği olan salih ameller işlemeye başlamışlardır… Gerçekten şuurlu olarak iman edenler, sadece “iman ettim” demek ile kalmadıkları ve iman, onların kalblerini kuşatınca onları salih amel işletmeye sevkettikleri bir gerçektik… Rasulullah’ın (s.a.s.) Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna samimî şahidlik edenler, O’nu, kendilerine hayat örneği olarak kabul edenler… O’nun gibi iman eder, O’nun gibi amel etmeye başlarlar…

 “Rasul, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a, meleklerine, kitablarına ve Rasullerine inandı.’ O’nun Rasullerinin arasında hiçbirini (diğerlerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak sana’dır’ dediler.” (4)

 
Rasulullah’ın (s.a.s.) Rabbinden kendisine indirilene iman ettiği gibi iman edenler, Rabbi Allah’ın kendisine emrettiği gibi dosdoğru olup amel eden Rasulullah (s.a.s.) gibi salih amel işlerler… İmanın ve amellerin ilkelerini önderleri Rasulullah’tan (s.a.s.) öğrenen muvahhid mü’minler, O’na tabi olmanın, O’nu örnek edinmenin ve O’na itaat etmenin, Rableri Allah’ın emri olduğunu bilmiş ve katıksız iman etmişlerdir…

 
  “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” (5)

  “De ki: ‘Eğer siz, Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.’

  De ki ‘Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin.’ Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez.” (6)

  İmanda ve amelde, Rasulullah’a (s.a.s.) uymak, O’nun gibi inanıp O’nun gibi amel etmek, Allah Teâlâ’nın mü’min müslüman kullarına emridir!..

Rasulullah’ı (s.a.s.) görmüş, O’nunla beraber bulunmuş, O’nun, iman ve cihad mektebinde yetişmiş Ashab nesli elbette en hayırlı nesildir…

 
  Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden O’na iman etmiş, O’nun bıraktığı iki mukaddes emanete, yani Allah’ın kitabı ve Nebisinin Sünneti’ne sımsıkı sarılıp gereğini yapmaya gayret etmiş, O’nun iman ve cihad mektebinde yetişmeye gayret edenler, Onlar da, önderimiz  Rasulullah’ın (s.a.s.) beyanıyla hayırlı olanlardır… Ayrıca Rasulullah (s.a.s.), onları “kardeş” edinerek değerlerini beyan buyurmuştur…

  Tevhid ehli muvahhidler, iman ehli mü’minler ve İslâm ehli müslümanlar, bir vücûdun organları gibi olup birbirlerinin kardeşleridirler…

  “Mü’minler ancak kardeştirler.” (7)

 Muvahhid mü’minler, Rasulullah’ın (s.a.s.) hem ümmeti, hem de kardeşleridir… Rasulullah (s.a.s.), muvahhid mü’minlerin hem önderi, hem de kardeşidir… Rasulullah (s.a.s.), kendisine iman eden mü’min müslümanlara “kardeşlerim” dediği gibi, onlara “kardeş” olduğunu beyan buyurmuştur…

 
  Emiru’l-mü’minin İmam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) anlatıyor:

  Rasulullah’tan (s.a.s.) umre için izin istedim. Bana izin verdi ve:

 “Kardeşciğim, bizi de duadan unutma!” buyurdu.

  Bana öyle bir söz söylemiş oldu ki, o’nun yerine tüm dünyaya sahib olmam beni o kadar sevindirmezdi. (8)

  Tağutu reddetmiş ve Allah’a iman etmiş, kendisine ve kendisinin getirdiğine katıksız inanıp teslim olarak itaat eylemiş ümmetine kardeş ve ümmetinin kendisine kardeş olan Rasulullah (s.a.s.), aynı zamanda ümmetinin velisi, yani dostudur…

 “Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun Rasulü, rükû, ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren mü’minlerdir.”(9)

 
 “Merhamet olunmuş vasat ümmet” Önderi Rasulullah (s.a.s.) ile kardeş ve dost olmuştur… Ümmet kardeşlik ve dostluk üzere oluşmuştur… Kardeşlik, dostluk, barış ve özgürlük üzere oluşan ümmet şirksiz bir Tevhid, küfürsüz bir iman ile iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir vazife ile vazifelendirilmiştir…(10)

  Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:

  Rasulullah (s.a.s.), kabristana gelerek:

  “Selâm size ey mü’minler diyarı! İnşallah, biz de size katılacağız. Kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.” buyurmuş.

  Ashab:

  _Ya Rasulullah, biz, senin kardeşleriniz değil miyiz? demişler.

  Rasulullah (s.a.s.):

  “Siz, benim ashabımsınız. Kardeşlerimizse, henüz gelmeyenlerdir.” buyurmuşlar.

  Bunun üzerine Ashab:

  _Ya Rasulullah, ümmetinden henüz gelmeyenleri nasıl tanıyacaksın? diye sormuşlar.

  Rasulullah (s.a.s.):

  “ Ne dersin, bir adamın yağız ve doru at sürüsü içinde sakar ve sekir bir takım atları olsa, o adam, atlarını tanımaz mı?” buyurmuş.

  Ashab:

  “Hay hay tanır ya Rasulallah” demişler.

  Rasulullah:

 “ İşte onlar da, abdestten dolayı böyle sakar ve sekir gelecekler. Ben, Havuz’a onlardan önce varacağım.” buyurmuşlar. (11)

 
  İmam Bâcî (r.a) şöyle der:

 “Rasulullah’ın (s.a.s.) yanındakilere: ‘Siz, benim ashabımsınız’ buyurması, onların kardeşliğini nefiy değildir. Lâkin sohbet sebebiyle hasıl olan üstün mertebelerini zikretmiştir. Yani bunlar, sahabe olan din kardeşleri, ileride gelecek olanlar da sahabe olmak saadetine eremeyen din kardeşleridir, demek istemiştir.

 
  Nitekim Allah Teâlâ:

  “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 49/10) buyurmuştur.” (12)

 Rasulullah’ın (s.a.s.) “kardeşlerim” dediği kişiler, katıksız iman eden ve üzerlerine düşen kulluk vazifelerini sünnet ölçüsünce yerine getiren kişilerdir… Erkek olsun, kadın olsun mü’min müslüman olan ve Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmayı hak eden şahsiyetler, Rasulullah’ın (s.a.s.) izinden giden, O’nu, hayatlarında önder ve örnek edinenlerdir… Siyasette, ekonomide, hukukta, eğitimde, ailevî ve ferdî hayatlarında Rasulullah’a (s.a.s.) tabi olup itaat edenler, O’na kardeş olmaya hak kazanırlar… Hevâlarını, Rasulullah’ın (s.a.s.) getirdiği dine tabi kılanlar, Allah’dan başka hak ilâh olmadığına ve bütün yalancı sahte ilâhları reddedenler, hayatların her merhalesinde Rasulullah’ın sünnetine uyanlar, Rasulullah’a (s.a.s) kardeş olmuş olanlardır…

 
  Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmayı hak edenler, O’nun ahlâkıyla ahlâklanan şahsiyetlerdir… “Pek büyük ahlâk üzerinde olan” (13) Rasulullah’ın ahlâkını kendisine örnek ahlâk edinmiş olanlar, tamamlanmış güzel ahlâk sahibi olurlar… Bu şahsiyetler, canlı ve yaşayan bir sünnet olmalıdırlar… Sünneti, Kur’ân’ın hayata uygulanış şeklidir… Sünneti yaşamak, Kur’ân’ı yaşamak demektir…

  Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

  Rasulullah (s.a.s.):

 “Ne mutlu (müjdeler olsun), beni görüp de iman edenlere!” buyurdu ve bunu, bir kere söyledi.

  Sonra:

 

  “Ne mutlu, beni görmeden iman edenlere!” buyurdu ve bunu, yedi kere tekrarladı. (14)

 
“Âlemlere rahmet olarak gönderilen” (15) Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak ve O’nu kardeş edinmek, en büyük izzet, en büyük servet ve en büyük şereftir!.. Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olanlar, bu kardeşliğe lâyık olmalıdır… Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak, O’na arkadaş olmak, ciddî bedel ödemeyi gerektirir… Bu yakınlığın, bu izzet derecesinin bedeli, şirkten ve küfürden tamamen arınmak, tağutun egemenliğini tamamen reddederek ilişkiyi kesmek bütün cahiliyye işlerini ayaklar altına almak, katıksız iman edip muvahhid olmak ve kendisinden daha yücelik olmayan, en yüce olan İslâm’a teslim olmak, yani muvahhid mü’min müslüman bir şahsiyet olup bu hâlini devam ettirmek!..

 
 Allah’a ve Rasulüne katıksız iman edip itaat edenler, bu şerefe nâil olur, bu kardeşliği ve bu arkadaşlığı hak ederler…

  “Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sadıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.” (16)

 Rasulullah’a (s.a.s.) kardeş olmak isteyenler, emrolundukları gibi dosdoğru olmalıdırlar… Rasulullah (s.a.s.), Rabbi Allah’a itaat ettiği gibi itaat etmeli ve:

 
  “Sana vahyolunana uy ve Allah, hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (17) emrine uymalıdır…

 Rabbimiz Allah Teâlâ’nın vahyettiğine uyan ve onu, Allah’ın muradına uygun olarak uygulayan Rasulullah’a (s.a.s.) tabi olmak, vahye uymak demektir… Çünkü vahyin gereğini yerine getiren yegâne şahsiyet Rasulullah’tır… (s.a.s.) Vahiy, O’na indi, O’nun tarafından bilindi ve en iyi uygulayan yine O oldu!…

 
 Allah’ın Kitabı’nı, yani Kur’ân-ı Kerim’i ayet ayet, sûre sûre, akıl ile değil, heves ile değil, hevâ ile değil, Rasulullah’ın (s.a.s.) sünnetiyle anlayıp kavramak gerek… Elbette vahyi, sünnet ile anlamaya, idrak etmeye çalışan kişi, dumura uğratılmamış akıldan da destek ve yardım almalıdır, fakat akıl birinci plana alınmamalı, sünnet’ten sonra devreye girmelidir… Kur’ân ve sünnet, akıllı, ferasetli ve basiretli mü’min müslümanlar tarafından kavranır, onların takvası ölçüsünce kendilerine hidayet rehberi olurlar…

 
  “Muttakîler için yol gösterici bir kitab” (18) olan Kur’ân-ı Kerim, sünnet’e göre hayatlarını düzenleyen, içlerini iman nûruyla, dışlarını İslâm nûruyla tertemiz kılıp aydınlatan takva sahibi muvahhid mü’min tarafından anlaşılıp uygulanır… Mü’minlerin, Allah katındaki üstünlükleri takva derecelerine göre olduğu malumdur… (19) Takva sahibi olmayanın Kur’ân’ı anlaması ve anlatması, ancak bir bilgi yığınıdır…

  Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden O’na iman eden, O’nun izi üzere yürüyen, O’nun sünnetine göre davranan, O’nun emirlerine itaat eden ve bu iman ile amel edip O’na kardeş olan mü’min müslüman için Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

 “Kim Rasule itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”(20)

 
  Ebu Abdurrahman el – Cüherî (r.a.) anlatıyor:

  Rasulullah’ın (s.a.s) yanındayken, binekli iki kişi çıkageldi.

  Rasulullah onları görünce:

  “Bu iki kişi kindeli (mi), Mezhıclı (mi) dir?” buyurdu.

  O ikisi, O’nun yanına gelince, baktı ki, Mezhıcli bazı kişiler ve onlardan biri, Rasulullah’a biat için yaklaştı, elinden tuttu ve sonra:

  _Ya Rasulullah, seni görüp iman eden, tasdikleyip sana tabi olan kişi hakkında ne desin? diye sordu.

  Rasulullah (s.a.s):

  “Ne mutlu ona!” buyurdu.

  Elini sıvazladı ve diğer kişiye döndü. Biat etmesi için onun da elinden tuttu.

  O kişi dedi ki:

  _Ya Rasulallah, seni görmeden iman eden, tasdikleyip sana tabi olan kişi hakkında ne dersin? diye sordu.

  Rasulullah:

  “Ne mutlu ona, ne mutlu, ne mutlu!” buyurdu.

 Onun da elini sıvazladı ve ayrıldı. (21)

 
  Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), kendisini görmeden iman edenlerin değerini beyan etmek üzere üç defa “ne mutlu ona” buyurmuştur… Bu mutluluk müjdesi, kıyamete kadar gelecek ümmetin mü’min müslüman ferdlerini kapsayıcıdır… Rasulullah’ı (s.a.s.) görmeden, O’nunla tanışmadan, O’nun güzel ahlâkına, doğruluğuna, vahyin inişine dünya gözüyle şahid olmadan tasdik etmek görmüş gibi şehadet getirmek, hazırda olan gibi iman etmek, elbette ki, çok büyük bir güzellik, iyilik, hayır ve izzettir!..

 Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

 
 “Ümmetin beni en çok sevenlerden bazıları, benden sonra gelecek bir takım insanlardır. Bunlardan her biri, ailesini ve malını fedâ ederek beni görmüş olmayı arzu edeceklerdir.” (22)

 Hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir:

 
“Bu hadiste: ‘Ümmetimin beni en çok sevenlerden bazıları…’ denildiğine göre, Peygamber ‘den (s.a.s.) sonra geleceklerin O’nu, Ashab-ı Kiram’dan daha çok sevmeleri düşünülemez. Hadis-i şerif:

 
“Beni en çok seven ümmetimin bazıları, Ashab-ı Kiram’dır. Bazıları da onlardan sonra gelecektir. Bunlar, imkân bulsalar mâlik oldukları her şeyi verip beni görmek isteyeceklerdir, mânasınadır.” (23)

 
 Mü’min müslümanlar, yegâne önderleri Rasulullah’ı (s.a.s.) canlarından daha çok sever ve canlarından daha çok kıymet verirler… Bu, onların imanlarının kuvvetli ve kâmil oluşundan kaynaklanmaktadır!..

 
 “Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evlâdır ve O’nun zevceleri de onların anneleridir.” (24)

 
 Ebu Hureyre’den. (r.a.)

 
  Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

 “Ben mü’minlere, kendi öz nefislerinden daha yakınımdır.” (25)

 
 Mü’min müslümanlar, ümmeti olmaya kardeşi olmaya ve arkadaşı olmaya gayret ettikleri, aynı zamanda canlarından daha çok sevip değer verdikleri önderleri Rasulullah da, (s.a.s.) onları sevmekte, onlara çok düşkün çok şefkatli ve çok esirgeyicidir…

 
 Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

 
 “Andolsun size, içinizde sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasul gelmiştir.” (26)

 
 Muvahhid mü’minler kendisine kardeş, O da onlara kardeş olan Rasulullah’a (s.a.s.) lâyık bir kardeş olabilmek için, O’nun izini takib edib sünneti gereği amel etmek gerekir… O’nu seven Sünnetini işler, sünnetini işleyenler de O’nunla beraberdir! Ne mutlu onlara!…

 islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

Oruç ve Takvâ Bilinci

Posted by Zahid in islami sohbet on 05-09-2010

“Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, ittikâ edersiniz.” (Bakara/183)
Orucun amacı, anlamı yukarıdaki âyette çok açık ifade edilir: İttikâ. İttikâ etmek ya da takvalı olmak; dilimize
genelde ‘Allah’tan korkmak’ diye çevrilir. Ayrıca, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek, onun yasaklarını
çiğnemekten sakınmak, günah işlemekten ve haramlardan sakınmak anlamı da verilir. Ancak takvâ’nın daha
kuşatıcı anlamı, Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşanmaktır.

“Takvâ” kavramının bu manalarından hareketle diyebiliriz ki; “Oruç ayı” ve “Kur’ân ayı” olan Ramazan; şimdiye
kadar ihmal ettiğimiz mümin sorumluluklarımızı hatırlama ve yeniden kuşanma zamanıdır

Oruç; kendini tutmak, arzu ve isteklerini frenlemektir. “Savm”ın da, “imsak”ın da anlamı tutmak’tır.
Oruç/savm, yalnız Allah rızası için, Allah’ı razı etmek için kendini bazı zevklerden uzak tutmaktır. Mümin insan
Allah’tan razı olarak oruç tutarsa, Allah da ondan razı olur.

Oruç; yalnızca sabahtan akşama kadar aç kalmaktan yani mide orucundan ibaret değildir.
Oruç; gözüne, kulağına, bakışlarına da hükmetmek; ağzına ve diline de sahip olabilmektir.

Oruç; elinizle, ayağınızla, tüm vücudunuzla yaptığınız günahlardan, hatalardan, kötülüklerden vazgeçmek;
hatta zihinsel planda ve kalp ve gönül olarak da kendinizi kontrol altına almaktır.

Oruç; tepeden tırnağa bütün bedeninizi, duygularınızı ve ruhunuzu Allah’a râm ettirmektir.

Oruç; “haz” ve “hız” merkezli bir hayat tarzının egemen olduğu çağımızda fıtrata ve insanlığa yeniden dönmektir.
Sadece hazlarını tatmin etmeyi ve bunu en kestirme, en çabuk ve en hızlı şekilde gerçekleştirmeyi esas alan
modern hayata isyan etmek, nefse, hevâya ve şeytana “hayır” diyebilmektir.                                                                                                                                                                      islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

“SÜNNETİME SARILIN, ONDAN AYRILMAYIN!..”

Posted by Zahid in islami sohbet on 03-09-2010

                                                      SÜNNETİME  SARILIN                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               

“…Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere azı dişleriyle tutununuz (sımsıkı sarılınız). Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır” (Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbnu Mâce)

Ebu Necih İrbaz bin Sariye radiyallahu anh’ın rivayet ettiği hadis-i şerifin tamamını geçen sayımızda verip “Takva” üzerinde durmuştuk. Takva’dan sonra “ûlu-l emre itaat geliyordu. Ancak mübarek Doğum Ayı munasebeti ile hadis-i şerifin ifade ettiği üçüncü husus olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine sarılma konusu üzerinde durmayı uygun gördük.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bu hadislerinde kendisinden sonra ortaya çıkacak olan pek çok ihtilaf ve fitneyi haber vermiştir. Bu, Onun mûcizelerinden biri sayılır.
Ümmetin içinde fitneler ve ihtilâflar çoğalınca, görüş ayrılıkları da artar. O zaman insanlar hangi fikrin yanında olacaklar, nasıl hareket edeceklerdir? İşte Resûlullah Efendimiz bunun hal çaresini de göstermektedir. Kendisinin ve Râşid halifelerin sünnetlerine sımsıkı sarılmak, yegâne çıkış yoludur. Çünkü onların takip ettikleri yol hak yoldur.

Ortaya çıkacak ihtilâflar ifadesiyle, İslâm ümmeti içinde yer alacak olan ihtilaflar ve bid’at fırkaları kastedilmiş olmalıdır. Zira ciddi boyuttaki ihtilâflar, ümmeti fitnelere, büyük günahlara sevk eder. Hatta insan, farkında olmaksızın kendini dinin hudutları dışında bulabilir. Nitekim Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın vefatından kısa bir süre sonra Hz. Osman ve Hz. Ali zamanında ortaya çıkan ihtilaflar, daha sonra fitneye dönüştü ve pek çok sahâbî henüz hayatta iken ümmet imtihandan geçti. Halifelerden sonraki dönemde ihtilâflar ve fitne artarak devam etti. Bu fitneler ve zararlı ihtilâflar, İslâm ümmetinin güçlenip kuvvetlenmesini önlemiş, bölünüp parçalanmalarına sebep olmuştur.
İslâm ümmeti içindeki ihtilâfların, bölünme ve parçalanmanın, grupçuluk ve hizipçiliğin Müslüman toplumları ne hale getirdiğini, günümüzde de gözlerimizle görüyor ve bunun ızdırabını hep birlikte çekiyoruz. Ümmet olma vasfına sahip bulunmadığımız gibi, ayrı milletlere ve pek çok ülkelere bölünmüş halimizle, kendi hudutlarımız ve coğrafyamız içinde de birlik, beraberlik ve kardeşliğimizi sağlayabilmiş değiliz.
İslâm toplumunun fitneden kurtulabilmesi, ihtilâflara düşmemesi için müşterek bir düşünce ve hareket tarzına sahip olmaları gerekir. Bu ise belli bir şahsın veya bir grubun düşünce ve hareket tarzı olamaz. İşte Peygamber Efendimiz, bunu da açıkça tespit ve tayin etmiş, “…Sizin üzerinize gerekli olan benim sünnetime, yoluma ve doğru yola ulaştırılmış Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sımsıkı sarılmanızdır…” buyurarak, ortak hareket noktasını göstermiştir. Bilindiği gibi, Hulefâ-i Râşidîn, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir (radiyallahu anhum). Peygamberimiz, başka birçok hadislerinde olduğu gibi, bu hadiste de onların hidâyet, hak ve doğru yol üzere bulunacaklarını, kendilerine uyulması gerektiğini ifade buyurmuşlardır. Büyük imamlarımızın tümü, Hulefâ-i Râşidîn’e uyulması gerektiği konusunda görüş birliği içindedirler.
Bundan sonra, Peygamber Efendimiz bir noktaya daha dikkat çekmekte, bid’atlerden mutlaka sakınılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Çünkü sünnete uygun olmayan davranışlar bid’attır. Bid’at dinde yeri bulunmayan, sonradan ortaya çıkarılmış olan inanç ve ibadetlerdir. Kur’an ve Sünnet’te yeri bulunmadığı ve bu iki asla aykırı olduğu için, her bid’at dalâlet (sapıklık) diye nitelendirilmiştir.
Demek burada “bid’at” kelimesinden “sonradan ortaya çıkan şey” anlamındaki sözlük mânası kastedilmiş değildir. Çünkü sonradan olan bazı işler ve icadlar vardır ki, bunlar hayâtî ihtiyaç ve zaruretlerdir. Bu nevi şeyleri bid’at olarak nitelemek doğru bir anlayış ve yaklaşım sayılmaz. (Riyazussalihin terceme ve şerhinden)
Allah celle celaluh Ayetlerinde, Resulullah’a ve sünnetine tabi olmayı emreder:
Allah Teâlâ buyuruyor:

“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da sakının.” (Haşr: 7)

“Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar, Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.” (Ahzâb: 21)

Resûlullah, nefsinin arzû ve istekleri doğrultusunda konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir.” (Necm: 3-4)

“Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisâ: 65)

“…Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resûlüne götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisâ: 59)
“Allah Resûlü’nün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut acı bir azabın uğramasından sakınsınlar.” (Nûr: 63)
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de birçok hadislerinde bunu ifade eder:
“…Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)
“Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz. Allah’ın Kitabı Kur’an ve Resûlü’nün sünneti” (Muvatta’, Kader 3).

“İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı cennete girer” Ey Allah’ın elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi. “Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir” buyurdu. (Buhari)
“Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)
O halde; bidat ve hurafelerden temizlenip Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaatine ve Rabbu-l âlemîn nezdinde sevimli olup Onun merhametine nail olmamız, dolayısı ile cenneti hak etmemiz; İslam düşmanlarının elinde oyuncak olmaktan ve hayatımızın nerdeyse tüm safhalarında (giyim kuşam, konuşma tarzı, yeme içme adabı, eğitim, düğün ve merasim, oturup kalkma şekli vs.) onların uydusu olmaktan kurtulmamız; cehennem azabından, bela ve musibetlerden kısacası bu günkü perişan halimizden kurtulup izzetimize yeniden kavuşmamız, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve onun Râşid halifelerinin sünneine sarılmakla mümkündür.
 islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

Kadin İçin Cihad Gibidir

Posted by Zahid in islami sohbet on 01-09-2010

                                                Kadın İçin Cihad Gibidir                                                                                                                                                                        Hz.Enes(r.a) anlatıyor :Bir gün kadılar topluca Hz.Peygamber’ e (s.a.v) gelerek, Ey Allah’ın Resulu ,erkekler Allah yolunda cihada cıkarak bütün fazileti ve sehidlik serefini elde ettiler. Bizim için Allah yolunda bu fazileti elde edecek bir amel yokmudur ?’diye dertlendiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v) onlara su cevabi verdi:                                                                                                                                                                          ‘Evinizde yapacagınız hizmetleriniz size Allah yolundaki mucahidlerin sevabini kazandırır.                                                                                                                                                                             Yine bir hadisi serifte Efendimiz ( s.a.v)buyurmustur ki :                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     Ben ve cocukları için çektigi sıkıntılardan dolayı yanakları sararmıs bir kadın cennette beraberiz.Bu kadın kocasından dul kalmıs,cocukları hayırlı bir sekilde büyüyünceye veya ölünceye kadar kendini onlara adamıs kadındır.(Ebu Davud)                                                                                                                                                                               islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

Nefsimizi Hesaba Çekelim

Posted by Zahid in islami sohbet on 31-08-2010

                                                   Nefsimizi Hesaba Çekelim                                                                                                                                                                        İnsanın Cenab-ı Hak’ın adalet elbisesini giyebilmesi için, öncelikle kendi kusurlarını görmesi ve onlar üzerinde yogunlasması gerekmektedir.Eger insan kendisini iyi ve yeterli gorurse kendisinden habersiz olacagından dolayı sonsuzluga giden ilahi yolda ilerleyemez.                                                                                                                                                                          Sürekli olarak nefsimizi kayırdıgımız için Allah ’a (c.c) ve diger insanlara karsı adaletli davranamıyoruz. bu konuda Avn b. Abdullah hazretlerinin (r.a) hata ve günahlarını hatırlayıp aglayarak pişmanligini dile getirme sekli bizler için örnek olmalıdır;                                                                                                                                                                     ‘Vah ,yazık bana! Bana ne oldu da ben bu kadar hata ve günahı işledim.halbuki ben o hatayı işlerken Rabbimin nimetleri içerisinde idim.Ya Rabbi!Nefsimi bana musallat kılma.ona karsı beni yardımsız,yanlız bırakma.Ondan beni muhafaza eyle.                                                                                                                                                                                   islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet                                                                                                                                                                                    

Kalbi Tefekkür

Posted by Zahid in islami sohbet on 31-08-2010

                                                            Kalbi Tefekkür                                                                                 Yüce Allah söyle buyurur:                                                                                                                                                                                ‘Onların ( cehennemliklerin ) kapleri vardır,onlarla kavramzlar,gözleri vardır,onlarla gormezler,kulakları vardır,onlarla işitmezler.işte onlar hayvanlar gibidir,hatta daha da saskındırlar.işte asıl gafiller onlardır.’(A’raf)  Hiç yer yuzunde gezmediler mi (ki kendilerinden once helak olanların hallerini  gorsunler de ) akledecekleri kalpleri,işitecekleri kulakları olsun!Zira gözler kör olmaz, fakat gögüslerde ki kalpler kor olur.(Hac 46)                                                                                                                                                                              ‘Kur’an üzerinde dusunmuyorlar mı ? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var? (Muhammed 24)                                                                                                                                                                                    Kalbin,yakini bilginin elde edilmesinde oynadıgı rol,işigın görme duyumuzla olan ilişkisi gibidir. Biz her ne kadar görme duyusuna potansiyel olarak sahipsekte ısık olmadan hiç bir seyi göremeyiz.Gözlerimiz,ancak ısıkla bulustugu zaman işlevsel hale gelir ve bize dıs dunya hakkında dogru bilgi verir. Kalbi tefekkür ile bulusmayanlar etkisiz kalmaya mahkumdur.hiçbirseyin hakikatini kavrayamaz ve manasızca bir hayat sürer.                                                                                                                                                                                                          islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

Tahrif ve Tersyüz Edilen Ramazan

Posted by Zahid in islami sohbet on 30-08-2010

Hakk’ın dininde Ramazanın en önemli özelliği, bu ayın Kur’ân-ı Kerim ayı olmasıdır. Ramazan gücünü, şerefini ve güzelliğini Kur’an’dan almaktadır (2/Bakara, 185). Kur’an bu ayda indirildiğinden, müslümanların Kur’an’la bağlarını sağlamlaştırması Ramazan’daki ilk görevleridir. Okumayı bilmeyenlerin hemen öğrenmesi, bilenlerin Kur’an’ı çokça okuması ve anlamlarını öğrenmeye ve yaşamaya gayret etmesi, Kur’an’ı meal ve tefsiriyle okumaya çalışması, Allah’ın emir ve yasaklarını ilk elden öğrenmesi gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in Allah’ın Kitabı olduğuna iman eden insanlar, Kur’an âyetlerini bu Ramazan ayında nâzil oluyormuş gibi imanî bir heyecanla okumalı, dinlemeli ve üzerinde tefekkür etmelidir. Bireysel, sosyal, siyasal, ekonomik tüm problemlerin Kur’an’ı terk etmenin, onu tatbik etmemenin ürünü olduğunu, çözümün de Kur’an’ın tüm hükümleriyle hayata geçirilmesiyle mümkün olacağını unutmamalıyız. Ramazan, mü’minler için bir eğitim ayı olduğu gibi bir öğretim ayı da olmalıdır.

Böyle olduğu halde, evlerimiz Kur’an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur’an ilimleri doldurmamaktadır. Halkın en dindarları, formalite icabı ve âdet olarak mukabele ile yetinmekte, düşünmeden, anlamadan, hayatına geçirme endişesi duymadan sadece lafzını hızlı bir şekilde okumakta ve Kur’an’a karşı görevin en fazla hatim etmekten ibâret olduğunu zannetmektedir.

Ramazan, oruç ve az yeme ayıdır. Tıka basa yeme ayı, oburluk ayı değil; açlık ve mideyi dinlendirme, ruhu gıdalandırma ayıdır. Ramazan, zenginle fakiri en azından gündüzleri eşit yapar. Oruç, hayatın yalnız yeme-içme, bencil duyguları ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına dayanmadığını öğreten bir ibâdettir. Oruç, fakirlik halini yaşamaktır. Sosyal adâlet fikrini, yardımlaşma duygusunu; açlık halini yaşatarak öğreten bir ibâdettir. Oruç sâyesinde zengin mü’minler de beden ve ruh yönünden fakirliğin sınırları içinde yaşarlar. Tok insanın açın halinden anlamasını kolaylaştırır oruç.

Açlık ve sabır ayı olan Ramazan, halk açısından tıkınma ayıdır. Günler öncesinde piyasa canlanır, koşturmacalar başlar, gıdalar Ramazanda midelere havâle edilmek için evlere yığılır, depolanır. Kadınlar, Kur’an okumaya ve nâfile ibâdete, kültürlerini arttırmaya vakit ayıramasınlar diye mutfaklara hapsedilir; yağlılar, börekler, çörekler, Ramazan yemekleri adı altında bitmeyen uğraşlarla meşgul edilir. Medya “Ramazan Yemekleri” ve “Yemek Târifeleri” programları yapar.

Ramazan, nefisle cihad ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. “…Oruç sabrın yarısıdır…” (Tirmizî, Deavât, 86, 87), “Oruç bir kalkandır.” (Buhârî, Savm 9; Tirmizî, İman 8 ). Oruç, irâdelerimizi güçlendirir. Sabır ve sebâtımızı arttırır. Allah için iş yapmayı, zorluklara göğüs germeyi öğretir. Zorluklara dayanabilme, nefsin isteklerini geri çevirebilme ayıdır bu ay. Ruhumuzu eğittiğimiz bir aydır Ramazan. Dilimizin okumaya, beynimizin bilgiye yöneldiği, gönlümüzün İlâhî huzurla coştuğu, benliğimizin her çeşit ibâdete koştuğu bir aydır, öyle olması gerekir.
Ramazan itikâf ayıdır. Ramazan ayının son on gününde itikâfa girmek sünnettir. “Hz. Peygamber, Ramazanın son on gününde, vefatına kadar itikâfa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikâfa devam ettiler” (Buhârî, İtikâf 1). Halkın Ramazanında itikâf yoktur, hatta adını bile telaffuz etmekte zorlanır insanımız. Câmi cemaatine anket yapılsa, “itikâf nedir?” diye, bilenler çok az çıkacak, onlar içinde de uygulayanlar hemen hiç bulunmayacaktır.

Ramazan İbâdet ve Mâneviyat ayıdır. Ramazan takvâ ayıdır.

Oruç, yüce dinimizin haramlarından korunup sakınma duygularını, yani takvâyı geliştirir (Bakara, 183). Mü’min, bu önemli faydayı da sağlamak için, günah davranış, söz, işitme ve bakışlardan korunacak, sakınacaktır. Oruç, ruhî ve ahlâkî bir eğitimdir. Ramazan tevbe ayıdır. Günahları terketme, kötü alışkanlıkları bırakma ayıdır Ramazan. Kendine dönme, âhireti tercih etme ve diriliş ayıdır. Bütün vücut organlarımızın, tüm duygularımızın da oruca ihtiyacı vardır, onlara da oruç tutturmak gerekmektedir.

Ramazan; haramlara, şeytanî özelliklere, nefsimizin kötü isteklerine karşı bir sığınaktır, bir kaledir. Oruçla bu kaleye girilir. Ramazan; göz ve dillerini kontrol altına alarak ağızlarını kapayıp kalp ve gözlerini açmaya müslümanları hazırlıyor. İmsaktan iftara kadar geçen zamanda, Ramazan içinde bulunduğunu, oruçlu, yani ibâdet halinde olduğunu hatırlayan kimse, sanki Allah’ı görüyormuş gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel yapmaya çalışacaktır.

Oruç, insana ibâdet için yaratıldığını hatırlatır, her dakikanın Allah’ın emir ve yasaklarına uygun olması için gayreti artırır, ruhu olgunlaştırır. Oruçlu insan Rabbini daha çok düşünür ve huzura kavuşur.
Zekât ve sadaka ayıdır. Yardımlaşma, ihsan, ikram ve cömertlik ayıdır Ramazan. Fıtır sadakası vermek bu aya mahsus bir ibâdet olduğu gibi, hayır ve hasenâtı çoğaltmak da bu ayın eseridir. “Rasûlullah (s.a.s.) insanların en cömerti idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de kendisiyle Cebrâil (a.s.) karşılaştığı zaman daha da artardı. Rasûlullah, Cebâil ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgârdan daha cömert, daha faydalı olurdu” (Buhârî, Savm 7). “Hangi sadaka daha fazîletlidir?” diye sorulunca, en büyük insan; “Ramazan ayında verilen sadaka” buyurmuştur (Tirmizî, Zekât 28). Giderek dünyevîleşen, bireyselleşen insanımızın unutmaya yüz tuttuğu ikrâmı, misafir ağırlamayı, infakı hatırlatır ve yeniden alışkanlık haline getirtir Ramazan; iftarlarla, sadaka-i fıtır ve zekâtlarla, bu ayda fakirlere ekstra yapılan yardımlarla…

Günümüzde kısmen yapılan bu ikram ve yardımlaşmalar, daha çok zenginlerin birbirini ağırladığı, tanınmış kimselerin sofralara dâvet edildiği, iftar ziyafetlerinde israf ve gösterişin hâkim olduğu bir tarzda olabilmektedir. Çevrede, hatta uzak yerlerdeki fakirlerin, dul ve yetimlerin iftarlara dâvet edildiğini, kendi evinde iftar ziyafeti kadar oralardaki sofraları donatmanın gerektiği unutulmaktadır. Bilmem kaç yıldızlı otellerin, başka toplantılarının içkisiz yapılmadığı balo salonlarında Fravun sofralarına benzer tarzda iftar, günümüz insanına has tuhaflık olduğu gibi, iftar ve Ramazan ruhuna da hakarettir.

Ramazan, bir okuldur. Bu okulun namaz, oruç, fitre, Kur’an okumak ve dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini yapan, geleceğe beden ve ruh olarak hazırlanan İslâm’ı yaşayan insanlar, bu ay sonunda Allah’ın rahmet ve rızâ diplomasını alırlar. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin tüm emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur’an’a sarılmak gerekir. Ramazan ayı, nefsimizi kontrol altına almayı, zorluklara ve arzulara direnip sabretmeyi öğrettiğinden, her çeşit haramları, kötü alışkanlıklarımızı da bırakmak, bu oruç ayında daha kolaylaşacaktır.

Ramazan okuluna kaydolan öğrencilerin, hele başarıyla diplomasını alan ve gelecek on bir ay için gerekli donanımlara sahip olan kişilerin sayısının yeterli olduğunu kimse iddia edemez. Ramazan, kötü alışkanlıkları bırakmak için bulunmaz bir fırsattır. İçkiciler bile Ramazanda içmez veya çok azaltır. Cehennem kapıları kapandığı gibi, meyhane ve kimi haram eğlence yerlerinin kapılarına da Ramazanda kilit vurulur. Bir mü’min açısından Ramazan, hâlâ sigara gibi kötü alışkanlıkları varsa, sabahtan akşama kadar içmediğine göre, akşamdan sabaha kadar da içmeyebileceğini, irâdesine sahip olmanın çok da zor olmadığını kendisine öğretir. Sık sık çay içmeden, kahve keyfi yapmadan, çerez ve benzeri abur cubur atıştırmadan yapamayanlara, arada sırada yiyip içmeden edemeyenlere, bu alışkanlıklarından vazgeçmeleri için en güzel imkânları gösterir Ramazan. Az yemeyi, diyet ve rejimi, iştahı kontrol edebilme, yeme ve içme irâdesine sahip olabilme alışkanlıklarını kazandırır-kazandırmalıdır. Ramazan, para gibi maddî ve fânî şeyleri yüceltmenin yanlışlığını öğreten bir aydır. Kapitalist işverenler, ağır işler vermeye, işçisini ezip sömürmeye Ramazan’da da devam edecek, mesai ayarlamasına gitmeyeceklerdir. Laik düzenin, Ramazanda ayrıcalık göstermesi beklenmemelidir tabii; o yine askerler, memurlar, okullardaki öğretmen ve öğrenciler için iftar saatine uygun ayarlamalara, Ramazanın mânevî yapısına uygun düzenlemelere gitmeyecektir. Ama, müslüman iş adamları da çalıştırdıkları işçilere aynı zulmü yapıyorlarsa, Ramazan’ın özellik ve güzelliklerinden bahsetmeye hakları olmayacaktır.

Ramazan, her şeyden önce Kur’an ayıdır, tefekkür ve muhâsebe ayıdır, diriliş ve devrim ayıdır, arınma, yenilenme ayıdır. İlim ve kültürle değerlendirilen, ibâdeti günün ve gecenin her dakikasına yayma gayreti gösterilen, mânevî özelliklerin, takvâ, sabır ve tevbenin öne çıktığı aydır. Namazlarını aksattığından mü’min olduğu tartışılabilecek kişinin, Ramazanla iman tazeleyip namazlı mü’min hale geleceği, namazlıların, namazı huşû ile ikame etmeye ve nâfile ibâdetlere alışabileceği bir ortamdır.

Evet, Ramazan güzel alışkanlıkların edinileceği aydır. Terâvihler, nâfile ibâdetlere; sahurlar da teheccüd saatinde kalkıp gece namazına alışmak için büyük bir fırsat olduğu gibi; mukabeleler, Kur’an’sız ve Onun anlaşılması ve yaşanması için gayretsiz günün geçirilmemesi gerektiğini öğretir, alıştırır.

Ne var ki, Ramazan’ı ters çevirip nazamar’a dönüştüren, farkında olmasa da Kur’an ayı’nı tahrif eden kimseler Ramazan’a rağmen değişememekte, Ramazan çeşmesinden kaplarını dolduramamaktadır. Rabbimizdan hem kendimiz, hem de liyakat kesbeden insanlarımız için bu Ramazanın yeniden dirilişlere, canlanış ve uyanışlara vesile olmasını, secde yerlerini gözlerimizden dökülen incilerle süslediğimiz sahur seccâdesinin üzerinde tüm içtenliğimizle isteyebilmeli, filimizle de bu duâya iştirak edebilmeliyiz.

Ne mutlu, Ramazanı gereği gibi değerlendiren, Ramazanla hayırlara doğru değişenlere! Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutup dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası kabul edip ibâdetleri ihmal eden ve Ramazan’ı hevâsı istikametinde değiştirenlere                                                                                                                                                                                    islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

Velilerin Ahlakı

Posted by Zahid in islami sohbet on 28-08-2010

 

                                                          VELİLERİN AHLAKI                                                                                                                                                                          Allah teala’nın (c.c) veli kulları,Resulullah Efendimiz (s.a.v) nin ahlakı ile ahlaklanmış kişilerdir.onun istediklerini ister,onun sevindiklerine üzülürler.O yüce Peygamberin getirdigi dine, sünnetine, hal ve hareketlerine harfiyen  uyarlar.                                                                                                                                                                                             Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) insanları iyi-kötü,arap-arap olmayan,zengin-fakir,ayırt etmeden hakikate,dogru olana,kurtulusa cagırmıs,bunun için yapılması gereken hiçbir şeyi ihmal etmemişse,velilerde kendilerini Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu gayesinin hizmetçisi olarak görmuslerdir.                                                                                                                                                                           Bu gayenin insanlara iletilmesi,Resulullah Efendimiz’in (s.a.v) teblig ettigi dinin telkin edilmesi yasamaya tesvik edilmesi onların görevidir.her devirde dinin bid’atlardan korunması, asli haliyle ihya edilmesi için çalısırlar.bunun için manen ve madden yapmaları gereken hiçbir seyden kacınmaz,bıkmaz,sıkılmazlar.kıymetlerinin bilinmemesine aldırmaz,insanların eziyetine,hakaretine tahammul eder,yollarına cıkan her engele ragmen ilerlemeye devam ederler.onlar için önemli olan Allah ve Resulu’nun rızası,insanların iyiligi kurtulusudur.                                                                                                                                                                                islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet

Şevval Orucu

Posted by Zahid in islami sohbet on 27-08-2010

                                                    Şevval Orucu

Bir ay borunca oruca alısmıs olan insanlar,şevval ayında da alti gun oruc tutmaya hassasiyet göstermişlerdir.Nitekim peygamber efendimiz (s.av) sevval ayı orucunun bir sene oruc tutmus gibi  sevaba vesile olacagını duyurmus, bu yuzdende bir ay ramazan ayı orucu tutanlar, sevvalde alti gun oruc tutmakla bütün seneyi oruclu gecirmiş olma sevabini kacirmak istememişlerdir.bu konudaki hadisler şöyledir :                                                                                                                                                                               Kim orucla gecirdigi ramazan ayından sonraki sevval ayında alti gun oruc tutarsa, bütün seneyi orucla gecirmiş gibi olur.(müslim)                                                                                                                                                                                        Demek ki bir aylik ramazan orucundan sonra sevvalde de alit gun oruc tutarak orucunu otuz altiya cıkaran kimse, bütün seneyi oruclu gecirmiş gibi sevap almaktadir. bazen öyle oruclar olur ki tutanın ihlasi yüzünden belki 360 senelik nafile oruc sevabini alabilir.                                                                                                                                                                                     islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet                                

iFFETLİ OLMAK

Posted by Zahid in islami sohbet on 27-08-2010

İnsana en buyuk zarar,kötu arkadastan gelir.iyi insanlarla beraber olan bir kimse,bir muddet sonra onlar gibi olmasa bile,onların yanında kotuluk edemez.hadis_i şerifte kişi dostunun dini uzeredir siz kimnle arkadaslık yaptıgınıza bakınız’ denilmiştir.su halde yapılacak iş,arkadaslık edilen kimselere dikkat etmek ve kotu arkadaslardan uzak   durmaktır.                                                                                                                                                                             Birde iffetli olmayı Yüce Allah ‘tan istemelidir.hadis-serifte buyruldu ki, ‘İffetli olmayı talep edeni,Allah u Telal (c.c)  iffetli kılar. iffetli olan aile efradınında iffetli olmasını ister.onlarıda kotulukten korur. hadisi serifte,’iffetli olursanız,kadinlarinizda iffetli olur.ana babanıza ihsan ederseniz,cocuklarınızda size ihsan eder.(taberani)                                                                                                                                                                                        islam, islami, islami sohbet, islami chat, islam sohbet, dini sohbet , islam nurum, nurdua, din sohbet, din chat, asya sohbet, sohbet, chat, aysimam, nur muhabbet, muslumanlar, islami portal, islam sevgisi, sevdasi, muhabbet                                                                                                                                                         

Page 1 of 41234»
Sayac Ekle