<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Osmanli Hakkinda</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/osmanli-hakkinda/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Sen Kendini Kurtardın</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sen-kendini-kurtardin.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sen-kendini-kurtardin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 16:33:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>
		<category><![CDATA[Ebussuud efendiye]]></category>
		<category><![CDATA[fetvalar]]></category>
		<category><![CDATA[hükümdar]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[sandık]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=9418</guid>
		<description><![CDATA[Kanuni hastalığı esnasıda Ebussuud efendiye kendi eliyle bir sandık teslim ederek vefatında bu sandıkla gömülmesini vasiyyet etmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanuni hastalığı esnasıda Ebussuud efendiye kendi eliyle bir sandık teslim ederek vefatında bu sandıkla gömülmesini vasiyyet etmiştir.<br />
Vefatı takiben ulema arasında yapılan tartışmalar neticesinde, dinimizde eşya ile gömülmek caiz görülmediğinden sandık kabre konulmaz. Fakat merak üzere açılır. İçindekileri gören Ebussuud efendi göz yaşlarını tutamaz. Sandıkta Kanuni&#8217;nin hükümdarlığı süresince önemli işler ve faaliyetlerle ilgili Ebussuud efendiden aldığı fetvalar vardır.<br />
Ebussuud efendi ağlayarak -&#8221;Ah Süleyman sen kendini kurtardın biz ne yapacağız?&#8221; der&#8230;</p>
<p>islami sohbet,dini menkibeler,osmanlı,kanuni sultan süleyman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sen-kendini-kurtardin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osman Gazinin Oğluna Vasiyeti</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/osman-gazinin-ogluna-vasiyeti.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/osman-gazinin-ogluna-vasiyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Aug 2011 00:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>
		<category><![CDATA[alimler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah yolunda cihad için]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri erkanı iyi koru]]></category>
		<category><![CDATA[Beytü'l-mali koru]]></category>
		<category><![CDATA[büyük günahlardan kaçınmayan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[din işleri]]></category>
		<category><![CDATA[edipler]]></category>
		<category><![CDATA[fazıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Halkı taltif et]]></category>
		<category><![CDATA[hepsinin rızasını kazan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen]]></category>
		<category><![CDATA[kimsenin malına tecavüz etme]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber-i Zişan'ın]]></category>
		<category><![CDATA[sanatkarlar]]></category>
		<category><![CDATA[sefihler]]></category>
		<category><![CDATA[Zira farizaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7460</guid>
		<description><![CDATA[Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a></p>
<p>Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farizaya (farzlara) dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din işlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan ayrılmaya yönelen, büyük günahlardan kaçınmayan, helala-harama dikkat etmeyen sefihlere ve ayrıca tecrübesiz kişilere bırakma, devlet idaresinde bu gibi kişilere iş verme!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratılandan hiç korkmaz. Büyük günah işleyen ve bunu devam ettiren kimsede sadakat olmaz.</p>
<p>Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan&#8217;ın sadık tebligatı üzere hareket eder de şer&#8217;i şerifin dışına çıkmazdı. Zulümden, bid&#8217;atten sakın. Zulme ve bid&#8217;ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni zevale uğratmış olurlar. Daima cihad ile devletini genişletmeye çalış. Çünkü uzun zaman sefer olunmazsa askerin secaatine; reislerin ve kumandanların bilgi, tedbir ve malumatına ağırlık ve noksanlık gelir. Böyle sefer işlerini bilenler ölür gider de yerine tecrübesiz kimseler gelir, bu yüzden de bir çok hatalar meydana gelir ki, bundan da devlet büyük zararlar görür.</p>
<p>Beytü&#8217;l-mali koru! Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer&#8217;i şerifin ölçüsüne göre sana ait olana kanaatle, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın. Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad için milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazileti yayman için vasıtadırlar.</p>
<p>Sadakatle Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!..</p>
<p>Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla.!..Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım ile iltifat elini uzat, böylelerinin yakınlarını sıkıntıdan kurtar.</p>
<p>Askeri erkanı iyi koru!..</p>
<p>Alimler, fazıllar, sanatkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun.</p>
<p>Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!.. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip haketmediğim halde bunca inayet-i celile-i Rabbaniye&#8217;ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu Din-i Muhammedi&#8217;yi ve ashabını, başka sana tabi olanları koru.</p>
<p>Allah&#8217;ın (c.c.) hakkını ve kulların hukukunu gözet!.. Ve senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Ve adalet ve insafa riayet ile zulmü kaldırmaya devam ile her bir işe teşebbüs de Allah&#8217;ın yardımına güven.</p>
<p>Halkını düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru!..</p>
<p>Haksız yere hiç bir ferde layık olmayan muamelede bulunma!..</p>
<p>Halkı taltif et, hepsinin rızasını kazan&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/osman-gazinin-ogluna-vasiyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmet&#8217;ten nükteler</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/fatih-sultan-mehmetten-nukteler.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/fatih-sultan-mehmetten-nukteler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 04:48:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>
		<category><![CDATA[az para verirmi]]></category>
		<category><![CDATA[bir altın]]></category>
		<category><![CDATA[dilenci]]></category>
		<category><![CDATA[fatihe sorarlar]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulu niçin fethettin]]></category>
		<category><![CDATA[kader ne der]]></category>
		<category><![CDATA[kalp gözü açık olan Akşemseddin]]></category>
		<category><![CDATA[koskoca padisah]]></category>
		<category><![CDATA[Ne kadar yaramaz bir çocuksun]]></category>
		<category><![CDATA[Önce o benim gönlümü fethettiği için]]></category>
		<category><![CDATA[Peder ne der]]></category>
		<category><![CDATA[taşı gediğine koyuvermiş]]></category>
		<category><![CDATA[velayet sırrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7250</guid>
		<description><![CDATA[Dilenci aldığı parayı azımsayarak padişaha hitaben:
Aman Sultanım, demiş Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar az para verir mi?
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz Ademin mirasi</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed,adamları ile Pazarı gezerken, yanına sokulan ve kendisinden yardım isteyen dilenciye<br />
çıkarıp bir altın vermiş<br />
Dilenci aldığı parayı azımsayarak padişaha hitaben:<br />
Aman Sultanım, demiş Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar az para verir mi?<br />
Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed,Dilenciye,sahi biz seninle nereden kardeş oluyoruz diye sorunca:<br />
Dilenci:<br />
Efendim demiş İkimiz de, Hazreti Âdem&#8217;in çocukları değil miyiz? Elbette kardeşiz deyince,<br />
Fatih Sultan Mehmed:<br />
Bunu sakın ha başkalarına söyleme,diğer kardeşlerin de pay isterlerse, sana bu bile düşmezdeyip,taşı gediğine koyuvermiş..<br />
&#8230;..</p>
<p>Velayetin Gördüğü</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Muradhan;<br />
&#8220;Ne kadar yaramaz bir çocuksun.Senden adam olmaz.&#8221;diye çıkışır.<br />
Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin hz. hafifçe gülümseyerek şöyle der;<br />
Peder ne der, kader ne der.</p>
<p>&#8230;.</p>
<p>Gönlümü Fethettiği için</p>
<p>Fatihe sorarlar:<br />
istanbulu niçin fethettin?<br />
Cevap verir:<br />
Önce o benim gönlümü fethettiği için.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/fatih-sultan-mehmetten-nukteler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalamam ağam bu din bahsidir</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/calamam-agam-bu-din-bahsidir.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/calamam-agam-bu-din-bahsidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 May 2011 16:56:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aysima</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>
		<category><![CDATA[birinci cihan harbi]]></category>
		<category><![CDATA[DİN]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk milleti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5654</guid>
		<description><![CDATA[Çalamam ağam bu din bahsidir Ey! Asırlardan beri Kur’ân’ın bayrakdarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâd ve torunları! Daha ne zamana kadar ecdadınızı ağlatıp, İslam düşmanlarını güldüreceksiniz? Birinci Cihan Harbi’nden sonra Osmanlı İmparatorluğunun, 30 Ekim l9l8’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasıyla Anadolu’nun birçok şehri işgal altına girer. Maraş da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çalamam ağam bu din bahsidir </strong></p>
<p><strong>Ey! Asırlardan beri Kur’ân’ın bayrakdarlığı vazifesiyle</strong></p>
<p><strong>cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı</strong></p>
<p><strong>ihraz etmiş olan ecdadın evlâd ve torunları!</strong></p>
<p><strong>Daha ne zamana kadar ecdadınızı ağlatıp,</strong></p>
<p><strong>İslam düşmanlarını güldüreceksiniz?</strong></p>
<p><strong>Birinci Cihan Harbi’nden sonra Osmanlı İmparatorluğunun, 30 Ekim l9l8’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasıyla Anadolu’nun birçok şehri işgal altına girer. Maraş da bu işgale hedef olan şehirlerimizdendir. 23 Şubat l9l9’da, önce İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilen Maraş, 8,5 ay sonra da Fransız kuvvetleri tarafından işgal edilir. Fransız kuvvetlerinin şehre girişleri yerli Ermeniler tarafından büyük bir coşku ve sevinçle karşılanır.</strong></p>
<p><strong>İşgalin başlamasından üç gün evvel, Ermeni komiteci Agop Hırlakyan, davulcu Abdal Halil Ağa’ya gelerek, Fransız komutanın şehre girişinde birkaç davulcunun çalmasını ister. Fakat Abdal Halil Ağa; “Bu din bahsidir, memleket bahsidir beyim, aha şu davulumun kasnağını altın ile doldursan, bu çomak bu davula vurmaz. Ben gardaşlarımın bağrına çomak sokamam” der.</strong></p>
<p><strong>Fransız işgalinin ikinci günü, bir grup Fransız ve Ermeni askeri devriye gezerken, Tarihi Uzunoluk Hamam’ından çıkan iki Müslüman Türk Kadınına yaklaşarak “Burası Türklerin değildir. Burada artık bu şekilde peçeli gezemezsiniz” diyerek onların peçelerini açmaya çalışırlar. Olay yerine ilk yetişen Çakmakçı Sait isimli genç, mütecaviz askerlere karşı koymaya çalışır, fakat gözü dönmüş düşmanların kurşunlarına hedef olarak ağır şekilde yaralanır. İşte tam o esnada hamam’ın karşısındaki sütçü dükkânında olayı seyreden Sütçü İmam, tabancasını çekerek olaya müdahale eder. “Durun bire densizler. Yaptıklarınız yetti artık. Bugün namus günüdür.” deyip silahını ateşler; bir işgalci askerini öldürür, ikisini de ağır biçimde yaralar. Türk Milletinin namus ve şerefine uzanmak isteyen menfur eli daha orada kırıverir. Bu kurşun, Türk İstiklal Mücadelesi’nin de ilk kıvılcımı, adeta ilk müjdecisidir.</strong></p>
<p><strong>27 Kasım l9l9 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan’ın evinde işgal komutanının şerefine bir balo tertiplenir. Baloda komutanın dansa davet ettiği genç ermeni kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum Kalede Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem!” diyerek teklifini reddeder. Bunun üzerine askerlerine derhal emir veren komutan, Kaledeki Türk Bayrağını indirtir.</strong></p>
<p><strong>28 Kasım l9l9 Cuma günü Maraş’ın kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraş’lılar, asırlardan beri kale burcunda dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler. Bir Milletin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz kalmazlar tabii. Cuma namazı vakti, halk Ulu Cami’ye toplanır. Cami imamı Rıdvan Hoca; “Aziz Cemaat, Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir millet hürriyet’ini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde cuma namazı kılmak caiz değildir.” diye bir hitabede bulunur. Bunun üzerine Maraşlılar topluca kaleye hücum ederek, indirilen bayrağı yeniden kale burçlarına diker ve cuma namazını orada eda ederler.</strong></p>
<p><strong>Bu olayın ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslan Bey başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede teşkilatlanarak faaliyete geçer. 21 Ocak l920 günü şehir harbi başlar. Maraşlılar 7 den 70’e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyarlar. Geceli gündüzlü 22 gün süren bir mücadelenin sonunda, kendilerini yok etmek isteyen düşmanı ve yerli işbirlikçileri mağlup ederek büyük bir zaferi tarihe altın harflerle yazdırmış olurlar.</strong></p>
<p><strong>Maraş’ın düşman istilasından kurtulması, İstiklal Harbinin de ilk hareketini teşkil eder. Maraş, daha o tarihte “Kendini Kurtaran Şehir” unvanı ile anılmaya başlar. Maraşlıların bu şanlı mücadelesi bir anda bütün ülke sathını ihtizaza getirir. Sonraki günlerde bütün Müslümanlar şehirlerini ve vatanlarını savunmak ve işgal kuvvetlerini yurtlarından çıkarmak için cansiperane mücadele etmeye başlarlar. </strong></p>
<p><strong>O tarihten sonra, Kahramanmaraşlılar 12 Şubat’ı şehirlerinin Fransız işgalinden kurtuluş yıl dönümü olarak kutlaya gelmişler. Her sene o tarihte, şehirde coşkulu bayramlar yapılıyor. Her mahallenin gençleri temsili çeteler oluşturuyorlar. Bir hafta öncesinden yöresel elbiselerini giyip, silah ve pusatlarını kuşanan bu gençler şehirde tam bir Osmanlı havasını estiriyorlar. Herkeste bir heyecan, bir sevinç…</strong></p>
<p><strong>Ama ben bu kardeşlerimizin duydukları heyecan ve coşkuyu çok duyamıyorum. Çünkü Sütçü İmam’ın, Abdal Halil Ağa’nın, Rıdvan Hoca’nın, Aslan Bey’in, Ali Sezai Efendi’nin, Mıllış Nuri’nin ve daha nice yiğitlerin ruhlarının, İslam’ın içine düştüğü son manzaralar karşısında hazin hazin ağladıklarını hissediyor ve bizlere manen: “Hey gidi mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Hayatımızı ortaya koyarak kovduğumuz, Fransız, Ermeni, İngiliz vs. din düşmanları, siz vefasız torunların dinde ki gevşekliği yüzünden şehrimizi ve ülkemizi manen esaret altında almışlar. Yazıklar olsun size!” dediklerini duyar gibi oluyorum.</strong></p>
<p><strong>Öte yandan, “Bu Kur’ân, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ânı onların ellerinden almalıyız, yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız.” diyen, İngiliz Müstemlekât Nazırı Gladiston’un; “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldüreceğiz.” Diyen, Lord Gürzon’un; Maraş’a giren Fransız askerlerini davul zurnayla, kendinden geçerek karşılayan Ermeni komiteci Agop Hırlakyan’ın ve daha nice İslam düşmanlarının nefeslerini ensemde hisseder gibi oluyorum. Her birinin bir köşede durup, Müslümanların vaziyetleri karşısında kahkahayı basıp, muasırları olan ecdatlarımızla alay ettiklerini görür gibi oluyorum.</strong></p>
<p><strong>Birisi oradan: “Ey Sütçü İmam! Ey namusunuza uzattığımız eli kıran adam! Sen Müslüman kadının peçesine ilişilmesine tahammül edemiyordun. Ama biz, on iki yıl sonra, senin torunlarından dünya güzeli seçip, onu bütün âleme teşhir etmekle senden intikamımızı kat be kat aldık” diyerek Sütçü İmam’ın ruhuyla alay ediyor.</strong></p>
<p><strong>Bir başkası: “Ey Rıdvan Hoca! Ey halkı galeyana getirip bayrağımızı kaleden attıran İmam! Sen kalede bayrak görmekten rahatsız oluyordun ama biz şu anda, sizin gençlerinizin giydikleri elbiselerde kendi bayrak ve yazılarımızı onlara seve seve taşıttırıp, reklâmımızı yaptırıyoruz.” diyerek Rıdvan Hoca’nın ruhuyla alay ediyor.</strong></p>
<p><strong>Diğer taraftan Ermeni Agop Hırlakyan, Abdal Halil Ağaya: “ -Davulumu altın ile doldursanız yine çalamam, bu din bahsidir- diyordun. Sen çalmadın ama biz çok az bir zaman sonra, uğruna mücadele ettiğiniz torunlarınıza en alçak menfaatleri için mukaddesatlarını feda ettirdik.” diyerek, Halil Ağa’yla manen alay ediyor.</strong></p>
<p><strong>Ey! Asırlardan beri Kur’ân’ın bayrakdarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâd ve torunları! Daha ne zamana kadar ecdadınızı ağlatıp, İslam düşmanlarını güldüreceksiniz?</strong></p>
<p><strong>Feridun Şamil</strong><br />
<strong>İrfan Mektebi </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/calamam-agam-bu-din-bahsidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-abdulhamid.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-abdulhamid.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Oct 2010 15:58:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1455</guid>
		<description><![CDATA[ islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, osmanli padişahlari, SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em> Babası : Sultan Abdülmecid<br />
 Annesi : Tir-i Müjgan Kadın Efendi<br />
 Doğumu : 21 Eylül 1842<br />
 Ölümü : 10 Şubat 1918<br />
 Saltanatı : 31 Ağustos 1876 &#8211; 27 Nisan  1909<span id="more-1455"></span><br />
 <br />
..<br />
SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD<br />
1876 &#8211; 1909<br />
 <br />
HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul&#8217;da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi&#8217;dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nu 33  yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır.  Dindar bir  insan olan Sultan İkinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İstanbul&#8217;da Şişli Etfal Hastahanesi&#8217;ni ve Darülaceze&#8217;yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbul&#8217;a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat&#8217;a ve Medine&#8217;ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.<br />
 <br />
 I. MEŞRUTİYET&#8217;İN İLANI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar&#8217;da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek, Sultan Abdülaziz&#8217;i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad&#8217;ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad&#8217;ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devleti&#8217;nde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876&#8242;da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi&#8217;yi ilan etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid, Sultan Abdülaziz&#8217;in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa&#8217;yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).<br />
 <br />
 <br />
1877 -1878 OSMANLI &#8211; RUS SAVAŞI (93 HARBİ)<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı-Rus gerginliği Paris Antlaşmasıyla aşılmıştı ama, Rusya bu durumdan memnun değildi. Çünkü bu antlaşmada var olan Karadeniz&#8217;in tarafsızlığı ilkesi Rusya&#8217;nın çıkarlarına ters düşüyordu. Ayrıca Rusya Slav ırkından olan uluslar arasında yaymaya çalıştığı Panislavizm hareketlerine hız vermişti. Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan&#8217;da ayaklanmalar çıktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yeni bir savaştan çekinen Avrupalılar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanlı Devleti, Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devleti İstanbul Konferansı&#8217;nda alınan kararları kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna&#8217;ya, Hersek&#8217;e ve Bulgaristan&#8217;a muhtariyet verilmesini, Sırbistan ve Karadağ&#8217;dan Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalılar Londra&#8217;da yeni bir konferans topladılarsa da savaşa engel olunamadı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Savaş, Rusların Balkanlarda Tunayı geçerek Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. Doğu&#8217;da ise Arpaçay&#8217;ı geçen Ruslar, Kars ve Ardahan&#8217;ı ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum&#8217;da durdurdu. Batı&#8217;da, Gazi Osman Paşa Plevne&#8217;de Rus saldırılarına uzunca bir süre başarıyla karşı koydu ise de gerekli yardımı alamadı. Ruslar Plevne ve Sapkayı geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açılmış oluyordu. Rus Ordusu&#8217;nun Yeşilköy&#8217;e kadar gelmesi üzerine Osmanlı Devleti barış istedi.<br />
 <br />
 <br />
AYASTEFANOS ANTLAŞMASI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1878&#8242;de imzalanan Ayastefanos Antlaşmasına göre;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlı bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Prensliğin sınırları Tuna&#8217;dan Ege&#8217;ye, Trakya&#8217;dan Arnavutluk&#8217;a uzanacaktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Bosna-Hersek&#8217;e iç işlerinde bağımsızlık verilecek</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt Rusya&#8217;ya verilecek</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Teselya Yunanistan&#8217;a bırakılacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Girit ve Ermenistan&#8217;da ıslahat yapılacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Osmanlı Devleti Rusya&#8217;ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>  Rusya&#8217;nın Osmanlı Devleti&#8217;ni Ayastefanos Antlaşmasıyla istediği gibi parçalamasını istemeyen Avrupalı Devletler bu antlaşmaya itiraz ettiler. Berlin&#8217;de toplanan konferanstan sonra yeni bir antlaşma imzalandı. Berlin Antlaşması ile:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Ayastefanos Antlaşmasıyla kurulan Bulgaristan, üç kısma ayrıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Bosna-Hersek Osmanlı Devleti&#8217;ne ait kabul edilecek fakat Avusturya tarafından yönetilecekti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Karadağ, Sırbistan ve Romanya&#8217;nın bağımsızlığı devam edecek, fakat sınırları değiştirilecek</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Kars, Ardahan, Batum, Ruslarda kalacak, fakat Doğu Beyazıt Osmanlı Devleti&#8217;ne bırakılacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Teselya Bölgesi Yunanistan&#8217;a ait olacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Rumeli&#8217;de ve Anadolu&#8217;da Ermenilerin oturduğu bölgelerde ıslahatlar yapılacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>- Osmanlı Devleti, Rusya&#8217;ya 60 milyon ruble savaş tazminatı ödeyecekti.<br />
 <br />
 <br />
OSMANLI DEVLETİ&#8217;NİN DAĞILMASI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Berlin Antlaşması&#8217;ndan sonra Osmanlı Devleti dağılma sürecine girmiştir. Balkanlarda yaşayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları ve ardından Rusya  ile yapılan savaş neticesinde imzalanan antlaşmalarla Osmanlı Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydı. Rusya&#8217;nın Akdeniz&#8217;e açılması ihtimalini öne süren İngilizler Kıbrıs&#8217;ı işgal etti. Osmanlı Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak şartı ile adayı geçici olarak İngiltere&#8217;ye devretti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Fransa, Cezayir&#8217;e yerleştikten sonra gözünü Tunus&#8217;a dikmişti. Berlin Konferansı&#8217;nda aradığı fırsatı ele geçiren Fransa, Tunus&#8217;u işgal etti. Osmanlı Devleti&#8217;nin Protestosu sonuç vermedi. Fransızların Tunus&#8217;u işgal etmeleri üzerine İngilizler de harekete geçti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Mısır&#8217;ın Jeopolitik konumunu artırmıştı. Bu durum Mısır üzerindeki İngiliz ve Fransız rekabetini hızlandırdı. Mısır Hıdivi İsmail Paşa Mısır&#8217;ı iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkın Avrupalı tüccarların işyerlerine saldırmalarına yol açıyordu. Bu gelişmeleri bahane eden İngiltere Mısır&#8217;ı işgal etti (1882).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yunanistan&#8217;ın bağımsızlık kazanmasından sonra Giritli Rumlar Yunanistan&#8217;a bağlanmak istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Çıkan isyan bastırıldı. Yunanistan&#8217;ın Girit&#8217;e asker çıkarması üzerine Osmanlı Devleti Yunanistan&#8217;a savaş açtı. Teselya bölgesinde yapılan savaşta, Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri Yunanlıları bozguna uğrattı (1897). Avrupalı devletlerin araya girmesiyle bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Girit&#8217;e muhtariyet verildi. 1908 yılında Yunanistan adayı yeniden işgal etti. Balkan Savaşlarından sonra Girit tamamıyla elimizden çıktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bosna-Hersek&#8217;in idaresi Berlin Antlaşmasıyla geçici olarak Avusturya&#8217;ya verilmişti. Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in İkinci Meşrutiyeti ilan etmesinden sonra yaşanan karışıklıklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarına kattı. Osmanlı Devleti Yeni Pazar sancağı bizde kalmak şartı ile bunu kabul etmek zorunda kaldı (1908).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Berlin Antlaşmasıyla üç bölgeye ayrılan Bulgaristan Prenslik haline gelmiş Doğu Rumeli ve Makedonya ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı Devleti&#8217;nde kalmıştı. 1885&#8242;de Doğu Rumeli&#8217;de isyanlar çıktı. Bulgaristan Doğu Rumeliyi Kendisine bağladığını ilan etti. II. Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığına kavuştu ve Doğu Rumeli&#8217;yi de içine alan bir Bulgaristan Krallığı kuruldu (1908).<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
II. MEŞRUTİYET&#8217;İN İLANI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskıda bulunuyorlardı. Daha çok Makedonya&#8217;da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid, Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş, sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış, hürriyet ve güven ortamı kurulmuş, siyasi partiler oluşmaya başlamış, Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve halk ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.<br />
 <br />
 <br />
31 MART OLAYI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul&#8217;da büyük bir İsyan başlattı. Selanik&#8217;ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.<br />
 <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların yaptıkları mimari çalışmalardan bazıları şunlardı;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İstanbul Arkeoloji Müzesi,<br />
Eski Şark Eserleri Müzesi,<br />
Yüksek Ticaret Merkezi,<br />
Tarabya İtalyan Sefareti,<br />
Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi,<br />
Düyun-ı Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası,<br />
Karaköy Palas İşhanı,<br />
Maçka Palas,<br />
Ankara İş Bankası,<br />
İstanbul Maçka İtalyan Sefareti,<br />
Haydarpaşa Garı,<br />
Sultanahmet&#8217;de Alman Çeşmesi,<br />
Sirkeci Garı,<br />
Kütahya Ulu Camii,<br />
İstanbul Yıldız Hamidiye Camii,<br />
Cihangir Camii.<br />
 <br />
  <br />
 islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, osmanli padişahlari, SULTAN  İKİNCİ ABDÜLHAMİD</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-abdulhamid.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-murad.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-murad.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 20:01:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1557</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em> Babası : Sultan İkinci Selim<br />
 Annesi : Afife Nur Banu Hatun<br />
 Doğumu : 4 Temmuz 1546<br />
 Ölümü : 15-16 Ocak 1595<br />
 Saltanatı : 1574 &#8211; 1595<br />
 Devlet Sınırları : 19.902.000 km2<span id="more-1557"></span><br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD<br />
1574 &#8211; 1595<br />
 <br />
HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Murad 4 Temmuz 1546 günü Manisa&#8217;nın Bozdağ yaylasında dünyaya geldi. Babası, Sultan İkinci Selim, annesi Afife Nur Banu Sultan&#8217;dur. Annesi Venediklidir. Sultan Üçüncü Murad orta boylu, değirmi yüzlü, kumral sakallı, ela gözlü ve beyaz tenli bir  padişahtı. Çok cömertti ve insanlara yardım etmeyi çok severdi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Merhametli bir kişiliğe sahip olan Sultan Üçüncü Murad, Arapça ve Farsçayı çok iyi konuşurdu. Babasının 1558 yılında, Manisa sancak beyliğinden Karaman valiliğine tayin edilmesi üzerine, dedesi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Alaşehir sancakbeyliğine tayin edildi. Babası Sultan İkinci Selim padişah olduktan sonra da tekrar Manisa sancakbeyliğine atandı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şehzadeliği sırasında bulunduğu Manisa&#8217;da devrin en değerli ulemasından dersler aldı. Osmanlı padişahları içinde en alim padişahlardan birisidir. Babası Sultan İkinci Selim&#8217;in vefatı üzerine Manisa&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelerek 22 Aralık 1574 tarihinde tahta geçti. Ancak o da babası Sultan İkinci Selim gibi devlet işlerine fazla müdahil olmadı. Bürokrasi ve hükümet daha ziyade Sokullu Mehmed Paşa tarafından idare edildi. Bunda Sokullu&#8217;nun tecrübe ve dirayeti ile Sultan İkinci Murad&#8217;ın idare tarzı büyük rol oynamıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İçkiye ve eğlence meclislerine düşkün olan Sultan Üçüncü Murad, saltanatı boyunca İstanbul&#8217;dan hiç çıkmadı ve saraydaki kadınların etkisinde kaldı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı İmparatorluğunun bir devrini etkileyecek olan kadınlar saltanatı onun devrinde başladı. 29 yaşında çıktığı tahtta 20 yıl kalan Sultan Üçüncü Murad 16 Ocak 1595 tarihinde felç geçirdi ve vefat etti. Ayasofya Camii&#8217;nin avlusuna defnedildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sokullu Mehmed Paşa&#8217;nın ağırlığını hissettirdiği III. Murad döneminde, Osmanlı toprakları en geniş sınırlarına ulaştı. Babası İkinci Selim&#8217;den devraldığı 15. 162.151 km kare ülke toprağını, 19.902.000 km kareye çıkardı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İngilizlerle de dostane ilişkiler geliştirildi. İlk İngiliz Kapitülasyonunun verilmesiyle İstanbul&#8217;a daimi İngiliz elçisi gönderildi. Papa&#8217;nın Katolik Avrupa&#8217;da kurabileceği haçlı ittifakına karşı Protestan İngiltere ile ilişkiler geliştirildi. Daha sonra bu ittifaka Hollanda da dahil edilecektir. Devlet işlerini Sokullu&#8217;ya devreden Sultan Üçüncü Murad zamanında, sarayda kadınlar devlet işlerine çokça karışmaya başladılar ve bu durum Sokullu&#8217;nun ölümünden sonra da artarak devam etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Erkek Çocukları: Üçüncü Mehmed, Selim Bayezid, Mustafa, Osman, Cihangir, Abdullah, Abdurrahman, Abdullah, Hasan, Ahmed, Yakub, Alemşah, Yusuf, Hüseryin , Korkud, Ali, İshak, Ömer, Alaüddin, Davud.<br />
Kız Çocukları: Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Fahriye Sultan.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
LEHİSTAN İLİŞKİLERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Lehistan&#8217;ın Fransız Kralı Henry, Sultan İkinci Selim&#8217;in isteğiyle diğer Avrupalı rakiplerini geride bırakarak tahta geçmişti. Osmanlı Devleti&#8217;nin Lehistan yönetiminde hakim olmaya çalışmasının nedeni, Avusturya&#8217;ya komşu olan iki müttefike sahip olmaktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Fransızlarla Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayan iyi ilişkiler zaten mevcuttu. Lehistan yönetimine de hakim olmak, Avusturya karşısında Osmanlı Devleti&#8217;ni güçlü kılacaktı. Fakat bir süre sonra Fransa tahtının boşalması üzerine, Henry, Lehistan&#8217;dan ayrılarak kral olmak üzere Fransa&#8217;ya gitti. Lehistan da oluşan iktidar boşluğu üzerine Sultan Üçüncü Murad duruma müdahale etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Murad&#8217;ın isteği üzerine Erdel Beyi Bathary Lehistan&#8217;a kral oldu. Lehistan ile bir antlaşma yapıldı ve bu siyasi gelişmeler sonunda Osmanlı Devleti&#8217;nin kuzey sınırı güvenli bir hal aldı.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
VENEDİKLE İLİŞKİLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Murad döneminde Osmanlı-Venedik ilişkileri barış içinde devam ediyordu. 1584 yılında bir yeniçeri isyanında isyancılar tarafından öldürülen Trablusgarp Valisi Ramazan Paşa&#8217;nın hanımını ve çocuklarını İstanbul&#8217;a getiren Osmanlı gemisine Kefalonya açıklarında saldıran Amiral Emmo komutasındaki Venedik gemileri, barışı bozdular.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Gemideki 250 kadar Osmanlı askeri öldürüldü, kadınlara tecavüz edildikten sonra denize atıldı. Bu olay İstanbul&#8217;da duyulunca Venedik Senatosu&#8217;na bir ültimatom gönderildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı Devleti&#8217;nin gücünden çekinen Venedik Senatosu şartlara uymak zorunda kaldı ve Amiral Emmo derhal asılarak İstanbul&#8217;a gönderildi. Ayrıca Ramazan Paşa&#8217;nın hanımı, çocukları ve malları da eksiksiz olarak Preveze kadısına teslim edildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Venedik Senatosu&#8217;na gönderilen ikinci bir ültimatomda şöyle deniyordu:<br />
&#8220;Venedik korsanları, bir daha Osmanlı ahalisinin bulunduğu hiçbir gemiye dokunmayacaklardır. Şayet böyle bir hadise meydana gelirse, Venedik üzerine donanma gönderilecektir.&#8221;<br />
Venedik Senatosu, Sultan Üçüncü Murad&#8217;ın kararlılığını karşısında İstanbul&#8217;a arka arkaya üç elçi gönderdi ve meseleleri barış yoluyla halletmeye çalıştı.<br />
 <br />
 <br />
İNGİLTERE İLE İLİŞKİLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı-İngiliz ilişkileri ilk olarak ticari alanda başladı. İngiltere Kraliçesi Elizabeth, İstanbul&#8217;a bir iki defa elçi göndermiş ve Sultan İkinci Murad&#8217;a: &#8220;Yüce Türk&#8221; diye hitap etmişti. Sultan Üçüncü Murad&#8217;da kraliçeye &#8220;Vilayet-i İngiltere kraliçesinin yalnız dostu değil, aynı zamanda hamisiyiz&#8221; diyordu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İngiltere&#8217;nin gönderdiği ilk elçi William Harborne, 24 Nisan 1583&#8242;te huzura kabul edilmiş ve padişaha hediyeler getirmişti. O zamana kadar Ceneviz, Venedik, Dubrovnik tüccarı yanısıra, 1569 yılında verilen Kapitülasyonla Fransız tüccarı da Osmanlı limanlarında ticaret yapma hakkına sahipti. Kraliçe Elizabeth tarafından gönderilen İngiliz elçisi de Osmanlı limanlarında ticaret yapmak için gerekli olan kapitülasyonu alabilmek için İstanbul&#8217;a gelmişti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Venedik ve Ceneviz haricindeki Kapitülasyonu olmayan devletlerin tüccarı, Fransız bayrağıyla Osmanlı limanlarına geliyordu. 1572 Bartalameos katliamı ile birlikte Katoliklerden yüz çevirmeye başlayan Osmanlı hükümeti, Papa&#8217;nın koyduğu (barut, kalay, top güllesi gibi) stratejik harp malzemesi ambargosunu kırabilmek için, önce Protestan olan İngiltere&#8217;ye yakınlaştı. Böylece Akdeniz&#8217;de İngiliz-Fransız rekabeti başlamış oldu. Bu rekabetten Osmanlı Devleti de birçok siyasi menfaat kazanmış oldu.<br />
 <br />
 <br />
FAS&#8217;IN FETHİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı Devleti Fas&#8217;a kadar olan tüm Kuzey Afrika&#8217;yı topraklarına katmıştı. Sultan Üçüncü Murad tahta geçtiği sırada Fas&#8217;ta iktidar mücadeleleri boy gösteriyordu. Fas Osmanlı&#8217;dan yana olanlar ve Portekiz&#8217;den yana olanlar diye ikiye bölünmüştü.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1578 yılında Fas sultanının da ricası ile Fas&#8217;a giden Ramazan Paşa komutasında ki Osmanlı kuvvetleri Vadi-üs Sebil&#8217;de yapılan savaşta Portekiz kuvvetlerini yendiler ve böylece Fas Sultanlığı Osmanlı himayesine alındı.<br />
 <br />
 <br />
İRAN İLE İLİŞKİLERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İran&#8217;da Şah Tahmasb&#8217;ın oğlu Şah İsmail, Osmanlı Devleti ve İran arasındaki barış antlaşmalarına riayet etmemiş ve Osmanlıya bağlı bazı emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Osmanlı hükümeti Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti. İran&#8217;ın Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması gergin olan ilişkileri iyice bozdu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bu arada Şah İsmail ölmüş, İran&#8217;da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanılmasını isteyen Van Beylerbeyi, İran&#8217;a saldırılması gerektiğini bildirdi. Sokullu Mehmed Paşa savaş taraftarı değildi ama, yönetimde etkin olan Sinan Paşa ve Lala Mustafa Paşa İran seferine başkomutan olmak istiyorlardı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sokulluya rağmen başlatılan İran savaşının ilk evresi 1577-1589 yılları arasında on iki yıl sürdü. Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Türk birlikleri İran kuvvetlerini Çıldır&#8217;da yendi. Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi. Tiflis Osmanlı vilayeti durumuna getirildi(1578). Aynı yıl Şirvan da Osmanlı topraklarına katıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bu gelişmeler üzerine İran barış istemek zorunda kaldı. 21 Mart 1590 tarihinde yapılan Ferhad Paşa Antlaşmasına (İstanbul) göre;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kars, Tebriz, Tiflis, Gence, Şehrizur, (Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya) Osmanlı Devletinde kalacaktı. Bu antlaşma ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oluyordu.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
AVUSTURYA İLE İLİŞKİLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Avusturya ile 1590 yılında sekiz yıl sürecek bir barış antlaşması yapılmıştı. 1593 yılında, Telli Hasan Paşa&#8217;nın başıbozukların oluşturduğu Uskukların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya, barışı bozdu. Avusturya İmparatoru II. Rudolf ödemekte olduğu vergiyi vermediği gibi Eflak, Erdel ve Boğdan beylerini de isyana teşvik etmişti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Telli Hasan Paşa Hırvatistan sınırındaki Siska kalesini kuşatma altında tutuyordu. Çok şiddetli geçen çarpışmalar sonunda Osmanlı Kuvvetleri ağır kayıplar verdi. Hasan Paşa ve binlerce askerle birlikte Hersek Sancakbeyi de şehit düştü. Bunun üzerine Sinan Paşa&#8217;nın ısrarıyla 1593 yılında Avusturya&#8217;ya savaş ilan edildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yapılan savaşlar sonunda Avusturyalılar Tuna&#8217;yı geçerek Rusçuk&#8217;a saldırdılar, Müslüman halka büyük zulümler yapıldı. Sultan Üçüncü Murad vefat ettiğinde Avusturya&#8217;yla savaş devam ediyordu.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Memleketin imarı ile de ilgilenen Sultan Üçüncü Murad, Topkapı sarayına bazı köşkler ilave ettirdi. Babası sultan İkinci Selim ve dedesi Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde birçok esere imza atmış olan Mimar Sinan, Sultan Üçüncü Murad döneminde, ölümüne kadar başarılı çalışmalarına devam etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Azapkapı Sokullu Camii,<br />
İzmit Pertev Paşa Camii ve Külliyesi,<br />
Ilgın Lala Mustafa Paşa Camii,<br />
Üsküdar Eski Valide Camii ve Külliyesi,<br />
Şemsi Ahmed Paşa Camii ve Medresesi,<br />
Tophane Kılıç Ali Paşa Camii, Sebil ve Hamamı,<br />
Manisa Muradiye Camii,<br />
İvaz Efendi Camii ve Ramazan Efendi Camii,<br />
Sultan Üçüncü Murad&#8217;ın Mimar Sinan&#8217;a yaptırdığı eserlerdendir. 1588&#8242;de Mimar Sinan&#8217;ın ölümünden sonra yapı faaliyetinde belirli bir azalma olmuştur.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Murad döneminde ayrıca, Kars kalesi inşa edildi. Mekke&#8217;de Kabe-i Şerif&#8217;in duvarları mermer yaptırıldı ve Medine&#8217;de bir medrese inşa ettirildi. İstanbul&#8217;daki Toptaşı Tımarhanesi de Sultan Üçüncü Murad döneminde yapılan eserlerindendir.<br />
 <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN ÜÇÜNCÜ MURAD</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-murad.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-mehmed.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-mehmed.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 19:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1555</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em>  -<br />
 Babası : Sultan Üçüncü Murad<br />
 Annesi : Safiye Sultan<br />
 Doğumu : 26 Mayıs 1566<br />
 Ölümü : 20-21 Aralık 1603<br />
 Saltanatı : 27 Ocak 1595 &#8211; 1603<span id="more-1555"></span><br />
  <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED<br />
27 Ocak 1595 &#8211; 1603<br />
.<br />
 <br />
HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Mehmed 26 Mayıs 1566&#8242;da Manisa&#8217;da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Murad, annesi Safiye Sultan&#8217;dır. İsmini, Fatih Sultan Mehmed&#8217;e benzemesi için, büyük dedesi Kanuni Sultan Süleyman koydu. Orta boylu, kumral saçlı ve güzel yüzlüydü. Çok kuvvetli bir ilim tahsili yaptı ve Tacüt-Tevarih yazarı Hoca Sadeddin Efendi&#8217;den dersler aldı. Sultan Üçüncü Mehmed, 1583&#8242;te Manisa sancakbeyliğine tayin edildi. 1595 yılının Ocak ayına kadar görev yaptığı Manisa&#8217;dan, babasının ölüm haberi üzerine hareket ederek, 27 Ocak 1595 tarihinde geldiği İstanbul&#8217;da Osmanlı tahtına oturdu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Mehmed annesini çok sever, sayar ve dinlerdi. Bundan yararlanan annesi Safiye Sultan, Osmanlı sarayında hakimiyet kurdu. Bazı konularda padişahı zorlayıp istediğini yaptırıyor, bu da devlet işlerinde karışıklıklara sebep oluyordu. Dinine çok bağlı ve tasavvufa da son derece meraklıydı. Hz. Muhammed&#8217;in (S.A.V) ismi anılınca, saygısından derhal ayağa kalkardı. Üçüncü Mehmed devri duraklama dönemine rastlar. Sultan Üçüncü Mehmed, kolayca üzüntüye kapılır, yemekten, içmekten kesilirdi. Celali isyanları ve İran savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde bıraktı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün gizli meyhaneleri kapattırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Erkek Çocukları: Birinci Ahmed, Birinci Mustafa, Selim, Mahmud<br />
 <br />
 <br />
AVUSTURYA VE EFLAK SEFERLERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Mehmed&#8217;in babası Sultan Üçüncü Murad vefat ettiğinde Osmanlı-Avusurya savaşları devam ediyordu. Sultan Üçüncü Mehmed de tahta çıkar çıkmaz Avusturya ve Eflak sorunlarıyla ilgilendi. 1595 yılında Avusturya kuvvetleri Estergon Kalesi&#8217;ni kuşatmışlar, 40 km uzakta olan Mehmed Paşa Estergon kalesine yardıma gitmemişti. Hiçbir yardım alamayan Estergon Kalesi kahramanca direnmesine rağmen, sayıca üstün olan Avusturyalılara teslim olmak zorunda kaldı (2 Eylül 1595).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sinan Paşa, Eflak Prensi Mihai Viteazul üzerine seferler düzenledi. Osmanlı kuvvetleri Bükreş ve Tergovişte&#8217;yi ele geçirdiler. Fakat çok geçmeden Mihai karşı saldırıya geçti ve Osmanlı kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada bataklıklara düşen Osmanlı askerlerinin büyük bir kısmı şehit oldu. Daha sonra Tuna&#8217;dan karşı kıyıya geçilirken gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı yeni bir saldırıya maruz kalan Osmanlı akıncıları çok büyük kayıplar verdi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Estergon Kalesinin düşmesinden sonra Tuna kıyısındaki Vişegrad da düşmanın eline geçti. Birçok önemli kale ve şehirlerin kaybedilmesi İstanbul&#8217;da devlet erkanı ve yeniçerilerin tepkisine neden oldu. Yeniçeriler de Sultan&#8217;ın sefere çıkmasını istiyorlardı.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
EĞRİ KALESİ&#8217;NİN FETHİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Durumun kötüye gittiğini anlayan Sultan Üçüncü Mehmed devlet büyüklerini toplayıp şöyle dedi:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretleri&#8217;nden, büyük dedemiz Kanuni Sultan Süleyman&#8217;a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere çıkmışlardır. Dedemiz Sultan İkinci Selim&#8217;le (Sultan İkinci Selim) cennetmekan pederimiz Sultan Murad (Sultan Üçüncü Murad) bu usulü bozdular. Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hataya düştük. Asker evlatlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki; yakında sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek gerekir.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Üçüncü Mehmed kendisine karşı çıkan annesi Safiye Sultan&#8217;a da şöyle der:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Valide, biz Sultan oğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camiinde bu kılıcı niçün kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti feda etmeyiz.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>20 Haziran&#8217;da ordu hareket etti ve kuşatılan Eğri Kalesi 12 Ekim 1596&#8242;da padişaha teslim edildi.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
HAÇOVA ZAFERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Eğri Kalesi&#8217;nin fethinden sonra, Osmanlı birlikleri ilerleyerek 15 Ekim 1596 günü Haçova&#8217;da Avrupa ordusuyla karşılaştı. Bu ordu da Avusturya, Alman, Erdel, İspanyol, Fransız, Çek ve Leh kuvvetleri vardı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Avusturya Arşidükü Maxmilien komutasındaki düşman kuvvetleri ile yapılan savaşta Osmanlı birlikleri, düşman birliklerinin tüfek atışlarına maruz kaldı. Pek çok askerimiz şehit oldu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Ordu merkezinin ele geçirilip padişahın ayrıldığı haberi yayıldı. Ancak bu gelişmelerden haberi olmayan akıncılar canla başla savaşa devam ediyordu. Yalnızca bu akıncı birliklerinin mücadelesi bile düşman ordusunun dağılmasına yetti ve kazanılan Haçova Zaferi ile Osmanlılara Viyana yolu açıldı (26 Ekim 1596).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Haçova Savaşı&#8217;ndan sonra Sultan Üçüncü Mehmed İstanbul&#8217;a döndü. Avusturya Cephesi&#8217;ne Satırcı Mehmed Paşa atanmıştı. Tata Kalesi&#8217;ni geri almayı başaran Satırcı Mehmed Paşa, Budin&#8217;in kuzeyindeki Vaç bölgesinde düşman kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Bu arada Avusturya temsilcileri ile bir barış antlaşması yapılmaya çalışıldıysada, olumlu bir sonuç alınamadı. Bir süre sonra Avusturya kuvvetleri Kanuni Sultan Süleyman zamanında fethedilen Yanıkkale&#8217;yi (Raab Kalesi) ele geçirdiler (1598).<br />
 <br />
 <br />
KANİJE KALESİ&#8217;NİN FETHİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Satırcı Mehmed Paşa iki yıldır hiçbir askeri başarı kazanamamıştı. Bu süre içinde bazı Osmanlı kaleleri Avusturyalıların eline geçmişti. Mehmed Paşa&#8217;nın idamı üzerine, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ordunun başına geçti ve Belgrad&#8217;a geldi. Bu sırada Avusturya barış istemişti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Avusturyalılar daha önce geri aldıkları Eğri&#8217;yi ve Hatvan&#8217;ı bize vermeyi önerdiler. Bu öneriye karşılık, Osmanlı temsilcileri Estergon, Neograd, Vürek ve Yanıkkale&#8217;yi istediler. Antlaşma yapılamadı.  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Belgrad&#8217;da kışı geçiren Damat İbrahim Paşa, Kanije Kalesi&#8217;ni kuşatıp sıkıştırmaya başladı. Kuşatma devam ederken, kale içinde esir olan Türklerin canlarını feda etmek uğruna havaya uçurdukları barut deposu kalenin harap olmasına yol açtı. Ancak yine de teslim olmayan Kanije Kalesi&#8217;nin yardımına bu seferde Philippe Emmanuel komutasındaki 20.000 kişilik bir ordu geldi. İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu kahramanca savaşmaya devam etti. Yardıma gelen düşman ordusunun geri çekilmesi üzerine, 40 gün süren bir kuşatmadan sonra Kanije teslim oldu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Beylerbeyliğin merkezi Kanije&#8217;ye alındı, Kanije Beylerbeyliği Tiryaki Hasan Paşa&#8217;ya verildi. Sultan Üçüncü Mehmed, bu başarısından dolayı Damat İbrahim Paşa&#8217;ya kendisi padişah olarak yaşadığı sürece sadrazamlıkta kalacağı vaadinde bulundu (10 Eylül 1601). Kanije kalesini geri almaya çalışan Arşidük Ferdinand, Kanije&#8217;yi büyük bir orduyla kuşattı. Tiryaki Hasan Paşa komutasındaki az sayıda asker iki aydan fazla kaleyi korudu. Yiyecek içecek malzemesi ve cephanesi tükenmeye başlayan Osmanlı kuvvetleri beklenmedik bir çıkışla kendisinden kat kat üstün görünen düşman ordusunu Kanije kalesi önünde yendi (18 Kasım 1601). Bu zaferden sonra İstolni, Belgrad ve Estergon, 1603&#8242;de de Uyvar fethedildi.<br />
 <br />
 <br />
İRAN İLİŞKİLERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İran 1590 yılında imzalanan ve 13 yıl süren antlaşmayı bozmuştu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şah I. Abbas, Osmanlı Devleti&#8217;nin Avusturya ile savaş halinde olmasını fırsat bildi. Ferhat Paşa Antlaşmasıyla kaybettiği toprakları geri almaya çalışan İran, Osmanlı Devleti&#8217;nde çıkan Celali isyanlarından da yararlanmaya çalışarak 25 Ağustos 1603&#8242;de savaş açtı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şah Abbas Tebriz&#8217;i ve Erivan&#8217;ı aldı. İran ile savaş devam ederken III. Mehmed 38 yaşında vefat etti.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İmar konusunda çalışmalar yaptıran Sultan Üçüncü Mehmed,<br />
Süt annesi Halime Hatun adına Gölmarmara Halime Hatun Camii ve Külliyesini,<br />
Ayrıca validesi Safiye Sultan adına da Yeni Valide Camii ve Külliyesini yaptırdı.<br />
Bundan başka birçok camiyi tamir ettiren Sultan Üçüncü Mehmed, Yeni Camii&#8217;nin de temelini attırdı.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN ÜÇÜNCÜ MEHMED</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ucuncu-mehmed.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN  ABDÜLAZİZ</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-abdulaziz.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-abdulaziz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 19:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1553</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN  ABDÜLAZİZ
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em>-<br />
Babası : Sultan İkinci Mahmud<br />
Annesi : Pertevniyal Valide Sultan<br />
Doğumu : 08 Şubat 1830<br />
Ölümü : 04 Haziran 1876<br />
Saltanatı : 25 Haziran 1861 &#8211; 30 Mayıs 1876 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>..<br />
SULTAN ABDÜLAZİZ<br />
1861 &#8211; 1876<span id="more-1553"></span></em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Birinci Abdülaziz 8 Şubat 1830 tarihinde İstanbul&#8217;da doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultan&#8217;dır. Ela gözlü, beyaza yakın kumral tenli, sert bakışlı ve top sakallıydı. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid&#8217;in vefatı üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çıktığında 31 yaşındaydı. İsrafçı bir padişah olarak tanınmasına rağmen, çok sade giyinir, sarayda bir terlik, bir entari ile dolaşırdı. Babası öldüğü zaman dokuz yaşlarındaydı. Ancak ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid, onun eğitimine çok önem verdi. Şehzadeliği sırasında rahat ve korkusuz bir hayat sürdü. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Çok iyi Fransızca konuşurdu. Şiire ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri vardır. Resim yapma kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanlı donanmasına ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti. Ok atmayı, ata binmeyi, avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılıydı. En iyi pehlivanlarla güreşir ve sırtlarını yere getirirdi. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SİYASİ GELİŞMELER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devleti&#8217;nde önemli dış borç sorunu vardı. Hazine boşalmış ve Osmanlı Devleti&#8217;nin eski görkemli dönemleri geride kalmıştı. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı içinde yaşayan özellikle gayri müslim milletler Fransız İhtilalinin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi duygulardan ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>KARADAĞ İSYANI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Balkanlarda Rusya&#8217;nın ve Avusturya&#8217;nın teşvikiyle Karadağ&#8217;da ayaklanma başladı. Ancak Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa komutasındaki birlikler ayaklanmayı bastırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Rusya&#8217;nın ve Fransa&#8217;nın baskıları sonucu 8 Eylül 1862 tarihinde imzalanan İstanbul Protokolü ile Belgrad kalesinin iç kesimleri Osmanlılara kalacak, dış bölgeleri ise Sırplara bırakılacaktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>MISIR SEYAHATİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Birinci Abdülaziz Mısır seyahatine çıkmaya karar vermişti. 3 Nisan 1863 günü Feyz-i Cihad Vapuru ile İstanbul&#8217;dan ayrıldı. Yanında yeğenleri Şehzade Murat, Şehzade Abdülhamid ve Şehzade Mehmed Reşad da bulunuyordu. Mısır&#8217;da halk padişaha çılgın sevgi gösterilerinde bulundu. Yavuz Sultan Selim&#8217;den bu yana hiçbir Osmanoğlu Mısır&#8217;a ayak basmamıştı. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Mısır&#8217;a önem veren Abdülaziz sonraki yıllarda da Mısırla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Mısır Valileri 2 Haziran 1866 gününden itibaren &#8220;Hıdiv&#8221; ünvanıyla anılmaya başlandı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>ROMANYA SORUNU<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İmzalanan Paris Antlaşması&#8217;nda belirtilen maddeye göre Eflak ve Boğdan Beyliği iç işlerinde bağımsızdılar. 1862&#8242;de Bükreş&#8217;te toplanan Eflak ve Boğdan ortak Meclisi Romanya&#8217;nın birliğini sağladılar. Romanya prensinin güvesizlik oyu alamamasından sonra olaylar büyüdü ve Romanya&#8217;daki kargaşa bitmedi. 1866 yılında Romanya birliği ve Romanya Prensi Charles&#8217;ın prensliği kabul edildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>GİRİT SORUNU<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>18. yüzyıl sonlarında başlayan Girit sorunu 19. Yüzyıl boyunca devam etmiş, Girit&#8217;te yaşayan Rumlar her fırsatta ayaklanmışlardı. Sultan Abdülaziz döneminde de adada isyan çıktı. Osmanlı Devleti sorunu hem askeri, hem de idari açıdan çözmek için girişimlerde bulundu. Ancak Yunanistan&#8217;a ilhaktan (Enosis) başka bir düşünceleri olmayan Giritli Rumlara karşı başarı sağlanamadı (2 Eylül 1866). </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Girit&#8217;e gönderilen Sadrazam Mehmed Emin Ali Paşa, 6 Ekim 1867&#8242;de adanın yeni statüsünü belirlemek için bir ferman yayınlattı. Bu fermanla Girit&#8217;e yeni bir idare şekli getiriliyordu. Sivil yönetim padişahça atanan yeni valiye, Askeri idare ise komutana veriliyor, atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>BELGRAD&#8217;IN ELDEN ÇIKMASI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Paris Antlaşması&#8217;ndan sonra Sırplar düşmaca davranışlar sergiliyor, Müslümanlar ve Sırplar arasında çarpışmalar oluyordu. 1862&#8242;de varılan mutabakata göre Belgrad kalesi Osmanlılarda kalmış, Sırplar ise Belgrad yakınlarındaki Sokod ve Owitza kalelerine hakim olmuşlardı. Sırplar Avrupalı devletlere güvenerek Belgrad&#8217;ı da istediler. Yeni bir savaşa girmek istemeyen Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınan Belgrad&#8217;ı 10 Nisan 1867&#8242;de Sırbistan&#8217;a teslim etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>AVRUPA SEYAHATİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Abdülaziz ülke dışına çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır. Zira o tarihe kadar bir Osmanlı hükümdarının yabancı bir ülkeyi resmi veya gayri resmi şekilde ziyaret etmesi asla görülmemişti. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Abdülaziz&#8217;in 21 Haziran 1867 günü İstanbul&#8217;dan hareketinden, 7 Ağustos 1867 günü İstanbul&#8217;a dönüşüne kadar bir ay on altı gün süren bu Avrupa seyahati, bilhassa Rusya ile müttefik şekilde hareket eden Fransa&#8217;ya, Balkanlardaki Türk siyasetini açıklamak ve yeni bir Rus savaşını önlemek amacıyla düzenlendi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>BOSNA HERSEK VE BULGAR İSYANI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1875 Yılında Bosna-Hersek&#8217;te de ayaklanma çıktı. Bu bölgedeki ayaklanmaya müdahale eden Avrupalı devletler bazı reformlar yapılmasını istediler. Hazırlanan reform paketi Bulgaristan&#8217;da ayaklanma başladığı için uygulanamadan rafa kaldırıldı. Bulgaristan&#8217;ın amacı tam bağımsız bir devlet olabilmekti. Ayaklanan Bulgar çetelerine destek veren Avrupalılar kendi çıkarlarına uygun bir nokta bulamadıkları için Bulgaristan sorunu da askıda kaldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>ISLAHATLARI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Abdülaziz döneminde, Abdülmecid döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Bu görüntüsüyle İngiltere ve Fransa&#8217;dan sonra dünyanın üçüncü büyük donanması haline gelmişti. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Abdülaziz 14 sene 11 ay beş gün tahtta kalmıştır. Bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır.Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da Namık Kemal&#8217;i Vatan Yahut Silistre piyesinden sonra Kıbrıs&#8217;a sürgün edecek kadar sertleşmiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz&#8217;in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa&#8217;nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılmış ve Sultan Abdülaziz kansız şekilde tahttan indirilmiştir. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Abdülaziz&#8217;in tahtan indirildikten dört gün sonra, hapis hayatı yaşadığı Feriye Sarayında sakalını düzeltmek için istediği söylenen makasla bileklerini keserek intihar ettiği söylense de öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar da vardır (4 Haziran 1876).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hemen hemen tüm Osmanlı padişahları gibi Sultan Abdülaziz&#8217;de, mimari konuda çalışmalar yapılmasını destekledi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Mısır seyahatinden önce yaptırdığı Harbiye binası,<br />
Aksaray Valide Camii,<br />
Sadabad Camii,<br />
Maçka sırtlarında Aziziye Camii,<br />
Yine Konya&#8217;da Aziziye Camii,<br />
Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı onun döneminde inşa edildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN  ABDÜLAZİZ</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-abdulaziz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-murad-hudavendigar.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-murad-hudavendigar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 18:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1551</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em> Babası : Orhan Gazi<br />
 Annesi : Nilüfer Hatun<br />
 Doğumu : 1326<br />
 Ölümü : 1389<br />
 Saltanatı : 1359 &#8211; 1389<br />
 Devlet Sınırları : 500.000 km2<span id="more-1551"></span><br />
 <br />
SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR<br />
1359 &#8211; 1389<br />
 <br />
HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Birinci Murad 1326&#8242;da Bursa&#8217;da doğdu. Babası Orhan Gazi, annesi Bizans tekfurlarından birinin kızı olan Nilüfer Hatun&#8217;dur (Holofira). Sultan Birinci Murad uzun boylu, değirmi yüzlü ve iri burunluydu. Kalın ve adaleli bir vücuda sahipti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Başına mevlevi sikkesi üzerine testar sarılı bir başlık giyerdi. Çok sade giyinir ve kırmızı zeminli beyaz elbiseden hoşlanırdı. İlk eğitimini annesi Nilüfer Hatun&#8217;dan aldı. Daha sonra tahsilini tamamlamak için gittiği Bursa Medreselerinde ilim ve sanat adamları ile beraber yaşadı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Birinci Murad, gayet nazik, sevimli ve çok halim selimdi. Alim ve sanatkarlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere şefkatli davranırdı. Dahi bir asker ve devlet adamıydı. &#8220;Derviş Gazilerin Şeyhlerinin Kralı Murad Gazi&#8221; diye anılan Sultan Birinci Murad, bütün hayatı boyunca planlı ve programlı hareket etti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Birinci Murad, Bizans Kilisesi&#8217;ne göre bir kafir ve İsa düşmanı olarak görülse de, fethettiği yerlerde yaşayan Hıristiyan halka Papa&#8217;dan daha iyi davrandığı için onların sevgisini kazanmıştı. 1382 yılından itibaren &#8220;Murad Hüdavendigar&#8221; diye anılan Sultan Birinci Murad, Birinci Kosova Savaşı&#8217;ndan sonra savaş alanını gezerken, Sırp Kralı Lazar&#8217;ın damadı tarafından haince hançerlenerek şehit oldu (1389).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Erkek çocukları: Yakub Çelebi, Yıldırım Bayezid, Savcı Bey ve İbrahim<br />
Kız çocukları: Nefise ve Sultan Hatun<br />
 <br />
 İDARİ DÜZENLEMELER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İlk kazasker tayinleri Sultan Murad Hüdavendigar devrinde başladı. Çandarlı Kara Halil Paşa ilk kazasker, Lala Şahin Paşa da padişah ailesi dışından ilk beylerbeyi olarak tayin edildiler.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Murad Hüdavendigar&#8217;ın yaptığı önemli işlerden birisi de Tımar Kanunu&#8217;nu çıkarmasıydı. Buna göre 17. asıra kadar devam eden ve Osmanlı ordusunun belkemiğini teşkil eden eyalet askerleri de denilen tımarlı sipahiler oluşturuyordu. Sipahiler barış zamanı eyaletlerde, köylerinde oturarak taşrada asayişi temin ediyor, savaş zamanı ise hemen sefere çıkabilecek bir askeri kuvveti oluşturuyorlardı. Bunlar köylerindeki yapılan ziraattan aldıkları öşürle geçindiklerinden dolayı devlet de hiç masraf etmeden daimi bir orduyu elinde tutabiliyordu. Ayrıca Yeniçeri Ocağı&#8217;nın temeli sayılabilecek olan Pencik Kanunu, yine onun döneminde çıkartıldı (1361). Bu kanunla, fethedilen yerlerden esir alınan Hıristiyan çocukları, Osmanlı ordusuna &#8220;devşirme&#8221; olarak alınmaya başlandı. Çandarlı Kara Halil Paşa ve Kara Rüstem Paşa Osmanlı Devleti içindeki ilk mali düzenlemeleri onun devrinde yaptılar.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Murad Hüdavendigar&#8217;ın bütün hayatı sınır boylarında ve savaş meydanlarında geçti. Rumeli&#8217;den Anadolu&#8217;ya, Anadolu&#8217;dan Rumeli&#8217;ye durmadan dinlenmeden seferler yapan Sultan Murad Hüdavendigar, bizzat katıldığı 37 savaşın hepsini kazandı. Emrindeki kumandan ve valilerle uyum içinde çalıştı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Murad Hüdavendigar, 1360 yılında Karadeniz Ereğlisi&#8217;ni fethetti. Taht değişikliği sırasında elden çıkan Ankara ve Sultanönü&#8217;nü de 1361 yılında Ahilerden geri aldı. Komşu devletlerle dostluğa önem veren, ama fırsatlardan yararlanmasını da iyi bilen Murad Hüdavendigar, aynı yıl içinde Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz kalelerini ve Gümülcine, Eski Zağra ile Yenice dolaylarını fethetti.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Murad Hüdavendigar&#8217;ın Trakya&#8217;daki asıl hedefi, stratejik bir öneme sahip olan Edirne&#8217;yi almaktı. Trakya&#8217;da daha önce yaptığı fetihler sayesinde Edirne&#8217;ye yapılabilecek bir Bizans yardımı engellenmiş oluyordu. Lala Şahin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Edirne&#8217;yi kuşattı. Rum ve Bulgar kuvvetleri yapılan çatışmada yenildiler. Bir süre yardım gelmesini bekleyen şehir, umudunu kesince teslim olmak zorunda kaldı (1362).<br />
 <br />
 SIRPSINDIĞI SAVAŞI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Edirne&#8217;nin fethi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala Şahin Paşa, Bulgaristan&#8217;a girerek Filibe&#8217;yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez&#8217;i aldılar (1363). Yeni fethedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe&#8217;nin fethi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Papa V. Urban&#8217;ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler. Osmanlı komutanlarından Hacı İlbey, ordusu ile beraber Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı İlbey, büyük bir zafer elde etti (1364).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Tarihe &#8216;Sırp Sındığı Savaşı&#8217; olarak geçen bu zaferle, Rumeli&#8217;deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi. Osmanlı birlikleri Sırp Sındığı Savaşından sonra Bulgaristan&#8217;a girdiler ve yukarı Bulgaristan&#8217;ı fethettiler. Karşı koyamayacağını anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria&#8217;yı Murad Hüdavendigar&#8217;a verdi (1369).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye bağlandı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374), Niş (1375), İştip, Manastır, Pirlepe (1382) fethedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri fethedildi. Aynı yıl Arnavutluk&#8217;da Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya&#8217;nın fethi gerçekleştirildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1381 yılında Şehzade Bayezid&#8217;ın Germiyan Hükümdarı Süleyman Şah&#8217;ın Kızı Devlet Hatun&#8217;la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Aynı yıl, Hamidoğulları Beyliği&#8217;nden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası&#8217;nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı.<br />
 <br />
 <br />
 I. KOSOVA SAVAŞI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri yeni bir Haçlı seferinin düzenlenmesine sebep oldu. Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Bulgarları etkisiz hale getirdi. Türk Ordusu ilerleyerek Kosova&#8217;da Haçlılarla karşılaştı. Üstün haçlı ordusu Sultan Murad Hüdavendigar&#8217;ın kurdurduğu &#8220;Topçu Ocağı&#8221;nın kullandığı topun etkisi ile dağıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Top, tarihte Türkler tarafından ilk kez Birinci Kosova Savaşı&#8217;nda kullanıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bu savaştan sonra Balkanlardaki Türk hakimiyeti güçlendi ancak Sultan Murad Hüdavendigar şehit oldu. Babası Orhan Gazi&#8217;nin ölümünde 95.000 km.kare olan devlet topraklarını 500.000 km.kare&#8217;ye çıkarmayı başaran Sultan Murad Hüdavendigar büyük bir padişahtı.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan Murad Hüdavendigar, savaşların ve fetihlerin yanı sıra imar işlerine de gereken önemi verdi. Bursa&#8217;da camiler, medreseler ve imarethaneler yaptırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bursa Hüdavendigar Camii,<br />
Bursa Şehadet Camii,<br />
Filibe Hüdavendigar Camii,<br />
Gelibolu Hüdavendigar Camii bunlardandı.<br />
İlk Edirne Sarayı&#8217;nı da inşa ettiren Sultan Murad Hüdavendigar birçok mescit, hamam, han, kervansaray, çeşme ve köprü yaptırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Minarelerden salatu selam okuma adetleri onun devrinde başladı.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;">
<strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN MURAD HÜDAVENDİGAR</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-murad-hudavendigar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SULTAN İKİNCİ SELİM</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-selim.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-selim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 17:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanli Hakkinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1549</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN İKİNCİ SELİM
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em> Babası : Kanuni Sultan Süleyman<br />
 Annesi : Hürrem Sultan<br />
 Doğumu : 28 Mayıs 1524<br />
 Ölümü : 15 Aralık 1574<br />
 Saltanatı : 1566 &#8211; 1574<br />
 Devlet Sınırları : 15.162.000 km2<span id="more-1549"></span><br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>SULTAN İKİNCİ SELİM<br />
1566 &#8211; 1574<br />
.<br />
 <br />
 <br />
HAYATI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan İkinci Selim 28 Mayıs 1524&#8242;de İstanbul&#8217;da doğdu. Babası Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan&#8217;dır. Hürrem Sultan Slav kökenlidir. Orta boylu, açık alınlı, mavi, gözlü, ince kaşlı ve sarışın bir padişahtı. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Devlet idaresini iyice öğrenmek için de Anadolu&#8217;nun çeşitli yerlerinde sancakbeyliği yaptı. Bu sırada tahsiline devam ederek, ilim ve tecrübesini arttırdı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sarı Selim olarak da anılan II. Selim, Kütahya sancakbeyi iken aldığı, babası Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın ölüm haberi üzerine İstanbul&#8217;a gelerek, 30 Eylül 1566 günü 42 yaşında iken tahta geçti. Sarı Selim daha önceki Osmanlı Sultanlarına göre silik ve zayıf bir hükümdardı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Babasının saltanatı sırasında diğer kardeşleri Şehzade Bayezid ve Şehzade Mustafa&#8217;nın bertaraf edilmesiyle kolayca tahta geçen Sultan İkinci Selim, adını aldığı dedesi Yavuz Sultan Selim ve babası Kanuni&#8217;ye göre oldukça silik bir idare sergilemiştir. Devrin büyük devlet adamları sayesinde Osmanlı Devleti ihtişamını sürdürmüş, Sokullu Mehmed Paşa gibi dirayetli ve tecrübeli vezirler hükümeti ayakta tutmuşlardır. Sultan İkinci Selim&#8217;in kendisi hiç sefere çıkmamış ve liyakatli olmayan Ali Paşa&#8217;nın Kaptan-ı Deryalığında İnebahtı faciası yaşanmıştır. 8 yıl padişahlık yaptıktan sonra 15 Aralık 1574 günü vefat etti. Ayasofya&#8217;ya defnedildi. Sultan İkinci Selim İstanbul&#8217;da ölen ilk Osmanlı Padişahıdır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan İkinci Selim&#8217;in tahta çıktığı ilk yıllarda, bazı siyasi çekişmeler yaşandı. Sokullu Mehmet Paşa bu çekişmelerden galip olarak ayrıldı ve 15 yıl sadrazamlık yaptı. Sadrazamlık yaptığı bu dönemde devlet yönetimine ağırlığını koydu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan İkinci Selim, babası Kanuni Sultan Süleyman&#8217;dan 14. 892.000 km. kare olarak devraldığı İmparatorluk topraklarını, oğlu Sultan Üçüncü Murad&#8217;a 15.162.000 km. kare olarak bırakmıştır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şaheser beyitlerinden biri şudur:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Biz bülbül-i muhrık-ı dem-i şekvayı firakız<br />
Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Erkek Çocukları: Üçüncü Murad, Abdullah, Osman, Mustafa, Süleyman, Mehmed, Cihangir.<br />
Kız Çocukları: Fatma Sultan, Şah Sultan, Gevherhan Sultan, Esma Sultan.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> <br />
 SAKIZ ADASININ FETHİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Denizlerde büyük bir güç olan Osmanlılar Akdeniz adalarının önemli kısmını almışlardı. Cenevizlilerin elinde olan Sakız ise alınmamış, bir miktar vergi ile yapılan ticari antlaşmayla kontrol altında tutulmuştu. Sakız adası Ege denizinde önemli ticari depo vazifesi görüyordu.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kapitülasyonu olamayan devletler de mallarını Sakız&#8217;a getiriyor ve buradan Venedik, Ceneviz, Dubrovnik, tüccarı vasıtasıyla Osmanlı limanlarına taşıyorlardı.Adadaki Cenevizliler vergilerini düzenli ödemiyor, fırsat buldukça Osmanlı kuvvetlerine saldırıyorlardı. Bu durum karşısında Piyale Paşa komutasında gönderilen bir donanma burayı fethetti. Piyale Paşa vezirliğe atandı (1568).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> <br />
 <br />
 <br />
 <br />
ENDONEZYA SEFERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Deniz seferleri devam ediyordu. Endonezya&#8217;daki Müslüman Açe Devleti&#8217;ne yardım etmek için, Hızır Hayreddin komutasında 15-20 parçalık bir kuvvet gönderildi. Böylece Osmanlı hakimiyeti ve gücü Uzakdoğuya kadar uzanmış oluyordu (1569).<br />
 <br />
 <br />
YEMEN SEFERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kanuni zamanında başlayan Hint okyanusundaki mücadeleler Sultan İkinci Selim zamanında da devam etti. Yemen, çıkan ayaklanma üzerine sefer düzenlendi. Orada çıkan ayaklanma bastırıldı (1570).<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
KIBRIS&#8217;IN FETHİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kıbrıs Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır&#8217;ın alınmasından sonra Memluklülere vergi veren Kıbrıs, Osmanlılara vergi vermeye başlamıştı. Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs seferinin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferine taraftar olurken, Sokullu Mehmed Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs&#8217;ın fethine muhalif kalmıştı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>1570 yılının Ekim ayında Kıbrıs&#8217;taki irili ufaklı tüm şehirler alınmış, Kıbrıs&#8217;ın başkenti durumundaki Lefkoşe Osmanlıların eline geçmişti. Ancak Kıbrıs&#8217;ın en önemli kentlerinden olan Magosa henüz alınamamıştı. Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri yardımcı birliklerin de gelmesiyle, Magosa kalesini karadan ve denizden kuşatmaya başladı. Yaklaşık bir yıl süren kuşatmadan sonra Magosa da teslim olmak zorunda kaldı (4 Ağustos 1571). Adaya Türkler yerleştirildi.<br />
 <br />
 <br />
İNEBAHTI SAVAŞI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kıbrıs&#8217;ın alınması Avrupa&#8217;da bir Haçlı donanmasının hazırlanmasına neden oldu. Don Juan komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik, İspanya, Malta, Papalık ve diğer İtalya hükümetlerine ait gemiler bulunuyordu. Osmanlı Donanmasının değerli komutanları Pertev Paşa ve Uluç Ali Paşa bu karşılaşma sırasında savunma yapılmasını istedilerse de Kaptan-ı Derya Ali Paşa saldırıda bulunulmasını istedi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>İki donanma Mora&#8217;nın kuzey, Orta-Yunanistan ile Karlıeli&#8217;nin güney kapılarında bulunan İnebahtı körfezinde karşılaştı (7 Ekim 1571). Şiddetli çarpışmalardan sonra Kaptan-ı Derya Ali Paşa ve beraberindekiler şehit düştü.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlı donanması beklemediği bir darbe aldı ve çok sayıda gemisi batırıldı. Savaşta büyük başarılar göstererek gemilerini kurtarmayı başaran Uluç Ali Paşa Sokullu Mehmed Paşa tarafından, Kaptan-ı Deryalığa getirildi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sokullu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu kısa süre içinde böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olduğunu söyleyen Uluç Ali Paşa&#8217;ya Sokullu; &#8220;Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al.&#8221; demesi Osmanlı Devletinin o dönemdeki gücünü göstermesi açısından önemlidir. </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sokullu Mehmed Paşa gönderilen Venedik elçisine İnebahtı Deniz Savaşıyla ilgili olarak<br />
&#8220;Biz Kıbrıs&#8217;ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı&#8217;nda bizi yenmekle, sakalımızı traş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bununla beraber İnebahtı faciasından sonra kaybedilen binlerce denizciyi yerrine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz, leventlerden teşkil edilen yeni donanma Osmanlı&#8217;ya Akdeniz&#8217;de eski kudretini kazandıramamıştır. Artık Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere de edilmemiştir.<br />
 <br />
 <br />
TUNUS&#8217;UN ALINMASI<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Osmanlılar Uluç Ali Paşa komutasındaki yeni hazırlanmış donanma ile Akdeniz&#8217;e indi. Venedikliler barış istediler. Ayrıca Tunus kıyılarında bazı bölgeler fethedildi  (1574).<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
KANAL PROJELERİ<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Astrahan&#8217;ı Türklerden alan Rusların amacı güneye doğru inmekti. Osmanlı Devleti 13 yıl sonra Astırhan&#8217;a sefer düzenlemeye karar verdi. Bu seferle beraber Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi de düşünüldü. Bu sayede Karadeniz ve Hazar birbirine bağlanacak Osmanlılar Asya içlerine hakim olabileceklerdi. İran tehlikesi ortadan kalkacak Rusların güneye inme hayalleri ortadan kalkacaktı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kanal açılma işi Defterdar Kasım Bey&#8217;e verilmişti. Kanal&#8217;ın üçte biri tamamlanmış olmasına rağmen Kırım Hanının kışın çok uzun ve soğuk olacağı yönündeki olumsuz propagandaları asker ve işçiler üzerinde olumsuz etkiler bıraktı. Kışın gelmesiyle proje yarım kaldı ve bir daha devam edilmedi.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Süveyş kanalının açılması düşüncesi de yine Sultan İkinci Selim zamanında gündeme geldi. Mısır Beylerbeyinin konuyla ilgili sunduğu proje Sokullu Mehmed Paşa&#8217;nın bu konuya yeterince önem vermemesi yüzünden ortadan kalktı.<br />
 <br />
 <br />
MİMARİ ESERLER<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
  </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Sultan İkinci Selim memleketin imar ve inşası ile de ilgilenmiştir. 1569 yılında Karadeniz&#8217;le Hazar Denizini bir kanalla birleştirme çalışmalarını başlattı. Ayasofya Camii yeniden onarıldı ve iki minare eklendi. Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın ölümünden sonra birbirinden güzel mimari eserler vermeye devam eden Mimar Sinan&#8217;ın en büyük eserlerinden biri olan Edirne Selimiye Camii, Edirne&#8217;yi çok  seven ve zaman zaman oraya gidip kalan Sultan İkinci Selim için yapıldı (30 Ekim 1574).</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Yine Sultan İkinci Selim döneminde;<br />
Eyüb Zal Mahmud Paşa,<br />
Konya Selimiye Camii,<br />
Lüleburgaz Sokullu Camii ve Külliyesi,<br />
Karapınar Sultan Selim Camii,<br />
Payas Sultan Selim Camii ve Külliyesi,<br />
Kasımpaşa Piyale Paşa Camii gibi eserler de yapıldı.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bunlardan başka;<br />
Mekke-i Mükerreme&#8217;nin su yollarını tamiri,<br />
Mescid-i Haram&#8217;ın mermer kubbeleri,<br />
Lefkoşe Selimiye Camii&#8217;nin inşaası,<br />
Aziz Efendi Tekkesi,<br />
Navarin Limanına hakim bir mevkiye yaptırdığı kule hayır eserlerindendir<br />
 <br />
 </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, SULTAN İKİNCİ SELİM</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sultan-ikinci-selim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

