<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam sevdası, islam, islami, islami sohbet, islami chat &#187; Tarikatler ve Cemaat ler</title>
	<atom:link href="http://www.islamsevdasi.com/kategori/tarikatler-ve-cemaat-ler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamsevdasi.com</link>
	<description>islamsevdasi.com islam, islami, islami sohbet, ve islami chat, gibi dini sohbetin yaşandığı tek adres.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 20:52:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Alevi ve alevilik</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/alevi-ve-alevilik.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/alevi-ve-alevilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jun 2011 14:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[ahde]]></category>
		<category><![CDATA[Alî taraftan]]></category>
		<category><![CDATA[bunlar]]></category>
		<category><![CDATA[güdenlere]]></category>
		<category><![CDATA[hem Âlevîyüz]]></category>
		<category><![CDATA[kendilerine]]></category>
		<category><![CDATA[kulıyuz]]></category>
		<category><![CDATA[umûmî]]></category>
		<category><![CDATA[verirüz]]></category>
		<category><![CDATA[yâni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=6154</guid>
		<description><![CDATA[Alevî   islam  Alî&#8217;ye mensup anlamına gelen bu söz, hem Hazret-i Alî soyundan gelen anlamına gelir, hem de Hazret-i Alî taraftarı olan, onun yolunda giden anlamım verir. «Gerçekten de yüce Allah her peygamberin soyunu, o peygamberin sulbünden izhâr etti, benim soyumuysa Ebû Tâlib oğlu Alî&#8217;nin sulbünden izhâr eyledi» hadîs-i şerifi mucebince (Cami1; I, s. 58) Hazreî-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alevî   <a href="http://www.islamsevdasi.com/">islam</a></strong><br />
<strong> Alî&#8217;ye mensup anlamına gelen bu söz, hem Hazret-i Alî soyundan gelen anlamına gelir, hem de Hazret-i Alî taraftarı olan, onun yolunda giden anlamım verir. «Gerçekten de yüce Allah her peygamberin soyunu, o peygamberin sulbünden izhâr etti, benim soyumuysa Ebû Tâlib oğlu Alî&#8217;nin sulbünden izhâr eyledi» hadîs-i şerifi mucebince (Cami1; I, s. 58) Hazreî-i Ali&#8217;nin ve Cenab-ı Peygamberin (S.M) kızları Hazret-i Fâtıma&#8217;nın sulbünden gelenlere «Alevi» denmiştir. Bunlara umûmî olarak «Seyyid» dendiği gibi İmam Hasan soyundan gelenlere «Şerif», İmam Huseyn so­yundan gelenlere «Seyyid» denmesi de âdet olmuştur. Bunlara, Kur&#8217;an-ı Mecîd&#8217;in hükmünce malı temizlemesi dolayısıyle zekât ve belâyı def et­mesi yüzünden sadaka vermek haram olduğu gibi onların da zekât ve sadaka almaları haramdır; ancak zekât ve sadakalarını birbirlerine vere­bilirler. Soyu Hazret-i Peygamber&#8217;in ataları Abdüimuttalib&#8217;e erişen kişilerin hepsi de bu hükme girer ve «Âli Muhammed &#8211; Muhammed soyu» sayılır­lar.</strong></p>
<p><strong>Ayrıca, Hazret-i Peygamber&#8217;den sonra halîfe ve Peygamber&#8217;in vasîs; olarak Hazret-î Alî&#8217;yi ve onun soyundan gelen İmamları tanıyanlara, A!i ve evlâdının tarafını güdenlere, Alî taraftan, yâni «Şîa» olanlara da «Alevî» denmiştir. Galib Dede (1213 H. 1799} bu anlamda.</strong></p>
<p><strong>Sanman bizi kim beste-dil-i nefs-i gâvîyüz, Ne havf-ı emîran bilürüz, ne bedevîyüz; Râzî-süde-i hükm-i kaza Mustaiavîyüz; Hâk-i kadem-i Âli Aba Murtazavîyiiz;</strong></p>
<p><strong>İkrarımıza ser verirüz, ahde kaviyüz; Biz sâh-i velayet kulıyuz, hem Âlevîyüz</strong></p>
<p><strong>&lt;ter (Divan; Bulak &#8211; 1252; Kasideler, s. 79-80). Fâzıl paşa da (1300 H. 1882)</strong></p>
<p><strong>Şem&#8217;-i bezm~i Haseneyn-emf Alevî&#8217;yem, Alevî; Yakar a&#8217;dâyı benim Şu&#8217;le-i ahim alevi beytiyle aynı şeyi söyler.</strong></p>
<p><strong>Anadolu ve Rumeli&#8217;de, İran&#8217;ın bâzı bölgelerinde Bâtınî inançlar besle­yen, Hz. Alî hakkında aşın kanaatlar güdenler de kendilerine «Alevî» ve «sûfiyân» derler. Bektâşîler bunlara «Sofu Sürkleri» adını da verirler. İran&#8217;da bunlar, kendilerine, umûmî bir ta&#8217;bir olarak «Ehl-j Hak» adım vermişlerdir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/">islam</a>, islami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, muslumanlar, müslüman, din sohbet, islam sohbet, islam nurum, seslisoru, sesli soru, Alevi ve alevilik, aleviler, alevilerin özellikleri, alevi ne demektir, alevilik neyi ifade eder</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/alevi-ve-alevilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müslüman Kardeşler</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/musluman-kardesler.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/musluman-kardesler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 07:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[guzel sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[musluman kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşler amacı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşler cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşler kimdir?]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşler örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşleri kim kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman kardeşlerin amacı nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[sesli chat]]></category>
		<category><![CDATA[sesli nefret]]></category>
		<category><![CDATA[sesli sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[seslinefret]]></category>
		<category><![CDATA[seviyeli sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5212</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, Müslüman Kardeşler, müslüman kardeşler kimdir?, müslüman kardeşler amacı nedir, müslüman kardeşler örgütü, müslüman kardeşler cemaati, müslüman kardeşleri kim kurdu, müslüman kardeşlerin amacı nedir?
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1- Müslüman Kardeşler (İhvan) ne zaman, kim tarafından kuruldu?  <a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
Hareket 1928 yılında Süveyş Kanalı üzerindeki İsmailiye kentinde öğretmen Hasan el Benna tarafından kuruldu. Hayır işleri ve sosyal projelerle halk arasında güven kazanarak yerini sağlamlaştırdı. 1936 yılında 800 olan üye sayısı 1948&#8242;de 500 bini aştı. Bugün için ise tam bir rakam verilemiyor. Hareketten Gazze&#8217;yi yöneten Hamas doğdu.</strong></p>
<p><strong>2- Nasıl bir gelişim izledi? Mısır&#8217;da nasıl yapılandı?<br />
Dini değerlerle yola çıkan örgüt zamanla daha siyasi bir kimliğe büründü. 1940&#8242;larda İsrail devletinin kurulması için Mısır&#8217;da bulunan Britanya askerlerine karşı mücadele etmek için gizli bir paramiliter kanat oluşturulduğu öne sürüldü, ancak şiddet kullanmadan, demokratik kurallara saygılı bir kurum olduklarını her fırsatta dile getirdiler.</strong></p>
<p><strong>3- Örgüt ne zaman, neden yasaklandı?<br />
1948&#8242;de örgütün kapatılmasını emreden Başbakan Mahmud Fehmi Nuk- raşi öldürülünce oklar örgüte yöneldi ve kurucusu Benna 1949&#8242;da idam edildi. Faaliyetlerine &#8216;hareket&#8217; olarak devam etti. Ancak 1954&#8242;te Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır&#8217;a yönelik suikast girişimi ile itham edilince aynı yıl hükümet tarafından yasaklandı. 1970&#8242;lere kadar devam eden yoğun baskı Enver Sedat döneminde<br />
azaldı. Sedat, 1971&#8242;de hapisteki örgüt üyelerini serbest bırakarak genel af ilan etti.</strong></p>
<p><strong>4- Seçimlere ne zaman girdi, ne kadar oy aldı?<br />
Örgütlenmenin üyeleri ilk kez 1980&#8242;lerde bağımsız olarak seçimlere girdi. 1990&#8242;daki seçimleri sistemi eleştirdikleri için boykot ettiler. 2000 yılındaki seçimlerin ardından 17 bağımsız adayı meclise sokarak en büyük muhalefeti oluşturdular.</strong></p>
<p><strong>5- 2005 seçimlerinde ne kadar oy aldılar, kaç sandalye kazandılar?<br />
2005 yılında siyasi parti kurma yasağı bulunduğu için Müslüman Kardeşler seçimlere bağımsız adaylarıyla girerek mecliste 88 sandalye kazandı. Bu, yüzde 20 oy oranı anlamına geliyordu ve en büyük muhalefet grubunu oluşturdular. Bu başarının ardından Mısır hükümeti örgüte yönelik baskıları arttırdı. Liderlerini tutuklattı, örgüte ekonomik darbe vurmak istedi.</strong></p>
<p><strong>6- Grup 2010&#8242;da yapılan seçimlere neden girmedi?<br />
İlk turu 28 Kasım&#8217;da yapılan 2010 seçimlerinde Hüsnü Mübarek&#8217;in UDP partisi neredeyse bütün sandalyeleri kazanmış, Müslüman Kardeşlerin bağımsız adayları tek bir sandalyeye bile sahip olamamıştı. Örgüt, seçimlerin ilk turunda NDP lehine geniş çaplı yolsuzluk yapıldığı ve hile ka¬rıştırıldığı gerekçesiyle 5 Aralıktaki ikinci tura katılmama kararı alıp bağımsız adaylarını geri çekti.</strong></p>
<p><strong>7- Müslüman Kardeşler bugün de eskisi gibi radikal mi?<br />
Örgütün genç kanadı daha ılımlı. Genelde de şiddet yerine sosyal yardımlarla halka ulaşıyorlar. Mısır&#8217;da siyasi İslam&#8217;ı temsil etmeleri nedeniyle halk arasında silahlı bir örgüt yerine daha çok siyasi bir aktör olarak anılıyorlar. Örgüt, radikallikten daha uzak ama muhafazakâr tutumunu koruyan yine de halkın modern ihtiyaçlarına karşılık verme gayesinde olan bir tutum sergiliyor.</strong></p>
<p><strong>8- Müslüman Kardeşler Mısır<br />
dışında hangi ülkelerde var? İslam birliği düşüncesini benimseyen diğer Arap ülkelerindeki destekçilerinin aynı isimle kendi aralarında örgütlenmesiyle, bakış açıları geniş bir coğrafyaya yayıldı. Müslüman Kardeşler&#8217;in Mısır dışındaki siyasi uzantıları Bahreyn, Suriye, Ürdün, Filistin, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Cezayir, Sudan, Somali, Tunus ve Libya&#8217;da bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>9- ABD ve İsrail Müslüman<br />
Kardeşler&#8217;i neden istemiyor? Mübarek&#8217;in yönetimi bırakmasıyla Müslüman Kardeşler&#8217;in meclise girebileceğini düşünen İsrail, Mısır&#8217;la aralarında 1979&#8242;da imzalanan barış anlaşmasının tanınmamasından endişeleniyor. ABD&#8217;de ise örgütle ilişkilerini tekrar gözden geçiriyor. Mısır&#8217;da İslam tabanlı bir yönetim tercih etmiyor.</strong></p>
<p><strong>10- Mübarek&#8217;in ardından iktidara gelmeleri beklenir mi? Bu süreçte yer alacaklar mı?<br />
Cuma günü yaptıkları açıklamada geçiş hükümetinin parçası olmayacaklarını, iktidarı da düşünmediklerini belirttiler. Örgüt organize ağları ve sadık üyelerinin desteğiyle yürütülen hayır işleriyle halktan büyük takdir topluyor. Aynı zamanda doktor ve avukat sendikları arasında da çok etkili.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, Müslüman Kardeşler, müslüman kardeşler kimdir?, müslüman kardeşler amacı nedir, müslüman kardeşler örgütü, müslüman kardeşler cemaati, müslüman kardeşleri kim kurdu, müslüman kardeşlerin amacı nedir?</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/musluman-kardesler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAHUDİLİĞİN TARİHİ</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/yahudiligin-tarihi.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/yahudiligin-tarihi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2011 06:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[musevilik]]></category>
		<category><![CDATA[yahuda]]></category>
		<category><![CDATA[YAHUDİLİĞİN TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[yahudilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5196</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, CİHADIN HAKİKATİ, cihad, YAHUDİLİĞİN TARİHİ, yahudilik, yahuda, musevilik

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YAHUDİLİĞİN TARİHİ</strong></p>
<p><strong>Yahudiliğin tarihini bilmek ve bunu iyice kavramak için önce, &#8220;Siyonizm&#8221;i bilmek gerekir. Çünkü Siyonizm, yahudi tarihinin kaynağını teşkil etmektedir.<br />
Siyonizm ve Siyonist kelimelerinin tarihi çok eskidir, iki bin yıldır kullanılan bu kelimelerin ne demek olduğunu bilmek için de önce, &#8220;Siyon&#8221; u bilmek ibrani dilinde &#8220;moşe&#8221; diye adlandırılan Hz. Musa ile Firavun arasında başlayan mücadeleden itibaren yahudi tarihine bir göz atmak gerekir.<br />
Yapılan tarihi rivayetlere göre, Milattan önce 1200 yılları, Hz. Musa&#8217;nın peygamber olarak insanları hak dine çağırdığı yıllardır. O devirde israil oğullan, Mısır&#8217;da esir olarak bulunuyorlardı. Daha önce Hz, Yakup ve oğlu Hz. Yusuf&#8217;tan aldıkları hak ve tevhid dinine sarılarak, putperest Mısır&#8217;lılar arasında yaşıyorlardı. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ve Ahdi Atik&#8217;de (Tevrat&#8217;da) oradaki hayatları hakkında bir çok şeyler anlatılır. Gördüğü bir rüya üzerine Firavun, doğan bütün yahudi erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. O sıralarda doğan Hz, Musa&#8217;nın ise, bizzat Firavun&#8217;un sarayında büyütülmesi meşhurdur. Gençlik yıllarında bir Mısırlıyı kazaen öldürünce Mısır&#8217;dan kaçan Hz. Musa, Tür-i Sina&#8217;da, ilâhî vahye mazhar olur. Kardeşi Harun ile tekrar Mısır&#8217;a, Firavun&#8217;un memleketine gelerek onu hak dine davet etmek ister.<br />
Bu günki muharref (değiştirilmiş) Tevrat&#8217;a göre ise, Mısır&#8217;da İsrailoğulları&#8217;nın, Firavun&#8217;un her türlü zulüm ve işkenceye maruz bıraktığı yıllarda Ahram denilen bir İbranili kişi yaşamıştı. Bu zat, Yokebedi adında bir kadınla evlenmiş ve ondan bir çocuk dünyaya getirmişti. Bu çocuğa &#8220;Musa&#8221; ismini vermişlerdi.<br />
Yokebedi, Hz. Musa&#8217;yı doğurduğunda onu hemen gözlerden gizledi. Onun doğum haberi Firavun&#8217;a ulaşmamıştı. Onu, bir müddet yanında saklamış, işinin açığa çıkmasından korktuğu zaman ise, Allah ona, bir sandık hazırlamasını ve Musa&#8217;yı onun içine koymasını, sonra da zift ile sıvamasını ve nihayet onu Nil nehrine atmasını ilham etmişti. En sonunda da onun kalbini yatıştırıp Musa&#8217;nın gene kendisine döneceğini müjdelemiş, onu peygamber kılacağını da ona haber vermişti. Kur&#8217;an-ı Kerimde de buna benzer ifadeler ve bilgiler vardır.<br />
Firavun&#8217;un adamları sandığı sudan çıkarıp da açınca, Firavun&#8217;un karısının gözleri hemen çocuk Musa&#8217;ya ilişti. Allah&#8217;ta, kalbine Hz. Musa&#8217;nın muhabbetini yerleştirdi. Kur&#8217;an-ı Kerime göre, Firavun&#8217;un karısı Asiye, kocasının bütün İsrail çocuklarının öldürdüğü gibi, onu da öldüreceğini anlamış ve Firavun&#8217;a şöyle demişti:<br />
&#8220;Bu çocuk benim ve senin için bir göz aydınlığı&#8230; Onu öldürme, belki bize bir faydası dokunur, çocuktan mahrum edildikten sonra da umulur ki, onu oğul ediniriz.&#8221;<br />
(Kasas sûresi. ayet: 9)<br />
Bunun üzerine Firavun, karısına uydu ve küçük Musa&#8217;yı ona bıraktı.<br />
Bu sırada İsrailoğulları Mısır&#8217;da esir olarak yaşıyorlardı. Firavun&#8217;un gördüğü bir rüya üzerine bütün yahudi erkek çocukları öldürtmesine rağmen, Hz. Musa, bizzat Firavun&#8217;un sarayında büyümüş, gençlik yıllarında da bir kaza ile bir Mısır&#8217;lıyı öldürmesi üzerine, Mısır&#8217;dan kaçmış ve &#8220;Tür-i Sinâ&#8221;da ilâhî vahye mazhar olmuştur.<br />
Çeşitli mucizeler gösteren Hz. Musa. kavmi ile Sina dağının bulunduğu çölde kırk yıl dolaşmış, İsrâiloğullanm Firavun&#8217;un elinden kurtarmış, Kızıldeniz&#8217;den geçmek sureti ile Mısır&#8217;dan kaçmıştır (Kasas sûresinin 9-45 ayetine kadar olan kısmı, Hr. Musa&#8217;yı anlatmaktadır. Doğumunu, büyümesini ve Mısır&#8217;dan nasıl çıktığını safha safha bildirmektedir Seyyid Kutup &#8211; F.: 2,).<br />
Daha Şeria vadisinde iken, Arz-ı Mev&#8217;üd (vadedilmiş topraklar) ı ele geçirmeden vefat eden Hz. Musa&#8217;nın yerine Yoşua geçmiş, ve Yahudileri bu topraklara yerleştirmiştir.<br />
Önce Silo şehri yakınlarında Gerezm dağında kurbanları takdim edebilecekleri bir &#8220;Mezbaha&#8221; inşa edilmiştir. Ancak, yapılan rivayetlere göre; Allah, emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmeyen Israiloğulları&#8217;nın başına İranlıları musallat etmiş ve onları M.Ö. 1100 yıllarında mezbahalarım yıktırarak memleketten kovdurmuştur.<br />
Samuel&#8217;in başkanlığında kurulan krallık devrinden sonra (MÖ. 1015 yılında) Hz. Davut geçmiş, Kudüs kentini yahudiler için başşehir yapmıştır.<br />
Bu krallık, yahudi tarihinde büyük bir önem taşır. Yahudiler bu devirde, yer yüzünün hakimliğini ele geçirmeye çalışmışlardır&#8230;<br />
Bu krallığın en muhteşem devresinde Hz. Süleyman, &#8220;Siyon&#8221; dağında, ünlü &#8220;Süleyman Mabedini yaptırmıştır. Bu mabedin bugünkü yeri, Kudüs&#8217;te &#8220;Ömer Camii&#8221;nin bulunduğu sahaya rastlar. Günümüze kadar, bu mabedin sadece &#8220;Batı duvarı&#8221; nın kaldığı bilinmektedir. &#8220;Ağlama duvarı&#8221; denilen bu duvar, yahudiler tarafından kutsal bir ziyaret yeri olarak muhafaza edilmektedir.<br />
Yahudilerin mukaddes kitapları; Ahd-i Atik ve onun ilk beş kitabını teşkil eden Tevrat&#8217;ta mabedin varlığı ile ilgili yüzlerce emir bulunmaktadır.<br />
Anlaşıldığı gibi &#8220;Siyonizm&#8221; genel anlamıyla, Filistin dışındaki bütün yahudileri &#8220;Kazanılmış Topraklar&#8221; da toplamak sureti ile, &#8220;Süleyman Mabedini&#8221;, &#8220;Siyon&#8221; dağında yeniden inşa etmek sureti ile tanınmışsa da, gerçek ve özel anlamıyla &#8220;Yahudinin; dünya hakimiyeti idealidir&#8221; ki, meşru olmasa bile bugün gayri meşru . olarak bunu gerçekleştirmişlerdir.<br />
Bugünkü muharref &#8216; (sonradan değiştirilmiş olan) Tevrat&#8217;a göre yahudiler; üstün ırk inancına sahiptirler.<br />
Tekvin&#8217;de, Nehemya&#8217;da, Ezra&#8217;da &#8220;ırkçı&#8221; direktifler vardır. Tevrat&#8217;ta savaş, yahudiliğin topuzu, ihtilâl ise silâhıdır.<br />
&#8220;Tesniye&#8221; adlı kitabın bir çok bölümlerinde ise yahudiliğin, milletlere ve insanlara karşı olan düşmanlığı, kini açık olarak yazılıdır.<br />
Yahudi olmayan milletlerin kurdukları ve idare ettikleri hükümetlerinin, yahudi politikası için ele geçirilmesi gerektiği yazılıdır.<br />
Rus ihtilâlini yapan Lenin, Troçki, Steklof, Marrof, Zivenief, Kamenef, Susanof, Sagarski, Bogdanof, Uruçki, Lârin, Ganeçki, Dan, Meşovski, Parvus, Riasanof, Martinof, Çernomorski, Solnzef, Piatsinki ve ötekiler birer yahudidir. Rus ihtilâlini aynı zamanda Yahudi bankerleri, finanse etmişlerdir.<br />
Gelmiş geçmiş Amerika cumhurbaşkanlarının bir kısmı yahudidir. Bugün, Amerika&#8217;yı yahudiler idare ediyor. Amerikada bankalar, silah fabrikaları yahudilerin ellerinde</strong></p>
<p><strong>kaynak : Darul kitap</strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami, islami sohbet, islami chat, seslinefret, sesli nefret, nefret, sesli sohbet, sesli chat, seviyeli sohbet, guzel sohbet, CİHADIN HAKİKATİ, cihad, YAHUDİLİĞİN TARİHİ, yahudilik, yahuda, musevilik<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/yahudiligin-tarihi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cehmîyte</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cehmiyte.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cehmiyte.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 21:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[Cehmîyte]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5168</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte, Cebriyye, Fasıl, cebriyyecilik, Cehmîyte

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1- Cehmîyte:  </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Bu fırka, Cehm b. Safvân adında bir şahsın taraftarlarından oluşmuş­tur. Kendisi katıksız Cebriyye&#8217;dendir. Bu şalısın cebir meselesindeki bidati İlk kez Tirmiz şehrinde ortaya çıktı. Cehm, Emevî oğullarının son dev­rinde Selem b. Ahvez el-Mâzinî adında bir kişi tarafından MerVde öldü­rüldü. Kendisi ezelî sıfatların reddi konusunda Mu&#8217;tezile İle aynı görüşe sahipti. Bazı meselelerde ise onlardan ayrılmıştır.</strong></p>
<p><strong>Bu meseleleri şöyle sıralayabiliriz: Cehm&#8217;e göre Allah Teâlâ İçİn kullanılan sıfatları, yarattıkları için kullanmak caiz değildir. Çünkü bu teşbîhe yol açar. Cehm, Hak Teâlâ&#8217;nın Hayy (diri) ve Âlim olmasını nef-yederken Kadir, Fâİl ve Hâlık (Yaratıcı) olmasını kabul etti. Ona göre yarattıklarından hiçbiri kudret, fiil ve yaratma sıfatlarıyla vasfedilemez.</strong></p>
<p><strong>Bİr diğer mesele şudur: Cehm&#8217;e göre Allah Teâlâ için hadis ilimler söz konusu olup bunların belli bir mahalli yoktur. O bu bağlamda şöyle demiştir: Bir şeyin yaratılışından önce bilinmesi caiz değildir. Çünkü böyle olduğu takdirde O&#8217;nun bu konudaki ilminin baki olup olmaması meselesi söz konusu olurdu. İlminin baki olması durumunda O&#8217;nun -hâşâ- cehaleti söz konusu olurdu. Çünkü olmuş bir şeyin bilgisi, olacak bir şeyin bilgisinden farklıdır. İlminin baki olmaması durumunda ise değişkenliği gündeme gelir ki değişken bir şey yaratılmış olup kadîm değildir. Cehm bu meselede Hişâm b. el-Hakem&#8217;in mezhebine uymuştur. Bu meyanda şöyle demiştir: İlmin hadis olduğu kabul edilirse, iki halden uzak kalınamaz: Ya Allah Teâlâ&#8217;nın Zâtı&#8217;nda hadis olur ki bu, Zâtı&#8217;nda değişikliğe yol açar ve hadisler için mahal teşkil eder; ya da bir mahalde hadis olur ve Allah Teâlâ değil o mahal onunla mevsûf olur. Böylelikle O&#8217;nun ilminin bir mahalli olmadığı ortaya çıkmış oldu. Cehm, malum olan varlıklar miktarınca hadis ilim kabul etmiştir.</strong></p>
<p><strong>Bir başka mesele ise şudur: Cehm&#8217;e göre insan, herhangi bir şeye kadir olmadığı gibi istitâ&#8217;at ile de tavsif edilmez. Kul, bütün fiillerinde mecbur yani cebr altındadır. Kudret, irâde ve tercihi asla yoktur. Hak Teâlâ cansız varlıkları nasıl yaratıyorsa, kulun fiillerini de aynı şekilde yaratır. Fiilerin onla­ra nisbeti, cansızlara nisbcti gibi mecazîdir. Tıpkı &#8216;Ağaç meyve verdi, su aktı, güneş doğdu, güneş battı, gök bulutlandı, yağmur yağdı, dünya sarsıldı&#8217; fiil­lerinde olduğu gibi. Ona göre mükâfat ve ceza da cebrdir. Fiillerin tamamı da cebrdir. Ona göre cebr sübût bulduğunda teklif de cebr olur.</strong></p>
<p><strong>Cehm&#8217;in Mu&#8217;tezile&#8217;den ayrıldığı bir diğer mesele şudur: Cennet ve cehennem ehlinin hareketleri kesintili olur. Ona göre cennet ve cehennem kendileri için tahsis edilen kimselerin girmesinden sonra fena bulacaktır. Cennet ehlinin nitelemesi de, cehennemliklerin elerni de son bulacaktır. Zira hareketler geçmişe doğru sonsuz olmadığı gibi geleceğe doğru dason-suz değildir. Cehm, bu görüşünden hareketle &#8220;Ebedî kalıcıdırlar&#8221; buy­ruklarını mübalağa ve tekît anlamına yormuştur. Hakiki anlamına değil, cehennem ehlinin oradaki kalışlarının kesintili olmasıyla ilgili olarak da şu ayet-i kerimeyi delil göstermiştir: &#8220;Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer baki kaldıkça orada ebedî kalırlar.&#8221; (Hûd/108) Görüldüğü üzere ayette bir şart, bir de istisna mevcuttur. Oysa ebedîlik ve sonsuzlukta her ikisi de söz konusu olmaz.</strong></p>
<p><strong>Cehm&#8217;e göre kul Allah&#8217;ı bilip kabul etmişse diliyle inkâr da etse tekfir edilemez ve mümin olarak görülür. Ona göre marifet ve ilim, inkâr ile yokol-maz. Yine ona göre iman, kısım ve şubelere, örneğin akit, söz ve amel gibi kısımlara bölünemez. İman noktasında kimsenin bir diğerine üstünlüğü olamaz. Buna göre peygamberlerin imanı ile avamın imanı arasında fark yoktur. Bunun gerekçesi ise bilgide farklılaşmanın olmayışıdır. Selef-i Salih, onun bu ve benzeri görüşlerine şiddetle karşı çıkmış ve onun fikirlerinin şeriatın iptali olduğunu söylemişlerdir. Cehm, ru&#8217;yetullah&#8217;ın reddi, Kelâm-ı</strong></p>
<p><strong>Din Sahipleri</strong></p>
<p><strong>İlahî&#8217;nin yaratılmış olması ve şeriat gelmezden önce de bilginin akılla elde edilebileceği gibi görüşlerde Mu&#8217;tezile&#8217;ye uygun hareket etmiştir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte, Cebriyye, Fasıl, cebriyyecilik, Cehmîyte<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cehmiyte.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cebriyye</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cebriyye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cebriyye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 19:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[Cebriyye]]></category>
		<category><![CDATA[cebriyyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Fasıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5165</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte, Cebriyye, Fasıl, cebriyyecilik

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2- Fasıl<br />
 </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a></p>
<p><strong>Cebriyye<br />
 </strong></p>
<p><strong>Cebr, fiili, kuldan tamamıyla nefyetme ve hakikaten Allah Teâlâ&#8217;ya isnâd etmektir. Cebriyye fırkası iki kısma ayrılır: a. Katıksız Cebriyye (Cebriyye-i hâlisa) b. Mutedil Cebriyye.</strong></p>
<p><strong>Katıksız Cebriyye fırkasına göre, kulun hiçbir fiili ve fiil kudreti söz konusu değildir.</strong></p>
<p><strong>Mutedil Cebriyye ise, kulun esasında müessir olmayan bir kudrete sahip olduğunu söyler. Hadis kudretin fiil üzerinde belli bir eseri olduğu­nu söyleyerek bunu &#8216;kesb—kazanım&#8217; olarak isimlendirenler Cebriyye&#8217;den sayılmaz.</strong></p>
<p><strong>Mu&#8217;tezile, hadis kudretin yaratma ve ihdas etme fiillerinde etkisi oldu­ğunu söyleyenleri de Cebrî olarak isimlendirmiştir. Buna göre, tevellüd eden şeylerin fail olmaksızın meydana gelmiş fiiller olduğunu söyleyen herkesin Cebrî olarak isimlendirilmesi gerekir. Zira onlar hadis kudretin bunlar üzerindeki etki ve eserini kabul etmemişlerdir. Fırkalarla ilgili kitap yazanlar, Neccâriyye ve Dırâriyye fırkalarını Cebriyye kapsamında saymışlardır. Sıfâtiyye arasında bulunan Küllâbİyye&#8217;den bir topluluk de Cebriyye&#8217;den sayılmıştır. Eş&#8217;arîler bu fırka mensuplarım kimi zaman Haşe-viyye, kimi zaman da Cebriyye olarak isimlendirmişlerdir. Neccâriyye ve Dırâriyye&#8217;nin bizzat kendi ikrarlarından hareketle onları da Cebriyye kap­samında ele aldık. Bu görüşte olup kendilerinin Cebrî olduklarını İkrar etmeyenleri ise Sıfâtiyye&#8217;den saydık.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte, Cebriyye, Fasıl, cebriyyecilik<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cebriyye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cübbâîtte Ve Behşemitte</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cubbaitte-ve-behsemitte.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cubbaitte-ve-behsemitte.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 19:00:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[Behşemitte]]></category>
		<category><![CDATA[Cübbâîtte]]></category>
		<category><![CDATA[Cübbâîtte Ve Behşemitte]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Ali Muhammed b. Abdulvehhab el-Cübbâî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5163</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>12- Cübbâîtte Ve Behşemitte: </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Bu fırkalar, Ebu Ali Muhammed b. Abdulvehhab el-Cübbâî (ö. H. 295) ve Ebu Hâşim Abdüsselâm (ö. H. 321) adındaki oğlunun edilmiştir. Her ikisi de Mu&#8217;tezİle&#8217;nin Basra ekolündendir. Diaer Mu&#8217;tezile bilginlerinden birçok meselede ayrılırken bazı meseleler­de de birbirlerinden farklı düşünmüşlerdir.</strong></p>
<p><strong>a-  Her ikisine göre de belli bir mahalde bulunmayan hadis iradeler vardır, Allah Teâlâ, bunlarla mevsûf ve bunlarla irade eden (Mürîd)dir. O  Zâtı&#8217;nı tazım etmek istediğinde bunu belli bir mahalde bulunmayan bir tazim ile yapar. Alemin yokolmasını murâd ettiğinde de onu belli bir mahal de bulunmayan bir fena ile yok eder. Bu sıfatların en hususî nitelik­leri de O&#8217;na râcidir; nitekim o da bir mahalde bulunmaksızın vardır. Araz olan veya araz hükmünde bulunan ve bir mahalli bulunmayan mevcudatı var kabul etmek; cevher olan veya cevher hükmünde bulunan ve bir mekanı olmayan mevcudatı var kabul etmek gibidir. Bu görüş daha ziyâde filozoflara yakındır. Çünkü onlar da mahal ve mekanda bulunmayan bir aklın varlığını kabul etmişlerdir. Külü nefs ve mufârık akıllar da bunlara örnek gösterilmiştir.</strong></p>
<p><strong>b- Allah Teâlâ konuştuğu kelâmı bir mahalde yaratmıştır. Onlara göre kelâm, tek tek sesler ve dizili harflerden ibarettir. Konuşan (mütekel-lim) kelamı var eden kişidir; kelamın kendisiyle kâim olduğu kişi değil. Ancak el-Cübbâî şu görüşüyle diğerlerinden ayrılmıştır: Allah Teâlâ, Kur&#8217;ân&#8217;ın okunduğu her mahalde Zâtı&#8217;na ait bir kelâm ihdas eder. Buna göre okuyanın okuduğu söz Allah&#8217;ın kelâmı olmadığı gibi dinlenen şey de Allah kelâmından değildir. Benimsediği bu imkânsız görüş akılla bilinme­yen ve işitilmeyen bir şeyi isbât etmek demektir; yani tek bir mahalde iki kelâmı isbât etmektir.</strong></p>
<p><strong>c-  Her ikisine göre de Allah Teâlâ ahiret yurdunda gözle görünmez. Fiiller yaratma ve şekillendirme bakımından kulların eseridir. Hayır ve şer, tâat ve masiyet müstakil ve mudak olarak onlara izafe edilir. Onlara göre istitâ&#8217;at yani bir şeyi yapma gücü fiilden önce gelir. İstitâ&#8217;at, bünye ve uzuvların sağlığından ayrı bir güçtür. Hayat kendisiyle gerçekleştiği manaların kâim olması için de bünye şart koşulmuştur. Her ikisine göre bilgi sahibi olma, nimet verene şükranda bulunma, hüsn ve kubhu tanıma eylemleri aklî görevlerdir. Onlar aklî bir şeriat ortaya koymuş ve Nebevi Şeriatı da aldın yol bulamayacağı, hakkında fikir yürütülemeyen, takdir edilmiş belirli ahkâma ve zamanla kayıtlanmış ibadetlere indirgemişlerdir. Onlara göre akıl ve hikmetin gereği olarak Hakîm olan Allah Teâlâ&#8217;ya düşen, itaat ehlini ödüllendirip isyankârı cezalandırmaktır. Ancak bunlarla ilgili zamanlama ve sonsuzluk meselleri şeriatle bilinir.</strong></p>
<p><strong>d- el-Cübbâî ve oğluna göre iman, bir övgü niteliğidir. İman, birtakım iyi hasletlerden ibaret olan bir olgu olup herhangi bir şahısta bulunduğu zaman, o şahsın mümin olarak adlandırılmasını sağlar. Büyük günah İşle­yen biri hemen o anda fâsık olarak isimlendirilir. Böyle biri ne mümin, ne­de kâfirdir. Tövbe etmeksizin ölürse sonsuz cehennemi haketmİş olur. </strong></p>
<p><strong>e- el-Cübbâî ve oğluna göre Allah Teâlâ, yapması halinde kullarının tâat ve tövbelerine vesile olacak türden hiçbir hayırlı işi ve onlara uygun (aslah) fiili esirgemez. Çünkü O, Kadir, Âlim, Cömert ve Hakîm&#8217;dir. Ver­diği bir şey O&#8217;nun hazinelerini eksiltmezken esirgeyip tutması da O&#8217;nu daha fazla zenginleştirmez. En uygun ve yararlı olanın (aslah), en lezzetli ve hoş olması gerekmez. Aksine akıbet bakımından daha hayırlı olan, dünyada elemli ve istenmeyen olsa da ahiret için daha yerinde olandır. Bunu ilaç içmeye veya kan aldırmaya benzetebiliriz. Allah Teâlâ hakkında, kulu için yaptığından daha hayırlısına kadir olduğu söylenemez. O&#8217;nun vazettiği emirlerin tamamı lütuftur. Aynı şekilde peygamberler gönderip şeriatler indirmesi, hükümler koyup doğru yolu hatırlatması kulları İçin mutlak lütuflardır.</strong></p>
<p><strong>f- Allah Teâlâ&#8217;nın  sıfatları  konusunda  ihtilafa  düşmüşlerdir,   el-Cübbâf ye göre Allah Teâlâ Zâtıyla Âlim, Zâtıyla Kadir ve Hayy&#8217;dır. Bura­daki &#8220;Zâtıyla&#8221; ifadesi, O&#8217;nun âlim olmasının; bir ilim sıfatının veya onun âlim gerektirecek bir hâlin mevat olmasını İcap ettirmediği anlamındadır. Ebu Hâşim&#8217;e göre ise Allah Teâlâ zâtıyla Mevcud bir zat olmasından baş­ka malum bir sıfattan ibaret olan bir hâle sahip olmasıdır. Sıfat, tek başına olarak değil Zat ile birlikte bilinir. Ebu Hâşim, ne mevcûd, ne ma&#8217;dûm, ne malûm, ne de mechûl olmayan sıfatlardan ibaret hallerin (ahvâl) bulunduğunu kabul etmiştir. Yani bunlar kendiliklerinden değil Zât ile beraber bilinirler. O bu bağlamda şöyle demiştir: Akıl, bir şeyin mutlak olarak bilinmesi ile bir sıfat ile birlikte bilinmesi arasında zarurî bir fark olduğunu idrâk eder. Buna göre, Zât5! bilen birinin, O&#8217;nun Âlim oluşunu bilmesi gerekmez. Aynı şekilde cevheri bilen kişinin, onun bir mahalde bulunduğunu ve arazı kabul ettiğini bilmesi de gerekmez, insanoğlu varlıkların herhangi bir meselede müşterek, başka bir meselede ise farklı olabildiklerini bilir. Ancak müşterek oldukları bir meselede farklı olma­larının söz konusu olmadığını da bilir. Bunlar hiçbir akıl sahibinin inkâr etmeyeceği aklî esaslar olup ne Zât&#8217;a ne de Zât&#8217;ın ardındaki arazlara râci değillerdir, çünkü bu son durum arazın araz ile kâim olmasını gerektirir. Bundan çıkan zarurî sonuç ise onların sadece hallerden ibaret olmasıdır. Âlimin âlimliği, onun zâtiyetinin ardında bir sıfattan ibaret haldir. Yani ondan anlaşılan, zâtın kendisinden anlaşılandan farklıdır. Kadir ve Hayy olması da böyledir. Ebu Hâşim Allah Teâlâ&#8217;nın söz konusu hallerini vâcİp kılan başka bir hâli bulunduğunu söylemiştir. Babası ve halleri inkâr eden diğer bilginler bu görüşe muhalefet etmişlerdir. Müştereklik ve farklılık onlara göre lafızlara ve cins isimlerine râcidir. Ebu Hâşim&#8217;e muhalefet eden bu bilginler şöyle demişlerdir: Haller, hal olmaları İtibarıyla müşte­rek, ama özellikler bakımından farklı olmazlar mı? İşte biz de aynı şeyi sıfadar konusunda söyleriz. Aksİ takdirde hal için hal isbât edilerek bir teselsüle yol açılır. Asıl itibarıyla bunlar ya mücerred lafızlara râcidirler; zira aslında birçok şeyin müşterek olabileceği bir şekilde vazedilmiştir, ancak mefhum bakımından Zât için sabit olan bir sıfat veya mana olarak birçok şeyin müşterek olduğu bir özellik biçiminde görülemezler. Çünkü bu imkânsızdır- yahut da müştereklik ve farklılık hükümlerinden anlaşılan birtakım aklî vecih ve itibarlara râcidir. Söz konusu vecİhlere örnek olarak nİsbetleri, izafeleri, uzaklık ve yakınlık gİbİ birçok hususu zikredebiliriz ki bütün bunların sıfat olmadıkları ittifakla sabittir. Ebu&#8217;l-Hüseyin el-Basrî ve Ebu&#8217;l-Hasen el-Eş&#8217;arfnin tercih ettikleri görüş de budur. Onlar bu meseleden harekede şu çıkarımda bulunmuşlardır ki ma&#8217;dûm (: yok) da bir şeydir. Mu&#8217;tezile&#8217;den bir topluluktan naklettiğimiz bu görüşe göre sübût sıfatlarından Mevcûd sıfatı dışında başka bir sıfat kalmaz. Buna göre de kudret, vücûd dışında başka eseri olmayan bir sıfata dönüşür. Hal­leri reddedenlere göre vücûd sıfatı mücerred bir lafızdan başka bir şeye dayanmaz. Halleri isbât edenlere göre ise o, ne varlık ne de yoklukla tavsif edilemeyen bir haldir. Görüldüğü gibi bu imkânsızdır, büyük bir çelişkidir. Halleri inkâr edenler arasında onu bir &#8216;şey7 olarak isbât eden ama cins isimleriyle adlarıdır mayanlar vardır. el-Cübbâî&#8217;ye göre Allah Teâlâ&#8217;nın en husûsî sıfatı kıdemdir. En husûsî olandaki müştereklik, en genel olanda da müşterekliği gerektirir. Bu düşüncedekiler müştereklik ve farklılığı nasıl isbât edebilirler? Genellik ve özellik bir gerçektir. Halleri inkâr eden birinin bunu dışlayabilmesi çok zor görünmektedir. Ebu Hâşim&#8217;e göre ise bu durumda sonu gelmeyen bir zincir söz konusu olur. Kıdemin hakikati araştırıldığında evveliyetin nefyine dayandığı görülür. Red ve nefyin Allah Teâlâ&#8217;nın en hususî sıfatı olması imkânsızdır.</strong></p>
<p><strong>Baba oğulun ihtilafa düştükleri başka bir mesele, Allah Teâlâ&#8217;nın Semî ve Basîr olmasıdır. el-Cübbâî der ki: O&#8217;nun Semî ve Basîr olması, diri ve her türlü hastalıktan uzak olması demektir.</strong></p>
<p><strong>Oğlu ve diğer takipçileri bu görüşte el-Cübbâî&#8217;ye muhalefet etmişler­dir. Oğluna göre Allah Teâlâ&#8217;nın Semî olması da Basîr olması da, O&#8217;nun halleridir. Basir olmasındaki hal, Âlim olmasındaki halden farklıdır. Çünkü bu ikİ kaziyye, mefhum, taalluk edilen hususlar ve neticeler birbi­rinden farklıdır.</strong></p>
<p><strong>Diğer takipçileri İse şöyle demişlerdir: O&#8217;nun Basîr olması görülen şeyleri idrâk etmesi, Semî olması da işitilen şeyleri müdrik olmasıdır. Baba oğul, lütufla ilgili bazı meselelerde de farklı düşünmüşlerdir. el-Cübbâî şöyle demiştir: Allah Teâlâ&#8217;nın lütfü sayesinde iman eden kimsenin sevabı, meşakkatinin azlığından dolayı daha az olacaktır. O&#8217;nun lütfü olmaksızın İman eden kimsenin sevabı ise meşakkatinin çokluğundan dolayı daha fazla olacaktır. Allah Teâlâ&#8217;nın ona lûtufla beraber teklifte bulunması, ve onunla lütuf olmaksızın hiçbir şekilde taat işlemeyecek olduğu halinden malum olan kişiyi birbiriyle denk kılması, O&#8217;nun için münasip değildir. Şöyle der; eğer Allah Teâlâ lütfü olmaksızın teklifte bulunmuş olsaydı, derdini gidermeksizin halini ifsat etmiş olurdu.</strong></p>
<p><strong>Ebû Hâşim ise, bu meseleyle ilgili bazı konularda babasına karşı çıkmış ve şöyle demiştir: Allah Teâlâ için münasip olan, lütufta bulun­mayıp en meşakkatli şekilde imanla mükellef kılmasıdır. Acıların baş­langıçta birtakım günahlara karşılık olması konusunda da fikir ayrılığına düşmüşlerdir.  el-Cübbâî şöyle demiştir:  Acıların,  birtakım günahlara karşılık verilmesi caizdir. Sabi çocukların acıları böyledir. Oğlu ise şöyle demiştir: Bunun caiz olması, ancak karşılık ve ders çıkarma gerekçeleriyle mümkündür. el-Cübbâfnin karşılıklar konusundaki görüşü iki boyutlu­dur: İlkine göre Allah Teâlâ&#8217;nın birtakım karşılıklarla lütufta bulunması caizdir. Ancak Allah Teâlâ, daha önce yaşanmış bir acı olmaksızın bu karşılığın kula yarar getirmeyeceğini bilir. İkincisine göre bunun yerinde olmasının sebebi, karşılığın hakedilmiş olmasıdır. Lütuf ise hakedİlmiş bir şey değildir. Onlara göre sevap lütuftan İki noktada ayrılır: a. Sevap verilen kimseyi nimederle tazım edip yüceltmek, b. Sıfat olarak değil de miktar olarak lütuftan üstün tutulması.</strong></p>
<p><strong>Oğlu ise şöyle demiştir: Başlangıçta karşılık lütuf şeklinde olabilir; ancak kesintili olup sürekli değildir. el-Cübbâî ise şöyle demiştir: Allah Teâlâ zâlimden mazlum lehine birtakım karşılıklar alarak bunları zulme uğrayana lütfedebilir. Bunun için zâlimin Allah Teâlâ&#8217;dan isteyebileceği karşılıkların bulunmaması gerekir.</strong></p>
<p><strong>Ebu Hâşim&#8217;e göre ise lütufta adalet olmaz. Çünkü lütufta bulunmak, Allah Teâlâ üzerine vacip değildir. Her ikisi şöyle demişlerdir: Akıl ve şeriat İle mükellef kılınmayan kullar adına hiçbir şey Allah Teâlâ&#8217;ya vâcİp olmaz.</strong></p>
<p><strong>Allah Teâlâ, kullarını kötülükten kaçınmakla ve akıllarına göre vacip yapmalda mükellef kılınca, bir yandan da çirkin fiili arzulama/güzel fiilden uzak durma hislerini yaratarak onlarda kötü ahlâk terkibi oluşturursa; işte bu durumda mükellefiyet için kullarının akıllarını kemâle erdirmesi, delilleri göstermesi, onları kudret ve istitâat sahibi yapması, araçları kul­lanabilecek duruma getirmesi vacip olur, ki böylece emrettiği hususlarda bütün zaaf ve illetler kalkmış olsun. Ayra şekilde kullarını, mükellef kıldığı hususlara can u gönülden koşar hâle getirmesi, yasakladığı çirkin fiillerden de nefret eder hâle getirmesi vaciptir Allah&#8217;a! Bu grubun vâcibiyet ve tek-lİf mevzuunda saçma sapan ve uzun iddiaları vardır.</strong></p>
<p><strong>Mu&#8217;tezİle&#8217;nin Bağdat ekolünün peygamberlik ve imamet konularında­ki görüşleri Basra ekolünden farklıdır. Bağdat ekolünde Râfızîlere olduğu gibi Haricîlere meyledenler de çıkmıştır.</strong></p>
<p><strong>el-Cübbâî ve Ebu Hâşim İmamet (; devlet başkanlığı) konusunda Ehl-i Sünnet&#8217;le aynı düşünceyi paylaşırlar. İmamet, her ikisine göre de seçimle belirlenir. Sahabenin derece bakımından sıralaması da imametteki sıralamaya göredir. Ancak onlar, sahabenin ve diğer velîlerin kerametleri­ni inkâr ederler. Peygamberlerin büyük, küçük her tür günahtan masum oldukları konusunda mübalağa etmişlerdir. Öyle ki el-Cübbâî günaha niyet etmeyi dahi ancak tevil ile mümkün görmüştür.</strong></p>
<p><strong>Kadı Abdülcebbâr gibi geç dönemde yaşamış Mu&#8217;tezile bilginleri Ebu Hâşim&#8217;in görüşünü benimsemişlerdir. Ebu&#8217;l-Hüseyn el-Basrî bu konuda ona karşı çıkmış ve öncekilerin delillerini inceleyerek birçoğunun zaafını ve geçersizliğini ortaya koymuştur. Kendisi aşağıdaki meselelerde onlar­dan ayrılmıştır: Hâlin reddi, ma&#8217;dumun bir şey olarak görülmesinin reddi, renklerin araz oluşunun reddi. Aynı şekilde mevcudatın, özleri vasıtasıyla birbirinden ayrışması da onun fikirler indendi rki, bu görüş hâlin reddinin bir neticesidir. Sıfatları Allah Teâlâ&#8217;nın Zâtı ile Âlim, Kadir ve Müdrik olmasına irca etmesi de onun Ebu Hâşim&#8217;den ayrıldığı bir görüştür. Eşyanın vuku bulmadan önce bilinmeyeceği konusunda Hişâm b. el-Hakem&#8217;in görüşüne yakın durmaktadır. Yapı olarak felsefî eğilimlidir. Ancak görüşleri Mu&#8217;tezile çevrelerinde revaç bulmuştur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Cübbâîtte Ve Behşemitte</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cubbaitte-ve-behsemitte.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Câhıziyye</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/cahiziyye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/cahiziyye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 17:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[Amr b. Bahr Ebu Osman el-Câhız'ın]]></category>
		<category><![CDATA[Câhıziyye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5159</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Hişâmîyte, Hişâm b., Câhıziyye, Amr b. Bahr Ebu Osman el-Câhız'ın
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>10- Câhıziyye: </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Bu fırka, Amr b. Bahr Ebu Osman el-Câhız&#8217;ın taraftarlarınca oluş­turulmuştur. Mu&#8217;tezile fırkasının fazilet erbabı ve musannifleri arasında anılırdı. Filozofların kitaplarını yoğun biçimde tetkik etmiş ve kelâmı görüşlerini akıcı ve beliğ bir dil kullanarak yaymıştır. Halife Mutasını ve Mütevekkil devrinde yaşayan el-Câhız, Mu&#8217;tezile bilginlerinden çeşitli meselelerde ayrılmıştır:</strong></p>
<p><strong>a- Birinci Mesele: Ona göre bilgilerin tamamı zaruridir. Bunlardan herhangi biri kulların fiillerinden değildir. Kul açısından, iradeden başka bir kazanım (kesb) söz konusu değildir. Fiiller, Sümâme&#8217;nin dediği gibi tabii olarak meydana gelir. Öte yandan iradenin aslını ve onun arazların bir türü olduğunu inkâr ettiği de söylenmektedir. Yine o, &#8216;insanın kendi fiilini irade etmesi, onu bilip ondan habersiz olmamasıdır5 der. Başkasının fiilini irade etmesi ise, nefsin ona meyletmesidir. Yine ona göre cisimler, farklı tabiatlara sahiptir ve kendilerine özgü etkileri vardır. Bu görüşleri tabiatçı filozoflardan iktibas etmiştir. Ona göre cisimlerin kendilerine özgü fiilleri vardır. Cevherlerin yokolmasının imkânsızlığını ileri sürmüştür. Ona göre arazlar değişken olup cevherlerin yokolması caiz değildir.</strong></p>
<p><strong>b- İkinci Mesele: el-Câhız&#8217;a göre cehennem ehli ateşte ebed kalmayıp zaman içinde ateş tabiatına dönüşürler. Ona göre cehennem ateşi, kendi­ne gelecek olanları, girmelerine gerek kalmaksızın çeker. Sıfatların nefyi konusunda takip ettiği mezhep de filozofların mezhebidir. Kaderi isbât, hayır ve şerrin kuldan kaynaklanması hususlarında da Mu&#8217;tezile ile aynı fikirdedir. Ona göre Allah Teâlâ &#8216;Mürîd&#8217; olarak vasfedilebilir. Çünkü O&#8217;nun, fiillerinden habersiz olması İmkânsızdır. O&#8217;nun hakkında bilgisiz­lik ve zorlanma da caiz değildir.</strong></p>
<p><strong>c- Üçüncü Mesele: el-Câhız&#8217;a göre akıl sahibi bütün varlıklar kendile­rini yaratanın Allah Teâlâ olduğunu ve peygambere ihtiyaç duyduklarını bilirler. Bu bilgileri, onlar aleyhinde hüccet olacaktır. Bundan sonra iki sınıfa ayrılırlar:</strong></p>
<p><strong>a- Tevhidi bilenler,</strong></p>
<p><strong>b- Tevhidi bilmeyenler. Bilmeyenler mazurdur. Bilen içinse delil söz konusudur. İslâm dinini seçen kimse Allah Teâlâ&#8217;nm cisim ve suret olmadığını, gözle görülemeyeceğini, adil olup zulmetmeyeceğini ve masiyetleri murad etmeyeceğini bilir ve bütün bunları içten bir iman ile ikrar ederse gerçek bir müslüman olur. Bunları öğrenip bildikten sonra karşı çıkar ve inkâr eder, teşbih ve cebr gibi fikir­lerde ısrar ederse müşrik bir kâfir olur. Bunlar hakkında hiçbir düşüncesi olmaksızın Allah Teâlâ&#8217;yı Rabbi, Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sdleoı) Pey­gamberi olarak gören ve inanan kimse ise, kınanmayacak bir mümindir. Onun için başka mükellefiyet de söz konusu değildir.</strong></p>
<p><strong>Iönü&#8217;r-Râvendfnin anlattığına göre el-Câhız şöyle demiştir: Kur&#8217;ân&#8217;ın bir bedeni vardır. Kimi zaman insana, kimi zaman hayvana dönüşebilir.</strong></p>
<p><strong>O, arazları kökten inkâr etmiştir. Aynı şekilde Allah Teâlâ&#8217;nın sıfatlarını da inkâr etmiştir. el-Câhız&#8217;ın görüşleri, filozofların görüşleri ile aynıdır. Ama filozoflar arasında itibar ettikleri tabiatçılar olup ilahiyatçılar değildir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Hişâmîyte, Hişâm b., Câhıziyye, Amr b. Bahr Ebu Osman el-Câhız&#8217;ın</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/cahiziyye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hişâmîyte</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/hisamiyte.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/hisamiyte.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 16:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[din chat]]></category>
		<category><![CDATA[Din sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[dini chat]]></category>
		<category><![CDATA[Dini sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[Hişâm b.]]></category>
		<category><![CDATA[Hişâmîyte]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[nurdua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5156</guid>
		<description><![CDATA[islam, isAmr el-Fuvetîlami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Hişâmîyte, Hişâm b. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>9- Hişâmîyte:  </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Bu fırka, Hişâm b. Amr el-Fuvetî (Ö. H. 226) adında bir şahsın taraf­tarlarından oluşmuştur. Kader konusundaki aşırılığı, Mütezile&#8217;nin diğer mensuplarından daha fazladır. Kur&#8217;an&#8217;da bile geçmiş olsa fiillerin mutlak anlamda Allah Teâlâ&#8217;ya izafe edilmesinden imtina ederdi.</strong></p>
<p><strong>Ona göre Allah Teâlâ müminlerin kalplerini kaynaştırmaz. Bilakis müminler kendi iradeleriyle kaynaşırlar. Halbuki Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyrul-maktadır: &#8220;Onların kalplerini kaynaştıramadın. Ancak Allah onları kay­naştırdı.&#8221; (Enfal, 8/63)</strong></p>
<p><strong>Bir diğer örnek ise şudur: Allah Teâlâ imanı müminlere sevdirmez ve kalplerinde süslü göstermez. Halbuki Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyrulmaktadır: &#8220;Size imanı sevdirdi ve onu kalplerinize süslü gösterdi.&#8221; {Huoırât, 49/7) Mühürleme, mühür vurma, tıkama ve benzeri fiillerde çok daha katı dav­ranmıştır. Bu anlamda ise şu ayetler varit olmuştur: &#8220;Allah onların kalple­rine ve kulaklarına mühür vurdu.&#8221; (Bakara, 2/7); &#8220;Evet! İnkarlarına karşılık onların kalplerini mühürledi.&#8221; (Nisa, 4/155) Adamcağız ne kadar da yanlış bir inanca sahip! Kur&#8217;an lafızlarını ve açık nasları Allah Teâlâ&#8217;dan gelen vahiy olduğunu bile bile inkâr edebilmektedir. Aslında bu, kendi küfrünü açıkça ifadeden ibarettir. Veyahut da zahirlerini Allah&#8217;a izafe etmekten imtina etmiş ve tevillerini gerekli görmüştür. Taraftarları da aynı görüşleri benimsemişlerdir.</strong></p>
<p><strong>Hişam&#8217;ın bidatleri arasında şunları sıralayabiliriz:</strong></p>
<p><strong>a- Arazlarda, Allah Teâlâ&#8217;nın onları yarattığına dair delâlet söz konu­su değildir. Allah Teâlâ&#8217;nın yaratıcılığına delâlet sadece cisimlerde söz konusudur. Bu da şaşılacak bir görüştür.</strong></p>
<p><strong>b-  İhtilaf halinde ve fitnenin baş gösterdiği dönemlerde İmamet akdolmaz. İmametin sıhhatli bir şekilde akdolması İçin ittifak ve huzur ortamının bulunması gerekir. Onun taraftarlarından Ebu Bekir el-Esamm da aynı görüşü paylaşıyor ve şöyle diyordu: İmamet, ancak bütün ümme­tin icmâsı ile akdolur. Bu görüşün asıl hedefi, Ali&#8217;nin (radıyallahuanh) imame­tine dil uzatmaktır. Çünkü onun imameti, bütün sahabenin ittifakıyla akdolmamış ve birçok bölgede ona muhalefet eden gruplar olmuştur.</strong></p>
<p><strong>c- Cennet ve cehennem şu anda yaratılmış değildir. Çünkü şu an varolmalarında içleri boş olacağı için herhangi bir yarar ya da zarar söz konusu değildir. Mu&#8217;tezile, bu görüşü inanç esası olarak görmüştür. Ona göre iman, ölüm anı İçİn geçerli olup bunu muvâfât fikri olarak isimlen­dirmek mümkündür. Bu meyanda şöyle demiştir: Kişi ömür boyunca Allah Teâlâ&#8217;ya itâatta bulunsa ama Allah Teâlâ, bu kişinin ömrünün son deminde işleyeceği bir büyük günahla bütün amellerini boşa çıkarta­cağını bilse, cenneti hakedemez. Bunun aksi de doğrudur. Mu&#8217;tezüe&#8217;den Abbâd da onunla aynı görüşleri paylaşmıştır. Kendisi Allah Teâlâ&#8217;nm kâfiri yarattığını söylemekten imtina ederdi. Ona göre kâfir küfr demekti. Allah Teâlâ&#8217;nm küfrü yaratması mümkün değildi. Yine ona göre nübüv­vet, yapılan amellerin karşılığıdır ve dünya durdukça baki kalır. El-Eş&#8217;arî Abbâd&#8217;ın şu iddiada bulunduğunu anlatmıştır: Allah Teâlâ hakkında söz söylemeye devam eder veya etmez demek caiz değildir, el-îskâfî de ona uygun bir görüş belirterek &#8216;Allah Teâlâ, Mütekellim (Kelam sahibi, konu­şan) olarak isimlendirilmez&#8217; demiştir.</strong></p>
<p><strong>d- El-Fuvetî şöyle derdi: Eşya, varedilmeden önce yoktu ve eşya değil­di. Onların eşya olarak anılması için varolup yokolmalan gerekir. Ancak o zaman eşya olarak adlandırılırlar. Bu görüşten hareketle Allah Teâlâ&#8217;nm eşyayı varolmadan önce de bildiği yönünde konuşmayı yasaklamıştır. Çünkü yok halindeki şeylere eşya demek mümkün değildir. Ona göre mezhebine muhalefet edenleri katletmek veya suikast yoluyla öldürmek caizdi. Kâfir hükmünde oldukları için malları gaspedilebİlir, müsadere edilebilirdi. Onların canlan ve malları mubah görülürdü.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Hişâmîyte, Hişâm b. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/hisamiyte.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sümâmiyye</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/sumamiyye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/sumamiyye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 15:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Halife]]></category>
		<category><![CDATA[Memûn]]></category>
		<category><![CDATA[Sümâmiyye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5154</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Bu fırka Sümâme b. el-Eşres en-Numeyrî,  Sümâmiyye
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>8- Sümâmiyye:<br />
 </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a></p>
<p><strong>Bu fırka Sümâme b. el-Eşres en-Numeyrî (Ö. H. 213) tarafından kurul­muştur. Dİn anlayışındaki basitlikle nefsânî isteklerdeki bayağılığı birleş­tirmiş biriydi. Ona göre büyük günah işleyen bir fâsık, tövbe etmeksizin ölürse ebedî cehenneme mahkum olurdu. Böyle biri hayatta iken de, iki mertebe arasında bir yerde olurdu. Bu şahıs, Mu&#8217;tezile bilginlerinden altı meselede ayrılmıştır:</strong></p>
<p><strong>a- Birinci Mesele: Tevellüd etmiş (kendiliğinden oluşmuş) fiillerin failleri yoktur. Onların fail sebebe dayandırılmaları mümkün değildir. Çünkü bu durumda fiilin ölüye dayandırılması gerekebilmektedir. Örne­ğin bir kimse, başka birine ok atsa ve ok hedefe ulaşmadan kendisi ölse ve ok hedefine ulaşsa, bu durumda fiil ölüye isnat edilmiş olup Allah&#8217;a dayandırılması mümkün olmaz. Çünkü böyle bir durumda Allah Teâlâ&#8217;ya çirkin bir fiil isnadı sözkonusudur ki bu muhaldir. Sümâme bu meselede şaşkınlığa düşmüş ve tevellüd yoluyla oluşan fiillerin, fâİli olmayan fiiller olduklarım söylemiştir.</strong></p>
<p><strong>b- İkinci Mesele: Ona göre kâfirler, müşrilder, zındıklar, dehrîler, Mecûsîler, Yahudiler ve Hıristiyanlar Kıyamet Günü toprak olup cennet ya da cehenneme girmezler. Hayvanlar ve müminlerin çocukları da böyledir.</strong></p>
<p><strong>c- Üçüncü Mesele: Ona göre istitâ&#8217;atın anlamı esenlik ve organların sıhhatidir. İstitâ&#8217;at fiilden önce gelir.</strong></p>
<p><strong>d- Dördüncü Mesele: Bilgi (marifet) araştırma ve düşünme sonucu ortaya çıkar (tevellüd eder). Bu şekilde tevellüd ederek ortaya çıkan diğer şeyler gibi o da faili bulunmayan fiillerdendir,</strong></p>
<p><strong>e- Beşinci Mesele: Ona göre hüsn ve kubh akılla bilinir. Marifetullah (: Allah&#8217;ı bilmek, varlığına inanmak), şeriatın gelmesinden önce de vacip­tir. Bu konuda mezhebinin görüşüyle mutabıktır. Fakat şu hususu kendisi ilâve etmiştir: Kâfirler arasında Yaratıcısını tanımayan kimse mazur görüle­bilir. Bilgilerin tamamı zarurîdir. Allah Teâlâ&#8217;yı bilmesi zarurî olmayan bir kimse, bununla emrolunmuş da değildir. Böyle biri, diğer hayvanlar gibi ibret ve hizmet için yaratılmıştır.</strong></p>
<p><strong>f- Altıncı Mesele: İnsanın irâdeden başka bir fiİİİ yoktur. Bunun dışın­daki fiilleri de ihdas edeni olmayan hadesten İbarettir. İbnu&#8217;r-Râvendî ondan şu İfadeyi nakletmiştir: Alem, Allah Teâlâ&#8217;nın yaratışı ile fiilidir. Onun bundan muradı, filozofların dedikleri gibi Allah Teâlâ&#8217;nın bizzat vâcîp kılan olması, İradesi ile var eden olmamasıdır. Ama bu görüş, âle­min kıdemini gerektirmektedir. Çünkü gerektiren (mûcib), gerekenden (nıûceb) ayrı düşünülemez.</strong></p>
<p><strong>Halife Memûn döneminde yaşayan Sümâme, onun katında itibarlı biriydi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Bu fırka Sümâme b. el-Eşres en-Numeyrî,  Sümâmiyye</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/sumamiyye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mûzdâriyye</title>
		<link>http://www.islamsevdasi.com/muzdariyye.html</link>
		<comments>http://www.islamsevdasi.com/muzdariyye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 14:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lodos</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarikatler ve Cemaat ler]]></category>
		<category><![CDATA[Mûzdâriyye]]></category>
		<category><![CDATA[muzdarrib]]></category>
		<category><![CDATA[muzdarrip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamsevdasi.com/?p=5152</guid>
		<description><![CDATA[islam, islami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Bişritte, Bişr b. el-Mutemîr, Muammer b. Abbâd, Muammeritte, Mûzdâriyye Veya Murdâbiyye, Mûzdâriyye, Veya Murdâbiyye
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>7- Mûzdâriyye (Veya Murdâbiyye):   </strong><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>İsa b. Sabîh&#8217;in taraftarlarınca kurulmuştur. Ebu Musa künyesi, el-Mûzdâr (veya el-Murdâr) ise lakabıydı. Bİşr b. el-Mutemir&#8217;İn öğren­cilerinden olup ilmi ondan almıştır. Zühd ile bilinen bir zâttır. Öyle ki Mu&#8217;tezile&#8217;nin Rahibi olarak tanınmıştır. Mu&#8217;tezile&#8217;nİn diğer fırkalarından şu meselelerde ayrılmıştır:</strong></p>
<p><strong>a- Birinci Mesek: Kudret konusundadır. Ona göre Allah Tcâlâ yalan söylemeye ve zulmetmeye Kâdİr&#8217;dir. Eğer yalan söyleseydi ve zulmedsey-di yalancı ve zâlim ilah olurdu. Allah Teâlâ onun sarf ettiği sözlerden münezzehtir.</strong></p>
<p><strong>b- İkinci Mesek: Tevellüd hakkında hocasıyla aynı görüşte olup farklı olarak şu ilâvede bulunmuştur: Bir fiilin tevellüd bakımından iki failden sâdır olması caizdir.</strong></p>
<p><strong>c- Üçüncü Mesek: İnsanlar fesahat, nazm ve belagat bakımından Kur&#8217;ân&#8217;ın benzerini oluşturmaya kadirdirler.  Kur&#8217;ân&#8217;ın mahluk oluşu konusunda mübalağa eden Murdar, kıdemine inananları tekfir etmiştir. Ona göre bu iddiada bulunan kimse, iki kadîmin varlığını isbât etmiş olur. Sultanın çevresinde bulunan, kısaca sultana yanaşanları da teldir etmiştir. Sultanın vâris ve muris olamayacağını söylemiştir. Kulun amelle­rinin Allah Teâlâ tarafından yaratılmış olduğunu ve Allah&#8217;ın gözle görüle­bileceğini söyleyenleri de küfrle itham etmiştir. Tekfirde o derece aşırıya gitmiştir ki onların &#8216;Allah&#8217;tan başka ilah yoktur&#8217; demekle dahi kâfir olduk­larını söylemiştir. İbrahim b. es-Sindî bir defasında dünya üstünde yaşa­yan insanların durumunu sorunca, tamamının kâfir olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine İbrahim ona dönerek, &#8220;Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete sadece sen ve sana inanan üç kişi mi girecek?!&#8221; demiş. Bunun üze­rine o mahcup olmuş ve cevap verememişti.</strong></p>
<p><strong>Ca&#8217;fer b. Harb es-Sekafî (ö. H. 234) ve Ca&#8217;fer b. Mübeşşir el-Hemedânî (ö. H. 236) (Caferân=İki Cafer) ondan ders almışlardır. Ebu Züfer ve Muhammed b. Süveyd de öğrencilerindendir. Ebu Ca&#8217;fer Muhammed b. Abdullah el-İskâfî, İsa b. el-Hcysem ve Ca&#8217;fer b. Harb el-Eşecc gİbİ zâtlarla arkadaşlık etmiştir. el-Ka&#8217;bî, Ca&#8217;fer b. Harb ve Ca&#8217;fer Mübeşşirm şöyle dedilderini nakletmiştir: Allah Teâlâ Kur&#8217;ân&#8217;ı Levh-i Mahfuz&#8217;da yaratmıştır. Onun oradan nakledilmesi caiz değildir. Çünkü bir şeyin aynı anda iki farklı yerde bulunması imkânsızdır. Bizim okuduğumuz Kur&#8217;ân, Levh-i Mahfuz&#8217;da ilk olarak kaydedilenin taklidinden ibarettir. Bu ise bizim fiilimiz ve yaratışımızdır.</strong></p>
<p><strong>O, Kur&#8217;an&#8217;la ilgili görüşler arasından bu görüşü tercih etmiştir.</strong></p>
<p><strong>Aklın hasen ve kabîhi belirlemesi konusunda ise şöyle demiştir: Akıl, Allah Teâlâ&#8217;nın şeriat gelmezden önce de bütün hüküm ve sıfatlarıyla bilinmesini vacip görür. Eğer bunda kusur eder ve O&#8217;nu hakkıyla bilip şükretmezse ebedî azabı hakeder. Cehennemdeki ebedîlik de akılla vacip görülen esaslardan biri olmuştur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.islamsevdasi.com/"><strong>islam</strong></a><strong>, islami, islami sohbet, islami chat, dini sohbet, dini chat, din sohbet, din chat, nurdua, Bişritte, Bişr b. el-Mutemîr, Muammer b. Abbâd, Muammeritte, Mûzdâriyye Veya Murdâbiyye, Mûzdâriyye, Veya Murdâbiyye</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamsevdasi.com/muzdariyye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

