<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; islami sohbet</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/islami-sohbet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 17:02:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Doğru din gerçek hakikat</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dogru-din-gercek-hakikat.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dogru-din-gercek-hakikat.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 17:02:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[ın hukmu ile hukmetmezse ancak fasıklardandır]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun koyma ve yasama yetkisi sadece ALLAH ındır]]></category>
		<category><![CDATA[Ki ! şeriat olgusu ALLAH ın yasama ve yurutme ( anayasasıdır) organıdır]]></category>
		<category><![CDATA[kimki ALLAH]]></category>
		<category><![CDATA[Maide suresi 44 ayet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9799</guid>
		<description><![CDATA[Maide suresi 44 ayet ) kimki ALLAH,ın hukmu ile hukmetmezse ancak fasıklardandır. Kanun koyma ve yasama yetkisi sadece ALLAH ındır. kimki kendi nefsinden insanlara yasama ve kanun koyarsa şüphesiz azgınlardan olmuştur. Ki ! şeriat olgusu ALLAH ın yasama ve yurutme ( anayasasıdır) organıdır. kimkı bundan başka kanun ve yasa ( tagut yani yoneticiler ) isterse ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Maide suresi 44 ayet ) kimki ALLAH,ın hukmu ile hukmetmezse ancak fasıklardandır.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kanun koyma ve yasama yetkisi sadece ALLAH ındır. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>kimki kendi nefsinden insanlara yasama ve kanun koyarsa şüphesiz azgınlardan olmuştur. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ki ! şeriat olgusu ALLAH ın yasama ve yurutme ( anayasasıdır) organıdır.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>kimkı bundan başka kanun ve yasa ( tagu</strong><strong>t yani yoneticiler ) isterse ancak sapıklığa  düşmüştür.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>ALLAH,tan başka kanun ve yasayı kabul edenler cehennemin en alt tabakasındadır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dogru-din-gercek-hakikat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennet ve Cehennem Ehli</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cennet-ve-cehennem-ehli.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cennet-ve-cehennem-ehli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 16:39:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teala]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>
		<category><![CDATA[ibret]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[vennet]]></category>
		<category><![CDATA[yahudıler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9764</guid>
		<description><![CDATA[Muhakkak ki cennet ebedi nimetlerle dolu ka­zançlı ve pahalı bir ticaret diyarıdır. Ona an­cak iman ve salih amelle sahip olunur. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhakkak ki cennet ebedi nimetlerle dolu ka­zançlı ve pahalı bir ticaret diyarıdır. Ona an­cak iman ve salih amelle sahip olunur. Batıl, kusurlu ve tembel kuruntularla ulaşılamaz. Yahudiler yalanladılar ve günah işlediler buna rağmen ateşin kendilerine ancak kırk gün dokunacağını, bu kırk günün de babalarının buzağıya taptıkları gün olduğunu iddia ettiler. Allah Teala kuruntularını yalanlayarak şu ayeti kerimeyi indirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müs­tes­na, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki (onlara): Siz Allah katından bir söz mü al­dınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Al­lah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?</p>
<p>Hayır! Kim bir kötülük eder de kötü­lüğü ken­disini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler ce­hennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.</p>
<p>İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada de­vamlı kalırlar. [1]</p>
<p>&#8220;Kureyşli bir hür olsa dahi, ateş yalanla­yan ve yüz çeviren içindir.</p>
<p>Habeşli bir köle olsa dahi cennet iman edip müttaki olan içindir.&#8221;</p>
<p>Bilal ve Ebu Leheb’ten ibret al! çünkü Allah Teala ile mahlukatının hiç birisinin ara­sında bir neseb bağı yoktur. Peygamber olsa dahi bir baba kafir olan oğluna hiçbir fayda sağlayamaz. Allah Teala şöyle buyuruyor.</p>
<p>&#8220;Ey Nuh! O asla senin ailenden değil­dir. Çünkü O, Salih olmayan bir amel sahibi idi (Ka­firdi)&#8221;[2]</p>
<p>Cehennem ebedi olarak orada kalmak üzere ka­firler için hazırlanmıştır. Günah işleyip tövbe etmeyen mü’minler de günahları nisbetince ce­­hennemde kalıp, cezalarını çekip, arınıp te­mizlendikten sonra çıkarılırlar. Ba­zen Al­lah’ın ilahi affı ve şefaatı kuşatıcı olur, mü’­minler ce­henneme girmezler. Allah Teala’nın ayeti kerimede buyurduğu gibi.</p>
<p>&#8220;Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah&#8217;a ortak ko­şarsa büsbütün sapıtmıştır.&#8221;[3]</p>
<p>Nasıl ki hastalıkların bazısı ilaçla tedavi edildiği, bazısının tedavisi mümkün olmadığı kanser gibi, işte günahlarında bazısını ateş onu yok eder veya Gafur olan Allah siler bazısıda affedilmez. Bilakis cezası cehen­nem ateşinde müebbet hapistir. Dikkat edin bu günahlar küfür, büyük zulüm (şirk) ve bü­yük günahlardır. Muhakkak ki hükümdarlar te­ba­larından kendilerine muhalefet edenlere bazen hoşgörülü olurlar affeder veya cezayı hafifletirler.</p>
<p>Şüphesiz ki Allah’ın ortağı olduğu veya oğlu olduğunu iddia eden veya aslen Al­lah’ın varlığını inkar eden kimse Allah’a söv­müş olur ve eksik sıfatlardan münezzeh olan Allah’ı aciz zannedip ona ortak koşmuş olur veya Allah’ı ölümden korkar bundan dolayı ölümünden sonra onun yerine geçecek asil evlat edindiğini zanneder. Allah Teala şöyle buyuruyor. &#8220;Haşa! O onların ileri sürdüğü va­sıflardan uzak ve yücedir&#8221;[4]</p>
<p>Muhakkak ki ameller niyetlere göre takdir edilir. Zamana ve vakitlere göre takdir edil­mez. Kafir&#8217;in kötü ameli kendisine süslenmiştir.</p>
<p>Kafir dünyanın ömrü kadar yaşasa dahi niyeti küfür olarak yaşamak ve rabbine karşı savaşmak oldupundan dolayı ahirette ebedi olarak cehennemde kalır. Bu azap onun için zulüm olmaz adalet olur.</p>
<p>Allah Teala şöyle buyuruyor.</p>
<p>&#8220;Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez&#8221;[5]</p>
<p>Mü’mine gelince ne kadar yaşasa da ni­yeti Rabbine itaat üzere ve ona iman üzere devam etmektir. Bundan dolayı cennette ebedi kalmakla mükafatlandırılır. Kendisine fazl ile muamele edilecektir.</p>
<p>Allah Teala şöyle buyuruyor.</p>
<p>&#8220;Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıkla­rının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Al­lah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.&#8221;[6]</p>
<p> [1] Bakara: 80.81.82</p>
<p>[2] Hud, 46.</p>
<p>[3] Nisa, 116.</p>
<p>[4] Enam, 100.</p>
<p>[5] Kehf: 49</p>
<p>[6] Nur: 38.</p>
<p>islami sohbet,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cennet-ve-cehennem-ehli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annenin Bedduası</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/annenin-bedduasi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/annenin-bedduasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 03:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah (.c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[beddua]]></category>
		<category><![CDATA[dua ve istigfar]]></category>
		<category><![CDATA[haksız beddualardan]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[yumuşak söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9754</guid>
		<description><![CDATA[Bir kız Islâmî konularda annesini uyarsa, annesi de ona beddua etse durum ne olur? Annesinin bedduası tutar mı Uyarmasına hoşnutsuzluk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kız İslami konularda annesini uyarsa, annesi de ona beddua etse durum ne olur? Annesinin bedduası tutar mı Uyarmasına hoşnutsuzluk göstermiyorsa, uyarılarına; daha okşayıcı, sevdirici, ve etkili yöntemlerle devam etmelidir. Allah (c.c.) tebligde en güzel yöntemin kullanılmasını (K.K. Isrâ 17/125), yumuşak söz söylenmesini (K. K. Tâ-hâ 20/44) emreder ve Rasûlüne de &#8220;Eğer sen sert ve kaba davransaydın etrafından dağılıp giderlerdi&#8230;&#8221; (K.K. Âli-Imrân 3/159) buyurur Onun Rasûlü de: &#8220;Müjdeleyin, nefret ettirmeyin&#8230;&#8221; (Buhârî, Megâzî 60, ahkâm 23; Müslim, esribe 71; Dârimî, mukaddime 24) buyurur. Dâvet yapılan Ebeveyn olunca, durum elbette daha çok nezâket ister, Çünkü onlar hakkında Allah (c.c.) &#8220;Dünyada onlarla iyi geçin&#8230;&#8221; (K.K. Lokman 31/15) buyurmuştur. Uyarısından hoşlanmıyorsa, bir defa uyarır, kabul etmezlerse artık uyarmaz ve onlar için dua ve istigfar eder. (Ibn Âbidîn VI/78) Beddua etmelerine gelince; Allah-hâşâ- kimsenin emir kulu değildir. Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, haksız yere yapılan bir bedduanın (lânetin) onu yapana döneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, birr 48; Ebû Dâvûd, edep 45) Dolayısıyle haksız beddualardan endîşe etmemek gerekir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/annenin-bedduasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rumi Takvim</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/rumi-takvim.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/rumi-takvim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 12:18:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Hicri tarih]]></category>
		<category><![CDATA[malî işleri tanzim]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devletinde]]></category>
		<category><![CDATA[Rumî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9425</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devletinde Hicri 1205 (1790) yılından itibaren malî işleri tanzim etmek için kullanılan takvimin adı. Osmanlılar, diğer İslam devletlerinde ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devletinde Hicri 1205 (1790) yılından itibaren malî işleri tanzim etmek için kullanılan takvimin adı. Osmanlılar, diğer İslam devletlerinde olduğu gibi bütün işlerini Hicri tarih esası üzerinde yürütüyorlardı. Daha sonraları bir takım, malî gerekçeler sebebiyle resmî işlemlerde Hicri tarihi bırakarak güneş esasına dayalı tarihleme sistemine geçilmiştir. Başlangıç tarihi M.S 594 tür. Mart ayı ile başlamaktadır. Hicri takvim ayın hareketlerine göre tesbit edildiği için Şemsi takvime göre 1 yılı, on bir gün önce tamamlar. Bu fark 33 senede Şemsî takvime bir yıllık bir fark yapar. Bunun için her otuz üç yılda, bir yıl düşülerek Şemsî sene ile mutabakat sağlanmaktaydı. Düşülen bu seneye &#8220;Sıvış senesi&#8221; denir. Düzeltilmemiş Julien takvimine göre ayarlanmış olduğu için Rumî Takvim ile miladi takvim arasında 13 günlük bir fark vardır. Bu fark 1582&#8242;de Gregorien takviminde yapılan 10 günlük düzeltmenin 1900 yılında 13 güne çıkmasından doğmaktadır. 1871 yılında Cevdet Paşa, başkanlığında kurulan komisyon münasebetiyle kaleme aldığı &#8220;Takvimul-Edvar&#8221; adlı eserde, bu takvimin, Şemsî aylar esasına göre Kamerî hesapla tesbit edilmesinin doğurduğu mahzurları ortaya koymaktadır. Bu takvim Osmanlı Devleti&#8217;nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştır.</p>
<p>Rumî takvim, 1871&#8242;de hicret esas alınarak yeniden şekillendirilmiştir. Başlangıç tarihi, Miladi 23 Eylül 622 olarak alınmıştır. Aylar Şemsî olarak hesaplandığı işin Hicrî-Kamerî tarihe göre her otuz üç yılda bir yıl geri kalmaktadır.</p>
<p>İA</p>
<p>islami sohbet,rumi takvim nedir,rumi takvim ne demektir,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/rumi-takvim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Davete İcabet Etmek</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/davete-icabet-etmek.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/davete-icabet-etmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[davet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haramlar]]></category>
		<category><![CDATA[icabet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[musluman]]></category>
		<category><![CDATA[nehy-i ani'l-münker]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz (s.a.s.):]]></category>
		<category><![CDATA[yemek yeme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8680</guid>
		<description><![CDATA[Davete icabet, müslümanların birbirleri üzerindeki haklarından birisidir. Peygamberimiz (s.a.s.): "Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır" buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çağırılan bir toplantı, ziyâfet vb. yerlere gitmek. Böyle bir yere yapılan çağrıya uymak.</p>
<p>Davete icabet, müslümanların birbirleri üzerindeki haklarından birisidir. Peygamberimiz (s.a.s.): &#8220;Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır&#8221; buyurdu. Ashab&#8217;ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: &#8220;Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman &#8220;elhamdülillah &#8221; derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun.&#8221; (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)</p>
<p>Davet dua anlamına da gelir. Bu durumda &#8220;davete icabet&#8221;, duanın kabul edilmesidir. Âyette: &#8220;Kullarım sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versin, (benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki doğru yolu bulalar. &#8221; (el-Bakara, 2/186).</p>
<p>Davete icabet o dâvetin meşru olması halinde gerekir. Haramların işlendiği bir toplantıya gitmek caiz değildir. Böyle bir davete, uygun bir uslüp ile, katılmanın İslâm akidesi açısından sakıncalı olduğunu ifade edip gitmemek gerekir. Meşru olan davete icabet bazı âlimlere göre vacip, çoğunluğa göre ise sünnettir.</p>
<p>İçkili, çalgılı, kadın-erkek karışık yapılan düğün ve toplantılara katılmak haramdır. Davet edilen yerin böyle olduğu önceden biliniyorsa hiç gidilmez, davet reddedilir. Böylece o toplantıyı düzenleyenler de İslâm&#8217;ın yasakladığı bir işi yaptıklarını anlamış olurlar. Davet edilen kimse toplantının İslâm&#8217;a uygun olmadığını oraya vardığında anlarsa yine toplantıya (veya düğüne) katılmaz, geri döner. Eğer gücü yeterse, yapılan işlerin haram olduğunu anlatıp onlara o işi bıraktırır.</p>
<p>Fâsık kimsenin davetine gidilmez. Böylece onun kötü işlerinin tasvip edilmediği gösterilmiş olur.</p>
<p>Malının çoğu haram olan bir kimsenin dâvetine de gidilmez. Malının helâl olduğunu söylerse o zaman gidilir.</p>
<p>Bir kimse düğün yemeğine davet edilip gittiğinde orada oyun veya şarkı-türkü bulursa:</p>
<p>1-Daâvet edilen şahıs halktan biri olup kendisine uyulan yani toplum içinde örnek bir kişiliğe sahip değilse, oraya oturup yemek yemesinde bir sakınca yoktur. Gücü yeterse o, haramları meneder, gücü yetmezse sabreder. 2-Toplum içinde örnek bir şahsiyet olup ileri gelen bir kimse ise, engellemeye gücü yetmeyince oturmaz, oradan ayrılır.</p>
<p>Bir kimse davet edildiği yerdeki meşru olmayan bir durumu önceden öğrenir, davete katıldığında da o kötü hallerin bırakılacağını bilirse, davete icabet eder; yoksa etmez.</p>
<p>İçkili, çalgılı bir düğün yemeğine davet edilen salih bir kimse &#8220;oraya gidince kötülüklere engel olacağını ve oradakilerin kendisine uyacaklarını&#8221; bilirse, gitmesi bir zaruret olur. Çünkü oradaki kötülüğe engel olacaktır. Kötülüğü engellemeğe gücü yetmese bile yaptıkları kötülüğü hatırlatmak için gitmesi uygun olur. Zira bu bir nehy-i ani&#8217;l-münker yani kötülükten sakındırma görevidir.</p>
<p>Düğün yemeği vermek sünnettir. Bu yemeğe çağrılan kimsenin haramlar işlenmiyorsa- davete icabet etmesi gerekir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Biriniz bir düğün yemeğine davet edilirse, böyle bir davete icabet etsin. &#8221; (Müslim, Nikâh, 97-98; Ebû Davud, Savm, 74; İbn Mâce, Nikâh, 25). &#8220;Her kim davete icabet eylemez ise, gerçekten o, Allah&#8217;a ve Rasûlüne isyan etmiş olur. Oruçlu olsa bile, icabet eder ve duada bulunur. Eğer oruçlu değilse yer ve dua eder. Eğer (özürsüz) yemez ise günahkâr olur ve cefa etmiş bulunur&#8221; (Müslim, Nikâh, 110; Ebu Davud, Et&#8217;ime, 1).</p>
<p>Bir kimsenin, alacağı bulunan bir şahsın davetine gitmesinde sakınca yoktur. Fakat takva bakımından; eğer adamın &#8220;borçluluğunun hatırı&#8221; için davet ettiğini biliyorsa, katılmamak daha iyidir.</p>
<p>Halid ÜNAL</p>
<p>Şamil İslam Ansiklopedisi</p>
<p>islami sohbet,davete icabet etmek,davet edinilen yere gitmek,kimlerin davetine gidilir,kimlerin davetine icabet edilir,hangi davetlere gidilmez,davet edilen yere icabet etmek</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/davete-icabet-etmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel Söz Söylemek</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/guzel-soz-soylemek.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/guzel-soz-soylemek.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 08:27:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın gazabı]]></category>
		<category><![CDATA[göz ve gönül]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sözlü]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[imkan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kabiliyet]]></category>
		<category><![CDATA[KONUŞMA]]></category>
		<category><![CDATA[lâneti ile]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[söyleme]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8612</guid>
		<description><![CDATA[Konuşma kabiliyeti insanlar için verilmiş değerlerin en önemlilerinden biridir. Bu kabiliyet ile insan, hemcinsleriyle anlaşma imkanına sahip olur. Toplum hâlinde yaşamak mecburiyetinde olan insan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Âlemde en üstün vasıflarla yaratılan varlık; insandır. Sahip olduğu bu üstün meziyetler, insana diğer varlıklara verilmeyen yükümlülükleri de yüklemiştir. Akıl, anlama kabiliyeti, işitme, görme, konuşma gibi üstün meziyetlerden insan &#8220;hesaba çekilecektir. &#8220;&#8230;kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur&#8221; (el-İsrâ, 17/35). Her eşyanın var oluşunun bir maksat ve gayesi olduğu gibi insan ve onun uzuvlarının da yaratılışlarının birtakım gayeleri vardır. Eşya, ancak gayesine göre kullanıldığı takdirde gerçek değerini bulur.</p>
<p>Konuşma kabiliyeti insanlar için verilmiş değerlerin en önemlilerinden biridir. Bu kabiliyet ile insan, hemcinsleriyle anlaşma imkanına sahip olur. Toplum hâlinde yaşamak mecburiyetinde olan insan, her gün defalarca bu kabiliyetini kullanarak etrafında dost veya düşman halkaları meydana getirir.</p>
<p>Hayatımızı ilâhî ölçülere göre sürdürmemizi emreden Yüce Allah, çevremizde dost kazanmamızın sırrını açıklarken şöyle buyurur: &#8220;(insanlar) Allah&#8217;a çağıran, iyi iş yapan ve &#8220;ben müslümanlardanım&#8217; diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? İyilikle kötülük bir olmaz. (Sen, kötülüğü) en güzel olan şeyle sav; o zaman (bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık olan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir&#8221;(el-Fussilet, 41/33,&#8217;34).</p>
<p>İnsanlara karşı iyi muamele ve güzel söz söyleme İslâm&#8217;ın prensiplerindendir. Firavun&#8217;u hak din&#8217;e davet için giden Hz. Musa ve Harun (a.s.)&#8217;a Allah; &#8220;O&#8217;na yumuşak şöyle, konuşun&#8230;&#8221; (Tâhâ, 20/44) emrini vererek kâfire yapılan tebliğin yumuşak ve güzel söz ile yapılması gereğini ifade etmiştir. Sözlerin en güzeli, insanları hakk&#8217;a, doğruya, olgunluğa, insanca yaşamaya sevkeden Allah&#8217;ın kelâmıdır: &#8220;Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir kitap halinde indirdi&#8230;&#8221; (ez-Zümrüt, 39/23). Sözlerin en güzeli olan Allah kelâmını ümmetine tebliğ eden Hz. peygamber (s.a.s.) de birçok hadislerinde, insanlara karşı güzel söz söylemeyi emir ve tavsiye etmiş; bizzat kendisi de hayatı boyunca kaba sözden sakınmış; şahsına hakaret eden insanlara bile; &#8220;Allah&#8217;ım; onlara hidayet et, çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar&#8221; diyerek duada bulunmuş ve rıfk ile muamele etmiştir. O&#8217;nun bu yüksek ahlâkı, gün gelmiş, düşmanlarının bile sevgi ile etrafında imanla toplanmalarına vesile olmuştu. Yahudilerden bir grup Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.s.) gelip, güya selâm veriyormuş edasıyla &#8220;Essâmu Aleyküm=Ölüm üzerinize olsun&#8221; deyince, yanında bulunan Hz. Âişe dayanamayarak, &#8220;ölüm sizin üzerinize olsun, Allah size lânet etsin, Allah size gazap etsin&#8221; diye cevap verince Hz. Peygamber (s.a.s.), &#8220;Yavaş ol Âişe! Yumuşak hareket et; sert hareketten ve çirkin sözden sakın &#8221; buyurmuştur. Câbir İbn Abdullah, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in &#8220;Kötü söz ve harekette bulunanla kendini kötü söz ve hareketlere zorlayanı ve çarşılarda bağırıp çağıranı Allah sevmez&#8221; buyurduğunu rivayet eder. Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen insandır; başkalarına dil uzatmak, lânet etmek, kötü iş yapmak ve kötü söz söylemek, müslümana yakışmayan hallerdir. Müminin en düşük ahlâklısı, kötü sözlü olanıdır. İslâm, değil müslümana, kâfirlere bile lânet edilmemesi gerektiğini Peygamber (s.a.s.), diliyle yasaklamıştır: &#8220;Allah&#8217;ın lâneti ile, Allah&#8217;ın gazabı ile ve ateş ile lânetleşmeyiniz&#8221; (Ebû Dâvûd, Edeb) Ebu Hureyre&#8217;nin rivâyetine göre; Peygamber (s.a.s.)&#8217;den müşriklerin aleyhine Allah&#8217;tan dua etmesini isteyen birine Hz. Peygamber (s.a.s.). &#8220;Ben, lânet edici olarak gönderilmedim; ancak rahmet olarak gönderildim&#8221; buyurmuştur&#8221; (Müslim, Birr, 87) Gerçekte Resulullah, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir (Enbiyâ, 21/107).</p>
<p>Güzel söz; gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir. Fertler arasında sevginin, hak ve doğrunun üstün tutulması; nefret ve düşmanlığın giderilmesi, hakka uygun sözlerle mümkün olmaktadır. Allah, bir toplumun, diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmektedir (el-Hucurât, 49/11, 12) Bu konuda Hz. Peygamber&#8217;den şu hadisler nakledilmektedir:</p>
<p>&#8220;Mümin dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir&#8221; (Tirmizî, Kadir, 1978).</p>
<p>İbn Abbas&#8217;tan rivayet edildiğine göre; Resulullah zamanında iki adam arasında karşılıklı sövme oldu: Bunlardan biri sövdü, diğeri sustu. Peygamber (s.a.s.) de oturuyordu. Sonra diğeri aynı sözü geri çevirdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) kalktı ve meclisten dışarıya çıktı. Hz. Peygamber&#8217;e &#8220;niçin kalktın&#8221; diye sorulunca, &#8220;Melekler kalktı, ben de onlarla beraber kalktım. Bu sövülen, sükût ettiği müddet, melekler buna sövene, sözü geri çeviriyorlardı. Ne zaman ki, bu adam, sövenin sözünü geri çevirdi, melekler kalktı, gitti&#8221; buyurmuştur (Ebû Dâvûd, Edeb, II, 572); &#8220;Sövülen iki kimsenin söyledikleri sözün günâhı; sövülen hududu aşmadıkça, ilk söze başlayan üzerinedir&#8221; (Müslim Birr, 68); &#8220;Müslümana sövmek fâsıklıktır&#8221; (Nesâî; Tahrimu&#8217;d-Dem, 27); &#8220;Size, kötü olanlarınızı haber vereyim mi; koğuculukla dolaşıp insanlar arasını bozan ve temiz kimselere ayıp isnad edenlerdir&#8221; (İhyâ, Cüz, III, 135). Hz. Ali, &#8220;Çirkin laf edenle onu yayan, günâh işlemekte eşittir&#8221; (Beyhakî, Şuabu&#8217;l-İman); İbn Abbas da, Hucurât suresinin 11. ayetini izah ederken &#8220;Bir kısmınız bir kısmınıza dil uzatmasın. Muhakkak Allah, çirkin söz kaçıranı, kasden çirkin söz söylemeye yelteneni sevmez&#8221; demiştir (Edebü&#8217;l-Müfred, I, 344).</p>
<p>Yüce Allah sözün en güzelinin,</p>
<p>&#8220;Tevhid = Allah&#8217;ı birleme&#8221; kelimesi olduğunu ifade etmiştir (İbrahim, 14/25; 5-10). Müslümanın her türlü kötü söz ve hareketlerden kaçınması gerektiği gibi, dilini Allah&#8217;ı zikir ile ve insanları Allah&#8217;a davet ile meşgul etmelidir. Güzel sözlerle insanları Hakka çağıran ve kötülüklerden alıkoymaya gayret edeni medh eden Yüce Allah, &#8220;İçinizden hayra çağıran, iyiliği buyurup, kötülükten men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir&#8221; (Âl-i İmran, 3/104) buyurmuştur.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) bütün hayatı boyunca fıtratı ve Allah&#8217;ın emri gereği (Hicr,15/88) müminlere karşı şefkat ve merhametle muamele etmiş; huysuzluk, kati yüreklilik ve kaba konuşmaktan sakınmıştır (Âl-i-İmrân, 3/109). Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman eden ümmetine de, ya hayır söylemesini, ya da susmasını tenbih etmiştir (Riyâzü&#8217;s-Sâlihîn, II, 120). Bir kimsenin, diğer bir kimseye &#8220;fâsık&#8221; veya &#8220;kâfir&#8221; diye söz atmasını da yasaklayan Hz. Peygamber (s.a.s.), &#8220;O, kimsede bu haller mevcud değilse, bu gibi sözler onu söyleyene döner&#8221; (Riyazü&#8217;s-Sâlihîn, III, 146) demiştir. Bir adam şarap içmiş, bunun üzerine de İslâmî ceza ile cezalandırılmıştı. Hazır bulunanlardan bazıları suçluya &#8220;Allah seni kahretsin, rezil etsin&#8221; demişlerdi. Söylenen sözleri hoş görmeyen Hz. Peygamber;</p>
<p>&#8220;Hayır, öyle söylemeyiniz, bu adamın aleyhine şeytana yardım etmeyiniz&#8221; (Riyazü&#8217;s-Sâlihîn, III, 146) buyurarak, suçlu da olsa bir insana kahredici sözler söylemenin doğru olmadığına işaret etmiştir. İnanan bir insana, şer olarak, müslüman kardeşine hakaret etmesi kâfidir (Riyazü&#8217;s-Sâlihîn, III,156). Müslümanlar hakkında kötü zan ifade eden sözlerden de kaçınılmalıdır (el-Hucurât, 4/92). Çünkü zannın kötüsü, sözlerin en çirkini ve en yalanıdır (Riyazü&#8217;s-Salihin, 3/155).</p>
<p>Sözü işitip en güzeline uymakla mükellef olan müslüman (ez-Zümer, 39/17, 18), hayatta bulunan müslüman kardeşine sövmekten nehyedildiği gibi, müslümanın ölülerine de sövmemekle ve ayıplarını araştırmamakla emrolunmuştur (Riyazü&#8217;s-Sâlihîn, III, 147).</p>
<p>Allah&#8217;ın verdiği ilâhî nimetlere şükretmek, imanının ve İslâm&#8217;ının gereğidir. Ancak şükür, basit bir &#8220;teşekkür&#8221; ifadesinden ibaret değildir; müslüman, sözlü teşekkürüne ilâveten bedenî ve malî ibâdetlerle de şükrünü eda edebilmelidir. Nimetler, şükrünü eda edemeyeceğimiz kadar çoktur. Tövbe ederek bağışlanmamızı arzu eden Yüce Allah, yaptığımız her tür iyilikleri sadaka kabul ederek, bu yolla affımıza vesileler yaratmıştır.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.), &#8220;Her iyilik bir sadakadır&#8221; (Edebü&#8217;l-Müfred, I, 245) buyurmuştur. Hadiste geçen ma&#8217;ruf kelimesinin manası geniştir. Allah&#8217;a ibadeti ve O&#8217;nun rahmetine yakınlık için söylenen sözlerle yapılan işler, insanlara söz ve işlerle yapılan ihsan ve yardımlar, ma&#8217;ruf kelimesi ile ifade edilmiştir.</p>
<p>İnsanlar (müslümanlar), iyilik ve takva üzerine birbirleriyle yardımlaşmalıdırlar (el-Mâide, 5/2). İyilik yapma imkânına sahip olmayanlar ise, hiç olmazsa güzel söz ve tatlı &#8216;dil ile din kardeşinin gönlünü hoş tutmalı ve bu yolla da Allah&#8217;a şükrünü eda etmelidir. Çünkü güzel söz ve tatlı dil, Allah katında bir sadaka kabul edilmiştir. Hz. Peygamber &#8220;Yarım hurma ile olsa dahi ateşten korunmaya çalışınız. Bunu da bulamazsanız tatlı sözlerle&#8230;&#8221; buyurmuştur. Hadîsin devamında, söylenen güzel bir sözün sadaka hükmüne geçtiğini müjdelemiştir (Riyazü&#8217;s-Sâlihîn, II, 109).</p>
<p>Eşyanın, yaratılış gayesinin dışında sarfedilmesi, onun değerini düşürür. Lisanın (konuşma kabiliyetinin) yaratılış gayesi, hakkı söylemek ve muhataba meramım ifade edebilmektir. Sözü yerinde kullanmak onu tesirli kılarken, yerli-yersiz sarfedilen söz de, tesiri azaltır; anlatılmak istenen manayı daha da karmaşık duruma getirdiği gibi o nisbette muhatabı da sıkar. Cevâmiu&#8217;l-kelim = Veciz söz (az kelime ile çok mana ifade etme) Kur&#8217;an ve hadislerin edebî üslûbundan birini teşkil etmektedir.</p>
<p>İnanan insan, dinî ve dünyası için, lüzumsuz olan her türlü şeyden yüzçevirir (el-Müminun, 23/3). Lisanı, gereksiz ve boş sözlerle meşgul etmek, insan hakkına tecavüz sayılan gıybet, iftira, dedikodu, yalan sözler, söyleyenin kalbini kararttığı, günâha sevkettiği gibi, dinleyeni de yanlış kararlara, fâhiş hatalara tamiri mümkün olmayacak derecede felâketlere sürükleyebilir.</p>
<p>Mümtehine suresinin ilk ayetinde Cenâbı Allah; &#8220;Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız (olanlar)ı dostlar edinmeyin (Kendileriyle aranızdaki sevgi yüzünden onlara (Peygamber&#8217;in maksadını) ulaştırırsınız (değil mi?)&#8230;&#8221; buyurmaktadır. Müfessirler bu âyetin nüzul sesebi hakkında şu hadiseyi naklederler: Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke&#8217;ye karşı sefer hazırlığına girişir. Bu, müslümanlarca bilinen bir sırdır. Sahâbeden Hâtıb b. Ebî Beltaa, Mekke&#8217;de küffâr içinde kalan evlâtlarını ve ailesini tehlikeden korumak maksadıyla, Hz. Peygamber&#8217;in bu hazırlığını, Mekke&#8217;ye dönmek üzere olan Sare isimli bir şarkıcı kadına verdiği mektupla bildirmek ister. Cebrâil vasıtasıyla durumdan haberdar olan Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Ali, Talha, Ammâr, Zübeyr ve Ebû Mersed&#8217;i göndererek kadından mektubu aldırır. Yaptığını itiraf eden Ebû Beltaa, özür dileyerek Hz. Peygamber tarafından affedilir. Konuşulmaması gereken yerde konuşmak, sırrı ifşa etmek, birçok tehlikeli olayların meydana gelmesine sebep olabilir.</p>
<p>Allah, razı olduğu kullarının vasıflarını sıralarken; &#8220;Rahman&#8217;ın kullan ki yeryüzünde mütevazî olarak yürürler, câhiller kendilerine laf atarsa &#8220;selâm&#8221; derler&#8221; (el-Furkân, 25/63);</p>
<p>&#8220;Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve &#8220;bizim işlerimiz bize sizin işleriniz size. Size selâm olsun; biz câhilleri istemeyiz&#8217; derler&#8221; (el-Kasas, 28/55) buyurmaktadır. Lüzumsuz söz ve sataşmalardan sakınan müminler böylece dövülürken, bunun aksine boş ve lüzumsuz sözlerle meşgul olanlar için de şu ikaz yapılmaktadır: &#8220;Însanlardan kimi vardır ki, bilgisizce (insanları) Allah&#8217;ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için (masal, hikâye, türkü) gibi eğlence (türünden boş) sözleri satın alırlar. İşte onlara, küçük düşürücü bir azap vardır. Ona ayetlerimiz okunduğu zaman sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak (arkasını) döner. Onu, acı bir azap ile müjdele&#8221; (Lokman, 31/6, 7). Bazı masal kitaplarını getirip Mekkelilere okuyarak onları eğlendiren, dolayısıyla Kur&#8217;ân&#8217;ı dinlemelerine engel olan Nadr İbn Haris ve benzerleri hakkında nâzil olan bu ayet, boş lafların hakkı dinlemeye engel olduğunu veciz bir şekilde ifade etmektedir. Müddessir suresi 45. ayette de boş söz ve boş davalara dalmanın cehenneme gitme sebebi olduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Her iş ve sözü imanı ile uygunluk gösteren değerde olan müslüman, ahirette lüzumsuz söz söyleme ve dinlemeden uzaktır: &#8220;Orada boş söz değil, yalnız selâm işitirler&#8221; (Meryem, 19/62). lüzumsuz söze kulak asmayan müslümanlar, daima hakkı dinler, hakkı söyler ve yalandan sakınırlar (el-Furkan, 25/72, el-Ahzâb, 33/70). Dünyada lüzumsuz söz ve boş davalarla meşgul olanlar, yalan, iftira, dedikodu ile kalplerini karartanlar, ahirette hesaba çekildikleri zaman, dünyada olduğu gibi lüzumsuz ve yalan lakırdılar etmeye başlayınca onların ağızlarına mühür vurulur ve diğer uzuvları aleyhlerinde şahidlik etmeye başlar (Yâsin, 3/65, 41/21).</p>
<p>Lüzumsuz ve faydasız sözlerden kaçınmak, daima hak ve doğruyu konuşmak, müminin prensibidir. Önemsenmeden söylenen öyle lüzumsuz söz vardır ki, insanı cehennemin en derin yerine sevkeder (Müslim, Hadis, no: 2988). Tirmizî&#8217;nin Ebû Hureyre&#8217;den rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.); &#8220;Bir mecliste lüzumsuz sözler konuşan kimse, kalkarken &#8216;Sübhaneke&#8217;llahümme ve bi hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbü ileyke&#8217; derse, oradaki hataları bağışlanır&#8221; buyurmuştur.</p>
<p>Cengiz YAĞCI</p>
<p>islami sohbet,güzel söz söylemenin önemi,güzel sözlü olmanın gerekliliği,güzel konuşmak,insanlara iyi davranmak güzel sözlü olmak,</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/guzel-soz-soylemek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yer Yüzünde iki Millet vardır</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/yer-yuzunde-iki-millet-vardir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/yer-yuzunde-iki-millet-vardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 17:33:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[lailaheillallah]]></category>
		<category><![CDATA[muhammeden rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8597</guid>
		<description><![CDATA[s.a oncelıkle hayırlı cumalar dilerim Allah cc islam kardeşlerimize. Yer yüzünde iki millet vardır birisi hak olan Allah c.c yolu diğeri ise Kovulmuş şeytanın yolu olan batıl ( tagut ) kimki şeytan ve yandaaşlarını dost edınırse bilsınkı KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR&#8230; kimki ALLAH c.c onun emir ve yasaklarını beyan eden kurani kerim ve kurani kerimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>s.a oncelıkle hayırlı cumalar dilerim Allah cc <a title="islam, islami" href="http://www.islamsevdasi.com">islam</a> kardeşlerimize.</strong></p>
<p><strong>Yer yüzünde iki millet vardır birisi hak olan Allah c.c yolu diğeri ise Kovulmuş şeytanın yolu olan batıl ( tagut ) kimki şeytan ve yandaaşlarını dost edınırse bilsınkı KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR&#8230; kimki ALLAH c.c onun emir ve yasaklarını beyan eden kurani kerim ve kurani kerimi tebliğ etmesi için gönderilen rasulu Son peygamber Hz muhammed (s.a.v) dost edınırse yıne bilsınkı KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR&#8230; unutmayalımkı islam kardeşlerim namaz, hac, zekat ve oruc Müslüma nasıl  farzsa Bunları yapabilmek için once bizi yokdan var eden rabbımız olan Allah c.c yaptığımız ilk akit LAİLAHEİLLALLAH MUHAMMEDEN RASULULLAH bu iki kelimenın biz kullarının soylerken Allah cc nasıl bir söz verdiğimizi ıyı ogrenip hayatımız ve butun yaşantımızda uygulamamız gereklidir&#8230; onun içindirki Biz islam ümmetinin devamı olan bir topulumuz ve inancımız islam !!! Tevhidi emreder herşeyden önce Allahın yasaklarını yasak helallerini helal yaşamalıyız&#8230; Hırıstıyanların Düştüğü konuma düşmemeliki rabbimiz olan tek ezeli ebedi doğmamış doğurmamış yaratılmamış olan rabbımıze ortaklar koşmayalım !!!!!  Onlar Allah&#8217;ı bırakıp hahamları, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih&#8217;i rableri olarak kabul ettiler. Oysa, tek tanrıdan başkasına ibadet etmemekle emr olunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir.&#8221; (Tevbe, 31)</strong></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Hayır, Rabbin&#8217;e andolsun ki, aralarında geçen meselelerde senin hükmüne başvurmadıkça sonra da verdiğin hükme içlerinde bir şüphe olmaksızın tam bir teslimiyetle razı olmadıkça iman etmiş olmazlar.&#8221; </span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">(Nisa Sûresi, 4/65)</span></strong></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><strong><span style="font-family: Arial; font-size: medium;">&#8220;Eğer orada Allah&#8217;tan başka tanrılar olsaydı mutlaka bozgunculuk olurdu.&#8221; </span><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">(Enbiya Süresi, 21/22)</span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family: Arial; color: #800000; font-size: medium;">Cumanız mubarek olsun kardeşlerim ( Mümin müminin kardeşidir )</span></strong></p>
<p align="left"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/yer-yuzunde-iki-millet-vardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oniki İmam (İsna Aşeriye)</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/oniki-imam-isna-aseriye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/oniki-imam-isna-aseriye.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2011 02:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Ca'fer-i Sâdık]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hasan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin']]></category>
		<category><![CDATA[İlki Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[imamet]]></category>
		<category><![CDATA[imamiye]]></category>
		<category><![CDATA[İmamiye-i isna]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Mehdî]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsa el-Kâzım'ı]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Şia mezheplerinden Caferiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8398</guid>
		<description><![CDATA[Şia mezheplerinden Caferiye veya İmamiye-i isna aşeriye mezhebine göre din ve dünya işlerini düzenleyen ve dini önder ve hüccet olarak kabul edilen on iki rehber. İlki Hz. Ali olan bu on iki imamı mezheplerinin temeli sayan Şiîlere verilen isim de "İsna Aşeriye]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şia mezheplerinden Caferiye veya İmamiye-i isna aşeriye mezhebine göre din ve dünya işlerini düzenleyen ve dini önder ve hüccet olarak kabul edilen on iki rehber. İlki Hz. Ali olan bu on iki imamı mezheplerinin temeli sayan Şiîlere verilen isim de &#8220;İsna Aşeriye&#8221;dir.</p>
<p>Şia içinde çok önemli bir yere sahip olan İmamiyenin çoğunluğu, Ca&#8217;fer-i Sâdık dahil olmak üzere ilk altı imam hakkında ittifak ettikleri halde, onun ölümünden sonra (148/765) imametin beş oğlundan hangisine geçtiği hususunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Büyük çoğunluk, Mûsa el-Kâzım&#8217;ı imam olarak kabul etmiştir. Fakat onun gerçekten ölüp ölmediği hususunda ihtilafa düşülmüş; ancak ekseriyet Musa el-Kâzım&#8217;ın öldüğüne inanmıştı. İşte bu son gruba &#8220;el-Kut&#8217;iyye&#8221; denmiş; imameti onun oğlu Ali er-Rızâ&#8217;ya ve ondan sonra gelen ve on iki imamı tamamlayan kişilere nisbet ettikleri için de kendilerine &#8220;İsna aşeriye&#8221; ismi verilmiştir. Bu inanca göre; imamet, Hz. Ali&#8217;den başlayarak onun oğullan Hz. Hasan ve daha sonra Hz. Hüseyin&#8217;e intikal eder. Hz. Hüseyin&#8217;den de kesintiye uğramaksızın babadan oğula geçerek oniki imamı tamamlar. Şia&#8217;nın çoğunluğunu teşkil eden ve sonraki devirlerde imamiye denilince akla gelen, bu İsnâ aşeriye&#8217;dir (Bekir Topaloğlu, Kelam ilmi, İstanbul 1981, s, 218).</p>
<p>Sonuncu imam, Muhammed el-Mehdî, beş altı yaşlarındayken babası vefat etmiştir. Şia inancında el-Mehdî, el-Muntazar, Sâhibu&#8217;z-Zaman, el-Hucce, el-Kâim gibi sıfatlarla da anılan bu on ikinci ve sonuncu imam Muhammed el-Mehdî, Şiilere göre, on yaşlarındayken Samarra&#8217;daki babasının evinde Serdab&#8217;a (yeraltı odası) girmiş ve bundan sonra geri dönmemiş, izi kaybolmuştur. Ancak o ölmemiş, bir gün geri dönüp Şia iktidarını temin edecek, yer yüzünden zulmü kaldıracak, adaleti getirecektir. Fakat, Şia dışındaki İslâm uleması, Muhammed el-Mehdi&#8217;nin 275/888 de vefat ettiğini benimserler. Bazı tarihçiler ise aslında Hasan el-Askerî&#8217;nin hiç evladı olmadığını, dolayısıyla son imamın yaşamadığını ileri sürmüşlerdir.</p>
<p>Şiilerin inancına göre on iki imamın asıl görevleri; Hz. Peygamberin misyonunu devam ettirmek, insanların dünya ve ahiret hayatlarım tanzim etmektir. Bu görevler, onlara göre, ayet ve hadislerin delâletiyle, Allah tarafından verilmiştir. Onun için imamlara kesin itaat etmek, onlardan yardım ve şefaat dilemek şarttır.</p>
<p>İmamiye inancına göre; bu imamlar Kur&#8217;an&#8217;dan, Kur&#8217;an da onlardandır. Onlar hüccettirler; her hüccet, yani imam kendisinden sonra gelecek olan imamı belirleyip tayin ettikten sonra dünyadan gitmiştir. İmam, müslümanların en bilgini, en üstünü en doğrusu ve ismet sahibi bir kişidir. Allah imamların isimlerini Peygambere bildirmiş, o da onları insanlara tanıtmıştır (Yaşar Kutluay; İslam ve Yahudi mezhepleri, Ankara 1965, s. 111). Hz. Muhammed hariç bütün peygamberlerden üstün kabul edilen imamların kendileri peygamber değildirler. On iki imam görüşüne sahip olan İsna Aşeriye, Fıkıhta altıncı imam olan Ca&#8217;fer-i Sâdık&#8217;a tâbi olduklarından, onlara &#8220;Ca&#8217;feriye&#8221; de denilmiştir. On altıncı yüzyılın başlarından yani Şâh İsmail Safevî&#8217;nin iktidara gelişinden beri (906/ 1500) İranın resmi mezhebi mahiyetinde olan anlayış İsna Aşeriye&#8217;dir (İrfan Abdülhamid, İslâmda İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları, (Çev. M. Saim Yeprem), İstanbul 1981, s. 37; Hüseyin Atay, Ehl&#8217;i-St)nnet ve Şia, Ankara 1983, s. 139).</p>
<p>On iki İmam mezhebi (İsna Aşeriye) nin temel görüşleri şöyle özetlenebilir:</p>
<p>a- İmametin ve her zaman bir imamın bulunmasının gerekliliği; İmamet, dinin bir rüknüdür, İslam&#8217;ın temelidir. Şia içinde bazı âlimler imameti ve adı geçen imamların imamlığını inkâr edenlerin İslam&#8217;dan çıkmadığını da savunmuşlardır (İrfan Abdülhamid, a.g.e., 38).</p>
<p>b- Nas ve tayin: Oniki İmam mezhebi Şiileri, Hz. Peygamberin Hz. Ali&#8217;yi halife tayin ettiğini kesin kabul ederler. Böylece imamlar Peygamber&#8217;den başlayıp devam eden bir silsiledir. Bu görüşlerini Hz. Peygamberin sözlerine dayandırırlar.</p>
<p>c- İmamların masum olması: İmamiye, imamların ancak Allah&#8217;a asî olmaktan masum olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. İmamlar büyük-küçük, kasten veya yanlışlıkla hiç bir şekilde hata işlemezler.</p>
<p>Bu husus imamın sözünün dinlenmesi, korkusunun kalplerden çıkmaması içindir.</p>
<p>d- İmamların on iki oluşu: On iki İmam mezhebine tabi olanlar, Hz. Peygamberden sonra imamların on iki tane olduğunda ittifak etmişlerdir (Hüseyin Atay, a.g.e., s, 137 vd.).</p>
<p>Necip TAYLAN</p>
<p>Oniki İmam</p>
<p>1- Ali el-Murtaza: Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;in amcasının oğlu olup, ona ilk iman edenlerdendir. Hz. Osman&#8217;ın şehid edilişinden sonra halife seçilen Hz. Ali, Ehl-i Sünnet&#8217;in Raşid halife olarak tanıdığı halifelerin dördüncüsüdür. O, Hicri 40 (M. 661) yılında şehid edilmiştir. Şiiler Hz. Ali&#8217;yi ilk imam olarak telakki ederler ve önceki halifelerin nassa aykırı davranarak onun hakkını gasbettiklerine inanırlar (Hayatı için bk. Ali b. Ebi Talib Mad.).</p>
<p>2- Hasan el-Müctebâ: Hz. Ali şehid edildikten sonra, taraftarları olan Kufeliler, Hz. Fatıma&#8217;dan olan büyük oğlu Hz. Hasan&#8217;a bey&#8217;at ettiler. Hz. Hasan Hz. Muaviye&#8217;ye karşı giriştiği bir askerî teşebbüste başarı sağlayamayınca, Muaviye ile anlaşarak hilafet hakkından feragat etti. Hz. Hasan, Hicri 50 (M. 670)&#8217;de vefat etmiş olup, Şiiler ittifakla ikinci imam olarak onu tanırlar (geniş bilgi için bk. Hasan b. Ali Mad.).</p>
<p>3- Hüseyin eş-Şehid: Muaviye&#8217;nin ölümünden sonra, Yezid b. Muaviye&#8217;nin veliahd usuluyle hilafet makamına oturması üzerine Kufeliler Hz. Hüseyin&#8217;e mektuplar yazarak Kufe&#8217;ye geldiği takdirde ona bey&#8217;at edeceklerini bildirdiler. Hz. Hüseyin, Kufe&#8217;ye doğru yola çıktı. Kerbelâ Mevkiine gelince Yezid&#8217;in gönderdiği orduyla karşılaştı. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın torunu Hz. Hüseyin burada vahşice şehid edildi (10 Muharrem 61/10 Ekim 680). Şiiler üçüncü imam olarak Hz. Hüseyin&#8217;i kabul ederler. Onun şehit edildiği 10 Muharrem Aşura günü Şiilerce bir matem günü kabul edilir ve çeşitli merasimler düzenlenerek bu gün anılır (Geniş bilgi için bk. Hz. Hüseyin Mad.).</p>
<p>4- Ali Zeynelâbidin es-Seccâd b. Hüseyin: Hz. Hüseyin&#8217;in oğlu olup, rivayete göre annesi, Kisra Yezducerd&#8217;in Medine&#8217;ye getirilen üç kızından biridir. Kufe&#8217;de 34 veya 36 (m. 655, 656) yılında doğmuştur (bk. İbnul-İmad el-Hanbelî, Şezeratü&#8217;z-Zeheb, Beyrut t.y., I, 105).</p>
<p>Zeynelâbidin, Kerbelâ olayı sırasında çocuk yaşta olup hasta olarak çadırda yatmakta idi. Hz. Hüseyin&#8217;i şehid eden grubun lideri Şamir onu öldürmek istemiş, ancak ordu komutanı Ömer b. Sa&#8217;d buna izin vermemişti (İbnul-Esir, el-Kâmil fi&#8217;t-Tarih, Beyrut 1979, IV, 79).</p>
<p>Medineliler Yezid&#8217;e karşı Abdullah b. Hamala liderliğinde kıyam&#8217;a kalktıklarında, Ali Zeynelabidin de Medine&#8217;de bulunmaktaydı. O, bu kıyama katılmayarak kendisine dokunulmamasını istemiş ve bu isteği kabul edilmişti. Zeynelabidin kendi ailesi ve Mervan b. Hakem&#8217;in ailesini yanına alarak Medine&#8217;den çıktı ve Yenbu tarafına gitti (İbnu&#8217;l-Esir, a.g.e., IV, 13; Ayrıca bk. Harra olayı mad.).</p>
<p>Daha sonra Mervan onu, Yezid&#8217;in Medine&#8217;ye gönderdiği ordu komutanı Müsim b. Ukbe&#8217;nin şerrine karşı korudu. Yezid de ona dokunmaması için Müslim&#8217;e bir emir göndermiş bulunmaktaydı (a.g.e., IV,119). Zeynelabidin 94 (712) tarihinde vefat etmiştir (İbnul-İmad, a.g.e., I, 104).</p>
<p>Ali b. Hüseyin, takvası ve aşırı derecede ibadete düşkün olmasından dolayı Zeynelabidin şeklinde isimlendirilmiştir. Onun, ölene kadar her gece bin rekât namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Zuhrî, onun için; &#8220;Zeynelabidinden daha fakîh birini görmedim. Ancak hadis bilgisi azdı&#8221;. Said b. Müseyyeb de; &#8220;Ben, ondan daha fazla vera&#8217; sahibi olan bir kimse görmedim&#8221; (İbnu&#8217;l-İmâd, I,105) demektedir.</p>
<p>5- Muhammmed el-Bâkir b. Ali: Hicrî 56&#8242;da doğmuştur. Künyesi Ebû Cafer&#8217;dir. Medine fukahasından olup, ilmî seviyesi, meselelerin iç gerçeklerine nüfuz edebilen ve onların hakikatlerine ulaşabilen bir tecassüs kabiliyetine sahip olmasından dolayı &#8220;el-Bakır&#8221; lakabıyla anılmaktadır. Muhammed Bakır, seçkin hadis alimlerinden biriydi. Ebû Said el-Hudrî başta olmak üzere, bazı sahabilerden hadis rivayet etmiştir. Onun, konuşurken insanlara faydalı olabilecek şeylerden bahsettiği; hikmet dolu bir üsluba sahip olduğu ve insanları vaazlarıyla irşad etmeye gayret gösterdiği rivayet edilmektedir (İbnul-İmâd, a.g.e., I, 149).</p>
<p>Şiilerin imamiye ekolü onu beşinci İmam olarak kabul etmektedir. Daha önce kardeşi Zeyd&#8217;in etrafında bulunan grubun, Şeyheyn&#8217;e hakaret etmeyi reddetmesi üzerine ondan ayrılarak Ca&#8217;fer&#8217;i Sadık&#8217;ı imam tanıdıklarını bildirdiler ve imametin Ca&#8217;fer es-Sâdık&#8217;a intikal ettiği inancını benimsediler. Tabiî bu durum Cafer-i Sadık&#8217;ın Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir hakkında kötü zan beslediği anlamına gelmez. Zira o, Ehl-i beyt&#8217;e büyük zulümler yapmış olan Emevî ailesine mensup olmasına rağmen; Beşinci Raşid Halife Ömer b. Abdülaziz&#8217;den &#8220;Her kavmin bir necibi vardır. Umeyye oğullarının necibi ise Ömer b. Abdülaziz&#8217;dir. Allah onu kıyamet gününde tek başına bir ümmet olarak diriltecektir&#8221; şeklinde övgüyle sözederdi (İbnu&#8217;l-Esir, a.g.e., V, 62).</p>
<p>Muhammed Bakır 114 (732-733) yılında Medine&#8217;de vefat etmiştir. Onun 115 yılında vefat ettiği de söylenmektedir (İbnul-Esir, a.g.e., V,180). O vefat ettiği zaman 58 yaşındaydı. Ancak onun ömrü hakkında 56 ile 73 yaşları arasında değişen muhtelif kayıtlar bulunmaktadır (İbnul-İmad</p>
<p>a.g.e., I,149; İbnul-Esîr, a.g.e., aynı yer).</p>
<p>6- Ca&#8217;fer es-Sadık b. Muhammed: İmamiye Şiası&#8217;nın altıncı imam olarak kabul ettiği Ca&#8217;fer-i Sâdık, İslâm tarihinin mümtaz, alim ve muttaki şahsiyetlerinden biridir. Ebu Hanife ve İmam Malik gibi büyük müctehidlere hocalık yapmıştır. O, gerçek Ehl-i Sünnet çizgisinde bir kimse olup, bu çizgiden sapma gösteren Şiî gruplarla, önceki imamlarda olduğu gibi alâkası yoktur (Hayatı için bk. Ca&#8217;fer-i Sâdık ve Caferiye Mad.).</p>
<p>7- Mûsa el-Kazım b. Ca&#8217;fer: Ca&#8217;fer es-Sadık&#8217;ın oğlu olup, İmamiye tarafından yedinci imam olarak kabul edilmektedir. Hicrî 128 (745) yılında doğmuş (İbnul-İmad, I, 304), Medine&#8217;de babasının yanında yetişmiştir. Ehl-i Beytin eziyet gören mensuplarından biridir. Abbasî halifelerinden Mehdi onu Bağdat&#8217;a getirterek hapsettirmiş, rivayete göre gördüğü bir rüya üzerine bir müddet sonra onu serbest bırakmıştır (A.g.e., aynı yer). Medine&#8217;ye dönen Mûsa Kâzım, peşinden Harun er-Reşid tarafından tekrar hapsedilmiştir. İbnul-Esîr onun hapsedilmesine sebep olan olayı şöyle anlatmaktadır: &#8220;Harun er-Reşid 179 senesinde umre yaptı. Dönüşte Medine&#8217;ye geldiği zaman Resulullah (s.a.s)&#8217;ın kabrine gitti. Onun yanında başka insanlar da vardı. O, Resulullah&#8217;ın kabrinin başında durduğu zaman şöyle dedi: &#8220;Selâm Senin üzerine olsun ey Allah&#8217;ın Resulü; Ey amca oğlu&#8221;! Bunu, yanında bulunanlara övünmek için söylemişti. Orada bulunan Mûsa b. Cafer, dönerek, &#8220;Selâm Senin üzerine olsun ey baba!&#8221; dedi. Harun er-Reşid&#8217;in rengi değişti ve Mûsa&#8217;ya &#8220;Bu gerçekten böbürlenmektir&#8221; diyerek çıkıştı. Sonra da onu yanına alarak Irak&#8217;a götürdü ve hapsettirdi&#8221; (İbnul-Esir, a.g.e., VI, 164). Mûsa Kâzım 183 (799) yılında hapiste ölmüştür. O, zamanını ibadet ve zikirle geçirmekteydi. Mûsa Kâzım, Fıkıh&#8217;ta temayüz etmiş bir kimseydi. Her ne kadar o, muhalif siyasi faaliyetle&#8217;re iştirak etmemişse de, hapsedilmesinin gerçek sebebi yönetimin ondan kuşkulanması olmalıdır.</p>
<p>8- Ali er-Rıza b. Mûsa:</p>
<p>Hicrî 148 yılında Medine&#8217;de doğdu. Ali b. Mûsa, faziletinden dolayı Abbasî halifelerinden Me&#8217;mun tarafından itibar görmüştür. Me&#8217;mun, Abbasî sülalesini terkederek O&#8217;nu kendine veliaht tayin etti (Ramazan 201/Mart 817) ve &#8220;Rızâ min Âl-i Muhammed&#8221; lakabıyla lakablandırdı ve O&#8217;nu Merv&#8217;e götürdü. Bu durum Bağdat&#8217;da bulunan Abbasî mensuplarının Me&#8217;mun&#8217;u halifelikten azlederek, İbrahim b. el-Mehdi&#8217;ye beyat etmelerine sebep oldu (İbnul-Esir, a.g.e., VI, 346). Bu, taraflar arasında Irak&#8217;ta şiddetli savaşlara sebebiyet verdi (İbnul-imad, a.g.e., II, 2).</p>
<p>Ali b. Mûsa, 203 (818) yılında Tûs şehrinde vefat etmiştir. Onun ölüm sebebi hakkında değişik rivayetler bulunmaktadır.</p>
<p>İbnul-İmâd, hummadan öldüğünü, zehirlenerek öldürülmüş olduğunun da söylendiğini zikretmektedir (A.g.e., II, 6). İbnul-Esir ise, üzümü çok seven Ali er-Rıza&#8217;nın Me&#8217;mun tarafından zehirli üzüm yedirilerek zehirlendiğini zikrettikten sonra, bunun kendisine göre uzak bir ihtimal olduğunu kaydetmektedir (A.g.e., VI, 351).</p>
<p>Cenaze namazını Me&#8217;mun kılmış ve onu, Harun er-Reşid&#8217;in yanına defnetmiştir. Onun türbesinin bulunduğu Meşhed (ziyaretgâh) Şiilerce kutsal bir mekan kabul edilir. imamiyenin 8. İmam olarak kabul ettiği Ali b. Mûsa&#8217;ya çok sayıda keramet atfedilmektedir. Ali b. Mûsa, kendisinin Me&#8217;mun tarafından veliaht tayin edilmiş olmasına rağmen siyasi bir grubun lideri olarak bir kıyamda bulunmamıştır (Me&#8217;mun&#8217;un, Ali Rıza b. Musa&#8217;yı veliaht tayin etmesi ve ölümü ile ilgili daha fazla bilgi için bk. Nasan İ. Hasan, İslâm Tarihi, Terc. İsmail Yiğit-S. Gümüş, İstanbul 1985, II, 495 vd.).</p>
<p>9- Muhammed el-Cevad et-Takıy b. Ali:</p>
<p>İmamiye&#8217;nin, dokuzuncu imam olarak kabul ettiği Muhammed b. Ali, Ramazan 195 (Haziran 811)&#8217;de Medine&#8217;de doğmuştur. Muhammed, Abbasî halıfesi Me&#8217;mun tarafından ikram ve saygı görmüştür. Muhammed&#8217;i sarayına alan Me&#8217;mun onu kızlarından Ümmü Fazl ile evlendirdi 202 (817-818) (İbnul-Esir, a.g.e., VI, 350). Me&#8217;mun her sene ona iki bin dirhem bahşiş vermekteydi. El-Mu&#8217;tasim tahta çıktığı zaman onu Bağdat&#8217;a çağırdı. Muhammed 220 yılının (Kasım 835) yirmi üç yaşında olduğu halde Bağdat&#8217;da öldü ve dedesi Kâzım&#8217;ın yanına defnedildi (İbnul-İmâd, a.g.e., II, 48).</p>
<p>10- Ali el-Hâdî b. Muhammed: 212 (827-828) yılında doğmuştur. İmamiye tarafından onuncu imam olarak kabul edilmektedir. Fakih ve ibadete düşkün bir kimseydi. O, yönetime karşı kıyama hazırlandığı ithamıyla Abbasilerden el-Mütevikkele şikayet edildi. Mütevekkil askerlerini onun evine gönderdi. Ali el-Hâdî, üzerinde kıldan bir elbise olduğu halde namaz kılmaktaydı. Evinde toprağın üzerine serilmiş bir yatak dahi yoktu. Ali el-Hâdî, Mütevekkile götürüldü ve durumu ona anlatıldı. Onun büyüklüğünü kavrayan el-Mütevekkil, Ali el-Hâdiyi yanına oturttu ve ona dört bin dinar verilmesini emretti. Ali el-Hâdi, 254 (868) yılında Samarrada ölmüştür (İbnül İmâd, age, II, 128; İbnül-Esîr, age, VII, 189)</p>
<p>11- Hasan el Askerî Ali b. Muhammed Cevad: 232 yılında Medinede doğmuş, gençliğini burada geçirmiştir. Açıktan hiç bir siyasi faaliyeti olmamasına rağmen Mütevekkil ondan kuşkulanmış ve hareketlerini kontrol altında tutabilmek için onu asker (Samarra) şehrine getirtmiştir. El-Askerî göz hapsinde bulunduğu Samarada genç yaşta 260 (873-74) yılında vefat etmiştir (İbnül-İmâd, II, 141; İbnül-Esîr, VII, 274)</p>
<p>Hasan el-Askerî de ecdadı gibi ömrünü zühd ve takva içerisinde geçirmiştir. İmamiyenin on birinci imam kabul ettiği kimse olup, on ikinci imam olan İmam-ı Muntazar Muhammedin babasıdır.</p>
<p>12- Muhammed el-Mehdî b. El-Hasan (İmam-ı Muntazar): 15 Şubat 255 (9 Temmuz 869)da Samarrada doğmuş olup, İmamiyenin son imamıdır. Onlara göre Muhammed, babasının ölümünden sonra (H. 260) evlerindeki serdaba girerek gizlenmiş ve Şia topluluğunu dört daisi aracılığıyla idare etmiştir. Bu durum 328 (940) yılına kadar sürmüştür. Bu dönem, gaybubet-i suğra&#8221; olarak adlandırılır. 328 yılında gaybubet-i kübraya (büyük gizlilik) girdiği kabul edilen Muhammed el-Mehdînin halen yaşadığına ve ahir zamanda yeryüzüne döneceğine inanılmaktadır (bk. İmam-ı Muntazar ve Mehdî mad.)</p>
<p>Ömer TELLİOĞLU</p>
<p>islami sohbet,oniki imam kimdir,oniki imam nedir,oniki imam ne demektir,oniki imam kimlerdir,oniki imamın biyografileri,oniki imamın isimleri nelerdir,imamiye,12 imam kimlerdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/oniki-imam-isna-aseriye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahiret Yurdu</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-yurdu.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-yurdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 10:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[dunya hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[oyalanmak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8087</guid>
		<description><![CDATA[''Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. 
Keşke bilmiş olsalardı.'' (Ankebut Süresi 64)

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8221;Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur.  Keşke bilmiş olsalardı.&#8221; (Ankebut Süresi 64)<br />
&#8221;Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, kalınacak yurttur.&#8221; (Mu&#8217;min Süresi 39)</p>
<p>islami sohbet,Kuranda ahiret yurdu,kuranda ahiret ile ilgili ayetler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ahiret-yurdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdestin Mahiyeti</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/abdestin-mahiyeti.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/abdestin-mahiyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 15:26:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[İTAAT]]></category>
		<category><![CDATA[meshetmek]]></category>
		<category><![CDATA[nur]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[vakit]]></category>
		<category><![CDATA[Vuzu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8052</guid>
		<description><![CDATA[Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı "Vuzu" adı verilmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>136- Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı &#8220;Vuzu&#8221; adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok faydaları ve sevabları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok yararları vardır. Vakit vakit abdest alan bir müslüman temizliğe riayet etmiş, temizliği alışkanlık haline getirerek kendisini, birçok hastalıklara sebebiyet verecek kirli hallerden korumuş olur.<br />
&#8220;Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur.&#8221; buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerifde şu anlamdadır: &#8220;Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.&#8221;<br />
137- Namaz gibi bir kısım din görevlerini yerine getirmek için abdest almaya gerek vardır. Bu görevlerden her birinin yapılması, abdestin bir sebebidir. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, tavaf edemez, bir mahfaza içinde olmaksızın Kur&#8217;an&#8217;ı tutamaz, Kur&#8217;an&#8217;ın tam bir ayetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez. Bunları yapmak haramdır. Fakat Kur&#8217;an-ı Kerimi ezber olarak veya karşıdan mushaf&#8217;a bakarak abdestsiz okuyabilir. Aklı olan ve büluğ çağına eren ve suyu kullanmaya gücü yeten her müslüman, gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür.</p>
<p>İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen</p>
<p>islami sohbet,abdest nedir,abdestsiz yapılmayacak şeyler,abdestin fazileti,abdest almanın önemi,abdestin içeriği</p>
</div>
</div>
<p><!-- end content --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/abdestin-mahiyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

