<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Peygamberler ve âlimler</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/peygamberler-ve-alimler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dua Listesi</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/dua-listesi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/dua-listesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2011 16:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mektup</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler ve âlimler]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman’ı görmek]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Allah bir mü’minin]]></category>
		<category><![CDATA[dergahına ulaşır]]></category>
		<category><![CDATA[Dua bir iksirdir]]></category>
		<category><![CDATA[dua edeceğin kimseyi de ismiyle anarsan]]></category>
		<category><![CDATA[dua eder misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Dua ibadetin özüdür]]></category>
		<category><![CDATA[gıyabi yapılan dua]]></category>
		<category><![CDATA[hayır duasını almak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Kulun Rabbine en yakın olduğu andır]]></category>
		<category><![CDATA[toprağı gümüş yapar]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad]]></category>
		<category><![CDATA[uzak bir yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=7426</guid>
		<description><![CDATA[Üstad’ım, bize dua eder misiniz, dedi. Uzak bir yoldan gelmişti. Eserlerini okuduğu Bediüzzaman’ı görmek, hayır duasını almak istemişti]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islam</a> <a title="islam, islami, islami sohbet" href="http://www.islamsevdasi.com" target="_blank">islami sohbet</a></p>
<p>Dua listesi</p>
<p>– Üstad’ım, bize dua eder misiniz, dedi. Uzak bir yoldan gelmişti. Eserlerini okuduğu Bediüzzaman’ı görmek, hayır duasını almak istemişti.</p>
<p> – İnşaallah kardeşim, dedi Bediüzzaman:</p>
<p>– Dua ibadetin özüdür. Kulun Rabbine en yakın olduğu andır.</p>
<p>– Adın neydi, diye sordu.</p>
<p> – İbrahim, diye karşılık verdi misafiri. Bediüzzaman, uzunca bir liste çıkardı ve sonuna İbrahim’in de adını ilave etti. Listede yüzlerce isim vardı.</p>
<p>– Üstad’ım, merak ettim. Bu liste nedir, dedi. Bediüzzaman, listeyi başucuna koydu ve şöyle cevapladı:</p>
<p>– Nasıl ki bir yere mektup attığında, zarfın üzerine adresi yazarsan, gideceği yere doğru gider ve istenilen yere çabuk ulaşır. Aynı şekilde, dua edeceğin kimseyi de ismiyle anarsan aynı şekilde Cenab-ı Hakkın dergahına öyle ulaşır. İbrahim, başını salladı:</p>
<p>– Tamam Üstad’ım, dedi. Bediüzzaman devamla şu dersi verdi misafirine:</p>
<p>– Hem gıyabi yapılan dua daha makbuldür. Çünkü ben senin ağzınla günah işlemedim, sen de benim ağzımla işlemedin. Cenab-ı Allah bir mü’minin diğer mü’min kardeşi için yaptığı duayı kabul eder. Dua bir iksirdir, toprağı gümüş yapar, gümüşü de altın yapar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/dua-listesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk&#8217;ın rahmetine kavuşana kadar,</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/bediuzzaman-said-nursi-1960-yilinda-hakkin-rahmetine-kavusana-kadar.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/bediuzzaman-said-nursi-1960-yilinda-hakkin-rahmetine-kavusana-kadar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Sep 2010 15:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler ve âlimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=1513</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, osmanli padişahlari, Hz isa doğumu
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><em>BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ MÜSLÜMANLARI<br />
HZ. İSA&#8217;NIN GELİŞİ İLE MÜJDELENMİŞTİR</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hicri 13. a<span id="more-1513"></span>srın en büyük İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk&#8217;ın rahmetine kavuşana kadar, bütün ömrünü insanları Allah&#8217;a iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak o, yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve başına gelen her zorluğu büyük bir tevekkülle, sabırla, neşeyle karşılamıştır. Bir Kuran tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman&#8217;ın Allah&#8217;a olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah&#8217;ın dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan çok hikmetli öğütlerle doludur. Bu nedenle bu kıymetli insanın yaptığı açıklamalar ve verdiği örnekler, tüm Müslümanlar için çok önemli bir rehber hükmündedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman eserlerinde, ahir zaman ve Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne ikinci kez gelişi konularına çok geniş yer ayırmıştır. Özellikle vurguladığı konuların başında ise Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne geldiği sırada dünya üzerindeki dinsiz fikir sistemlerini temsil eden &#8220;Deccal&#8221; isimli şahs-ı manevi ile çok büyük bir mücadele yürütüp, onu yeneceğidir. Hz. İsa dinsizliği ortadan kaldıracak, Allah&#8217;ın hak dininin ahlakını dünya üzerinde hakim kılacak, bunu yaparken de Müslümanlarla birlikte hareket edecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Kitabın bu bölümünde Bediüzzaman Said Nursi&#8217;nin eserlerinin çeşitli bölümlerinde yer alan Hz. İsa ile ilgili izahlar ele alınacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hz. İsa&#8217;nın Allah Katına alınışı</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman, Mektubat isimli eserinin girişinde 3 hayat tabakasından bahseder: Bunlardan birincisi tüm insanların şu an yaşadığı hayat tabakasıdır. İkincisi ise Hz. Hızır&#8217;ın yaşadığı hayattır. Bediüzzaman bu hayatı &#8220;&#8230; bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir&#8230;&#8221; şeklinde açıklar. Üçüncüsü ise Hz. İsa&#8217;nın bulunduğu hayat tabakasıdır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Üstad Bediüzzaman bu hayatla ilgili şu önemli açıklamaları yapmıştır:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(1) Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa (as)&#8217;ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından (gerekli olanlar) tecerrüd (ayrılma, temizlenme) ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder (güzellik kazanır). Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar. (Mektubat, s. 6)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa&#8217;nın insanların hayatlarını devam ettirmek için gerek duydukları herşeyden uzaklaştığını, meleklerinkine benzer bir hayata kavuşup nurani bir güzellik kazandığını ifade etmektedir. Hz. İsa&#8217;nın bir yıldız gibi parlayan ve eşsiz güzellikte olan dünyadaki bedeniyle gökyüzünde bulunduğunu açıklamaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>BediüzzamanSaid Nursi&#8217;nin dikkat çektiği bir diğer önemli konu ise Hz. İsa&#8217;nın ikinci kez dünyaya gelişi hakkında şüphe içinde olan çevrelerdir. Bediüzzaman açıklamalarında tüm kainatı yoktan var eden, herşeye kadir olan Rabbimiz&#8217;in Hz. İsa&#8217;yı ikinci kez dünyaya getirmeye muktedir olduğunu hatırlatmaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(2) Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz&#8217;eden (Hazret-i Cibril&#8217;in &#8220;Dıhye&#8221; suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm&#8217;ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm&#8217;in hikmetinden uzak değil&#8230; belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) va&#8217;detmiş ve va&#8217;dettiği için elbette gönderecek. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu sözünde melekleri insan suretinde yeryüzüne gönderen, kainattaki bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm boyutların tek sahibi olan, alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ın Hz. İsa&#8217;yı da istediği surette yeniden dünyaya geri getirebileceğini söyler. Hz. İsa&#8217;nın böyle önemli bir dönemde ve böyle şerefli bir görev için yeniden dünyaya geleceğini vaat eden Rabbimiz, mutlaka vaadini yerine getirecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hz. İsa geldiğinde imanın nuru ile tanınır</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(1) Kitabın önceki bölümlerinde de vurguladığımız gibi, Hz. İsa&#8217;nın dünyaya ikinci kez geldiğinde nasıl tanınacağı konusu her zaman merak konusu olmuştur. Bediüzzaman eserlerinde bu konuyu da açıklamakta, Hz. İsa&#8217;nın imanın nuru ile tanınacağını söylemektedir. Üstad&#8217;ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise, Hz. İsa&#8217;yı herkesin tanıyamayacağı, sadece ona yakın olan kişilerin ve imanda derinleşmiş olanların onu tanıyabilecekleridir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hazret-i İsa aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb (yakınları) ve havassı (dindarlar ve manevi derecesinde yüksekler), nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet (aşikarlık) derecesinde herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(2) Bediüzzaman bir diğer açıklamasında Hz. İsa&#8217;yı tanıyanların sayıca çok az olacaklarından, dünya üzerindeki dinsiz güçlerin çok daha güçlü olacağından bahsetmektedir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Rivayette var ki: -İsa aleyhisselâm Deccal&#8217;ı etkisiz hale geitrdiği münasebetiyle- &#8220;Deccal&#8217;ın fevkalâde büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu&#8221; gösterir. Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa aleyhisselâm&#8217;ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi&#8217; olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin kemmiyeti (miktarı), Deccal&#8217;ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar, s. 588-589)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. İsa&#8217;ya tabi olacak olan cemaatin ilk başlarda sayıca az olacağına dikkat çekmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;Deccal&#8217;ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına&#8230;&#8221;: Bediüzzaman bu ifadeyle Hz. İsa&#8217;nın karşısında yer alacak olan dinsiz güçlerin maddi açıdan çok güçlü olacaklarını belirtmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin&#8230;&#8221;: Bu ifadeyle Hz. İsa&#8217;ya tabi olan topluluğu tarif etmektedir. &#8220;Cemaat&#8221; ifadesiyle bu kişilerin birarada olduklarına, birlikte hareket ettiklerine işaret edilmektedir. Bu &#8220;cemaat&#8221; dinsiz güçlerin hakim olduğu yerlerde din ahlakını hakim etmek için büyük bir çaba sarf edecek, ihlasla Allah yolunda çalışacaktır. &#8220;Ruhani&#8221; ifadesi ise bu cemaattekilerin samimi iman etmiş, olayların görünen yönlerinin yanısıra batıni yönlerini de yaşayan bir topluluk olduğuna dikkat çekmektedir. &#8220;Mücahidin&#8221; kelimesi ise bu cemaatin Allah yolunda çaba sarf eden, Allah&#8217;ın dinini yaymak için dünya çapında büyük bir tebliğ faaliyeti yürüten bir topluluk olduğuna işarettir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hz. İsa İslam diniyle hükmedecek, Kuran&#8217;a tabi olacak</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman Said Nursi, dinsiz ideolojilerin hakim olduğu böyle bir dönemde Hz. İsa&#8217;nın yeniden dünyaya döneceğini müjdelemektedir. Üstad&#8217;ın aşağıdaki sözlerinde haber verdiği gibi, Hz. İsa yeryüzüne ikinci kez gelişinde Kuran&#8217;la hükmedecek, Kuran&#8217;a tabi olacaktır. Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşerek dinsizlik akımına karşı Kuran ahlakını yaşayarak üstün geleceklerdir. Risale-i Nur&#8217;da bu konuyla ilgili aktarılanlar şöyledir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(1) Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat felsefesi) verdiği cereyan-ı küfrîye (inkarcı hareket) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah&#8217;ı inkar) karşı İsevîlik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip) İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa (as), İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal&#8217;ı etkisiz hale getirir. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek. (Mektubat, s. 6)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete (Allah&#8217;ı inkar) karşı&#8230;&#8221;: Bediüzzaman Hz. İsa&#8217;nın Darwinizm&#8217;in meydana getirdiği inkarcı harekete ve Allah&#8217;ın varlığını inkar edenlere karşı büyük bir mücadele yürüteceğini belirtmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;İsevîlik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği&#8230;&#8221; Bediüzzaman bu hikmetli açıklamasında Hz. İsa&#8217;nın ahir zamanda tekrar dünyaya geldiğinde İslam dininin gereklerine göre hareket edeceği yönündeki hadisi tefsir etmektedir. Hz. İsa&#8217;nın mücadelesi çeşitli hurafeler ve geleneklerle özünden uzaklaşan Hıristiyanlığın özüne dönmesi ile başlayacaktır. Hz. İsa Hıristiyanlığı tüm batıl hurafelerden temizleyecek ve daha sonra da İslamiyete dönecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Böylece Hıristiyanlar ve Müslümanlar birlik olup, dünya üzerinde çok büyük bir güç oluşturacaklardır. Hz. İsa bu dinsiz sistemin bütününü ifade eden Deccal&#8217;i etkisiz hale getirecek, inkarcı sistemleri tamamen yeryüzünden kaldıracaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(2) İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (as)&#8217;ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyetinin semasından nuzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi (saflaşacak) edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet&#8217;e inkilab edecektir&#8230; (Mektubat, s. 53)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman yukarıdaki sözünde dinsizliği temsil eden Deccal&#8217;in görünürde çok kuvvetli olduğuna dikkat çekmektedir. İşte bu dönemde Hz. İsa Allah&#8217;ın rahmeti sayesinde tekrar yeryüzüne gelecek ve böylece gerçek Hıristiyanlık ortaya çıkacaktır. Daha önce de vurguladığımız gibi, Hz. İsa&#8217;nın ilk yapacağı şey, vahyedilmesinden sonra çeşitli tahrifata uğrayan Hıristiyanlık dinini aslına döndürmek, tüm batıl uygulamaları, sapkın inanışları, aslı olmayan uygulamaları, gereksiz gelenek ve kuralları ortadan kaldırmak olacaktır. İki bin yıldan bu yana özünden uzaklaşma süreci yaşamış olan Hıristiyanlığı özüne döndürebilecek olan tek kişi Hz. İsa&#8217;dır. Böyle bir değişim de bugüne kadar gerçekleşmemiştir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;hakaik-i İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet&#8217;e inkilab edecektir&#8230;&#8221;: Hıristiyanlığın saf haline dönerek vahyedildiği özüne geri dönüşünden sonra, Allah&#8217;ın son hak dini ve Allah Katında tek geçerli din olan İslam&#8217;ın gerçekleriyle birleşecek ve İslam&#8217;a dönüşüme başlayacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(3) Ve Kuran&#8217;a iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed (sav)), bir Kadir-i Külli Şey&#8217;in va&#8217;dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey&#8217; va&#8217;detmiş, elbette yapacaktır. (Mektubat, s. 54)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;Kuran&#8217;a iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak..&#8221;: Hıristiyanlığın Hz. İsa ile başlayacak olan bu dönüşümü, son kitap olan ve herkesin uymakla mükellef olduğu Kuran&#8217;a tabi olmakla neticelenecek. Hz. İsa&#8217;nın şahsı ve ona tabi olan Hıristiyanlık İslam&#8217;a tabi olacak.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak&#8230;&#8221;: Hz. İsa öncülüğündeki Hıristiyanlık Kuran&#8217;a tabi olduğunda çok büyük bir güç oluşacak. Çünkü günümüzde dünyanın en büyük iki dini olan Hıristiyanlık ve Müslümanlık hem siyasi, hem ekonomik hem de manevi yönden çok büyük iki kuvvettirler. Bu nedenle de dinsiz ideolojiler karşısında birleştiklerinde çok büyük bir güç kazanarak dinsizlik akımlarını fikren yok edip, dağıtacaklardır. İnsanları hayatlarının gerçek amacından uzaklaştıran, bencil, sevgisiz, çatışmacı bir hayata iten materyalist felsefe ve dinsizliğin dünya üzerindeki etkileri iki dinin birleşmesiyle ortadan kalkacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230;cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini&#8230;&#8221;: İki dinin ittifakı ve Hıristiyanların Kuran&#8217;a tabi olması ile dünyada nüfus çoğunluğuna sahip olacak iki din, tek bir ses ve tek bir vücut gibi hareket edecek,. bu hak dinin başına ise Hz. İsa geçecektir. Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne gelip, bu hareketin başına geçeceğini Peygamberimiz (sav)&#8217;in hadislerinde haber verdiğini hatırlatmış ve bu nedenle de bu haberin mutlak gerçekleşecek olan hak bir bilgi olduğunu söylemiştir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hz. İsa&#8217;nın dinsiz akımlarla olan mücadelesi</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman Said Nursi ahir zamanla ilgili olan açıklamalarında, iki felsefi akımın yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağını ve bu akımların dinsizliği hakim kılmak için çaba sarf edeceklerini vurgular. Bu akımlardan birincisi İslam ahlakını içten tahrip etmeye çalışacaktır. İkincisi ise Allah&#8217;ı açıkça inkar eden, maddenin ezelden beri var olduğunu, sonsuza kadar da var olacağını öne süren ve canlılığın cansızlıktan tesadüfen ortaya çıktığını savunan maddeci ve tabiatçı anlayış, yani materyalizm ve natüralizmdir. (Natüralizm, Darwin&#8217;in evrim teorisinin felsefi boyutu olarak da bilinir.)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bu tanımlama elbette Allah&#8217;ın varlığını inkar eden bütün fikir akımlarına da temel teşkil etmiştir. Materyalistler tarihin en eski çağlarından beri bütün hak dinlere karşı cephe almışlar, bu yolda karşılarına çıkanlarla mücadele etmiş, halklara zulmetmiş, savaşlar çıkarmış, her türlü yozlaşmanın en ön safhalarında yer almışlardır. Hz. İsa da yeryüzüne tekrar döndüğünde bu materyalist ve Darwinist anlayışla mücadele edecek ve Allah&#8217;ın izniyle onlara karşı galip gelecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(1) Bediüzzaman, külliyatında bu materyalist akıma şöyle dikkat çekmektedir:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir&#8230; Allah&#8217;ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet (İlahlık) verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma (ölülerle haberleşmenin mümkün olduğuna inanan görüş) ve manyetizmanın (bazı hareketlerle başkasını etkileme-hipnotizma) hâdisatı nev&#8217;inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî (dış görünüşe ait) hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. (Mektubat, 15. Mektup, 56)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu sözünde tabiiyyun ve maddiyyun felsefelerinin toplum üzerindeki yıkıcı etkileri üzerinde durmaktadır. Üstad&#8217;ın &#8220;tabiatçılık yani tabiata tapma ve maddecilik yani sadece maddenin varlığını kabul etme hastalığı&#8221; olarak tanımlayabileceğimiz bu ifadesi, dinsizliğin temelini oluşturan materyalizm ve Darwinizm&#8217;e dikkat çekmektedir. Ahir zamanda bu iki felsefe maddeci felsefe vasıtasıyla tüm dünyada yayılacak, Allah&#8217;ın varlığını açıkça inkar eder bir hal alacaktır. Bu akımların mensupları Allah&#8217;ın sonsuz güç ve kudretini inkar edip, kendilerinin müstakil güçlere sahip oldukları vehmine kapılırlar.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(2) Bediüzzaman Deccal ve oluşturduğu dinsiz kuvvet ile ilgili şu tariflerde bulunmaktadır:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber (karma karışık) eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa (as)&#8217;ın din-i hakikîsini İslâmiyet&#8217;in hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve &#8220;Müslüman İsevîleri&#8221; ünvanına lâyık bir cem&#8217;iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa (as)&#8217;ın riyaseti altında etkisiz hale getirecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak. (Mektubat s. 441)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230; inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber&#8230;&#8221;: Bediüzzaman, Deccal ve onun temsil ettiği dinsiz akımları &#8220;Allah&#8217;ın varlığını inkar amacıyla medeniyeti ve insanların mukaddesatlarını karıştıran&#8221; bir birlik olarak tanımlamaktadır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;&#8230; Hazret-i İsa Aleyhisselâm&#8217;ın din-i hakikîsini İslâmiyet&#8217;in hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve &#8220;Müslüman İsevîleri&#8221; ünvanına lâyık bir cem&#8217;iyet&#8230;&#8221;: Tüm bozulmalardan arındırılan gerçek Hıristiyanlığın İslam dini ile birleşmesi için samimiyetle, fedakarane çaba sarf eden Hz. İsa ve samimi İsevileri Bediüzzaman &#8220;Müslüman İseviler&#8221; olarak tanımlamaktadır. Hz. İsa önderliğindeki bu Müslüman İseviler cemaati, Üstad&#8217;ın Deccal şahs-ı manevisinde tanımladığı dinsiz fikir sistemlerini ortadan kaldıracaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(3) &#8220;O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (A.S.) onu etkisiz hale getirebilir, başka çare olamaz.&#8221; rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, etkisiz hale getirecek; ancak semavî ve ulvî, hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-ı Kur&#8217;aniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa (as)&#8217;ın nüzulü ile o dinsiz meslek mahvolur ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir. (Şualar, s. 581)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu hikmetli sözünde Deccal&#8217;i ancak Hz. İsa&#8217;nın yok edebileceğine işaret eden hadislere dikkat çekmiştir. Deccal&#8217;in yerleşik düzenini, saldırgan rejimini ortadan kaldıracak olan, dinsizliği insanlar arasında yaymak ve mukaddesatı bozmak olarak tarif edilen mesleğini bozacak olan Hz. İsa, ona tabi olan samimi İseviler ve hurafelerden sıyrılıp Kuran&#8217;a teslim olan Hıristiyanlardır. Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne ikinci kez gelişi ile Deccal&#8217;in dinsiz mesleği ölecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;o dinsiz meslek mahvolur ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir&#8221;: Bediüzzaman burada çok önemli bir konuya dikkat çekmektedir. Önemli olan dinsizliği insanlar arasında yaymak için çaba sarf eden insanları teker teker fikren etkisiz hale getirmek değil, dinsiz akımların yaşamasına imkan veren, olara sözde dayanak sağlayan tüm fikri sistemlerin ortadan kaldırılmasıdır. Yoksa kişilerin teker teker fikren etkisiz hale getirilmesi çok kolaydır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(4) Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî (inkarcıların inkarlarını artıran olay) hârikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal&#8217;ı etkisiz hale getirebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu&#8217;cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa (as)&#8217;dır. (Şualar, s.587)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman bu sözünde de çeşitli kandırmacalarla, aldatmacalarla insanların inkarlarını daha da artırmak için çaba sarf eden dinsiz akımları ortadan kaldırabilecek, kendisine meslek edindiği bu çabasından Deccal&#8217;i döndürebilecek tek kişinin Hz. İsa olduğunu belirtmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(5) Büyük Deccal, şeytanın iğvası (aldatma) ve hükmü ile şeriat-ı İseviye&#8217;nin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayat) idare eden rabıtaları bozarak, anarşistliğe ve Ye&#8217;cüc ve Me&#8217;cüc&#8217;e zemin hazır eder. (Şualar, s. 593)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman dünya üzerindeki dinsiz fikir sistemlerinin tümünü birden tanımlamak için kullandığı Deccal&#8217;in, İseviliğin tüm dini hükümlerini ortadan kaldırmayı, sosyal hayatı düzenleyen tüm manevi bağlarını bozarak bu kişileri bozgunculuğa, isyankarlığa ve anarşizme teşvik eden bir akım olduğunu belirtmektedir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>(6) Bediüzzaman, Hz. İsa ve onunla birlikte olan İseviler&#8217;in dinsiz akımları yokedişini ise şu şekilde tanımlamaktadır:</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Şahs-ı İsa (as)&#8217;ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal&#8217;in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevi&#8217;nin hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezcederek (karıştırarak) o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek&#8230; (Şualar, s. 493)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli: Bediüzzaman bu sözleriyle dünyanın dört bir yanını etkisi altına almış olan maddeci akımları çok büyük bir heykele benzetmektedir. Bu heykel söz konusu akımların yerleşik ve kuvvetli olduklarına bir işaret olabilir. Büyük bir heykeli yıkmak, yerinden sökmek oldukça zordur. Ancak bu heykelin yıkılmasıyla maddiyunluk ve dinsizlik hem maddi hem de manevi olarak ortadan kalkacaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;din-i İsevinin hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezcederek&#8221;: Hz. İsa ikinci kez dünyaya geldiğinde Allah&#8217;ın son kitabı olan Kuran&#8217;a tabi olacak, bozulmuş olan Hıristiyanlığı gerçek haline döndürüp gerçek İslam&#8217;la birleştirecektir.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek&#8221;: Allah&#8217;ın iki hak dini birleştiğinde geniş anlamda çok büyük bir güç kazanacaktır. Dünyanın dört bir yanında hakim ideoloji olan materyalizmi fikren mağlup edecekler ve insanlar üzerindeki bütün etkisini yok edecekler.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne ikinci kez dönüşünü anlattığı tüm açıklamalarında onun o dönemdeki tüm inkarcı sistemleri ortadan kaldıracağına ve bunu yaparken de Müslümanlarla birlikte hareket edeceğine işaret etmektedir. Hz. İsa, İslam dünyasındaki samimi Müslümanlarla birlik olup, inkarcı sistemin zulmünü ortadan kaldıracaktır.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, Dinisohbet, Dini sohbet, Din sohbet, islam sohbet, islami chat, islam chat, din chat, islamnurum,islamnurum,Seviyelisohbet, Sohbet sevdasi, sevdasi, osmanli padişahlari, Hz isa doğumu</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/bediuzzaman-said-nursi-1960-yilinda-hakkin-rahmetine-kavusana-kadar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamberlere gunah işlermi ?</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/peygamberlere-gunah-islermi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/peygamberlere-gunah-islermi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2010 05:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler ve âlimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=844</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, islamichat, islami chat, islamnurum, asyasohbet, dini sohbet, din sohbet
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler günah işlemez </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sual: Peygamber günah işlemez mi yani masum mudur?<br />
CEVAP<br />
Masum olmak, kusursuz ve günahsız olmak, Peygamberlere mahsustur. (Merec-ül-bahren) </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Her Peygamber, büyük küçük her günahtan masumdur. (Riyad-ün-nasıhin)<span id="more-844"></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler günah işlemekten masumdur, temizdir, günah işleyemezler. (Mekt. Rabbani 2/44)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İmam-ı Gazali hazretleri, Ravda-tüt-talibin isimli eserinde buyuruyor ki:<br />
(Resulullah, icma ile büyük-küçük günahlardan ve mekruh işlemekten uzaktır. Unutmaktan, gafletten, verdiği haberlerde hata edip yanılmaktan da uzak olduğu icma ile sabittir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tebliğ ettiği sözlerde yanılmasının caiz ve mümkün olması, üzerinde durmayıp derhal farkına varması şartı iledir. Bu da icra ettiği şeydeki hikmetleri bilmeyi ve ona tâbi olmayı ve unutmanın faydasını bildirmek içindir. Resulullahın bu husustaki yanılma haline sebep, ilmin anlatılması ve dinin açıklanmasıdır. Nitekim hadis-i şerifte, (Ben hiçbir hususta unutup yanılmam. Böyle bir şey vaki olursa, bu sadece bildirmek istediğimi açıklamam içindir) buyuruldu. Bu durum, onun için bir noksanlık değil, bilakis tebliği genişletmek ve nimeti tamamlamak içindir. Fakat bir tebliğde bulunmak, fiillerindeki hükümleri açıklamak, dini emirleri bildirmek ve kalbine gelen vahiy haberlerini anlatmak maksadı bulunmayan hususlarda bütün mutasavvuflar ve kalb ilmine sahip âlimler, yanılmanın, unutmanın, gaflet ve gevşekliğin imkansız olduğunu bildirmişlerdir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kadı İyad hazretleri, Şifa-i şerif isimli kitabında buyuruyor ki:<br />
(Küçük günahları Peygamberlere caiz görenler, bu cevazlarına birçok âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin zahirlerini delil olarak almaları, büyük günahları caiz görmeye, icmayı parçalamaya ve müslüman kimsenin söyleyemeyeceği şeyleri söylemeye sevk etmiştir.)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bütün bu nakillerden anlaşılacağı üzere, Peygamberler küçük, büyük günah işlemezler. Peygamber Zelle işleyebilir. Zelle ise günah değildir. En efdali ve en evlayı yapmayıp, fadılı, yani fazileti tercih etmektir. (Riyad-ün-nasıhin)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Fetih suresinde Peygamber aleyhisselama hitaben (Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti. Üzerindeki nimetini tamamladı ve seni doğru yola iletti) buyurulan bu âyet-i kerimede, Allahü teâlâ, Resul-i ekremini her türlü ayıplardan teberri ve Onun ismetini, günahsızlığını beyan buyurmaktadır (Şifa-i şerif) Bazı âlimler de bu âyet-i kerimeyi şöyle açıklamışlardır:<br />
(Allahü teâlâ, seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten korudu.)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Günah işlemekten korunmuşlardır<br />
Sual: Bekara suresinin 128. âyetinde, İbrahim ve İsmail Peygamberin, “Ya Rabbi, tevbemizi kabul et” diye dua ettikleri bildiriliyor. Taha suresinin 121. âyetinde, (Âdem Rabbine asi oldu) deniyor. Kasas suresinin 15. âyetinde Hazret-i Musa’nın kavga eden iki kişiden birini öldürdüğü, 16 âyette ise Hazret-i Musa’nın (Ya rabbi ben kendime zulmettim, beni affet) dediği ve Kehf suresinin 74. âyetinde, Hazret-i Musa’nın arkadaşının suçsuz bir çocuğu öldürdüğü bildiriliyor. Bütün bunlar Peygamberlerin günah işlediğini göstermiyor mu?<br />
CEVAP<br />
Kur’an meallerinden din öğrenilmez. Aksine böyle yanlış düşüncelere sahip olunabilir. Din ancak doğru yazılmış ilmihallerden öğrenilir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Allahü teâlâ, Peygamberleri, Peygamberlikten önce de, sonra da günah işlemekten korumuştur. (Nuhbet-ül-Leali) </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler nübüvvetten [Peygamberlikten] önce de günah işlemekten korunmuştur. (Kadı Iyâd / El- Millet-ül Meşhure)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İbrahim ve İsmail aleyhimüsselam ile ilgili âyetin meali şöyledir:<br />
([İbrahim ve İsmail dedi ki:] Ey Rabbimiz, bizi Müslümanlıkta sabit kıl. Soyumuzdan da Müslüman bir ümmet yetiştir. Bize menasiklerimizi [Haccın usullerini] öğret. Tevbemizi kabul et. Çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak sensin.) [Bekara 128]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler, günah işlemekten masumdur. Hazret-i İbrahim ile Hazret-i İsmail, Kâ’beyi yaptıktan sonra bu yerlerde daha çok duanın ve tevbenin kabul edileceğini öğretmek için böyle dua etmişlerdir. Bu, bizim masumiyetimizi [günah işlemeyişimizi] devamlı kıl demektir. (Kurtubi)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Dostların günahını, düşmanların günahları gibi sanmamalı. (İyilerin, iyilik sandıkları şeyleri, dostlar, günah bilir) buyuruldu. Bunların günah ve kusurları olsa da, başkalarının günahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. Taha suresinin, (Âdem unuttu, azim ile, karar ile yapmadı) mealindeki 115. âyet-i kerimesi bunu bildiriyor.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Demek ki Hazret-i Âdem günaha azmetmedi. Kasten yapmadı, unutup yanılarak yaptı. Bunun için de affa uğradı. Ama İblis kararla, azimle yaptı ve ebedi lanetlendi. İkisinde de emre muhalefet var; ama birinde unutmak ve yanılmak, ötekinde azim ve karar var.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i Musa’nın Kıpti’yi öldürmesi hakkında Tefsir-i Kurtubi’de bildirilen malumat şöyledir:<br />
1- Hazret-i Musa, o zaman 12 yaşında idi.<br />
2- Kavgayı aralamak için iki kişinin arasına girdi. Kıpti hafif itelemekle düşüp öldü.<br />
3- Bu işte Hazret-i Musa’nın öldürmek için bir kastı yoktu, yanlışlıkla yani kazayla bu olay meydana geldi. Buna rağmen Hazret-i Musa yine de Allahü teâlâdan af diledi. Allah da onu affetti. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i Musa’nın yanındaki Hızır aleyhisselamın günahsız çocuğu öldürmesi ise Allah’ın emri ile idi. Çocuk büyüyünce kâfir olacağı ve ailesine zulmedeceği bildirildiği için, yerine hayırlı bir evlat vermesi için o çocuk öldürülmüştü. Bunda Hazret-i Hızır’ın bir suçu yoktur.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler aya güneşe tapmaz<br />
Sual: Bütün Peygamberlerin Peygamberlikleri bildirilmeden önce de, günah işlemedikleri malum iken, neden meallerde, Hazret-i İbrahim’in, yıldıza, aya ve güneşe &#8220;Bu benim Rabbim&#8221; dediği yazılı?<br />
CEVAP.<br />
Hiçbir Peygamber, Peygamberliğini tebliğ etmeden önce de günah işlemez, hele Allahü teâlâya şirk koşmaz. Müşrikler gibi (Güneş benim Rabbim) demez. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı. O gerçekten Allah’ı tanıyan doğru bir müslümandı. Müşriklerden de olmadı.) [Al-i İmran67]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Andolsun ki bundan önce, İbrahim’e de rüşdünü [büluğundan önce hidayeti] verdik. [Onun buna ehil ve müstahak olduğunu] biliyorduk.) [Enbiya 51]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu âyet-i kerimeler de İbrahim aleyhisselamın büluğundan önce de hidayet üzere olduğunu göstermektedir. (Beydavi)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Durum böyle iken, İbrahim aleyhisselamın yıldıza, aya ve güneş taptığını söylemek, Kur’an-ı kerimdeki ifadeleri anlamamak demektir. Hemen bütün tercüme ve meallerde, yıldız, ay ve güneş için (Bu benim Rabbim) diye yazılmıştır. Hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu bakımdan Kur’an-ı kerim tercümelerinden fıkıh, akaid gibi ilimler öğrenilmez. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tefsir-i Mazharide, Enam suresinin 76-79. âyetlerinin açıklaması şöyledir:<br />
İbrahim aleyhisselam, yıldızları, ay ve güneş gösterip Bu mu benim Rabbim diyerek bunlara tapanları ilzam etmek [susturmak] istemiştir. Beydavi tefsirinin Şeyhzade haşiyesinde de böyle bildirilmektedir. </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tibyan’da (Acaba Rabbim bu mu?) şeklinde tercüme yapılmış. Bu ifadede bile şüphe var. Ancak tefsirlerden aldığı dört açıklama şöyledir:<br />
1- İbrahim aleyhisselam, müşriklerin cehaletlerini bildirmek için böyle söylemiştir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>2- Müşriklerin yaptıkları şeyleri başlarına kakmak, doğruyu öğretmek için (Bunun gibi şeyden hiç Rab olur mu, bu mu benim Rabbim) demek istemiştir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>3- Müşriklerin aleyhine hüccet için, (Sizce benim Rabbim bu ha) demek istemiştir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>4- (Kavmim Rabbimin bu olduğunu söylüyor) demek istemiştir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu dört açıklama da Hazret-i İbrahim’in; yıldız, ay ve güneş için (Bu benim Rabbim) demediğini, yani müşriklerden olmadığını açıkça göstermektedir. Ay veya güneş için Bu benim Rabbim demek şirktir. Halbuki Peygamberler, şirk değil, günah bile işlemezler. (Feraid)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bekara suresinin, (İbrahim, “ya Rabbi, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” dediğinde, Rabbi “İnanmıyor musun” dedi. İbrahim, inanıyorum ama, kalbimin tatmin olması için görmek istedim, dedi) mealindeki 260. âyetinden dolayı da bazı sapıklar, (Hazret-i İbrahim, Allah’ın yaratmasından şüphe ediyordu) diyorlar. Halbuki yukarıdaki âyetlerde, İbrahim aleyhisselamın, büluğundan önce de rüşd sahibi doğru bir müslüman olduğu açıklanmıştı. Buna rağmen böyle söylemek, cahillik değil ise, art niyettir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i İbrahim’e bu çeşit saldırılar olduğu gibi, İslam’ın iki göz bebeğinden birisi olan Hazret-i Ömer’e de İbni sebeciler, (Ömer Hudeybiye’de, Resulullahın Peygamberliğinden şüphe etmişti) diyebiliyorlar. Orada da, Hazret-i Ömer aynen, Hazret-i İbrahim gibi, Allah ve Resulüne olan teslimiyetini bildirmek için, (Ya Resulallah sen Allah’ın Peygamberi değil misin? Biz hak, kâfirler bâtıl yolda değil mi?) mealindeki sözlerinden dolayı ona saldırıyorlar. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, (Sen elbette Allah’ın resulüsün, bizim yolumuz elbette hak, kâfirler elbette bâtıl yoldadır. Zahiren aleyhimize görünen bu anlaşmada asla dinden taviz verilmemiştir) demek istediğini bütün Ehl-i sünnet âlimleri bildirmektedir. (Kurret-ül-ayneyn)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kur&#8217;an tercümesi denilen kitapların ne kadar yanlış ve zararlı oldukları buradan da anlaşılmaktadır. Kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi lüzumlu bilgileri Kur&#8217;an tercümesi denilen kitaplardan öğrenmemiz mümkün değildir. Hatta muteber tefsirlerden bile anlamamız mümkün olmaz. Lüzumlu bilgileri, nakli esas alan ilmihallerden öğrenmemiz gerekir.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamberler masumdur<br />
Sual: Bütün peygamberlerin günah işlemediği bildiriliyor. Âdem aleyhisselamın yasak meyveden yemesi günah değil mi?<br />
CEVAP<br />
Evet, peygamberler günah işlemez. Zelle işleyebilirler. Zelle, doğrular içinde, en doğruyu bulamamak demektir. Âdem aleyhisselam, kasten yasak meyveden yemedi. Unutarak yediği için mazur görüldü. Taha suresinin, (Âdem unuttu, azimle, karar ile yapmadı) mealindeki 115. âyet-i kerimesi Âdem aleyhisselamın mazur olduğunu, günahsız olduğunu göstermektedir. Âdem aleyhisselamın mazur olduğu şu hadis-i şerifle de bildirilmektedir:</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Âdem aleyhisselam ile Mûsa aleyhisselam, Rableri nezdinde münazara ettiler ve Âdem aleyhisselam, Mûsa aleyhisselama galip geldi. Mûsa aleyhisselam dedi ki:<br />
— Sen o Âdem’sin ki, Allahü teâlâ, seni iki eli ile [vasıtasız olarak] yarattı ve sana ruhundan üfledi, melekleri sana secde ettirdi ve seni cennete yerleştirdi. Sonra da sen bir hatan sebebiyle, insanları yeryüzüne indirdin.<br />
Âdem aleyhisselam ona dedi ki:<br />
— Sen o Mûsa’sın ki, Allahü teâlâ seni Peygamber seçtiği gibi, kendisi ile konuşmana izin verdi. Sana her şeyin açıklanmasını ihtiva eden kitabı verdi. Onunla konuşmak, Ona yalvarmak suretiyle seni kendisine yanaştırdı. Şu halde benim yaratılmamdan ne kadar önce Tevrat’ı yazdığını gördün değil mi?<br />
Evet gördüm. Kırk yıl önce.<br />
— Ya Musa, şu halde orada Âdem hata etti yazısını da gördün mü?<br />
Gördüm.<br />
— Allah’ın beni yaratmasından kırk yıl önce işleyeceğimi yazdığı işi yapmam üzerine beni nasıl suçlarsın ki?<br />
Âdem aleyhisselam böylece Mûsa aleyhisselama galip geldi.) [Buhari, Müslim] </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, islamichat, islami chat, islamnurum, asyasohbet, dini sohbet, din sohbet</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/peygamberlere-gunah-islermi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nebi yada Resul ne anlam ifade eder ?</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/nebi-yada-resul-ne-anlam-ifade-eder.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/nebi-yada-resul-ne-anlam-ifade-eder.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2010 20:10:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler ve âlimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=847</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, islamichat, islami chat, islamnurum, asyasohbet, dini sohbet, din sohbet
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Nebi ve Resul nedir?</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sual: Bazıları hocalarını Resul yani Peygamber olarak gösterebilmek için, “Kitap gönderilen peygambere Nebi, Kitap gönderilmeyen peygambere Resul denir” diyorlar. Peygamberlik son bulmadı mı? Bizim Peygamberimiz son Peygamber değil mi?<span id="more-847"></span><br />
CEVAP<br />
Müslümanlıkla ilgisi olmayan böyle iddialar, dinimizi içten yıkmak isteyen din düşmanlarının taktik ve hilelerindendir. Bunlar, Yalnız Kur’an diyerek, âyetleri kendi kafalarına göre yorumlayıp, Resulullahın açıklamalarına hiç itibar etmezler. Hadis-i şeriflerin hepsine de uydurma derler.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars’çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim’e İsmail’den sonra] İshak ve Yakub’u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hazret-i Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri:<br />
(Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hazret-i Musa’ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Musa&#8217;yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, &#8220;Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm&#8221; dedi.) [Zuhruf 46] (Bu âyette de, Hazret-i Musa’nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Kitapta Musa&#8217;yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Meryem&#8217;in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(“Biz, Allah&#8217;ın Resulü olan Meryem oğlu İsa&#8217;yı öldürdük&#8221; demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Ya rabbi, ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki:<br />
(Allah, “Ey Musa! İstediğin sana verildi” dedi.) [Taha 36]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Biz, Musa‘ya Kitab verdik, kardeşi Harun’u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kitap verilen resul olan Hazret-i Musa’dır. Hazret-i Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hazret-i Musa Resul iken, Hazret-i Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali:<br />
(Rahmetimizden, kardeşi Harun’u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi.<br />
(Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, &#8220;Allah sana, Kelimullahı [İsa’yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya&#8217;yı müjdeler&#8221; diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hazret-i İsa’nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hazret-i Yahya ise, Hazret-i İsa’nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir. Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim:<br />
(Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hakim, Taberani]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Diğer nebilere göre benim durumum şu misale benzer. Bir kimse, güzel bir ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi beğenir. Yalnız &#8220;Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı&#8221; derler. İşte ben o kerpicim. &#8220;Hatem-ün-nebiyyin&#8221; yani nebilerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhari, Müslim]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan’ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir:<br />
(Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>(Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kur&#8217;an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor:<br />
(Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, resul sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
(Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim]</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>islam, islami, islamisohbet, islami sohbet, islamichat, islami chat, islamnurum, asyasohbet, dini sohbet, din sohbet</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/nebi-yada-resul-ne-anlam-ifade-eder.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

