<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; islami Sohbetler</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/islami-sohbetler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İslamda Va&#8217;zın ve Öğüt Vermenin Önemi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islamda-vazin-ve-ogut-vermenin-onemi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islamda-vazin-ve-ogut-vermenin-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 10:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hutbeler]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[irşad]]></category>
		<category><![CDATA[Maruf]]></category>
		<category><![CDATA[minber]]></category>
		<category><![CDATA[muhatab]]></category>
		<category><![CDATA[nasıhat]]></category>
		<category><![CDATA[öğüt]]></category>
		<category><![CDATA[va'z]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7999</guid>
		<description><![CDATA[İslam dininde va'z etmek ve öğüt vermek pek önemli bir görevdir, bir farz-ı kifayedir. Kürsülerde ve minberlerde insanlara öğüt kasdi ile söylenen sözler (hutbeler) sünnettir. Peygamberimizin yoludur]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>16- İslam dininde va&#8217;z etmek ve öğüt vermek pek önemli bir görevdir, bir farz-ı kifayedir. Kürsülerde ve minberlerde insanlara öğüt kasdi ile söylenen sözler (hutbeler) sünnettir. Peygamberimizin yoludur. Din hükümlerine uygun olarak ihtiyaca göre tatlı ifadelerle yapılan konuşmalardan, verilen öğütlerden herkes faydalanır. Bunlar birer uyarmadır. Bu uyarmalar mü&#8217;minler için çok yararlıdır.<br />
17- Nasihat (öğüt), aslında hayır istemektir. Bir hadis-i şerîfde şöyle buyurulmuştur:<br />
&#8220;Şübhe yok ki din, Allah için, Allah&#8217;ın kitabı ve Peygamberi için, müslümanların imamları için ve hepsi için hayır istemekten, (öğüt vermekten) ibarettir.&#8221;<br />
Doğrusu Allah&#8217;ın dinine hizmet için çalışmak, başkalarının hidayete ermelerine, mutluluğa kavuşmalarına ve selametlerine hizmet için uğraşmak ne büyük bir hayırseverliktir, ne yüksek bir harekettir!..<br />
Bunun içindir ki, bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:<br />
&#8220;Yüce Allah&#8217;ın bir kimseyi, senin aracılığınla hidayete erdirmesi, senin için, güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin hepsinden daha hayırlıdır.&#8221;<br />
18- Nasihat, gerçekten bir hayır işidir, çok sevimli bir hizmettir. Yalnız baş olmak sevgisi ile veya mala ve insanların takdirine kavuşmak maksadıyla yapılan öğütler ve konuşmalar, sahibleri için birer günahtır. İyi niyet bulunmadığı için de, Yüce Allah katında makbul değildir.<br />
19- Allah rızası için bir hayır olarak yapılan öğütü kabul etmemek, ilmi üstün olan kimsenin hakka bağlı emir ve tavsiyelerine boyun eğmekten kaçınmak ise temerrüd (İnatçılık) denen kötü bir huydur. Bu da, kıskanmaktan, kendini beğenmekten ve nefsin arzusuna uymaktan ileri gelir.<br />
20- İslamda iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak da bir öğüt ve hayır dilemekten ibaret çok önemli bir görevdir. Müslümanlar bu görevi gereği üzere yerine getirmiş olmakla diğer milletlerden seçkin bir millet olmuşlardır. Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de de övülmüşlerdir.<br />
21- Maruf yaratılışa uygun ve dince güzel görülen şeydir. Münker de, aksine yaradılışa aykırı ve dince çirkin bulunan şeydir. Onun için her müslüman kendi din kardeşi hakkında ve bütün insanlık hakkında hayır ister, iyiliği emreder ve öğüt verir. Kötülüklerden sakındırmayı da bir din görevi bilir. Ancak bu görevin dereceleri vardır. Şöyle ki: Bu yol gösterme görevinin yapılmasında, karşı taraftan bir kötülüğün ortaya çıkacağı düşünülmüyorsa, bu görev işe el koymakla, değilse sözle yapılır. Bu da tehlikeli ise, yalnız kalb ile yapılır. İyiliğin yapılması, kötülüğün de terk edilmesi için kalb ile dua yapılır.<br />
22- Bir müslüman yapacağı iyiliği tavsiye ve kötülükten alıkoma görevinin zararız olarak kabul edileceğini üstün görüşü ile anlamış olursa, bu görevi yapmak ona vacib olur, bunu terk edemez. Fakat bu yüzden döğülme ve sövülme gibi bir tepki göreceğini anlarsa, bu görevi bırakması daha iyidir. Sözünün benimsenmeyeceğini bilmekle beraber böyle bir tepki de olmayacağını anlarsa, serbestir; isterse öğüt verir, isterse vermez. Fakat öğüt vermesi daha iyidir. Bu yolda bazı zorluklara katlanmak bir mücahededir.<br />
23- Bir kimsenin emrettiği veya yasakladığı şey, hakka ve ihtiyaca uygun ise, kabul edilmelidir. Öğüt veren, söylediklerini yapmamış olsa bile, doğru olan şey kabul edilir. Şu da gerçektir ki, bir emir ve yasağın ruhlara tesir edebilmesi için, bu görevi yapmaya çalışan kimse şu beş vasfı kendisinde bulundurmalıdır:<br />
1) Bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü bilgisi olmayan kimse bu görevi güzelce yapamaz.<br />
2) Söylediği şeyle kendisi de amel etmelidir. Değilse:<br />
&#8220;Niçin yapmadığınız şeyi söylersiniz?&#8221; azarına muhatab olur.<br />
3) Bütün sözlerinde Yüce Allah&#8217;ın rızasını ve müslümanların yükselmelerini gözetmelidir. Bunu hedef edinmelidir.<br />
4) Dinleyiciler hakkında şefkat göstermeli, irşad görevini tatlılık ve yumuşaklıkla yapmalıdır.<br />
5) Sabırlı ve iyi huyu olmalı. Sertlikten ve şiddetten kaçınmalıdır.<br />
Şunu da ekleyelim ki, halk tabakasından olan kimselerin, ilim ve irfan sahibi şahıslara iyiliği emretmeleri ve kötülüğü yasaklamaları uygun değildir. Böyle bir davranış edebe aykırıdır. Kendi haklarında bilmeyerek bir zarara sebeb olabilir.</p>
<p>İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen</p>
<p>islami sohbet,islamda öğüt vermek,dinde nasihat etmenin önemi,dinde vaaz etmek,islamda nasihat etmek,öğüt vermek</p>
</div>
</div>
<p><!-- end content --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islamda-vazin-ve-ogut-vermenin-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mukaddesata Hürmet ve Saygı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/mukaddesata-hurmet-ve-saygi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/mukaddesata-hurmet-ve-saygi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 05:05:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[ashab]]></category>
		<category><![CDATA[hürmet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kudsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[mabet]]></category>
		<category><![CDATA[mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[Mukaddesat]]></category>
		<category><![CDATA[pak]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7988</guid>
		<description><![CDATA[Yüce Allah ile ilgili olan, din yönünden pak ve temiz bulunan manevî büyüklüğü kazanan şeylere Mukaddesat (Kutsal şeyler) denir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<p>24- Yüce Allah ile ilgili olan, din yönünden pak ve temiz bulunan manevî büyüklüğü kazanan şeylere Mukaddesat (Kutsal şeyler) denir.<br />
Yüce Allah mukaddes olduğu gibi, onun bütün isimleri de mukaddestir. Öyle ki, bir yüce ismi de &#8220;Kuddüs&#8221;dür.<br />
Yine, Yüce Allah&#8217;ın kitabları, Peygamberleri ve velileri de birer kudsiyet kazanmışlardır. İslam ibadetleri birer mukaddes görevdir, İslam mabetleri de mukaddes ve mübarek yerlerdir.<br />
25- Biz müslümanlar, bütün mukaddes varlıklara son derece saygı ve hürmetle mükellefiz. Mukaddesata saygı ve hürmet etmeyen kimse, ruhu sönmeye başlamış, yüksek duygulardan yoksun kalmış, gaflet içine düşmüş bir insan demektir. İnsanlık değerini kaybetmiş olur.<br />
26- Mukaddesata yapılacak hürmet ve saygının şekli, mukaddesatın hüviyet ve mahiyetine göre değişir. Biz burada bunların bir kısmına işaret edeceğiz. Şöyle ki:<br />
27- Herhangi mukaddes bir ibadete veya hayırlı bir işe başlayacağımız zaman, Yüce Allah&#8217;ın adını anarak Besmele okumamız gerekir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur:<br />
&#8220;Herhangi hayırlı bir işe Bismillah sözü ile başlanmazsa, o iş bereketsizlikdir, güdüktür.&#8221;<br />
28- Biz mukaddes mabudumuzun mübarek isimlerini anarken &#8220;Teala, Celle Celâlühu&#8221; gibi bir ifade kullanırız. Allah Teala, Hak Celle ve Alâ deriz. Veya &#8220;Rabbimiz Celle Celâlühu Hazretleri&#8221; deriz. Bunları söylemek, birer İslam terbiyesi gereğidir.<br />
29- Büyük Peygamberimizin yüksek isimlerinden biri anılınca salat ve selam okuruz. &#8220;Hazret-i Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem,&#8221; deriz. Mübarek isimlerinden birini yazdığımız zaman da &#8220;aleyhissalatü vesselam, sallallahu aleyhi ve sellem&#8221; diye yazar veya okuruz.<br />
Diğer Peygamberlerin mübarek adlarını da &#8220;Selam&#8221; ile anarız. &#8220;Adem aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam&#8221; deriz, iki peygamber anılırsa: &#8220;aleyhimesselam&#8221;, ikiden çok olurlarsa, &#8220;aleyhimüsselâm&#8221; denilir.<br />
30- Peygamberlerden başka kimseler, yalnız başına oldukları zaman salat ve selam ile anılmazlar. Ancak bunlar peygamberlerle beraber anılınca, salat ve selam&#8217;a katılabilirler. Ebû Bekir aleyhissalatü vesselam veya aleyhisselam, demeyiz. Yine Allah Teala Ashab-ı kirama salat ve selam buyursun, demeyiz. Ancak şöyle deriz: &#8220;Allah Teala, Hazret-i Muhammed&#8217;e, onun âl ve ashabına salat ve selam buyursun.&#8221;<br />
Peygamberlerle onlara uyan ashabı kiramın aralarını ayırmak ve saygıdaki farka işaret etmek için böyle yapmak, İslam adabından olarak bütün alimler arasında kabul edilmiştir.<br />
31- İsimleri yalnızca anılan seçkin ashab hakkında, &#8220;radıyallahü anh&#8221; deriz. Bunlardan iki kişi için, &#8220;radıyallahü anhüma&#8221; ve ikiden çok kimseler için de. &#8220;radıyallahü anhüm&#8221; deriz.<br />
Diğer alimler için, &#8220;rahmetullahi aleyh, rahmetullahi aleyhima, rahmetullahi aleyhim&#8221; denilir.<br />
Evliya-i kiramdan tanınmış zatlar için: &#8220;Kaddesallahü Esrarehü, esrarehüma, esrarehüm&#8221; denilebilir. Bütün bunlar, İslam adabı gereğidir.<br />
32- Bütün ashabı kiram ve din büyüklerini hayırla anmak, hepsine karşı sevgi ve saygı göstermek, hiç birine dil uzatmamak gerekir. Onlar arasında geçen bazı olayları ileri sürerek haklarında hürmete aykırı sözler söylemek hiç bir müslümana yakışmaz, ve asla caiz olmaz.<br />
33- Kur&#8217;an-ı Kerimi okumaya &#8220;Euzü çekerek ve Besmele okuyarak&#8221; başlanır. Rabbimizin bu mukaddes kitabından gereğince yararlanmak için her halde yüce varlığına sığınmamız ve kendisinden yardım dilememiz lazımdır.<br />
34- Bir Kur&#8217;an-ı Kerim ele alınarak okunacağı zaman abdestli bulunmak gerekir. Okurken kıbleye dönmeli, toparlanıp saygılı bir duruma geçmelidir. Abdestsiz kimse kılıfsız (bir mahfaza içinde olmayan) Kur&#8217;an-ı Kerimi ele alamaz. Kutsal kitabı ancak temiz ve abdestli olan eller tutabilir.<br />
35- Kur&#8217;an-ı Kerim, temiz yerlerde, avret yerleri kapalı olan kimselerin yanında, onu dinlemeleri şartı ile, açıkça okunabilir. Pis yerlerde veya avret yerleri açık olanlarla başka işle uğraşanlar yanında açıkça okunması mekruhtur.<br />
Dışarda bulunup okunan Kur&#8217;an-ı Kerime karşı saygılı bir vaziyet takınmayacak kimselerin işitecekleri şekilde aşikare Kur&#8217;an okunması uygun değildir. Bu durum, Kur&#8217;an-ı Kerime saygısızlığı ve halk için de manevî sorumluluğu gerektireceğinden buna sebebiyet vermemelidir.<br />
36- Hattat olan bir yazar, yazacağı Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in yapraklarını yüksekçe tutup ince olmayan bir kalemle ve temiz bir mürekkeble beyaz kağıt üzerine yazmalı, satırlarını seyrekçe bırakmalıdır. Kur&#8217;an-ı Kerim nüshalarını pek küçük boyda ince kalemlerle yazmak, tenzihen mekruhtur. Bu mübarek nüshaların altın veya gümüşle süslenmesi, bir saygı ifade ettiğinden caiz görülmüştür.<br />
37- Kur&#8217;an Kerim&#8217;i, Hacer-i Esved&#8217;i, Kabe&#8217;nin eşiğini hürmet için öpmek caizdir. Buna &#8220;Diyanet öpmesi&#8221; denilir. Mübarek bir adamın elini öpmeye de &#8220;Tahiyye Öpmesi&#8221; denir.<br />
(İmam Şafiî&#8217;ye göre ekmeği öpmek, mubah veya hasen olan bir bid&#8217;attır. Bu öpmek, Hanefîlerce de mubah görülebilir.)<br />
38- Kur&#8217;an-ı Kerimle, diğer din kitabları ile, kaşında (yüzüğün taşında) Kur&#8217;andan bir şey yazılı yüzüğü dinde taşıyarak, bir zaruret bulunmadıkça, helaya (tuvalde) girilmez, hürmete aykırıdır. Bunları helaya girmeden önce çıkarmalı ve temiz bir yere bırakmalıdır.<br />
39- Bir Kur&#8217;an-ı Kerim okunamayacak hale gelince, temiz bez parçası içine konup ayak basılmayacak bir yere gömülmelidir. Bu, Kur&#8217;an&#8217;ı bir küçümseme değil ona bir ikramdır. Bununla beraber üzerine toprak atılmamalı, tahtadan bir çatı yapılmalıdır. Bu gibi Kur&#8217;an-ı Kerimleri yakmak caiz değildir.<br />
Kur&#8217;an&#8217;dan başka diğer din kitabları eskiyince hem gömülebilir, hem de akar suya bırakılabilir, hem de içlerindeki mukaddes isimler silindikten sonra yakılabilirler. Bu gibi kitabların kağıtlarına bir şey sarmak dine ve ilme karşı hürmetsizliği doğuracağından caiz olmaz.<br />
Yine, içlerinde Yüce Allah&#8217;ın veya Resül-ü Ekrem&#8217;in isimleri yazılı kağıt parçalarına da, bu isimler silinmeksizin bir şey sarılması mekruhtur.<br />
40- Mabedlere karşı saygılı olmak da vacib olan bir görevdir. Bir cami veya mescide hürmetle girilir. Bunların içinde edeb ve saygı ile oturulur. Biçimsiz ve yersiz hareketlerden gereksiz konuşmalardan kaçınılır.<br />
(Mescidlere ait hükümler bölümüne bakılsın!&#8230;)<br />
41- Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e, din ve imana, Peygamberlerden herhangi birine Peygamberin bir sünnetine, bir hadis-i şerife, bir İslam mabedine -Allah korusun- sövmek, hakarette bulunmak veya bunlardan birini küçümseyip hiçe saymak küfürdür. Bundan hemen tövbe etmek, Allah&#8217;dan mağfiret dilemek ve böylece imanı ve nikahı tazelemek icab eder.<br />
Bir insanın sarhoş halinde böyle çirkin bir işte bulunması, küfrünü gerektirmez. Çünkü küfür inanç bölümündedir, aklın gitmesiyle beraber küfür gerçekleşmez. Böyle bir kimse için gerekli olan günahından tevbe etmek ve içkiye son vermektir. Böyle bir harama devam etmemektir.<br />
42- İnsan, aslında en güzel şekilde yaratılmış olan muhterem bir yaratıktır. Hiç bir kimseye sövülmemesi gerekir. Hele ağıza sövülmesi büyük bir günahtır. (Hakimin takdir edeceği ölçüde) tazir cezasını ve tevbe etmeyi gerektirir. Öyle ki, bazı fıkıh alimlerine göre, bir müminin ağzına sövülmesi küfrü gerektirir. Çünkü müminin ağzı iman ve Kur&#8217;an yeridir. Onun ağzına söven, Kur&#8217;ana dil uzatmış gibidir. Onun için böyle yapan kimsenin imanını ve nikahını tazelemesi gerekir.<br />
43- Kur&#8217;an-ı Kerimi veya herhangi bir din kitabını bilerek temiz olmayan bir yere atmak, Kur&#8217;an-ı Kerim ayetlerini ve kelimelerini sihir (büyü) gibi bir maksadla temiz olmayan şeylerle yazmak ve yine bu maksadla hürmete aykırı sözler söylemek küfrü gerektirir. Onun için bu gibi sözlerden son derece kaçınmak gerekir.<br />
44- Sihir (büyü), bedenlere, ruhlara ve gönüllere tesir eden, insanı hasta bırakan, öldüren, karı-koca arasını açan birtakım dökümlerden, yazı, dua ve efsunlardan ibarettir ki, bütün din alimlerince (müctehidlerce) kesinlikle haramdır. Böyle bir şey, fasık kimselerin ellerinden çıkabilir. Öyle ki, bazı müctehidlere göre, sihri öğrenip başkalarına öğreten kimseler, dinden çıkmış olurlar; öldürülmeleri gerekir. Ancak bu işin cevazına inanmayarak yalnız kendisini büyünün fenalığından korumak için sihir yapmayı öğrenen kimse, dinden çıkmış olmaz.<br />
45- &#8220;Büyücüler ve şeytanlar her istediklerini yaparlar&#8221; diye bir inanca sahib olmak da küfrü gerektirir.<br />
Sihrin (büyünün) bir gerçek tarafı var mıdır, yoksa bir sanattan, bir göz bağcılıktan ibaret midir? Üç imama göre, sihrin gerçek bir yönü vardır. Bazı büyüler Yüce Allah&#8217;ın dilemesiyle tesir ederler. Fakat İmamı Azam&#8217;dan rivayet edildiğine göre, sihrin ne hakikati vardır, ne de eşya üzerinde bir tesiri vardır. Bazı olaylar bir rastlantı eseri olabilir. Bununla beraber sihrin çeşitleri vardır. Bir çeşidi sadece bir sanattan ibarettir, bir üstünlüğü yoktur.<br />
46- Sihir yapanların tevbeleri, bazı müctehidlere göre kabul olunur, bazılarına göre olmaz. Muhakkak dünyada ceza görmeleri lazımdır. Çünkü bu bir zındıklıktır.<br />
47- Kehanette bulunmak (gaybdan haber vermek), yıldızlardan birtakım hükümler çıkarmak, &#8220;Remil&#8221; atmak da haramdır. İslam dini bu gibi işleri kesinlikle yasaklamıştır. Bunlarla zaman öldürmek, aydın ve düşünen insanlara asla yakışmaz.</p>
<p>islami sohbet,mukaddesat nedir,mukaddesata saygı göstermek,islamda mukaddesat nedir,dinde kutsal sayılan değerlere saygı,islamda kutsal değerlere hürmet etmek,mukaddesata değer vermek</p>
</div>
</div>
<p><!-- end content --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/mukaddesata-hurmet-ve-saygi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Besmele, Allah&#8217;tan İzin ve Onay İstemektir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/besmele-allahtan-izin-ve-onay-istemektir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/besmele-allahtan-izin-ve-onay-istemektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 10:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[bismillah]]></category>
		<category><![CDATA[Cenâb-ı Hakkın]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmân ve Rahîm]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[yüceltmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7672</guid>
		<description><![CDATA[Bismillâh, “Evvel Allah (önce Allah)” deyip, O'na danışmak, yapacağımız herhangi bir işte Allah'ın onayını istemektir. Allah'ın adını herşeyin önüne geçirip yüceltmektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bismillâh, “Evvel Allah (önce Allah)” deyip, O&#8217;na danışmak, yapacağımız herhangi bir işte Allah&#8217;ın onayını istemektir. Allah&#8217;ın adını herşeyin önüne geçirip yüceltmektir. Müşriklerin putlar adına yaşamaları ve onlar adına iş yapmalarına karşılık, biz Allah adına yaşayacağımıza, O&#8217;nun adıyla iş yapacağımıza söz vermiş oluyoruz. Bu yüzden, dilimiz &#8220;Allah&#8217;ın adıyla&#8221; derken, diğer organlarımız da aynı şeyi söyleyebilmelidir. Bu ise, her şeyimizle O&#8217;nun ölçülerine uygun olarak yaşamakla mümkündür. Aksi takdirde dilimiz &#8220;Allah&#8217;ın adıyla&#8221; derken; elimiz, ayağımız şeytan veya Allah&#8217;ın dışında başkaları adına iş yaparsa bu, tevhidle bağdaşmaz.             </p>
<p>“Bismillâh” diyor ve sonra ekliyoruz &#8220;Rahmân, Rahîm&#8221; sıfatlarını. Aslında “Allah” ismi, Cenâb-ı Hakkın tüm isim ve sıfatlarıyla birlikte Rahmân ve Rahîm sıfatlarını da içermektedir. Ama bunlar özellikle hem besmelede, hem Fâtiha sûresinin ilk âyetlerinde özel yer alır. Kur&#8217;an, Allah&#8217;ın rahmetle ilgili  sıfatlarını öncelikle ve ısrarla vurgular. O&#8217;nun başka isim ve sıfatları değil de, özellikle Rahmân ve Rahîm sıfatları! Çünkü varlığımızı O&#8217;nun Rahmân ve Rahîm oluşuna borçluyuz. O&#8217;nun üzerimizdeki merhametiyle varız ve varlığımızı bu sayede sürdürüyoruz. O&#8217;nun merhameti olmadan, nefes alıp vermemiz bile imkânsız. Bedenimiz, aklımız, ruhumuz hep O&#8217;nun rahmetinin birer eseri. Rasulullah’ın ve vahyin bize gelişi de O&#8217;nun rahmetiyledir. İşte bunları hatırlamak için &#8220;Rahmân&#8221; diyoruz, &#8220;Rahîm&#8221; diyoruz.</p>
<p>Rahmet, her çeşit âfetlerden kurtulup her türlü hayra ermektir. Rahmân, mü&#8217;min-kâfir ayırt etmeden tüm herkese hayat hakkı tanıyan, yaşaması için gereken şartları hazırlayıp nimetleri veren demektir. Rahîm ise, hak edenlere ve lâyık olanlara nimetini bol bol, sürekli olarak veren demektir. Bu yüzden Rahmân sıfatı, O&#8217;nun dünyadaki tecellîsi; Rahîm  ise  âhiretteki  tecellîsidir. Rahmân ve Rahîm derken, hem dünyayı, hem âhireti hatırlıyoruz. Dünyanın âhiretten ayrı değil; âhiretin tarlası, hazırlık safhası olduğunun bilincinde dünyada da O&#8217;nunla, O&#8217;nun ölçüleriyle olmaya gayret ediyoruz.[1]<br />
 <br />
[1] Ali Akpınar-Namaz Duaları ve Sûreleri: 23-24; Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 331. Ahmet Kalkan, Kur’an Kavramları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/besmele-allahtan-izin-ve-onay-istemektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir İnşaAllah</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/asil-bir-sukunetin-dizi-dibinde-nefeslenmektir-insaallah.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/asil-bir-sukunetin-dizi-dibinde-nefeslenmektir-insaallah.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 16:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysima</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[hicran]]></category>
		<category><![CDATA[inşaallah]]></category>
		<category><![CDATA[şeffaf]]></category>
		<category><![CDATA[tenezzül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5975</guid>
		<description><![CDATA[ Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir &#8220;İnşaAllah&#8221; Varlığın sarp yokuşlarında nefesi kesilir insanın. Dudağına değince “İnşaAllah!” sözü; varlığı yoktan varedenin, yokluğu hiç sebepsiz varlığa doğru genişletenin iradesinden nefeslenir. Zamanın dar köşelerinde sesi eksilir insanın. Sesini bürüyünce “İnşaAllah!” kelamı, zamanı genişletenin, ömrü ebede bitiştirenin dilemesinden beslenir. Gündelik telaşların hızla inip kalkan göğsünde aklı daralır, kalbi yorulur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir &#8220;İnşaAllah&#8221; Varlığın sarp yokuşlarında nefesi kesilir insanın. Dudağına değince “İnşaAllah!” sözü; varlığı yoktan varedenin, yokluğu hiç sebepsiz varlığa doğru genişletenin iradesinden nefeslenir. Zamanın dar köşelerinde sesi eksilir insanın. Sesini bürüyünce “İnşaAllah!” kelamı, zamanı genişletenin, ömrü ebede bitiştirenin dilemesinden beslenir. Gündelik telaşların hızla inip kalkan göğsünde aklı daralır, kalbi yorulur insanın. Kalbini atınca “İnşaAllah!”ın asude iklimine, aklı aklanır, kalbi durulur. Dünyevî önceliklerin hazla gidip gelen sarkacında ruhu hoyratça savrulur insanın. Yüzüne gülünce “İnşaAllah!”ın muştusu, ruhu sılaya taşınır, hüzünleri yağmurda ıslanır. *** Asil bir sükûnetin dizi dibinde nefeslenmektir “İnşaAllah”&#8230; “Ben benden ötesine teslimim&#8230;” diye/bilenin inşirahıdır “İnşaAllah”. Kendi varlığının yükünü zayıf omuzlarından atıp hafiflediğinin resmidir “İnşaAllah”. Kendini kendinden öte taşıyan/taşıran insanın kabuğunu zorlayışıdır “İnşaAllah”.. “Ben buradayım ama burada kalmaya razı değilim&#8230;” diye/bilenin meydan okuyuşudur. Ellerine kudret elinin sarıldığını, gözlerine bin kutlu nazarın ışık olduğunu, yüzünü çevirdiği her yönde tek ve bir teselli vechinin beklediğini ilan edişidir. Kalbine yüklenmiş dağları bir nefeste silip süpürmektir inşaAllah. Varlığın koynuna tutunmuş insanı sonsuzluğun ufkuna doğuran bir sızıdır “İnşaAllah”&#8230; *** İnşaAllah, sebeplerin kör kuyusuna uzatılan ışıltılı bir kovadır. Ağaç köklerini ve toprağı kucaklaştıran “İnşaAllah”tır; toprağa hayat bahşetmektir, taşa pınarlar dilemektir. “Allah dilerse” tohum toprağa katışır; toprak ve tohumun boş ellerine çiçekler sunulur, kurak avuçlarına hayat akıtılır. Nereye indiklerinden habersiz, rüzgâr nereye eserse oraya gitmeye hevesli yağmur taneleri, “Allah’ın dilediğince” boynu bükük toprağı sevindirir, güllerin al yanağına gözyaşı olur, sabahın ak göğsüne şebnem diye tutunur. “Allah’ın dilemesiyle” sert ve ağır taşlar, ince ve nazenin köklere yol olur; o latif güzellerin kalplerine dokunmasıyla yollarında toprak olur. *** İnşaAllah, Yusuf’un[as] kuyuya iten hainlerin tuzaklarının itildiği kuyudur. O’nun dilemesidir ki Yusuf’u kuyudan çıkardı, kuyuyu Yusuf yüzlülere sırdaş eyledi. İnşaAllah, Yusuf’u[as] ucuza satan bezirgânları yok pahasına satan sırdır. O öyle istedi ki, kölelik ve kulluk Yusuf’la nice kralların erişemeyeceği şeref ve itibar bilindi. İnşaAllah, İbrahim’i[as] ateşe savuran ateş yüzlülerin kavrulduğu ateştir. O öyle diledi ki İbrahim’in teninde ateş güle çevrildi, alevin yanağından serinlik devşirildi. *** Dudak ile tebessümü birbirine yapıştıran sırdır “İnşaAllah”&#8230; Yüzün yüzüne düşen hüzünleri dağıtan dokunuştur “İnşaAllah”&#8230; İki kalb arasındaki soğuk mesafeleri eritip ısıtan ateştir “İnşaAllah”&#8230; Güneşin alevlerini gülün yanağına al al indiren serinliktir “İnşaAllah”&#8230;. Kelimelerin suskun hecelerinin koynuna anlamlar sunan hikmettir “İnşaAllah”&#8230; Sesleri söze bürüyerek birbirine bitiştiren, kaynaştıran mayadır “İnşaAllah”&#8230; Göğüslere nefesleri ele avuca gelmez, dokunulmaz, şeffaf bir genişlik olarak dokunduranın tenezzülüdür “İnşaAllah”&#8230;. *** “ELİFTİİİİİİRtir İnşaAllah&#8230; Varlığın alfabesinde dimdik duruştur. “Lâm”dır İnşaAllah&#8230; Yokluğun koynunda dupduru bir bakıştır. “Mim”dir İnşaAllah&#8230; Hicranın solgun yanağına dosdoğru bir Muhammedî eğiliştir. _Senai Demirci_</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/asil-bir-sukunetin-dizi-dibinde-nefeslenmektir-insaallah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitapların etkisi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/kitaplarin-etkisi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/kitaplarin-etkisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 07:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplari]]></category>
		<category><![CDATA[mecmua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5208</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, MASONLUKLA ALDATILANLARIN SONU, aldatılan, aldatılmışlar, yanılanların sonu, Kitapların etkisi, kitap, kitap ve yazarı hakkında bir kaç söz, kelimeler
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KİTAP VE YAZARI HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong>Kulağa hoş ve tat&#8217;ı gelen parlak sözler &#8220;söylemek, müzikli konuşmalar yapmak ve büyüleyici ibareler yazmak pek önemli değildir. Başka bir deyişle; insanları etki altında bırakmanın sırrı ve beğenilen yüce yol da hiç şüphesiz, inanç ve samimiyetten uzak, boş ve ruhsuz parlak sözler söylemek değildir. Ancak, iman gücünün temelinde gizlendiği kelimeler ve onların gösterdiği yüce anlamlar etkili olur ve büyük bir önem taşırlar. Şüphesiz iman ve samimiyet dolu kelimeler, yazılı kâğıtlar üzerinde canlı hale gelir ve anlam yönünden dokunulabilecek birer canlı varlık olarak gözler önünde yaşarlar&#8230; Her kelime, başkalarının kalbini harekete getirmek, birlik ve beraberlik içinde fedakârlık yoluna iletmek için etkili olamaz.<br />
Evet, kan damlayan kelimeler; insanların kalpleri üzerinde etkili olur, fedakârlık alanında üstün basanlar yaptırabilir ve kalplerin arasını birleştirebilir. Bu kanlı kelimeler; ölü bir kalbe damlatıldığında onu diriltir ve o insanın kalbinde, bir daha ölmemek üzere sonsuz olarak yaşarlar&#8230;<br />
Fakat, sadece ağızdan doğan ve dille ifade edilen sözler ise, ölü olarak doğarlar. Böyle kelimeler, insanlan bir tek karış bile ileriye doğru iletemezler. Hiç kimse, böyle kelimelere sahip çıkmaz ve onları manevi evlât olarak bağrında besleyip büyütmez. Çünkü, hiç kimse ölü doğan çocukları kucağına alıp bakmayı istemez. Onları, bir daha görmemek üzere mezara gömerler&#8230;<br />
Hiç şüphesiz, ilâhî kaynaktan doğmayan, kalpte iman ve samimiyetle beslenmeyen kelimeler ölüdürler. Böyle kelimelerin canlanmasına imkân yoktur.<br />
Eli kalem tutan yazarlar, bir tek şartla, istedikleri her şeyi yapabilir ve arzu ettikleri bütün işleri yerine getirebilirler: Düşüncelerinin uğrunda seve seve kendilerini feda etmek ve bu yolda şehit olmak, şehit kanlarıyla düşüncelerini sulayıp yeryüzünde yeşertmek&#8230; Söyledikleri sözlerin, hak ve doğru olduğuna önce kendileri bütün kalpleri ile inanmaları ve bu uğurda gerektiğinde, herkesten önce, bizzat kendileri canlarını feda etmelidirler.<br />
Çünkü, söylediğimiz kelimeler, dış dünyada birer cansız kalıp halinde kupkuru olarak dururlar. Ne zaman ki, söylediğimiz bu kelimelerin uğrunda şehid olur ve onlara şehidlik kanımızdan can verirsek, işte o zaman canlanır ve bir daha ölmemek üzere yaşarlar&#8230;<br />
Yazıhanelerinde, konforlu koltuklar üzerinde oturup, parlak hayaller kurup, süslü kelimeler ve ifadeler kullanan kimselere sesleniyorum: Geliniz, söylediğiniz her kelimeyi iman ve samimiyetin ilâhî nuru ile aydınlatın. Yazacağınız her kelimeyi Önce, kalbinizde iman ve samimiyetle canlandırın ve sonra başkalarına ulaşmak ve onların kalpleri üzerinde etkili olmak üzere yazınız, iyi biliniz ki, kelimelerin ve ifadelerin sonsuz olarak canlı yaşamalarının yolu budur. Bu yolun dışında başka her hangi bir yolu, boş yere arayıp durmayın&#8230;<br />
Özet olarak sizlere sunduğumuz bu kelimeler, Kur&#8217;an-ı Kerimin yüce hükümleri uğrunda canım feda etmekten çekinmeyen büyük şehid Seyyid Kutub&#8217;un sözleri ve ifadeleriydi. Söyledikleri ve yazdıkları uğrunda canını feda eden, inandığı hak ve doğru yolda temiz kanını, çekinmeden akıtan büyük mücahidin bu çok değerli eserinin ön sözüne, gene kendilerinin yazmış oldukları bu sözleri koymaktan başka her hangi bir sözü uygun bulmadım. O, yazdığı bütün kelimelerin uğrunda şehid olan ve şehidlik kanı ile kelimelerine can veren büyük bir mücahittir.<br />
Evet, büyük şehid ve büyük mücahit Seyyid Kutub, yeryüzünde yasayan bütün müslümanlar için bir numunedir. O&#8217;nun yüce ve temiz hayatı ise, her müslüman için gıpta edilmesi ve uyulması gereken örnek bir hayattır.<br />
Küfrün ve emperyalizmin karanlık gecelerinin örttüğü ve ölüm uykularının alabildiğine uzandığı, her türlü haramın ve kötülüğün açıkça işlendiği, hakkın çiğnendiği, bâtılın egemen kılındığı bir ülkenin insanları için o bir örnektir ve onun yüce hayatı uyulması gereken bir numunedir.<br />
Böyle bir ülkede bütün insanlar, dünya hayatının geçici menfaatlerine göz dikerler, O&#8217;nu ve O&#8217;nun yüce hayatını kendileri için bir örnek ve rehber seçerler, bundan yüz çevirecek ve hak bildiği yoldan büyük bir azim, iman ve cesaretle yürüyebileceklerdir. Zor bir durumda ve zâlim bir bakışın yanında İslâm dini, kendilerinden hak sözün söylenmesini istediğinde, iki yüzlü ve sadece dünya çıkarının peşinde koşanlar korkup arka dönerlerken. O&#8217;nu ve O&#8217;nun yüce hayatını kendileri için örnek ve rehber seçerler ise, hakkı söylemekten asla çekinmeyecekler ve başlarının kesileceğini bilseler bile asla susmayacaklardır&#8230;<br />
Cihâd yolunu seçenler, hakka ve İslâm&#8217;a çağıranlar, İslâm hükmünü yaşamak isteyenler, kalplerinden coşan İslâm&#8217;ın yüce nuru ile tarihlerini yazmayı düşünenler gene onun yolunu ve hayatını kendileri için Örnek seçmek zorundadırlar.<br />
Çünkü o, mübarek İslâm sancağını omuzlarında taşıyan ve bu yolda yürüyenler için işaretler koyan mücahitler kafilesinin öncüsüdür. Evet O, bu yolun haritasını kam ile çizmiştir. Artık yol açılmış, işaretler konmuş ve plân çizilmiştir.<br />
Ülkelerinde, emperyalizmin her türlü baskılarını ve ağırlığını görmek istemeyen, kurtuluş yolunu arayan, hür ve bağımsız yaşamayı arzu eden, yeryüzünü cehenneme çeviren her türlü bozgunculuğa karşı durmak ve sadece yüce Allah&#8217;ın hükmünü egemen kılmak için çabalayan her insan için O&#8217;nun temiz ve yüce hayatı bir örnektir.<br />
Her inanan insanın, büyük şehit Seyyid Kutub&#8217;a gıpta etmesi gerekir. Başkaları basit maddi menfaatlar uğrunda savaşırken, Seyyid Kutub din ve inancı uğrunda savaşmış, bu temiz inancı ile yüce ve kutsal davası uğrunda can vermiştir. Dünyanın yalancı ve aldatıcı süsüne gönlünü kaptırmamış, bütün kalbiyle yüce Ve üstün davasına sımsıkı sarılmıştır.<br />
Maddi menfaatlar peşinde koşmayı bırakıp, imanıyla temiz yaşamayı isteyen herkes, Seyyid Kutub&#8217;a gıpta etmelidir. Her gün biraz daha O&#8217;nun gibi yüce bir ruhî seviyeye ulaşmaya gayret sarf etmelidir. Çünkü, içinde yaşadığımız çağ, bütün ruhların maddi menfaat bataklığına batıp kirlendiği bir çağdır. Bu bataklığa batmak için binlerce kişi, çeşitli vasıtalarla çağında bulunmaktadır. Zayıf inançlılar, bu bataklığın kenarında sarsıntı geçirmekte ve içine düşmekten kendilerini alı koyamamaktadırlar. Bu bataklığın içine düşenler ise, bundan kurtulmanın çaresini bulamamaktadırlar. Ruhen ölmek, fikren sönmek neticesinden de ümitsizlik bataklığına yuvarlanmakta ve pislik üstüne pislikle kirlenip durmaktadırlar&#8230;<br />
İşte, böyle bir çağda ve böyle bir durumda temiz yaşamak pek zorlaşmakta ve temiz yaşamak isteyenlerin önüne binlerce engel duvarı örülmektedir. Bu gibi zor engelleri yenmek ve herhangi bir pisliğe bulaşmadan ruhen temiz yaşamak için devamlı olarak nefisle mücadelede bulunmak ve ruhen uyanık olmak gerekir.<br />
Büyük şehit Seyyid Kutub, bu alanda en büyük mücadeleyi vermiş ve bu mücadelesinde başarılı olmuştur. Daima yüce ve temiz olarak yaşamış ve ruhen uyanık bulunmuştur. Yüce Allah&#8217;a ibadet etmek, O&#8217;na sığınmak, iffetli olmak, zühd ve takva yolundan ayrılmamak hususunda son derece dikkatli ve titiz idi. Hiç bir maddi güç onu, bu yüce ve temiz yoldan ayırmamıştır. Çünkü, bu yüce ve temiz esaslar, onun ruhunu sarmış ve iliklerine kadar işlemişti.<br />
Seyyid Kutub, bu yüce ve temiz hayatıyla bir çok kimseye örnek olmuştur. O&#8217;nun yüce ve temiz hayatına bakanlar, imanlı ve şerefli yaşamanın hayalî bir şey olmadığını öğrenmişler, pislikten arınıp imanın en yüce mertebelerine ermenin mümkün olduğuna inanmışlardır. Yüce Allah, Kur&#8217;an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: &#8220;Bizim uğrumuzda cihâd edenleri, elbette onları yollarımıza eriştireceğiz. Şüphesiz Allah, iyi davrananlarla beraberdir.&#8221; (Ankebut sûresi âyet- 69)<br />
İslâm dünyasında, izzet ve şeref içinde her türlü emperyalizme karşı hür ve bağımsız yaşamak isteyen her insan, Seyyid Kutub&#8217;a gıpta etmelidir. Seyyid Kutub, imanın şeref ve izzetinden uzak bir hayatı yaşamaması için kendisini çevreleyen her türlü pislik ve menfaat çemberini kırdığı gibi, emperyalist güçler ve onların uşakları tarafından kendisine &#8221; yöneltilen her türlü baskı ve işkence azabına karşı da son derece güçlü bir irade ve cesaretle karşı koymuştur. Hiç bir güç, onu, inandığı yoldan alı koymamıştır. Tam aksine, kendisine yöneltilen baskı ve işkenceler O&#8217;nu, imanın şeref ve izzetine daha güçlü sarılmaya ve bu yolda daha hızla mesafeler almaya itmiştir. Yüce Allah&#8217;a inanan ve O&#8217;nun sonsuz kudretine ve yardımına dayanan, bütün dünya ateş kesilip işkence ve sıkıntılar yöneltse de gene ona bir zarar veremez ve onun üstün azim ve sebatını kıramaz&#8230;<br />
Aziz ve şerefli yaşamak isteyenlere, yüce Allah yardım eder. İman, şeref ve izzet uğrunda mücadele verenlerin, çalışma ve çabalarını boşa çıkarmaz. Yüce Allah, nefislerinde korkaklığın alçaltıcı duygusunu yenen kimselere daima yardım etmiş ve düşmanlarına üstün kılmıştır. Bu yüce duyguya ve olgun ruha sahip olmak ancak, imanın en üstün derecesine eren müminler için müyesser olmaktadır.<br />
Seyyid Kutub&#8217;un önünde, baskı ve işkencelerden kurtulması için bazı fırsatlar ve imkânlar vardı. Zorluk anında, el uzatıp kurtulması için kendi açısından geçerli bazı mazeretleri vardı. Bu fırsat ve mazeretlerin arkasına sinip kurtulabilirdi. Fakat o, bunlardan hiç birine iltifat etmedi. Böyle basit mazeretlerin arkasına sinip gizlenmedi&#8230;<br />
O&#8217;na yürekten bağlı olan arkadaşları, &#8220;Ey Seyyid Ktıtub! Nefsini şehitlik için bize tercih etme. İslâm davası senin yaşamanı istiyor. Bizim nefsimiz ve ruhumuz sana feda o!sun. Günümüzde, İslama çağıran ve bu uğurda hizmet edenler pek azdır. Senin gibi büyük bir âlim ve mücahidin yetişmesi zordur. Ey Seyyid Kutup! İslâm&#8217;ın sana ihtiyacı vardır. Senin vefatınla İslâm, büyük bîr mücahidini ve çağırıcısını yitirmiş olacaktır. Fakat, bizim gibi basit kişilerin vefatı ile İslâm&#8217;ın hiç bir kaybı olmaz&#8230;&#8221; dediler.<br />
Ancak, Seyyid Kutub yüce bir azim, üstün bir irade ve himmete sahipti. Kendisini, arkadaşları ve davası uğrunda seve seve feda etmeye hazırdı. O&#8217;nu yakından tanıyanlar, bu üstün özelliğini çok iyi biliyorlardı, İslâm davası uğrunda verilecek her hangi bir savaş için O, daima öncü idi. Böyle durumlarda o, asla geride durmazdı. Hayatta kalmak için nefsini, hiç kimseye tercih etmezdi&#8230;<br />
Bir çok insan, bazı mazeretleri ileri sürerek, kendileri için bahaneler ararlar ve ruhsatlara tutunup cihâdı ve İslâm dini uğrunda çalışmayı bırakırlar. Bu basit bahaneler yüzünden, günümüzde İslâm uğrunda yapılacak en basit bir çalışma stratejisi bile konulmamıştır. Hep sıkıntılardan kurtulma ve rahatça oturup dinlenme yolları aranmıştır. Bu yanlış tutum ve kanaatın sonunda yer; yüzünü bozgunculuk: kaplamış, emperyalizmin dipçiği altında hür olanlar ezilmiş, İslâm uğrunda çalışanlar azalmış ve cihadın yüce ruhu müslümanlar arasında sönmeye başlamıştır. Peygamber efendimiz (S.A.V.) in bir hadislerinde: &#8220;Cihâdın en faziletlisi, zâlim bir başkana karşı söylenilen hak sözdür.&#8221; diye buyurmuş oldukları İslâmî esasa, uyanlar kalmamıştır. Fedakârlık ve kahramanlık ruhu tamamen ortadan kalkmış, bunun yerine menfaatçilik ve ihtirascılık duygusu yerleşmiştir.<br />
Bu durumda tehlike o kadar ileri gitmiş ki, müslüman fertler arasında şahsi menfaat ve ihtiraslar, dinî inanca tercih edilmiştir. Menfaat duygusu, iman duygusundan daha güçlü olmaya başlamıştır. İslâmî anlayış ve değerler, anlamlarım yitirmiş ve her gün biraz daha silinmeye ve unutulmaya yüz tutmuştur. Kölelik ve aşağılama dereceleri, siyaset, sabretme ve hale rıza gibi sapık ve yanlış anlamlarla yorumlanmaya kalkışılmıştır&#8230;<br />
İşte Seyyid Kutub, böyle bir ortamda ortaya atıldı ve İslâm adına uydurulan bu gibi yalanlan ve hurafeleri yırtıp attı. Korkaklık ve maddi menfaat edına uydurulmuş olan çirkin ve utandırıcı yorumlara sapmadı. Köleliği ve aşağılamayı kabullenip, bazı satılmış yazarların yaptığı gibi, sadece rahatını ve maddi çıkarla, rını düşünmedi. Boyun eğmeye, miskin miskin göz yaşlan içinde düşmanına yalvarmaya, acizlik ve zillet için-<br />
de kara kara düşünüp ümitsizlik bataklığına batmaya, hürriyeti bırakıp emperyalistlerin ayaklan altında toz toprak gibi çiğnenmeye razı olma yoluna sapmadı ve bu gibi aldatıcı kanaatlara kanmadı.<br />
O, bütün gücü ile yalnız İslâm&#8217;a ve Kur&#8217;an-a sarıldı. Allah yolunda, canını ve bütün varlığını adadı. Söyledi ği her sözde ve yazdığı her yazıda sadece, bunu dile getirdi. Kendisine ait olan her kelimede, bu inancını bulmak mümkündür. Bütün çabası, &#8220;Allah Hükmünü&#8221; yeryüzünde hâkim ve üstün kılmaktır. Büyük Şehit Seyyid Kutub, bu gaye ile yaşadı ve bu gaye uğrunda şehit oldu. Hayatı boyunca, imanın şeref ve izzetiyle yaşadı. Ve bu dünyadan ayrılırken de gene imanın şeref ve izzetiyle ayrıldı&#8230;<br />
Düşüncesiyle etrafını aydınlatan, ileriyi çok iyi gören ve yüklendiği davayı ölümsüzleştiren her düşünce ve dava adamı, Seyyid Kutub&#8217;a gıpta etmelidir. Seyyid Kutub, İslâm dininin bütün hüküm ve esaslarını çok iyi biliyordu, İslâm hakkında, kitap ve sünnette ne buyurulmuş ise, onu iyi kavramış ve ona yürekten bağlı kalmıştır. Zaten İslâm dini, kendi tabiî haliyle güneş gibi aydın ve açıktır. Kur&#8217;ân-ı Kerimde bu hususta söyle buyurulmaktadır: &#8220;Fakat biz onu, kullanmazdan dilediğimizi, onunla doğru yola iletmek için bir nur (ışık) kıldık.&#8221; (Şura suresi ayet: 52)<br />
İslâm&#8217;ın bu aydınlığı, bütün karanlıkları dağıtan aydınlıktır. Yeryüzünde onun aydınlığı kadar parlak, başka bir aydınlık yoktur. Ne yazık ki, bazı insan lar bilgisizlik ve maddi çıkarlarından dolayı onun parlak aydınlığı önünde perde olmaya ve onun yer yüzüne, bütün aydınlığı ile yansımasına engel olmaya sebep olmuşlardır. Bu insanların, arzu ve ihtirasları; yüce islam güneşini arkasında gizleyen sıkıntılı ve kâbuslu kara bulutlar halinde, yeryüzünü karanlığa boğmuştur. Evet, nefsi arzuların hâkim olduğu bir işten hayır gelmez. Çünkü nefis, daima rahatı ve menfaati ister. Din ve dünya için hayırlı olan yoldan yürümeyi istemez. Cihâd enirinden asla hoşlanmaz. Cihâdın dışında, okşayıcı ve aldatıcı yollar arar. Böylece, yüce Allah&#8217;ın cihâd emrini dinlemeyen ve buna boyun eğmeyenler, nefislerinin kendilerine süslü gösterdiği sapık yollara saparlar&#8230;<br />
İş yapma ve çalışma hususunda nefislerine uyup hareket edenler, daima zararlı çıkmışlardır. Bu, yüce Allah&#8217;ın değişmeyen bir kanunudur. İnanan insanlar için en doğru yol, bütün iş ve çalışmalarında yüce Allah&#8217;ın emirlerine uymaktır. Bunun dışında, başka her hangi bir yol aramamaktır. Kesin olarak o bilinmelidir ki; yüce Allah&#8217;ın vaadi haktır. Hak yol, apaydın olarak önümüzde durmaktadır. Ona uymak ve sadece onda yürümek gerekir. Eğer, islâm uğrunda yapacağımız çalışma hususunda bu esasa uyarsak, mutlaka başarılı olacağız.<br />
Bir de İslâmi çalışmalar alanında, uyulması gereken bazı özellikler ve esaslar vardır. Buna son derece bağlı kalmak gerekir. &#8220;Nafile olanlar, farzlara tercih edilmemeli ve onlardan önce yapılmamalıdır.&#8221; Bu esas,<br />
İslâm uğrunda çalışanların hayatında, daima kendisine uyulması gereken temel şart olmalıdır, Bu da ancak,<br />
Kur&#8217;an&#8217;a ve yüce Allah&#8217;ın hükmüne kayıtsız ve şartsız olarak bağlı kalmakla mümkün olur.<br />
Büyük şehit Seyyid Kutub, nefsini Kur&#8217;an-ı Kerime ve yüce Allah&#8217;ın hükmüne teslim etmiştir. Şuur ve düşüncesiyle kendisini tamamen bunlara vermiştir. Hayatı boyunca, sadece Kur&#8217;an-ı Kerimin tellâllığını yapmıştır. Yalnızca, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerimin ilkeleri&#8221; etrafında hizmet etmiştir. Meselâ: Kur&#8217;an-ı Kerimde, &#8220;Allah yolunda cihâd ediniz&#8221; diye buyurulmuştur. Seyyid Kutup, bütün gücü ile bu emri yerine getirmiş ve Allah yolunda nasıl cihâd yapılması gerekli ise, onu en güzel şekilde yapmıştır. Tereddütsüz olarak cihâd emrine sarılmış ve Allah yolunda hizmet için koşmuştur. Cihâd hususunda, gizlilik ve hayret içinde kalmadan kararım vermiştir. Bu durum, yüce Allah tarafından kendisine bahsedilen en güzel bir başarıdır. Oysa, cihâd emri hususunda bir çok insan çekingen kalmış ve gerekeni yerine getirememiştir. Bu yüzden de çalışma hayatlarında, istedikleri hedeflere erişememişlerdir. Şehit olmak suretiyle istediği zaferi elde etmek isteyen her insan, büyük şehit Seyyid Kutub&#8217;a gıpta etmelidir. Müslümanların hayatta, birbirine gıpta etmesi gereken hususun basında, şehitlik mertebesi gelır. Allah yolunda şehit olmak için ancak, Allah&#8217;ın sâlih kulları birbirleriyle yansırlar. Çünkü şehitlik, yüce Allah&#8217;ın katında peygamberlik mertebesinden sonra gelen, manevi mertebelerin en yücesidir. Şehitlikı mertebesi, Seyyid Kutub&#8217;a. yolda yürürürken tesadüfen kendisine isabet eden bir durum değildi. Şüphesiz Sevyid Kutup için şehitlik, arzulanan ve istenilen bir şeydi. O, her duasında yüce Allah&#8217;tan, şehit olmayı diliyordu. Şehitlik onun için düşünce ve inancın doruk noktasıydı. Hayâlinde, hep bu yüce makamı canlandırır ve ona ermeyi düşünürdü. Onunla ne zaman karşılaşacağını hayal eder ve o anı sabırsızlıkla beklerdi&#8230;<br />
Eğer, büyük şehidin, bu husustaki inancını ve arzusunu daha kesin ve açık olarak öğrenmek istiyorsan, Allah yolunda Ölmenin ve şehitlik mertebesine ermenin her müslüman için istenilmesi gereken bir durum olduğunu bildiren ve kendi elleriyle yazdığı &#8220;Cihâd Risâlesi&#8221; adlı eserinde, nasıl dile getirdiğine bak. Büyük şehit Seyyid Kutup, adı geçen eserinde, şehitlik hususunda şöyle demektedir:<br />
&#8220;Hak uğrunda ve Allah yolunda şehit olmak, her müslüman için ertelenmeyen bir arzudur. Bu arzu çok temiz, açık ve şereflidir. Dostlara ve çok sevilenlere kavuşma vesilesidir. Allah yolunda çarpışanlar ve, hak uğrunda savaşanlar, insanların en iyisi ve en şereflisidirler. Bu yolda seve seve feda edilen ruhlar ise, ruhların en temizi ve en yücesidir. Allah yolunda, canlarını seve seve verenler &#8220;ölü&#8221; değildir. Onlara &#8220;ölü&#8221; demek asla doğru olmaz. Onlar &#8220;şehid&#8221;dir. Şehitler ise, asla ölmezler. Şüphesiz onlar, &#8220;diri&#8221;dirler. Duygu ve şuurunu yitiren anlamına gelen &#8220;ölü&#8221; kelimesini, onlar için kullanmak asla doğru olmaz. Evet, dil ve dudaklarla ifade edilmesi pek kolay olan &#8220;ölü&#8221; kelimesini, onlar için kullanmamızın doğru olmayacağını, yüce Allah, Kur&#8217;an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: &#8220;Allah yolunda öldürülenlere &#8220;ölüdür&#8221; demeyin. Çünkü onlar &#8220;diri&#8221;dirler. Fakat siz, farkında değilsiniz.&#8221; (Bakara sûresi, ayet: 154)<br />
Anlaşıldığı gibi, şehitlerin &#8220;diri&#8221; olduklarına dair Allah, Kur&#8217;an.ı Kerimde şahadette bulunmaktadır.<br />
Şüphesiz yüce Allah&#8217;ın, &#8220;diri&#8221; olduklarına dair şahadette bulunduğu kimseler diridir. Onların diri oldukları kesindir. Bu yüzden de şehitler, diğer ölülerin, yıkanıp kefenlendikleri gibi yıkanıp kefenlenmezler. Onlar; yıkanmadan içinde şehid oldukları kanlı elbiseleri ile birlikte toprağa gömülürler. Onlar; yıkanmazlar, çünkü su, sadece vücuttaki kirleri temizler. Şehidin temiz ve yüce kanı ise, kıyamet gününde şeref kanı olarak taşınacaktır. Şehitler, elbiseleriyle gömülürler. Çünkü onlar, &#8220;diri&#8221;dirler. Hayatta giydikleri ve şehitlik kanını taşıyan elbiselerle kıyamet gününde, yüce Allah&#8217;ın huzuruna çıkacaklardır. Evet, şehitler &#8220;diridirler&#8230; Çünkü, onların ölümü ailelerine, dost ve arkadaşlarına .pek fazla üzüntü vermez. Şehidin kahramanlığından dolayı onların yürekleri, manevi huzurla doludur. Şehitler &#8220;diri&#8221;dir&#8230; Çünkü şehitler; aile, dost ve arkadaşlarının hayatına ortak olurlar ve onların kalbinde sonsuz olarak yasarlar. Ruhunu ve canını hak yolunda seve seve feda eden kimselerin ölümü, yakınlara, dost ve ahbaplara asla zor gelmez&#8230;<br />
Şehitler, yüce Allah&#8217;ın katında sonsuz nimetlerle mükâfatlandırılacak ve ebedî olarak saadet içinde kalacaklardır. Peygamber efendimiz (S.A.V.) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: &#8220;Şehitlerin ruhları cennette, yeşil kuşların kursağında olacaktır. Diledikleri yerlere rahatlıkla uçup gideceklerdir. Daha sonra Arşın altında, nurdan bağlı olan kandillerin etrafına gelecekler ve yüce Allah onlara: &#8220;Ne istiyorsunuz?&#8221; diye buyuracaktır. Onlar ise: &#8220;Ey Allah&#8217;ım, senden daha ne isteyebiliriz! Sen, kullarından hiç kimseye vermediğin nimetleri bize verdin.&#8221;&#8216;derler. Yüce Allah onlara: &#8220;Daha ne istiyorsunuz?&#8221; diye sorar ve onlar da her seferinde: &#8220;Daha ne isteyelim. Kullarından hiç kimseye vermediğin nimetleri bize verdin&#8230;&#8221; diye tekrarlarlar. En sonunda şehidlerin ruhları: &#8220;Ey Allahımız! Bizi dünyaya bir daha gönder ki, senin yolunda tekrar şehid olalım&#8221; derler. Çünkü onlar, şehidler için hazırlanan sevabı ve ilâhi nimetleri gördükleri için bu dilekte bulunurlar. Fakat, yüce Allah onlara: &#8220;Hiç bir insanın tekrar dünya hayatına dönmeyeceğini takdir kıldım&#8221; diye buyuracaktır.&#8221; (Bu hadisi, imamı Müslim &#8220;Sahih&#8221;inde rivayet etmiştir.)<br />
Şehitler kafilesinin ardı kesilmez. Onların temiz ve yüce ruhları nurdan yapılan kandillerin etrafında pervaneler gibi ilâhî muhabbetle dönerler. Buna şu şiirde (Bu şiir, büyük şehit Seyyid Kutub&#8217;un şiiridir. Onun şiir denemelerinden biridir.) şöylece işaret edilmiştir:<br />
&#8220;Ey kardeşim, şayet bu savaşta ölürsek, dostlarımıza kavuşacağız.<br />
Rabbimizin Cennet ve nimetleri bizim için hazırlanmıştır.<br />
Cennet kuşları, etrafımızda uçacaklardır. Sonsuz hayat bizimdir, ne mutlu bizlere!<br />
Ey kardeşim, eğer ben ölürsem şehit olurum. Sen ise, omuzlarında zafer sancağını taşıyıp ilerleyeceksin. Her gelen dalgadan sonra yeni dalgalar gelecektir.<br />
Ey kardeşim, eğer şehit kanım üzerinde göz yaşı döker,<br />
Ve onunla huşu içinde uzanan göğsümü ıslatırsan, Sakın bununla yetinme, döktüğün göz yaşlarını yanan birer mum yap.<br />
Yaktığınız bu mumların ışığında, kahramanlık yolunda yürüyün.&#8221;<br />
İşte, bu sözler ve bu şiir büyük şehit Seyyid Kutub&#8217;undur. O&#8217;nun kahraman kaleminden dökülmüştür. Bu sözler ve bu şiir, onun şehitlik mertebesini ne kadar hararetle arzuladığını göstermektedir. En sonunda yüce Allah, onun arzusunu yerine getirmiş ve şehitlik mertebesine ermeyi ihsan buyurmuştur.<br />
Büyük şehit Seyyid Kutub, idam sehpasına yürürken gülümsüyordu. Güçlü ve sabit adımlarla yürüyordu. Başı dimdikti. Dünya hayatının yalancı süsüne tapanları, hayret ve dehşet içinde bıraktı, âhiretin sonsuz saadetini umanları ise imrendirdi&#8230;<br />
Dünya hayatının yalancı süsüne tapanlar, Seyyid Kutub&#8217;un hayatını sona erdirdiklerini sandılar. Fakat, daha sonraları bu noktada yanıldıklarını anladılar. Çünkü o, gerçek hayatta fikir ve inanç olarak yaşadı. Uğrunda şehit olduğu davayı, ondan sonra binlerce kişi omuzlarında taşıdı. Düşmanları, onu idam etmekle hayatını sona erdiremediler. O, yüce Allah katında, sonsuz olarak cennetle mükâfatlandırıldı. Cennette, dost ve ahbapları ile ilâhî nimetlere nail oldu&#8230;<br />
Değerli okuyucular, bu kısa girişten ve büyük şehit Seyyid Kutub&#8217;un şahsiyeti hakkında verdiğimiz bil giden sonra, elinizdeki bu kitap, Seyyid Kutub&#8217;un çeşitli zamanlarda kaleme aldığı ve müslümanları &#8220;Siyonizm&#8221; tehlikesine karşı uyardığı değerli makalelerinden topladığımız bir eserdir. Bu makaleler, bir tek noktada birleşmektedir: İman ve İslâm noktasında birleşmek ve İslâm düşmanı yahudiye karşı gerekli savaşı birlik içinde vermektir. İşte bu yüzden kitaba &#8220;Yahudiyle Olan Savaşımız&#8221; adını verdik.<br />
İslâm ümmetinin bu konuya en çok muhtaç olduğu bir zamanda, büyük şehidin bu eserini, sizlere sunmakla sevinçliyiz. Bu eserdeki yazılar, doğruluk, kahramanlık, gerçekçilik, cesaret ve imanla doludur. Yüce Allah&#8217;tan bu eseri,</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> <br />
kaynak : Darul kitap</strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, MASONLUKLA ALDATILANLARIN SONU, aldatılan, aldatılmışlar, yanılanların sonu, Kitapların etkisi, kitap, kitap ve yazarı hakkında bir kaç söz, kelimeler</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/kitaplarin-etkisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın takvâsını ortaya koyan muâmelesidir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/insanin-takvasini-ortaya-koyan-muamelesidir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/insanin-takvasini-ortaya-koyan-muamelesidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2010 18:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=3536</guid>
		<description><![CDATA[İnsanı tanımak]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir adam Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü&#8217;l-Hattâb hazretleri ona,</p>
<p>&#8216; Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.</p>
<p>Orada bulunanlardan birisi,</p>
<p>&#8216; Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,</p>
<p>&#8216; Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,</p>
<p>&#8216; Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu:</p>
<p>&#8216; Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?</p>
<p>&#8216; Hayır, diye cevap verdi adam.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti:</p>
<p>&#8216; İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış&#8217;veriş yaptığın bir kimse midir?</p>
<p>Adam tekrar,</p>
<p>&#8216; Hayır, dedi.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a.) bu defa;</p>
<p>&#8216; Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu.</p>
<p>Adam bu soruya da,</p>
<p>&#8216; Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),</p>
<p>&#8216; Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,</p>
<p>&#8216; Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.&#8217;<br />
Demek ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin&#8230; Aksi takdirde, yani bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu tanımıyorsun                                                                                                                                                                        islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, islamichat, islami chat, islamnurum, asyasohbet, dini sohbet, din sohbet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/insanin-takvasini-ortaya-koyan-muamelesidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>www.islamsohbetler.net</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-net.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-net.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2010 19:08:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=3070</guid>
		<description><![CDATA[islamsohbetler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ismin gıbı ol ya sus yada daha o simi kulanma inşallah</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-net.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>www.islamsohbetler.com</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-com.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-com.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2010 19:07:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=3068</guid>
		<description><![CDATA[islamsohbetler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>s.a istediğim yere koyaraım bu ismi bu kelimenınde ayrıca dunya genelınde 500 den fazla uzantısı var inş olmazsa hepsını al</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/www-islamsohbetler-com.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islami sohbetler ve dini sohbetler</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islami-sohbetler-ve-dini-sohbetler.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islami-sohbetler-ve-dini-sohbetler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2010 18:56:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=2099</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, islami sohbetler ve dini sohbetler
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em>Vesvesenin en güzel ilacı ilim, zikir ve Allahu Teala&#8217;ya sığınmaktır. Çünkü Allahu Teala, muttaki kullarının, tefekkür ve zikir ile şeytanın hilelerini nasıl fark ettiklerini şöyle haber vermiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Şüphesiz, muttaki olanlara, şeytandan bir vesvese geldiğinde, (Allah&#8217;ı hatırlayıp, geleni) iyice düşünürler ve onun (rahmani mi şeytani mi olduğunu) hemen anlayıverirler.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Vesvese, boş bir sözdür. Mümin her duyduğu ve her aklına gelen ile amel edemez. Onların doğruluğunu ilim ve insafla ölçer; değerlendirir. Sonuçta dinin usul ve edeplerine uymuyorsa kaldırır atar.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kalbe gelen düşünceler, dinin helal ve haramını bildiren hükümler ile değerlendirilir; onlar helal ise haktandır, alınır. Haram ise, şeytandandır, kaçılır. Şu halde, insan ve cin şeytanlardan gelen fısıltı, fikir ve davetleri tanımak için herkese farz olan temel ilimleri bilmek gerekir. Cahil insan, şeytanın maskarası olur. Helali haramı birbirine karıştırır; hurafeye din diye sarılır. Her türlü cereyana kapılır; şeytanlar da onu istediği gibi kullanır. Bu, halden Allahu Teala&#8217;ya sığınırız.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şeytandan gelen vesveselere karşı nasıl davranacağımızı Resulullah (s.a.v) Efendimiz şöyle öğretmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Şeytan sizden birisine gelir ve:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Yeri kim yarattı, göğü kim yarattı, şunu kim yarattı, bunu kim yarattı?&#8221; diye sorar. Kul da hepsine: &#8220;Allah yarattı&#8221;diye cevao verir. Sonunda:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Peki, Allah&#8217;ı kim yarattı?&#8221; diye kalbe bir soru atar. İçinde böyle bir soru bulan kimse, onun şeytandan olduğunu bilsin, hemen soruya son versin, Euzu besmele çekip Allah&#8217;a sığınsın ve: Ben Allah&#8217;a ve O&#8217;nun peygamberlerine iman ettim desin.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Eğer benzeri soruları insan şeytanları sorarsa yine aynı şekilde davranmalı ve onlara karşı:&#8221;Allah birdir, hiç kimseye muhtaç değildir, doğurmamış/kimseyi evlat edinmemiştir, doğrulmamıştır/sonradan olmuş değildir, hiçbir şey O&#8217;na denk değildir.&#8221;manasındaki &#8220;ihlas&#8221; suresini okumalıdır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şeytanın vesvese yolu ve şekli çoktur. Kendisi mümin kalbini çelemez ise, insanlar içinden seçtiği şeytan tipliler bunu başarmak ve kalbi karıştırmak ister. Bunun için yemin etmiştir ve bunu gerçekleştirmek için Allah&#8217;tan mühlet almıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şeytan müminlerin azılı düşmanlarıdır. O bize saldırdıkça biz de Yüce Rabbimize kaçmalı, zikredip O&#8217;na yalvarmalıyız. &#8220;Felak&#8221; ve &#8220;Nas&#8221; sureleri bize bunu öğretiyor. Allahu Teala, &#8220;Nas&#8221; suresinde şeytanı &#8220;hannas&#8221; olarak tanıtmıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hannas, kalbi boş bulunca ona saldıran, kalb zikre geçince de hemen sinip kaçan demektir. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, şeytanın bu halini şöyle anlatmıştır:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Şeytan, vesvese vermek için insanın kalbine hortumu uzatır; eğer o Allah&#8217;ı zikrederse hemen sinip kaçar. Allah&#8217;ı zikretmeyi unutursa kalbi iyice sarıp bir lokma gibi yutar. İşte bundan sonra vesvese vermeye başlar.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Ölene kadar yakamızı bırakmayacak bu sinsi düşmandan korunmak için devamlı Yüce Mevla&#8217;nın yardımını istemeliyiz.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, islami sohbetler ve dini sohbetler</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islami-sohbetler-ve-dini-sohbetler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>islam sohbet</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/islam-sohbet.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/islam-sohbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 19:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[islami Sohbetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1872</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-1872"></span>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yüce Allah&#8217;a gönülden iman eden Müslümanları diğer insanlardan ayıran en önemli fark, her ortam ve şartta Rabbimiz&#8217;in Kuran&#8217;da bildirdiği güzel ahlaka uymalarıdır. Kuşkusuz bunun sonucunda ortaya üstün bir ahlak modeli çıkmaktadır. Çünkü insan güzel ve değerli olan tüm vasıflara ancak Allah&#8217;ın bildirdiği din ahlakına uyduğunda sahip olabilir. Sonsuz kudret sahibi Yüce Allah, Kuran&#8217;da doğruluğu, adaleti, sabrı, fedakarlığı, vefayı, sadakati, kararlılığı, itaati, alçakgönüllülüğü, hoşgörüyü, şefkati, merhameti, öfkeyi yenmeyi ve daha birçok üstün ahlak özelliğini emretmektedir. Bunlar, Allah&#8217;ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışan müminleri diğer insanlardan üstün kılan önemli ahlak özellikleridir. Rabbimiz&#8217;in hoşnut olacağını bildirdiği bu önemli özelliklerden biri de &#8220;temizlik&#8221;tir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yüce Allah insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran&#8217;da iman eden kullarını &#8220;temiz akıl sahipleri&#8221; olarak isimlendirmiştir. Müslümanlar vicdanlarına ve Kuran ahlakına uydukları, Allah&#8217;ın rızasını aradıkları ve O&#8217;na gönülden boyun eğdikleri için, düşünceleri berrak, samimi ve daima Hak&#8217;tan yanadır. Her türlü kirli düşünce ve niyetten uzak olmak, Müslümanların samimi imanlarının bir göstergesidir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Peygamberlere Bildirilen Temizlik Anlayışı</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Belirtilmelidir ki; düşüncelerinin ve kalplerinin temizliği kadar bedenlerinin, giysilerinin, yaşadıkları mekanların ve yedikleri yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın saçı, eli, yüzü, kısacası tüm bedeni daima tertemizdir. Kıyafetleri her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da Müslümanlara yakışır bir şekilde her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur. Şüphesiz müminlerin bu özelliklerine en güzel örnek, Rabbimiz&#8217;in insanlar için son peygamber olarak gönderdiği Peygamberimiz (sav)&#8217;dir. Allah, Kuran&#8217;da Peygamberimiz (sav)&#8217;e şöyle buyurmuştur:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle uyar. Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.&#8221; (Müddessir Suresi, 1-5)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Ayrıca Yüce Allah, Kuran&#8217;da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini bildirmiş, Peygamberimiz (sav)&#8217;e de temiz olan şeylerin helal olduğunu müminlere bildirmesini emretmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.&#8221; (Araf Suresi, 160)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: &#8220;Bütün temiz şeyler size helal kılındı.&#8221; Allah&#8217;ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah&#8217;ın adını anarak- yiyin. Allah&#8217;tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.&#8221; (Maide Suresi, 4)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde ise müminlere temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, zira cennete temizler girer.&#8221; (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 96/2)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Rabbimiz Kuran&#8217;da hem maddi, hem de manevi olarak temizlenenleri sevdiğini ise şöyle bildirmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.&#8221; (Bakara Suresi, 222)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Biraz önce de belirttiğimiz gibi, Allah iman eden kullarına yaşadıkları mekanları da temiz tutmalarını emretmiştir. Hz. İbrahim&#8217;e vahyettiği bu emir, Kuran&#8217;da şöyle bildirilmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Hani Evi (Ka&#8217;be&#8217;yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. &#8220;İbrahim&#8217;in makamını namaz yeri edinin&#8221;, İbrahim ve İsmail&#8217;e de, &#8220;Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin&#8221; diye ahid verdik.&#8221; (Bakara Suresi, 125)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Peygamberimiz (sav)&#8217;in Temizliği Tüm Müslümanlara Örnektir</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Peygamberimiz (sav), müminlere temizliği çokça tavsiye etmiştir. Kendisi de temizliğine çok dikkat ederek müminler için en güzel örneği oluşturmuştur. Hz. Muhammed (sav) bir hadiste şöyle buyurmuştur:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Şüphe yok ki Yüce Allah temizdir, temizliği sever. İkramı boldur, ikramı sever. Cömerttir cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutun.&#8221; (Et-Tıbbün Nebavi S:216)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Peygamberimiz (sav) başka bir hadisinde de, çokça temizlenen müminlerin, kıyamet gününde de diğer insanlardan nurlarıyla ayrılacaklarını bildirmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Benim ümmetim kıyamet gününde yüzleri parlak, elleri ve ayakları nurlu olarak haşrolunacaktır. Herkes gücünün yettiği kadar bu parlaklığı arttırsın.&#8221; (</em></strong><a href="http://www.diyanet.gov.tr"><strong><em>www.diyanet.gov.tr</em></strong></a><strong><em>)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İlim bakımından her şeyi kuşatan Rabbimiz, her konuda olduğu gibi maddi ve manevi temizlik konusunda da kutlu elçisi Peygamberimiz (sav)&#8217;i Müslümanlara örnek kılmıştır. Tüm yaşamları boyunca Allah&#8217;a gönülden bağlı olan müminler de her işlerinde Allah&#8217;a yönelerek ve Peygamber Efendimiz (sav)&#8217;in temiz ahlakını örnek alarak ahiret hayatına hazırlık yapmalıdırlar. Her mümin için elbette tek bir amaç vardır o da Allah&#8217;ın rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmaktır. Unutulmamalıdır ki, müminler Allah&#8217;ın izniyle cennete de dünyadaki gibi tertemiz gireceklerdir. Yüce Rabbimiz bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: &#8220;Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.&#8221; (Zümer Suresi, 79)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum, islam nurum, Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/islam-sohbet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

