<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Merak edilen konular</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/merak-edilen-konular/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Noel ve Yılbaşı Nedir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/noel-ve-yilbasi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/noel-ve-yilbasi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 16:25:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyan inancına]]></category>
		<category><![CDATA[hz isa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa'nın doğum günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa'nın doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[katolik]]></category>
		<category><![CDATA[kiliseler]]></category>
		<category><![CDATA[miladi]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9397</guid>
		<description><![CDATA[Hristiyanların Hz. İsa'nın doğum günü dolayısıyla kutladıkları bayram; bu bayramın kutlandığı zaman süresi; Miladi yılı Ocak ayının birinci gününün gecesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NOEL</p>
<p>Hristiyanların Hz. İsa&#8217;nın doğum günü dolayısıyla kutladıkları bayram; bu bayramın kutlandığı zaman süresi; Miladi yılı Ocak ayının birinci gününün gecesi; Milad; Hz. İsa&#8217;nın doğumu kabul edilen gün. Bu günü esas alan takvime ise Milâdi takvim denir.</p>
<p>Hristiyan inancına göre evrenin nuru olan Hz. İsa&#8217;nın doğum gününü 25 Aralıkta kutlamanın, papaların kış gündönümü törenlerine bağlı bulunanları bundan vazgeçirmek amacına yönelik olduğu söylenir. 25 Aralık Hristiyan kiliselerinin hepsi tarafından Hz. İsa&#8217;nın doğum günü törenleri olarak kutlanır. Katolik (Latin) kilisesi 25 Aralık, Ortodoks kiliseleri ise IV. Yüzyıldan itibaren bu tarihi benimsemişlerdir. Katolik kilisesi bu günü, birincisi gece yarısı; ikincisi güneş doğarken; üçüncüsü ise sabah olmak üzere üç missa (ayin) tertipleyerek kutlar.</p>
<p>Noel, genel kanâate göre Batı&#8217;da 354 M. yıllarında kutlanılıyordu. Buna karşılık Hz. İsa&#8217;nın doğumunu 6 Ocak&#8217;ta kutlayan Doğu Hristiyanları ise, İoonnes Khrysostomos ve Gregorios adlı azizlerin etkisiyle noel kutlama tarihlerini batıya ayak uydurarak 25 Aralık günü olarak değiştirmişlerdir.</p>
<p>Yine Hristiyanlar arasında görülen başka bir anlayışa göre, Bizans İmparatoru Büyük Konstantin putperestlikten Hristiyanlığa geçtikten sonra (313 M), İstanbul şehrini genişletip, yeniden imar ettirmiş ve ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbul&#8217;un başkent oluşu ve imparatorun Hristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesi, konsilleri Hristiyanlık adına ümide sevketmiş ve bunlar imparatora başvurarak halk arasında yaygın yüzlerce İncil&#8217;in tek kitaba indirilmesini istemişlerdi. Bunun üzerine İmparator Konstantin, Hz. İsa&#8217;nın ölümünden sonra O&#8217;nun havarileri arasına girerek gerçek İncil&#8217;i tahrif eden Yahudi Pavlus&#8217;un gayretiyle Hz. İsa&#8217;nın getirmiş olduğu dini değiştirmiş, yeni yorum ve değişikliklerle halk arasında yayılan İncil&#8217;lerin birleştirilmesi yoluna gitmiştir. Bu amaçla 325 yılında İznik&#8217;te toplanan 319 papaz, İncil&#8217;lerin birleştirilmesi yoluna gitti. İznik&#8217;te ortaya çıkarılan yeni İncil, Eflatun&#8217;un ortaya attığı teslis (tritine) inancı, ilk yazılan tahrife uğramış dört büyük İncil&#8217;de de yer alır.</p>
<p>İznik toplantısında, içinde Allah (c.c)&#8217;ın bir olduğu ve Hz. İsa&#8217;nın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncil&#8217;i ile birlikte diğer bütün İncil&#8217;lerin yakılmasına, Barnabas İncil&#8217;i okuyanların öldürülmesine ve bu İncil&#8217;i savunan, teslis inancına karşı çıkan papaz Aryüs&#8217;un aforoz edilmesine karar verilmiştir. Aryus Hristiyan inancında İncilin aslı bozulmamış şekline inanan bir papazdı. Daha sonra ortaya çıkarılan dört büyük İncil&#8217;in Hz. İsa&#8217;ya Allah tarafından gönderilen İncil&#8217;le uzaktan yakından alâkası olmadığını, Allah&#8217;ın üç değil, bir olduğunu, eşi ve oğlunun bulunmadığını söylüyordu. Bu görüşleriyle bir ekolün öncüsü oldu. M. 270&#8242;te doğan Aryüs 325 yılında İznik konsilindeki görüşlerinden dolayı aforoz edilmiş ve aynı nedenden dolayı 336&#8242;da öldürülmüştür. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hristiyanlık dini ortaya çıkmıştır. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantinos, Aralığın son haftasını Noel haftası ve bu ayın son günün gecesini (31 Aralık) Noel gecesi ilân etti.</p>
<p>Noel Ağacı</p>
<p>Hristiyanların Noel için kesip süsledikleri çama ilk olarak 1605 yılında Almanya&#8217;da ilgi gösterilmeye başlandı. Daha sonra XlX. yüzyıl ortalarında Helene de Mecklembung tarafından Fransa&#8217;ya taşındı. Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor&#8217;dur. Pağanlık çağında avlanan hayvanlar Amanor onuruna çam ağaçlarına asılırmış. Noel gününde çam ağaçlarına çeşitli şeyler asılarak yapılan tören, Hristiyanlığa bu pagan geleneğinden geçmiştir. Günümüzde ağaç bayramları da ilkel insanların ağaçlara tapınmalarından ileri gelen bir gelenektir. İnsanlar ağacı, uzun ömürlü olması yönündeki hayranlıkları ile kutsamışlardır.</p>
<p>Noel Baba Geleneği</p>
<p>Muğla-Antalya çevresi (Lycly) eyaletinin başpiskoposu olan Saint Nicola&#8217;nın çalışmalarını övmek amacına dayanır. Hristiyan inancına göre genellikle karla örtülü ortamda, güleç, tombul ve yardımsever bir tipi canlandıran Noel Baba inancı, günümüz Hristiyan kültürü ve bu kültürden etkilenen doğu kültürlerine de girmiştir. Saint Nicola, insanları himaye eden bir aziz olarak bilinmektedir. Yılbaşı akşamları çocukları sevindiren bir ihtiyardır. Sözkonusu Nicola efsanesi aynı zamanda Anadoluyu Bizans toprağı sayan Batının, çocuklarına aşıladığı bir ideal olarak bilinmektedir.</p>
<p>İslam ve Noel</p>
<p>Hristiyan inancına göre Noel, bir bayramın adıdır. Nasıl ki İslâm öncesi İran inancında Nevruz ve Mihrican bayram olarak kutlanmakta idiyse, günümüzde kutlanan Hıdrellezde bu hükümdedir. Bütün bu saydığımız özel günler Türkçe lugatlarda &#8220;bayram&#8221; kelimesiyle ifadesini bulmaktadır (bk. Nevruz ve Hıdrellez mad.)</p>
<p>İslâmi ıstılahta bayram; dönüp gelen. Allah&#8217;ın pek çok ihsan ve keremiyle ve bu ihsana bağlı hayırların doğurduğu sevinç ve mutlulukların yaşandığı günler olarak tanımlanır (İbn Abidin, Reddül Muhtar, III, 342). Müslümanların sosyal ve siyasî ilişkilerini düzenleyen, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in hicretini tarih ve takvim başlangıcı olarak esas alan, İslâmî takvimdir. Hicri takvim Hz. Ömer zamanında Kameri (ay) yılı esas aşınarak düzenlenmiştir. Hicretin gerçekleştiği yıl, hicri takvimin birinci yılı olmuş ve senenin ilk ayı olan Muharrem ayının ilk günü de yeni yılın başı sayılmıştır (bk. Hicrî takvim mad.).</p>
<p>Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi &#8220;Yılbaşı&#8221;gecesidir. İslâmda yeni yıl, Muharremin birinci günü başlar. Müslümanlar ayları, ibadet günlerini, bayramları, Ramazan ve Kurbanı, Haccı, yılbaşını, zekatı&#8230; vb. hep İslâmî takvime göre tanzim etmek durumundadırlar. Zira Allah, ayların sayısını on iki olarak bildirmiştir (et-Tevbe, 9/36). Müfessirlere göre bu aylardan kasıt, Kamerî aylardır. Müslümanlar ibadetlerini ihtimal ile düzenlenen Milâdi aylara değil; müşahhas &#8216;ilâhi bir gerçek&#8217; olan Kameri aylara göre düzenler. Çünkü bu hesap gerçekten doğru olan hesaptır (et-Tevbe, 9/36). Buradan hareketle müslümanların İslam dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve Allah&#8217;ın bildirdiği gerçekleri yalanlayan veya onlara uymayan düşüncelerin ürünü olan fiillerin kutlama günlerini müslümanların da bayram olarak kabul etmesi, küfre destek olmaktan başka bir manâ ifade etmez. İslâm dışı tek ve çok ilahlı dinlerin törenlerine iştirak etmenin, dinî merasimlerinden bir şeye uygunluk göstermenin imanı bozan boyuttan arzedeceği haber verilir (el-Fetâva el-Hindiye, IV. s. 342; XIV, s. 407). Binaenaleyh, Noel gününde, Hristiyanların diğer bayram günlerinde onlara uymak gayesi ile, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri yemek caiz değildir. Bu hareketler küfrü gerektirir. Ondan sakınmak gerekir&#8230; Bundan da anlaşılıyor ki, Nevruz ile Mihrican gibi müslüman olmayan kimselerin kutsal günlerini ta&#8217;zim etmek de caiz değildir (İbn Abidin, Reddül Muhtar, XVII s. 310; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, İstanbul 1984, II, s. 21).</p>
<p>İslâmi kaynakların ortak görüşü, Allah&#8217;ın bildirmiş olduğu İslâm kanunları dışında tesis edilmiş bütün gün ve bayramları kutlamanın küfür olduğu yolundadır. Bir müslümanın Noel veya milâdî yeni yıl ya da, yılbaşı veya buna benzer bazı özel insan ve kurumların koyduğu günleri kutlaması mümkün değildir. İnanç yönünden sakıncalı olan bu günlerin diğer günlerinden hiç bir farkı bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, gerek özel olarak, gerekse yılbaşı amacıyla piyango bileti almak ve satmak haramdır. Piyango, kumarın bir türü olduğundan bunlardan kazanılan para da haramdır. Özellikle yılbaşı gecelerinde oynanan tombala ve fırdöndü benzeri oyunlar, neyine olursa olsun, tüm iskambil ve taş oyunları ile kumar makinaları ile oynanan oyunlar İslâm&#8217;a göre haramdır (Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, II, s. 494; Halil Gönenç, a.g.e., II, 116, 208).</p>
<p>Günümüzde Noel</p>
<p>Cumhuriyet Türkiyesi batılılaşma dönemi inkılaplarıyla birlikte Hristiyan Batı yaşantısını benimseyerek gerçekleştirdiği köklü değişiklikler arasında takvim meselesini de unutmamış, bu amaçla 26 Aralık 1925 tarihinde İslâmi olan Hicrî takvim yerine Hristiyan milâdi takvim benimsenme yoluna gidilmiştir. Yılbaşı günü de Muharrem&#8217;den, gerçekte Hz. İsa&#8217;nın doğum günü olmayan, ancak öyle kabul gören 1 Ocak tarihine alındı. İnkılapların amaçladığı Batı değer yargılarının ise bu arada &#8220;Noel Baba Kültürü&#8221;nün halk arasına zorlamalarla sokularak zamanla meşrulaşması sağlandı.</p>
<p>Bizans imparatoru Konstantin&#8217;in Noel&#8217;i bayram olarak kabul ettiği M. 325 tarihinden beri Hristiyan âlemi de bu günü gelenekselleştirerek bayram olarak yaşatagelmiştir. Noel&#8217;den bir hafta öncesinden özel hazırlıklar saparlar. Bu günlerde sokaklar, caddeler ve vitrinler çam ağaçlarıyla dolmakta, Noel Baba resimleri her yeri kaplamaktadır. Noel bayramı münasebetiyle kitap, dergi vs. yayınlanmakta; kiliseler, resmi daireler ve okullar süslenmekte, televizyon ve radyoda kurumlar tatile girmektedir. Halk tebrik ve telgraflarla birbirinin bayramını kutlarlar.</p>
<p>Gerçekte noel (yılbaşı) kutlamalarının Hz. İsa&#8217;nın doğumuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Noel Baba efsanesi sonradan Saint Nicola adlı papazın uydurmasından ibarettir. Hristiyanların geleneksel bayramı olan Noel, şu anda halkı müslüman ülkeler arasında da rağbet duyulmaya ve özel teşvik görmeye başlamıştır. İşin korkunç yanı da, bu tür tebriklere müslümanların rağbet etmesi ve İslâm&#8217;dan uzaklaşma yoluna girmeleridir. Müslümanlar önce Allaha verdikleri sözü hatırlamalı, Kur&#8217;an ve Sünnet doğrultusunda kendisine bahşedilen &#8220;müslüman&#8221; ismine yaraşır vakar ve bilincin şuurunda olabilmelidirler. Çünkü biz &#8220;Rabb olarak Allah&#8217;dan, din olarak İslâm&#8217;dan, peygamber olarak da Muhammed (s.a.s)&#8217;den razıyız&#8221; (Buhârî, İlim, 29, İ&#8217;tisam, 3; Müslim, İman, 56, Fedail, 134-136; Tirmizi, İlim, 10).</p>
<p>Naci YENGİN</p>
<p>islami sohbet,yılbaşı neden kutlanır,yılbaşı nedir,noel nedir nedemektir,noel ne zaman kutlanmaya başladı,neol ne için kutlanıyor,hrıstiyan bayramı noeli kutlamak,noel baba nedir,noel anlamı nedir,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/noel-ve-yilbasi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zühd</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/zuhd.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/zuhd.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 08:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[arif]]></category>
		<category><![CDATA[aza kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[hz peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İsteksizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kullukta ileri derece]]></category>
		<category><![CDATA[musluman]]></category>
		<category><![CDATA[rağbetsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[zahid]]></category>
		<category><![CDATA[zühd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8523</guid>
		<description><![CDATA[İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. &#8220;Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır&#8221; şeklinde de tarif edilir.</p>
<p>Zühd sahibi olanlara; zahid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya nimetlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: Ahireti unutup, dünyaya esir olmamaktır (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd).</p>
<p>Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1).</p>
<p>Allah (c.c) kullarının yararlanması için çeşit çeşit nimetler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya nimetleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya nimetlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve nimetlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir.</p>
<p>Zühd üç kısma ayrılır:</p>
<p>a- Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır.</p>
<p>b- Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur.</p>
<p>c- Allah&#8217;la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, &#8220;ârif &#8216; denilen Allah&#8217;ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, a.g.e., 256).</p>
<p>İA</p>
<p>islami sohbet,zühd nedir,zühd ne demektir,zühdün kısımları nelerdir,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/zuhd.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıyametin Kopacağı Zaman</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/kiyametin-kopacagi-zaman.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/kiyametin-kopacagi-zaman.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 03:07:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın sonu]]></category>
		<category><![CDATA[islam inancı]]></category>
		<category><![CDATA[kıyamet günü]]></category>
		<category><![CDATA[kıyamet saati]]></category>
		<category><![CDATA[kiyamet vakti]]></category>
		<category><![CDATA[kıyametin zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurani Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8178</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın Sonu İslam İnancına göre, alemin bir başı olduğu gibi bir sonu da vardır. Ancak bu sonu bilmek insan gücü dışındadır. Kur'anı Kerim'de bu gerçek şöyle dile getirilmektedir:

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyanın Sonu İslam İnancına göre, alemin bir başı olduğu gibi bir sonu da vardır. Ancak bu sonu bilmek insan gücü dışındadır. Kur&#8217;anı Kerim&#8217;de bu gerçek şöyle dile getirilmektedir:</p>
<p>&#8221;Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: &#8216;Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O&#8217;ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.&#8217;Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: &#8216;Onu bilmek ancak Allah&#8217;a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.&#8221; (A&#8217;raf Süresi 187)</p>
<p>&#8221;Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah&#8217;ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.&#8221; (Lokman Süresi 34)</p>
<p>&#8221;İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.&#8221; (Ahzab Süresi 63)</p>
<p>&#8221;Kıyamet gününün bilgisi, O&#8217;na havale edilir. O&#8217;nun bilgisi dışında hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıkamaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: Ortaklarım nerede! diye seslendiği gün: Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arzederiz, derler.&#8221; (Fussilet Süresi 47)</p>
<p>&#8221;Sana Kıyametten sorarlar ki, onun vukû&#8217;u ne zamandır? Sen onu yâdetmek hususunda ne haldesin? Onun sonu Rabbine varır.&#8221; (Naziat süresi 42-44)</p>
<p>islami sohbet,kıyametin kopacağı tarih bilinebilirmi,kıyamet ile ilgili Kuran&#8217;da geçen ayetler,kıyamet ile ilgili ayetler,kıyametin kopması,kıyamet ne zaman kopacak,insanlar kıyametin kopacağı zamanı bilebilirlermi,kıyamet günü bilinebilirmi,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/kiyametin-kopacagi-zaman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satışı Haram Olan Şeyler</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/satisi-haram-olan-seyler.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/satisi-haram-olan-seyler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 16:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[günah]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanın iç yağları]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet eder]]></category>
		<category><![CDATA[murdar ölen hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ölen hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[şarab]]></category>
		<category><![CDATA[yahudilere lanet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8152</guid>
		<description><![CDATA[Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fethedildiği sene Mekke’de iken:
‘Şüphesiz ki Allah ve Rasulü şarabın, murdar ölen hayvanın etinin, domuzun ve putların satışını haram kıldı’ buyururken işittim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fethedildiği sene Mekke’de iken:<br />
‘Şüphesiz ki Allah ve Rasulü şarabın, murdar ölen hayvanın etinin, domuzun ve putların satışını haram kıldı’ buyururken işittim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:<br />
−Ya Rasulallah, murdar ölen hayvanın iç yağları hakkında ne dersiniz? Murdar ölen hayvanın iç yağlarıyla gemiler cilalanır, deriler yağlanır, onunla insanlar aydınlanır denildi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):<br />
−‘Hayır (onu satmayın) o haramdır’ buyurdu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan sonra da:<br />
−‘Allah yahudilere lanet etsin! Allah murdar ölen hayvanın iç yağlarını onlara haram ettiği zaman, onlar bu yağı eritip sonra onu sattılar ve parasını yediler’ buyurdu.”<br />
(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İbni Mace)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8221;Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah&#8217;tan başkası adına kesileni haram kıldı.<br />
Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur.<br />
Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir&#8221; (Bakara Süresi 173)</p>
<p>&#8221;Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir;<br />
bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.&#8221; (Maide Süresi 90)</p>
<p>&#8221;De ki: &#8216;Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve günah işlenerek<br />
Allah&#8217;tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum;<br />
fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir.&#8217;<br />
Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder.&#8221; (En&#8217;am Süresi 145)</p>
<p>islami sohbet,satışı helal olmayan şeyler nelerdir,içki satışının haram olması,islamda satışı haram olan şeyler,alış verişi haram olan şeyler nelerdir,içki satışının haramlığı,domuz etinin haram olması,dinde satılması yasaklanan şeyler,içki satışının yasak oluşu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/satisi-haram-olan-seyler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinler ve Özellikleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cinler-ve-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cinler-ve-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 08:41:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[alevli ateş]]></category>
		<category><![CDATA[cinler]]></category>
		<category><![CDATA[Cinlerin mü’minleri ve kâfirleri]]></category>
		<category><![CDATA[İblis veya azgın cinler]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’ân-ı Kerim onların da kitabıdır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8150</guid>
		<description><![CDATA[Cinler dumansız alevli ateşten yaratılmıştır. Onların yaratılışı insanın yaratılışından önce olmuştur. Cinler akıllı, gözle görülmez ve çeşitli şekillere girebilen varlıklardır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cinler dumansız alevli ateşten yaratılmıştır. Onların yaratılışı insanın yaratılışından önce olmuştur. Cinler akıllı, gözle görülmez ve çeşitli şekillere girebilen varlıklardır.<br />
Cinler yerler, içerler, evlenip, çoluk-çocuk sahibi olurlar, ibâdet ederler. Cinlerin mü’minleri ve kâfirleri vardır. Mü’minleri cennete; kâfirleri cehenneme gidecektir. Cinlerin mü’minleri insanlara faydalı, kâfirleri de zararlı olurlar. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadırlar. Kur’ân-ı Kerim onların da kitabıdır, onlar da Kur’ân-ı Kerim’i dinlerler.<br />
“Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan peygamberler gelmedi mi?” (6/En’âm  130) “(Rasûlüm!) De ki: ‘cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip  de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel Kur’an’ı dinledik. Biz de ona İman ettik(Artık) kimseyi Rabbimıza asla ortak koşmayacağız. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların (şımarıklıklarını ve) azgınlıklarını arttırırlardı. Doğrusu, biz cinler, göğe erişmeye çalıştık; fakat onu sert bekçilerle, alevler ve meş’alelerle doldurulmuş bulduk. Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda- türlü türlü yollar tutmuştuk. İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var.” (72/Cinn, 1-2, 4, 6, 8, 11, 14)<br />
islamisohbet,cinler neyden yaratılmıştır,cinlerin varlığı,cinlerin özellikleri nelerdir,cinlerin özellikleri nedir,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cinler-ve-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Cinayet</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ilk-cinayet.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ilk-cinayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 17:40:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[Adem'in (a.s)]]></category>
		<category><![CDATA[cesed]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[Habil]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilaf]]></category>
		<category><![CDATA[Kabil]]></category>
		<category><![CDATA[Kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[öldürmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8025</guid>
		<description><![CDATA[Adem'in (a.s) iki oğlu arasında bir ihtilaf çıkmış,babaları her ikisinden de Allah'a kurban sunmalarını, hangisininki kabul edilirse onun haklı olacağını söylemişti.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adem&#8217;in (a.s) iki oğlu arasında bir ihtilaf çıkmış,babaları her ikisinden de Allah&#8217;a kurban sunmalarını, hangisininki kabul edilirse onun haklı olacağını söylemişti.</p>
<p>Sunulan kurbanlardan Habil&#8217;inki kabul edildi.</p>
<p>Kıskançlığı yüzünden bu durumu içine sindiremeyen Kabil kardeşini öldürdü.</p>
<p>Böylece yeryüzünde cinayet işleyen ilk kişi oldu.</p>
<p>Kuran&#8217;ı Kerim&#8217;de Maide Süresinde ilk cinayetle ilgili ayetler.</p>
<p>&#8221;Onlara, Âdem&#8217;in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), «Andolsun seni öldüreceğim» dedi. Diğeri de «Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder» dedi (ve ekledi:)&#8221; (Maide 27)</p>
<p>&#8221;Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tan korkarım.&#8221;(Maide 28)</p>
<p>&#8221;Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası işte budur.&#8221; (Maide 29)</p>
<p>&#8221;Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden oldu.&#8221;(Maide 30)</p>
<p>&#8221;Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) «Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim» dedi ve ettiğine yananlardan oldu.&#8221;(Maide 31)</p>
<p>islamisohbet,yeryüzünde ilk cinayeti kim işledi,ilk cinayet işleyen kişi kimdir,ilk insan öldürme,islamda ilk cinayet,habil ile kabil,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ilk-cinayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alış Verişin Çeşitleri ve Kar (Kazanç) Mikdarı</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/alis-verisin-cesitleri-ve-kar-kazanc-mikdari.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/alis-verisin-cesitleri-ve-kar-kazanc-mikdari.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 16:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[alış]]></category>
		<category><![CDATA[caiz]]></category>
		<category><![CDATA[değişmek]]></category>
		<category><![CDATA[fiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Gabn-i fahiş]]></category>
		<category><![CDATA[mal]]></category>
		<category><![CDATA[murabaha]]></category>
		<category><![CDATA[Müsaveme]]></category>
		<category><![CDATA[satıcı]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[Tevliye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8016</guid>
		<description><![CDATA[Satış, "Malı malla değişmek" demektir. Bir kimse, elindeki malını aza çoğa satabilir mi? Bu mesele açıklanmaya muhtaçtır. Şöyle ki: Satış işlemi başlıca dört kısma ayrılır]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>82- Satış, &#8220;Malı malla değişmek&#8221; demektir. Bir kimse, elindeki malını aza çoğa satabilir mi? Bu mesele açıklanmaya muhtaçtır. Şöyle ki: Satış işlemi başlıca dört kısma ayrılır:<br />
1) Bir malı maliyet fiyatına satmaktır. Buna &#8220;Tevliye&#8221; denir ve caizdir. Bir satıcı, bazan elindeki malını hiç kâr gözetmeksizin aldığı fiata satar. Bu kendi hakkıdır. Ancak burada gözetilecek şey, maliyet fiatını doğru söylemektir. Değilse, satıcı Allah katında sorumlu olur. Alıcı da, dilerse alış muamelesini bozdurur, dilerse fazla bedeli geri alır.<br />
2) Bir malı maliyetinden noksana satmaktır. Buna da, &#8220;Vazı&#8217;a&#8221; denir. Burada da doğruyu söylemek gerekir. Burada alıcıya düşen ahlakî bir görev vardır. Şöyle ki: Eğer malını böyle noksan fiyatla satmakta olan kimse fakirse, onun zararına meydan vermemeli, o malı değeri ile satın almalıdır. Bu bir yardım ve sadaka yerine geçer.<br />
3) Bir mala masraflarını ilave ederek maliyetini çıkardıktan sonra bir mikdar fazlası ile satmaktır. Buna da &#8220;Murabaha&#8221; denir. Sermayenin ve masrafların hepsini tam olarak tayin eden bir tüccar, elindeki malı az çok bir kârla satabilir, bu caizdir. Ancak alıcının o mala olan ihtiyacından faydalanmaya kalkışmamalı, insafı elden bırakmamalıdır. Aksi halde, böyle bir muamele kerahetten ve sorumluluktan kurtulmaz.<br />
4) Bir malı, maliyetini söylemeksizin az çok istenilen bir bedel karşılığında satmaktır. Buna da &#8220;Müsaveme&#8221; denir. Böyle bir satış da caizdir. Hatta yalan söylemiş olmak ve sermayenin tayininde hataya düşmüş olmak tehlikesinden kurtulmak için bu tür satış iyidir. Ancak satıcı alıcıyı aldatırsa, onun piyasayı bilmemesinden faydalanarak o malın başka bir yerde bulunamayacağını ve malın çok kıymetli olduğunu söyleyerek aldatırsa ve böylece o malı Gabn-i Fahiş (aşırı aldanma) ile satarsa bu yaptığı iş helal olmaz. Satıcı Allah katında sorumlu olur. Alıcı da, böyle bir aldatmadan dolayı o malı geri verebilir.<br />
Gabn-i fahiş (aşın aldanma), mal ve eşya cinsinden olan bir şeyi değerinden yüzde yirmi fazlasıyle, hayvanı yüzde on fazlasıyla, emlak ve akarı da yüzde beş fazlasıyla veya daha çoğa satmaktır. Fakat böyle bir aldatma bulunmayınca yapılan satış muamelesi zorla bozulamaz.<br />
islam ilmihali Ömer Nasuhi Bilmen<br />
islamsohbet,tevliye nedir,murabaha nedir,islamda ticaret,islamda alım satım</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/alis-verisin-cesitleri-ve-kar-kazanc-mikdari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhtikarın Mahiyeti ve Hükümleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ihtikarin-mahiyeti-ve-hukumleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ihtikarin-mahiyeti-ve-hukumleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 15:59:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[fiat]]></category>
		<category><![CDATA[hayırseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kıymet]]></category>
		<category><![CDATA[mallar]]></category>
		<category><![CDATA[Mekruh]]></category>
		<category><![CDATA[Muhtekir]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8010</guid>
		<description><![CDATA[İhtikarın lûgat anlamı, azalsın ve kıymetlensin diye bir malı saklamaktır. Din deyiminde ise: "İnsanların ve evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri olan maddeleri ucuz yerlerden]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>83- İhtikarın lûgat anlamı, azalsın ve kıymetlensin diye bir malı saklamaktır. Din deyiminde ise: &#8220;İnsanların ve evcil hayvanların yiyecek ve içecekleri olan maddeleri ucuz yerlerden alıp kıymetleri yükselsin diye kırk gün bekletmektir.&#8221; Böyle yapan kimseye &#8220;Muhtekir&#8221; denir.<br />
İhtikarın kırk gün ile bağlanması, dünyaca yapılacak ceza bakımındandır. Yoksa bir gün bile ihtikare meydan veren kimse günahkar olup ahiret azabına hak kazanır.<br />
84- Bir beldeye dışardan gelecek malları, şehirde serbest satılmaması için şehir dışında karşılayarak satın almak da bir nevi ihtikârdır.<br />
85- İhtikâr, tarifinden de anlaşıldığı gibi, İmam Azam&#8217;a göre yalnız yenecek ve içilecek maddelerde olur. Fakat İmam Muhammed&#8217;e göre, elbiselik mallarda da ihtikâr olur. İmam Ebû Yusuf&#8217;a göre de, topluma zarar veren her hangi bir maddede ihtikâr olur. Altın, gümüş, demir ve diğer maddeler gibi&#8230;<br />
86- İhtikarın hükümlerine gelince: Topluma zararlı olan bir ihtikâr, tahrimen mekruhtur. Yüce Allah katında sorumluluğu gerektirir.<br />
İihtikârın sonu iflastır. İhtikâr yapan, kendi adi yararı için toplumu zarara ve sıkıntıya sokuyor. Bunun sonucu olarak da toplumun hayatına kasdetmiş oluyor. Onun için yetkili idareci, ihtikâr mallarını satmasına hüküm verebilir. Eğer satmaz da karşı çıkarsa, uygun şekilde cezalandırılır ve o mallar ihtikârcının adına satılır.<br />
87- İhtikar zamanında yetkili olan idareci eşyaya kıymet koyabilir. Şöyle ki: İdareci veya yetkili kıldığı kimse, bir zaruret görülmedikçe, ticaret mallarına kıymet biçemez. Bu durumda mallara &#8220;Fiat koymak&#8221; mekruhtur. Çünkü ticaretin gelişmesine engel olabilir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: &#8220;Gerçekte kıymet takdir buyuran, daraltan, genişleten ve rızık veren Yüce Allah&#8217;dır.&#8221; Fakat bu malların sahihleri aşırı giderlerse ve böylece en az iki kat fiyatla satmaya başlarlarsa, idareci veya yetkili kılacağı kimse, bu konuda bilgi sahiblerinin fikirlerini alarak mallara fiyat koyabilir. Bunda bir sakınca yoktur. Hatta İmam Malik&#8217;e göre, kıtlık yıllarında fiatları belirlemek, vali bulunan zat üzerine vacib olur; İsterse fiatlarda bir aşırılık bulunmasın.<br />
88- Bir kimse, kendi arazisinin ürünlerini hapsetmekle ihtikâr yapmış sayılmaz. Çünkü bu ürünler kendisinin katıksız bir hakkıdır. Buna toplumun hakkı girmez. Bir kimse, kendi arazisini ekmeyebilir. Bunun için ürününü de satmayabilir. Ancak kıtlık ve pahalılık zamanını beklediği için günaha girer. Çünkü müslümanlar için kötü bir niyette bulunmuş olur.<br />
89- Başka bir memleketten kendi memleketine getirmiş olduğu bir malı hapseden kimse, İmam Azam&#8217;a göre ihtikâr yapmış sayılmaz. Çünkü toplumun hakkı, bulundukları memleketten veya o memleketin çevresinden toplanan mallarda olur. Bununla beraber dış memleketlerden getirilen malları satmak müstahabdır. Bunları hapsetmekte kerahet bulunur.<br />
İmam Ebû Yusuf&#8217;a göre, bu kimse de ihtikâr yapmış sayılır. Bunun hakkında muhtekir işlemi uygulanır. İmam Muhammed&#8217;e göre ise, adete uygun olarak dışardan getirilen malları hapsetmek (bekletmek) mekruhtur. Fakat adete aykırı olarak pek uzak yerlerden getirilen malları bekletmek mekruh değildir. Çünkü bunlarda toplumun hakkı bulunmaz.<br />
Sonuç: İhtikârda hayır yoktur. Bu, şefkat ve merhamet duygularına aykırıdır. İnsanlık ve hayırseverlik duygularına karşı olduğundan bundan kaçınmalıdır.<br />
islam ilmihali Ömer Nasuhi Bilmen</p>
<p>islami sohbet,ihtikar nedir,muhtekir ne demektir,islamda ihtikar,islamda karaborsacılık yapmak,dinde karaborsacılık,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ihtikarin-mahiyeti-ve-hukumleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ribanın Mahiyeti ve Hükümleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ribanin-mahiyeti-ve-hukumleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ribanin-mahiyeti-ve-hukumleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 15:53:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[akidler]]></category>
		<category><![CDATA[alış-veriş]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[dirhem]]></category>
		<category><![CDATA[erzak]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[mikdar]]></category>
		<category><![CDATA[riba]]></category>
		<category><![CDATA[Riba-i Fazl]]></category>
		<category><![CDATA[Riba-i Nesîe']]></category>
		<category><![CDATA[tartı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=8008</guid>
		<description><![CDATA[Riba'nın lûgat anlamı ziyade demektir. Din deyiminde, alış-verişlerde bir karşılık olmaksızın akidler arasında ziyade bir mikdarı şart koymaktır. On dirhem gümüşü, on bir dirhem gümüş karşılığında satmak gibi.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>90- Riba&#8217;nın lûgat anlamı ziyade demektir. Din deyiminde, alış-verişlerde bir karşılık olmaksızın akidler arasında ziyade bir mikdarı şart koymaktır. On dirhem gümüşü, on bir dirhem gümüş karşılığında satmak gibi.<br />
91- Riba, tartı ile satılan altın ve gümüş gibi mallarla ölçekle satılan buğday, arpa, hurma, tuz, kuru üzüm gibi şeylerin alış-verişinde olur.<br />
(Malikîlere göre riba, yalnız altın ile gümüşte ve geçim sağlanan erzakta olur. Şafîlere göre de, yalnız altın ve gümüşle, yiyecek sayılan şeylerde olur.)<br />
92- Riba, iki nevidir: Riba-i Fazl ve Riba-i Nesîe. Riba-i Fazl, tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında peşin olarak ziyadesi ile satılması şeklinde olur. Onun için altın, gümüş, bakır, buğday, arpa ve tuz gibi bir madde, kendi cinsi ile hemen değiştirilecek olsa, mikdarları birbirine eşit olması gerekir. Birinin mikdarı biraz fazla olunca, bu bir riba olmuş olur. Bu fazlalık haramdır. Allah yanında cezası pek büyüktür. Aynı cinsten olan bu iki kısım eşyadan biri, sanat ve kıymet bakımından veya bir diğerinden iyi olma bakımından farklı olsalar bile, yine riba olur.<br />
Altın ile gümüş, sanat bakımından veya darb edilmiş para haline geçmekle tartıya bağlı olmaktan çıkmazlar. Ağırlıkları ile işlem görürler. Çünkü bunların tartıya bağlı olmaları dinin bir hükmüdür. Misal: On gram altın, yine on gram altın karşılığında peşin olarak satılır. On bir gram karşılığında satılamaz. Bu bir gram fazlalık riba olur.<br />
Yine, on kile buğday, on kile buğday karşılığında peşin olarak satılabilir. Fakat dokuz veya on bir kile karşılığında satılamaz. Ziyade olan mikdar ribadır.<br />
93- Riba-i Fazl&#8217;den kurtulmak için, bir cinsten olan riba ile ilgili mallardan her birini ya tamamen veya kısmen kendi cinslerinden başkası ile değiştirmelidir.<br />
Misal: On gram altın, yüz gram gümüş karşılığında ve on kile buğday, on beş kile arpa karşığında peşin olarak satılmalıdır. Yine on gram altın, dokuz gram altın ile bir mikdar gümüş ağırlığı karşılığında veya on kile buğday, beş kile buğday ile sekiz kile arpa karşılığında peşin olarak değiştirilebilir.<br />
94- Riba-i Nesîe&#8217;ye gelince: Bu da tartılan ve ölçülen şeyleri, birbiri karşılığında veresiye olarak değiştirmektir. Mikdarları eşit olsa bile, haramdır.<br />
Örnek: On gram gümüş, bu ağırlıktaki gümüş para karşılığında veresiye olarak satılamaz. Çünkü bunların cinsleri ve mikdarları birdir. Biri peşin, diğeri veresiyedir. Bu şekilde aralarında bir fark vardır. Onun için bu bir riba işlemidir ve günahtır.<br />
Yine, eldeki bir kile buğday ile sonradan harman zamanında verilecek bir kile buğday satın alınamaz. Bunlar iyi veya düşük cins olma bakımından farklı olsalar da yine ribadır. Çünkü cinsleri ve mikdarları aynıdır. Böyle olmakla beraber biri peşin, diğeri veresiyedir. Veresiye ise, peşine karşılık olamaz. Arada bir fazlalık bulunmuş olur.<br />
95- Tartıya bağlı olan şeyler, cinsleri değişik olsa da, birbirleri ile veresiye olarak değiştirilemezler. Şu kadar kilo demir karşılığında, o kadar kilo bakır veresiye olarak satılamaz. Çünkü bunlar ağırlığa bağlı olmak bakımından birdirler.<br />
Yine, şu kadar kile buğday o kadar kile arpa karşılığında veya tuz karşılığında veresiye olarak satılamaz. Çünkü bunlar ölçeğe bağlıdır. Bu esastan yalnız nakid para müstesnadır. Şöyle ki:<br />
Nakid paralar karşılığında, nakid cinsinden olmayan tartılır ve ölçülür şeyler peşin olarak alınabileceği gibi, veresiye olarak da alınabilir. Çünkü alış-veriş için buna ihtiyaç vardır.<br />
islam ilmihali Ömer Nasuhi Bilmen<br />
islami sohbet,dinde riba nedir,islamda ribanın hükümleri,islamda ribanın çeşitleri,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ribanin-mahiyeti-ve-hukumleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbadetlerin Hikmetleri</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/ibadetlerin-hikmetleri.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/ibadetlerin-hikmetleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 11:16:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak edilen konular]]></category>
		<category><![CDATA[aczini itiraf]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[esas]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[malî ibadetler]]></category>
		<category><![CDATA[öz]]></category>
		<category><![CDATA[ruhi-derûni]]></category>
		<category><![CDATA[varlıklar âlemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7952</guid>
		<description><![CDATA[İbadetler öz ve amacı itibariyle kulun yüce yaratıcısını tanıması ve O'nun üstün kudreti karşısında aczini itiraf etmesi, kendisini kuşatan sonsuz zaman dilimi, uçsuz bucaksız varlıklar âlemi içinde konumunu bilip ona ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İbadetler öz ve amacı itibariyle kulun yüce yaratıcısını tanıması ve O&#8217;nun üstün kudreti karşısında aczini itiraf etmesi, kendisini kuşatan sonsuz zaman dilimi, uçsuz bucaksız varlıklar âlemi içinde konumunu bilip ona göre tavır alması ve bu ruh hali içinde yaratıcısıyla iletişim kurması demektir. Bunun sonucu olarak da ibadetler, bireyin mutluluğuna, kendisini tanımasına, başta kendisi olmak üzere, tabiat ve toplumla barışık yaşamasına, dolayısıyla toplumsal huzur ve barışın sağlanmasına ve sosyal dayanışmaya hizmet eder.</p>
<p>İbadetler, sırf Allah&#8217;ın emri olduğu için, Allah&#8217;ın (c.c.) emrettiği ve Peygamberlerin öğrettiği şekilde yapılır. İbadetler, bir takım yararları bulunduğu için değil, yalnızca Allah&#8217;ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirilir. Bununla birlikte ibadetlerde bir takım hikmetler, maddi ve manevi yararlar bulunmaktadır.</p>
<p>Yalnız Allah&#8217;ın emrini yerine getirmek ve O&#8217;nun sevgisini kazanmak amacıyla yapılan ibadet, mü&#8217;mini Allah&#8217;a yaklaştıran en güzel vasıta; sıkıntılardan koruyan en sağlam sığınaktır. Allah&#8217;tan başkasına ibadet yapılmaz. Mü&#8217;min, ibadet sayesinde maddi ihtiraslardan kurtularak, ruhen yükselir, içi kötü düşüncelerden, dışı olumsuz davranışlardan arınarak ahlaken olgunlaşır ve Cenabı Hakk&#8217;ın sevgili kulu olur. Nitekim Yüce Allâh, &#8220;Ey insanlar ! Sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, (kötülüklerden) korunup sakınanlar olabilesiniz&#8221; buyurmaktadır (Bakara, 2/21). Manevi kirlenmenin önlenmesi ve ahlâki zaafların giderilmesi, uyumlu, tutarlı, dengeli ve huzurlu bir ruhi hayatın yaşanması bakımından ibadetler en etkili vasıtalardır.</p>
<p>Dinimizde Yüce Yaratıcıya yaklaşmanın yolu, O&#8217;na yükselmenin basamağı ve bu bakımdan en önemli ibadet, namaz ibadetidir. Müslüman, namazda Allah&#8217;ın huzurunda olmanın ve onunla diyalog kurmanın manevî zevkini yaşar, dünya meşgalelerinden uzaklaşarak ruhen yücelir. Namaz, insanın maddî ve manevî temizliğine vesile olur. Çünkü namaz kılmak için, kişinin namaz kıldığı yerin, giysilerinin ve bedeninin temiz olması, ayrıca abdest alması veya gusül etmesi gerekir. Daha da önemlisi kişi namaz kılmakla günahlardan arınmış olur. Nitekim Hz. Peygamber günde beş vakit namazı, bir insanın kapısının önünden akıp giden bir ırmağa, namaz kılmayı da bu ırmaktan her gün beş defa yıkanmaya benzetmiştir .</p>
<p>Namaz, kalplere sorumluluk duygusunu yerleştirerek, insanın içini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır, davranışlarını kontrol altına alarak kötülük yapmasını önler. Konuyla ilgili olarak Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, &#8220;&#8230;Namazı dosdoğru kıl, gerçekten namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar&#8221; buyrulmaktadır (Ankebut 29/45). Ayrıca namazın belirli vakitlerde kılınması, kişiye, düzenli ve programlı bir hayat yaşamayı öğretir. Diğer taraftan, &#8220;Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah&#8217;tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir&#8221; (Bakara, 2/153) buyurularak namazın güçlüklere karşı direnç gösterme konusundaki fonksiyonuna işaret edilmektedir.</p>
<p>Namazın cemaatle kılınması özellikle tavsiye edilmiştir. Zira namazın bu şekilde ifa edilmesinde, âmir-memur, zengin-fakir, büyük-küçük, kuvvetli-zayıf&#8230; her sınıf insan yan yana, omuz omuza saf bağlar. Namaz sayesinde yan yana gelen insanlar arasında dayanışma ve kardeşlik duyguları gelişir. Müminlerin, cuma günü daha kalabalık bir cemaat oluşturarak, işi gücü bırakıp toplu halde ibadet etmeleri emrolunmuştur . Bayram namazlarında ise, daha kalabalık cemaatler teşekkül eder. Böylece namazların eda edildiği cami ve mescidler sosyal dayanışma ve kaynaşma mekanları haline gelir. Cemaat arasındaki bu manevi yakınlaşma, maddi yardımlaşmaya da zemin hazırlar. Camiye gelemeyen bir Müslüman&#8217;ın diğerleri tarafından aranıp sorulması, hasta veya sağ olduğunun araştırılması, tesis edilen bu dayanışma ve kaynaşmanın bir göstergesidir.</p>
<p>Oruç ibadeti, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı direnme gücünü artırır. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;Ey iman edenler! Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı&#8221; buyrulmaktadır (Bakara, 2/183).</p>
<p>Oruç, insanı maddi zevk ve şehvetler peşinde koşturan, dolayısıyla da, Allah&#8217;ın haklarına riayet etmediği için kendisine, insanların haklarına riayet etmediği için de onlara zulmetmesine sebep olan &#8220;nefs-i emâre&#8221;yi teskin eder, aşırılıkları törpüler. Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir. Şöyle ki, oruç yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarf etmeye vesile olur. &#8220;Tok, açın halinden anlamaz&#8221; atasözü de bunu ifade etmektedir. Oruç, bireyin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlar. Nitekim Hz. Peygamber, &#8220;Oruç bir kalkandır; sakın oruçluyken, cahillik edip de kem söz söylemeyin. Biri size sataşırsa, `ben oruçluyum&#8217; deyin&#8221; buyurmuştur .</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in, &#8220;Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz&#8221; şeklindeki hadisi, orucun insan sağlığı bakımından yararlı olduğunu ifade etmektedir. Bu husus tıbben de kanıtlanmıştır.</p>
<p>Zenginlerin mallarından bir kısmını ihtiyaç sahiplerine vermesi suretiyle yerine getirilen zekat, bireyin cimrilik, bencillik gibi kötü huylardan arınmasına; toplumsal bünyenin sağlıklı bir şekilde serpilip büyümesine, gelişmesine hizmet etmektedir. Kur&#8217;an&#8217;da bu husus, &#8220;Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin sadaka (zekat) al ve onlara dua et.&#8221; şeklinde ifade edilmektedir (Tevbe, 9/113). Buna göre zekat, bireylerin mala karşı olan aşırı tutkusunu azaltmak, fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygı duygularını geliştirmek, servet dağılımının dengeli bir şekilde olmasına katkı sağlamak ve nihayet servet düşmanlığını önlemek suretiyle toplumsal huzur ve barışın sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Diğer taraftan zekat, fakir, kimsesiz, yetim, yolda kalmış ve borçlu gibi yardıma muhtaç bütün sınıfları kapsayan geniş bir kitleye yönelik olduğundan, önemli bir sosyal güvenlik fonksiyonu icra etmektedir.</p>
<p>Her seviyede insanın aynı kıyafete bürünerek yerine getirdiği hac ibadeti, mahşer ve hesap gününü hatırlatır. Bu da, Allâh katında bütün insanların eşit olduklarını, dünya hayatının geçici olduğunu; dolayısıyla insanların haklarına saygılı olmanın gerekliliğini, mal, mülk ve makamların üstünlük aracı olmayacağını öğretir. Hac, müminlerin samimî bir şekilde Allâh&#8217;a yönelerek, tövbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevî bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kutsal topraklara gelen, renkleri ve dilleri ayrı olan insanları tek gaye etrafında birleştiren hac, insanların tanışmalarına, birlik ve kardeşlik şuurunun oluşmasına vesile olur ve problemlerin çözümüne katkı sağlar. Bu yönüyle hac, milletlerarası bir kongre niteliği taşır.</p>
<p>Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olan kurbanın ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban; asırlardan beri özellikle milletimizin dini hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, Müslüman&#8217;ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir. Diğer taraftan kurban, insanın nefsani arzularını ve süflî duygularını boğazladığının da sembolik bir ifadesidir.</p>
<p>İlahî dinlerin sonuncusu olan İslam; ferdi, ruhi-derûni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamaları da müesseseleştirmiştir. İslam dininin bu üstün özelliği, zekat, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ibadetler, asırlardan beri bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir.</p>
<p>islami sohbet,dinde ibadet etmenin hikmeti,neden ibadet ederiz,ibadetlerin insana kattıkları,ibadetlerin insana öğretikleri,ibadetlerin yapılış nedenleri,ibadet etmekteki amaç nedir,ibadetlerin gayesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/ibadetlerin-hikmetleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

