rahman ve rahim olan Allah cc adı ile
Bismillâhirrahmânirrahîm
Nefsin Afetleri ve Ruhun Hasletler
islam
Sevgili kardeşlerim her insanın yana yakıla düzelmesini istediği ve herkesin kendi çabası ile düzeltebileceğini zannettiği nefs’in ve Allahu Teala’nın tekamülün zirvesinde tertemiz olarak üfürdüğü Ruhun insan üzerindeki fonksiyonunu Kur’an-ı Kerim ayetleri ışığı altında aydınlatmaya çalışalım inşaallah.
Allah’u Teâlâ Tekaddes Hazretleri Kur’an-ı Kerim’in Hicr Suresi – 26. ayeti kerimesinde insanı çamurdan müteşekkil bir fizik cesetle halk ettiğini
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn.Andolsun ki; Biz insanı “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Şems Suresi 7.ayeti kerimesinde insanın nefsini dizayn ettiğini :
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Yedi kademede dizayn etmiş. Nefsimiz tamamen karanlıklardan müteşekkil. Nefsimizin başlangıç konumunda takva kapısı kapalı fücur kapısı açık ve nefsimizin manevi kalbinde 19 tane hastalık var. Aynı zamanda nefsimiz sağır dilsiz ve kör. Işte zulmün kendisinden kaynaklandığı vücut bu nefstir. Bir başka deyimle nefs insan vücudunda şeytanın melcei şeytanın sığınağı. Ve gerçekten sadece derecat kaybetmemize nefsimiz sebep olmaktadır.
Allahu Teala Secde Suresi 9. ayeti kerimesinde de sevva edilen nefsin ardından bu ceset’in içine ruh üfürdüğünu buyurmuştur.
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası) basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Ruh Allah’tan bize üfürülmüş tekamülün en üst noktasında yaratılmış tamamen nurdan müteşekkil 19 tane hasletle mücehhez Allah’ın emrinden. Işte bu özelliklerle ruh ve nefsi mukayese edersek; ruh pozitif kutbu nefsimiz de negatif kutbu ifade ediyor.
Hicr Suresi 29. ve Sad-72.ayeti kerimelerinde ise “onu dizayn edip ruhumdan üfürdüğüm zaman” denilerek 3 ceset bir arada ifade edilmektedir.
15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne). Artık onu dizayn edip içine ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde ederek yere kapanın!
Allah’û Tealâ erkek olsun kadın olsun bütün insanları bu üçlüyle yaratmış. Aynı zamanda bu üçlüye ilâveten dördüncü olarak serbest irade vermiş beşinci faktör olarak akıl vermiş.
Bu suretle görüyoruz ki Rabbimiz yaratmış olduğu 3 alem için insana ayrı birer ceset vermek suretiyle insanı her 3 alemde de görevli kılmıştır.
Örneğin; zahiri alem için fizik vücudumuzu Enam Suresi 98. ayeti kerimesinde belirtilen Berzah alemi için nefsimizi
6/EN’ÂM-98: Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevda’(mustevdaun) kad fassalnal âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne). Sizi bir tek nefsten (Âdem (A.S)’dan) yaratan ve böylece (sizin için) kararlı bir kalma yeri (fizik vücudumuz için yeryüzü: dünya) bir de emanet kalma yeri (nefsimiz için cennet ve cehenneme gitmeden önce geçici olarak beklenilen yer; berzah âlemi) dizayn eden O’dur. Fıkıh eden bir toplum için âyetleri ayrı ayrı detayları ile açıkladık.
Emr alemi için de ruhumuzu yaratmıştır.
17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı) kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh Rabbimin emrindendir.” Ve size (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.
Bununla beraber Allahu Teala Zariyat-49.ayeti kerimesi gereğince her şeyi zıddı ile kaim kılarak çift yarattığını ifade buyuruyor:
Zariyat-49 :Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).Ve Biz herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.
Dolayısıyla Rabbimizin nefsimizi 19 afetle ruhumuzu ise 19 hasletle mücehhez kılarak insanoğlunun üzerine bir imtihan vesilesi olarak verdiğini görüyoruz.
Nefsin 19 Afeti : – Ruhun 19 Hasleti :
1.Cehalet – İlim
2.Cimrilik – Cömertlik
3.Dedikodu-Gıybet – Ketumiyet
4.Fitne- Fesad – Tevhid
5.Hased – Edeb
6.Hırs – Şehvet – Kanaat
7.İsyan – İtaat
8.İptilalar – Faziltler
9.Kin-Nefret – Sevgi
10.Kibir-Gurur – Tevazuû
11.Küfür – İman
12.Mürailik – İhlas
13.Nankörlük – Şükür
14.Öfke- Gayz – Sekinnet
15.Sabırsızlık – Sabır
16.Vefasızlık – Vefa
17.Yalan – Doğruluk
18.Zan – Hakikat
19.Zülüm – Adalet.
Her insan doğuşta Yusuf Suresi 53. ayeti kerimesinde belirtilen Emmare nefs kademesinde doğar bu nedenle nefs Tin suresi 4 ve 5. ayeti kerimelerinde belirtildiği üzere tezkiye edilerek kontrol altına alındıktan sonra afetleri yok edildiği takdirde ahsene dönüşebilecek kontrol altına alınmadığı takdirde ise insanı esfel-i safiline götürebilecek bir fıtratta yaratılmıştır.
Fizik cesedimiz nefsimize ve ruhumuza mekan teşkil etmektedir.Ruhumuz istediği her vakit fizik vücudumuzdan ayrılmak yetkisine sahiptir. Örneğin namaz kılan her insanın ruhu kişi namaza başladığı an vücudundan ayrılarak 7. gök katında bulunan indi ilahide kılınan namazına iştirak eder. İşte bu nedenle Peygamber Efendimiz(S.A.V.) “her namaz bir miraçtır” buyurmuşlar. Nefsin vücuttan ayrılması ise kendi ihtiyarında olmayıp şarta bağlanmıştır. Nefsin vücudu terk edebilmesi kişinin uyuması bayılması veya ölmesi halinde mümkün olabilmektedir. İşte bu sebeple insan her gece rüyayı nefsi ile yaşar.
Öldükten sonra kıyamet gününe kadar geçecek sureyi Enam Suresi 98. ayeti kerimesinde belirtilen Berzah aleminde gene nefs olarak yaşar.Rabbimizin bütün insanlardan tek bir isteği vardır o da hem dünya hem de ahiret hayatında mutlu olmalarıdır. Mutluluk ise insanın iç dünyasında dış dünyasında ve Allah ile olan ilişkilerinde devamlı bir huzur ve uyum içinde olması halidir.
Şimdi bu mutluluk tarifinin ışığı altında Emmare nefs kademesinde bulunan bir insanın durumunu inceleyelim.
* Kişinin iç dünyasındaki hali:
a. Emmare nefs kademesinde bulunan bir insan devamlı surette şeytandan ilham alan nefsin emrinde bulunmaktadır. Kişinin nefsi bu nedenle daima hayır yerine şer fiil işlemesini emretmektedir. Halbuki aynı cesette bulunan ruh ise Rabbinin emri olan daima hayır emretmektedir. İşte bu nedenle bu vücut ülkesinde nefs ile ruh arasında devamlı kavga mevcuttur. Kavga olan yerde ise sulh ve sükundan bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle kişi devamlı huzursuz ve mutsuzdur.
b. Nefs aklı ikna ederek ona günah işletir. Günah denilen şer fiil işleyince şer fiil işlemiş olmanın huzursuzluğunu ve sıkıntısını yaşamaktadır. Bu nedenle mutsuzdur.
c. Nefsin her şer fiil (seyyiat) işlemesinde ruh nefse azab etmektedir. Bu nedenle kişi huzursuz ve sıkıntılıdır. Biz bu azaba halk arasında vicdan azabı demekteyiz. Yunus Suresi 99. ve 100. ayeti kerimelerinde “Biz aklını kullanmayana azab ederiz” buyurulmaktadır.
* Kişinin çevresi ile olan ilişkisi:
a. Emmare nefs kademesindeki insanın davranışları devamlı şerre yönelik olduğundan bu kişiden çevresine devamlı şer istikametinde fiiller yayılmaktadır. Her etki bir tepkiyi doğuracağı cihetle karşı taraftan da kendisine şer davranış gelecektir. Kişi şer fiil içinde bulununca şer işlemiş olmanın huzursuzluğunu ve sıkıntısını yaşayacaktır. Bunun yanı sıra kişinin ruhu işlenen şer fiilin karşılığı kadar kişiye azap edecektir. Kişi bu nedenlerle de huzursuz ve mutsuzdur.
b. Karşısından kendisine yansıyacak olan olumsuz davranışı (zulmü) kişi emmare nefs kademesinde şer bir davranış olarak niteleyeceğinden nefsinde mevcut bulunan kin ve intikam afeti gereğince karşısındaki kişiden intikam almak isteyecektir. Kişi intikam alırsa yine şer fiil işleyeceği nedeniyle bunun sıkıntısını ve huzursuzluğunu duyacaktır yetmez ruhu da bu kişinin nefsine azap edecektir. Kişinin intikamını alamaması halinde ise kişi strese girerek intikam hissi kişinin şuur altına yerleşeceğinden bu tür stres birikimleri kişiyi sinir hastalıkları mütehassısına kadar götürebilecek raddelere varabilecektir. Kişi bu nedenle de devamlı huzursuz ve mutsuzdur.
* Kişinin Allah ile olan ilişkisi
Kişi emmare nefs kademesinde Allah’u Teâlâ’nın ayeti kerimelerinde ise peygamberlerden sonraki devirlerde yaşayacak insanlar için peygamberlerin varisi olan mürşitlere verildiğini bildirmektedir. Bu cümleden olarak Peygamber efendimiz (S.A.V.) “Benden sonra gelecek olan zamanın Halifesine kim biat etmezse o kişi cahiliyet hükmü üzerine ölmüş gibidir” diye buyurmuştur. İşte izah edilen bu ayeti kerime ve bu hadis de bize son peygamber olan Peygamber efendimiz (S.A.V.)’den sonra da görevli bazı Halife ve mürşit resullerin geleceğini açıkça müjdelemektedir.
Şimdi gelelim nefsin afetlerine ve bu afetlerden nasıl arınacağımız konusuna inşaallah.
1. Afet – Cehalet
Nefsin 19 afetinden birisi CEHALETTİR. CEHALET afetinin kendisini kuşattığı insanlar her devirde helak olacaklardır.Ancak Allah’a mülaki olmayı dileyenler hariç.
Allahu Teala Ahzab-72.ayeti kerimesinde buyuruyor ki:
33/AHZÂB-72:İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu) innehu kâne zalûmen cehûlâ. Muhakkak ki Biz emaneti göklere arza ve dağlara arz ettik (sunduk teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs) çok zalimdir çok cahildir.
Allahû Tealâ burada “emanet” adıyla “ruh”tan bahsetmektedir. Âyet-i kerime ruhu teslim alanın sadece fizik vücut değil nefsle beraber fizik vücut olduğunu da ispat etmektedir. Fizik vücut ve nefs beraberce ruhu teslim almışlardır. Çünkü Allahû Tealâ çok zalim ve çok cahil ifadelerini kullanmaktadır. Bu henüz tezkiye olmamış bir nefsin ifadesidir. Kalbi %100 afetlerle dolu olan bir nefs ve fizik vücut beraberliği bir emanet kabul ediyorlar: Ruh. bir emanettir.
Bu âyet-i kerime fizik vücutla birlikte nefsin de emaneti kabul ettiğini ispat ediyor. Cahil ve zalim olmak nefsin afetlerinin vasıflarıdır. İnsanoğlu nefsin kalbindeki zalim hüviyetinin sahibidir. Nefs zalimdir ve cahildir. Hayata böyle başlar. Adım adım nefs tezkiyesini yaptıkça zulmetme hüviyeti yok olur; müşfik bir insan olur kişi. Ve cehalet de yok olur; yerine ilim gelir âlim bir kişi olur. Ve ruhumuz fizik vücudumuz ve nefsimize Allahû Tealâ tarafından verilen bir emanettir.
Zariyat- 11 :Ellezîne hum fî gamretin sâhûne. Onlar ki cehalet içinde gaflette olanlardır.
Onlar öğrendikleri yanlış ve eksik ilim sebebiyle Kur’ân hakikatlerini bilmezler ve emaniyyeye tâbî olurlar. Bu emaniyye bilgileri öğrettikleri ve inandırdıkları insanlarla birlikte hepsi cehenneme gideceklerdir. Onlar hem cahil hem de Kur’ân hakikatlerinden gâfildirler.
2/Bakara-80- Em tekûlûne alellâhi mâ lâ ta’melûn.- Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.
2/Bakara-169- İnnemâ ye’müruküm bissûi velfahşâi ve en tekûlû alellâhi mâ lâ ta’lemûn.
- Şeytan muhakkak size kötülüğü hayasızlığı Allah’a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz cehalet konusunda şöyle buyuruyor:
“İNSANLAR HELAK OLUR; ÂLİMLER MÜSTESNA ÂLİMLER DE HELAK OLUR; İLMİYLE AMEL EDENLER MÜSTESNA İLMİYLE AMEL EDENLER HELAK OLUR; MUHLİSLER MÜSTESNA.”
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin bizlere hadis-i şerifin birinci kısmındaki mesajı cehalet içerisinde olan insanların kurtuluşu mümkün değil şeklindedir. “İnsanlardan cahiller helak olur ama âlimler müstesna.”
14 asır evveline gittiğimiz zaman kâinat dizaynı içerisinde bizler için en yüce örnek olarak Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz ve sahabeye rastlıyoruz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den önceki döneme cahiliye dönemi deniyor. O halde cahiliye dönemindeki insanlar Allah’ın ilmine sahip olmadıkları için helak olan grubu ifade ediyor. Nitekim Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz bir hadis-i şerifinde de:
“Ve men lem yaraf imame zamanihı felyemutu meyteten cahiliyeten”
(Allah’ın katından sizin için vazifeli olan Allah’ın ilmini size aktaracak)
zamanınızın imamına arif olmazsanız o takdirde cahiliye (standartlarıyla) ölürsünüz.
Enes bin Malik radiyallahu anh şöyle dedi:“Size bir hadis söyleyeyim onu benden sonra kimse tahdis edemez Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
‘İlmin azalması ve cehaletin ortaya çıkması kıyametin alametlerindendir’ buyurdu ”Buhari (239 240)
Şakik rahmetullahi aleyh şöyle anlatıyor:“Abdullah ibni Mesud ve Ebu Musa radiyallahu anhuma ile beraberdim O ikisi şöyle naklettiler: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
‘Kıyametten hemen önce cehalet indirilir ve ilim kaldırılır’buyurdu ”Buhari (6931) Müslim (2672)
49/HUCURÂT-6: Yâ eyyuhellezîne âmenû in câekum fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tusîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtum nâdimîn. Ey âmenû olanlar! Eğer bir fasık size bir haber getirirse o zaman araştırın. Yoksa cahillikle bir kavme kötülük edersiniz de sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz.
İlmin kaldırılması âlimlerin ruhunun kabzedilmesi ile olur Abdullah bin Amr radiyallahu anh’dan nakledildiğine göre: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
‘Şüphesiz Allah ilmi insanlardan söküp almaz Fakat âlimlerin ruhunu kabzederek ilmi kaldırır Nihayet hiçbir âlim kalmayınca halk cahil insanları reis edinirler Bunlara birtakım sorular sorarlar da onlar hem kendileri sapıklığa düşerler hem de düşürürler’ buyurdu ”Buhari (256)
1.Haslet – İlim
Acaba cehaletten kurtulup Allah’ın ilmine nasıl sahip olacağız?
Çeşitli kaynaklar var. Bir kısım insanlar vardır ki ilimlerini el yazması kitaplardan alıyorlar. Bir kısım insanlar doğrudan doğruya Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerini okumak suretiyle ilim sahibi olmaya çalışıyorlar. Bir kısım insanlarsa gerçeği bilerek Allah’ın katından kendileri için vazifeli mürşide tâbi olmak suretiyle Allah’ın ilmini kazanıyorlar.
İşte Allah’ın Resulü ikinci bölümde “âlimler müstesna” diyor. Demek ki mutlaka ilim sahibi olmak lâzım. Ama bu kazandığımız ilmin kaynağına göre insanın durumu değişebilir. Eğer bir insan “emaniyye” denilen el yazması kitaplardan veya tek başına Kur’ân’ın tefsirlerini okumak suretiyle ilim sahibi olmuşsa gerçekten o kişi âlim de olsa kurtuluşa ulaşamıyor. İlmel yakînin ötesine geçemiyor. Bu takdirde o sahip olduğu ilim kendisini kurtuluşa ulaştıramıyor. O sebeple hadis-i şerifin 2. bölümünde “âlimler de helak olur” diyor “ilmiyle amel edenler müstesna.”
Ola ki bir insan ilim sahibidir ama ilmini yaşayamıyor. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz hadis-i şerifinde açıklıyor buyuruyor ki:
“Faydasız ilimden Allah’a sığınırım.”
Demek ki bu insan ilim sahibidir kitaplardan başka kaynaklardan ilim sahibi olmuş ama ilmini yaşayamıyor. Buna bir misal verelim. Evvela insan nefs terbiyesinin ilmini aileden evet kısacası annesinden alıyor. Annesinden aldığı bilgilerle yalanın mutlaka söylenmemesi gerektiği yalanın kötü bir afet olduğunu öğreniyor. Daha sonra da babasından öğreniyor. Daha sonra çevresinden öğreniyor daha sonra birçok kaynaklardan yalanın kesinlikle söylenmemesi gerektiğini kötü birşey olduğunu öğreniyor. Ama eğer öğreniyor da halâ yalan söylüyorsa o zaman bu kişi sahip olduğu ilmi yaşamıyor ilmiyle amel etmiyor. İşte bu da ilim sahibi bilgisi var biliyor. Ama ilmini yaşayamıyor. İşte sahip olduğu ilimle amel etmeyen insanın da gidebileceği yer helak noktasıdır azaptır yani cehennemdir. O halde İLMİN AFETİ İLMİYLE AMEL EDEMEMEKTİR. İlimle mutlaka amel etmemiz lâzım. Amel etmedikçe o ilmin bize faydası yok.
Bu gün binlerce insan vardır ki insanların katında okumuş olarak kabul edilir insanların katında ilim sahibi okumuş olarak kabul edilen bu insanlar Allah katında cahildirler gerçekten ilimlerini yaşayamıyorlarsa o insanlar Allah katında dilsizdirler cahildirler.
Allah’û Tealâ nasıl ilim kazanmamızı istiyor? Hac Suresinin 54. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
Hac-54:”Ve liya’lemelleziyne ûtül’ılme ennehülhakku min rabbike….”Ve kendilerine ilim verilenler bunların muhakkakki Rabbinden gelen hakk olduğunu bilsinler diye…
O halde ahrete dönük kurtuluşa insanı ulaştıran ilim mutlak surette Allah’ın katından bizler için vazifeli olan mürşidden alınan ilimdir. O kendilerine ilim verilenler bilsinler ki mürşidin yaptığı açıklarhalar Allah’tan gelen haktır. Demek ki mürşid Allah katından bizler için vazifeli olan zat herkese Allah’ın ilmini vermeye çalışıyor ama bir kısım insanlar o ilmi alıyor bir kısım insanlar o ilmi almıyor. Alabilenlerle alamayanlar Kur’ân-ı Kerim’de ikiye ayrılmış. Alamayanlar cahillerdir. Alabilenler ise ilim sahipleridir. Ve birçok âyet-i kerimede Allahû Tealâ “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyuruyor. Elbette ki bunlann Allah katında müsavi olamayacağını net olarak Allahû Tealâ ifade etmiş açıklamış.
Bilenler Allahû Tealâ’nın bizler için vazifeli kıldığı Allah’ın katından velî mürşidler olup onlar evvel emirde 19 hasletin sahibi olmaları hasebiyle insanlara kendilerine Allah’ın yüklediği birinci görev içinde âyetleri açıklıyorlar. O âyetlerin açıklaması içerisinde 154 tane vuslat âyet-i kerimesi 12 tane ruhun Allah’ın zatına ulaşmasının farziyeti var. Bu açıklamalar o kişiyi ilmin sahibi kılıyor. O kişiler Allah’ın ilmine sahip oluyorlar. Ama ilim sahibi olmak yeterli değil. O ilimle amel etmek lâzım. Şimdi eğer 95 tane âyet-i kerimenin standartları içerisinde o kişi Allah’ın insana üfürdüğü bir ruhun var olduğunu bu ruh emanetini mutlaka yaşarken fizik vücut ölmeden evvel Allah’ın zatına ulaştırmanın farz olduğunu Kur’ârı-ı Kerim âyetleriyle mürşid kendisine açıklar öğretir de ilim sahibi olduktan sonra o ilmi yaşayamazsa yani Allah’ın zatına onu ulaştıracak vasıta emirlerle amel etmezse ilmini yaşayamazsa kesinlikle kendisini helak noktasından kurtaramayacaktır. Nitekim Allahû Tealâ Bakara Suresinin 44. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
Bakara-44:”Ete’mürunennase bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitab efelâ ta’kılım. ” Kitabı okuduğunuz halde insanlara birri (ebrar olmayı-nefs tezkiyesini) emreder de kendi nefslerinizi unutur musunuz? Halâ akletmiyor musunuz?
Kişi 154 tane âyet-i kerimeyle insan ruhunun Allah’ın zatına ulaşmasını öğreniyor 12 tane âyet-i kerimeyle bunun farz olduğunu da biliyor. Biliyor başkasına söylüyor ama kendisi hiçbir zaman Allah’ın zatına ulaşmayı talep etmiyor.
İşte Allah’û Tealâ böyle vasıfta olan kimselere: “Siz insanlara iyiliği emreder de kendi nefsinizi unutur musunuz?” âyet-i kerimesinde açıklanan insan ilim sahibidir ama ilmini yaşayamıyor. İlminin gerektirdiği hedefi kendisine seçemiyor Allah’ın zatına ulaşmayı talep etmiyor. Öyle olunca o zaman; hem öğrenecek hem Allah’ın zatına ulaşmayı talep ederek amel etmeyecekse bu insan kurtuluşa ulaşamaz. Bu insanın da ahret hayatında gidebileceği yer cehennem oluyor. AMELİN AFETİ RİYAKÂRLIKTIR. Ameli Allah’ın zatına ulaşmanın dışında hangi hedefe ulaşmak için işlerseniz bu amel size derecet kazandırmaz. “İlmiyle amel edenler de helak olur ama muhlisler müstesna” diyor Allah’ın Resulü.
Hem Allah’ın ilmine sahiptir hem ilmiyle amel ediyor ama kendisini helak olmaktan kurtaramıyor. Acaba bu insanlar nasıl insanlar? Allah’a ulaştıran yolda bizi hedefe ulaştıran kaynak iki tanedir. Allah’ın bizler için tayin ettiği mürşid ve Allah’û Tealâ’nın katından bizler için gönderilen Kur’ân-ı Kerim. Bu iki kaynaktan herhangi birisine itibar etmezsek tâbi olmazsak asla kurtuluşa ulaşamayız.
4/NİSÂ-17:İnnemet tevbetu alallâhi lillezîne ya’melûnes sûe bi cehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâike yetûbullâhu aleyhim ve kânallâhu alîmen hakîmâ .
Fakat Allah’ın kabul edeceği tövbe cahillik ile bir kötülük yapıp sonra hemen tövbe edenler içindir ki işte onlar Allah’ın tövbelerini kabul ettiği kimselerdir. Ve Allah Alîm’dir Hakîm’dir.
6/EN’ÂM-54: Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).
Âyetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman onlara şöyle de: “Selâm üzerinize olsun. Rabbiniz kendi üzerine “rahmeti” yazdı. Öyle ki;sizden kim cahillikle bir kötülük yapar sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder (mürşidin önünde) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi yaparsa) o taktirde muhakkak ki O (Allah) Gafur’dur (mağfiret edendir) Rahîm(rahmet nurunu gönderen)’dir.”
Bir insanın cehaletten kurtulabilmesi Enam-54.ve Nisa-17.ayeti kerimelerinden de idrak ettiğimiz üzere tevbe etmekle mümkün olduğunu görüyoruz.Buradaki tevbe insanın Allah’a ulaşmayı dilemesine işaret eder çünkü Allah’a ulaşmyı dileyen kişiyi Alahu Teala mürşidine ulaştırır ve kişinin mürşidine ihsanla tabiyeti ile birlikte kurtulabilir.
2. Afet – Cimrilik
Nisa-37:”Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhli ve yektumûne mâ âtâhumullâhu min fadlıh(fadlıhî) ve a’tednâ lil kâfirîne azâben muhînâ(muhînen).
Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emrederler. Ve Allah’ın kendilerine fazlından verdiği şeyi gizlerler. Ve kâfirler için “alçaltıcı azap” hazırladık.
57/HADÎD-24:Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhl(buhli) ve men yetevelle feinnellâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu). Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler. Ve kim dönerse o taktirde muhakkak ki Allah; O Ganî’dir (zengindir) Hamid’dir (hamdedilendir).
Haşr-9:”Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yû’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah(hasâsatun) ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn.Ve onlardan önce (Medine’yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar kendilerine hicret eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı kendileri onlara muhtaç olsa bile gönüllerinde bir hacet (kaygı haset) bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler (üstün tutarlar). Ve kim nefsini cimrilikten korursa o taktirde işte onlar onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.
Ebu Saîd el-Hudrî (r.anh) anlatıyor: “Resû»lullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki haslet vardır ki bir mü’minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk.” Tirmizî Bir 41 (1963).H.
Cimrilikle iman bir kulun kalbinde asla birlikte bulunamaz.)[Nesai]
Cabir radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cimrilikten sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye haramlarını helal saymaya sevketmiştir.” (Müslim Birr- 56)
Hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz’in mü’minlerin sakınmalarını uzak durmalarını istediği ikinci konu cimriliktir. Cimrilik sebebiyle helak oluş bu dünyada olabileceği gibi ahirette de olabilir. Hadisde geçen ve cimrilik diye dilimize aktardığımız “şuh” kelimesi şiddetli cimriliği sadece malda değil her işte ve her iyilikte cimri davranmayı ifade eder. Cimrilik dinin kötü karşıladığı ve helak edici huylardan saydığı bir davranıştır. Üstün ahlak ve fazilet olan cömertliğin zıddıdır. Allah cömertleri över cimrileri ise kötüler. Cimri gerçekte Allah’ın olan malı mülkü ihsan edilen iyilikleri Allah’ın kullarına vermekten yüz çeviren kimsedir. Allah insanın bu kötü afetini şöyle anlatır:
İsra-100:”Kul lev entum temlikûne hazâine rahmeti rabbî izen le emsektum haşyetel infâk ve kânel insânu katûrâ(katûren). De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazineleri(ne) malik (sahip) olsaydınız o zaman infâk (harcanıp tükenecek) korkusu ile (onu) mutlaka (elinizde) tutardınız.” İnsan çok cimridir.
17/İSRÂ-28:Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ. Rabbinden ümit ettiğin rahmeti isterken onlardan (mecbur kalarak) yüz çevirirsen (bir şey veremezsen) o zaman onlara yumuşak söz söyle!
2. Haslet – Cömertlik
İnsanın elindeki imkânı isteyerek hoşlanarak başkalarına vermesi hali cömertliktir. İnsanı yücelten bir haslettir. Çünkü Rabbimiz çok infak edenleri velâyetin en üst 2 seviyesine lâyık görüyor. İhlâs ve Salâh.
-3/ÂLİ İMRÂN-134: Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi) vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).Onlar (muttekîler) bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah muhsinleri sever.
-49/HUCURÂT-15: İnnemel mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi) ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).Mü’minler ancak onlardır ki Allah’a ve O’nun Resûlü’ne îmân ettiler. Sonra da şüpheye düşmediler. Ve malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler; işte onlar onlar sadıklardır.
-61/SAFF-11: Tu’minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn.Allah’a ve O’nun Resûl’üne îmân edersiniz ve Allah’ın yolunda canlarınızla ve mallarınızla cihad edersiniz. İşte bu sizin için hayırdır. Keşke bilseniz.
Resulullah’tan cömertlikle ilgili güzel sözler: “Allah cömerttir cömertliği ve güzel ahlakı sever kötü ahlakı sevmez.”(Haraiti)
“Allahu Teala bütün velileri cömert ve güzel ahlaklı kılmıştır.” (Darekutni)
“İki haslet vardır ki Allahu Teala onları sever ve iki haslete de buğzeder. Sevdiği hasletler; cömertlik ve güzel ahlaktır. Sevmediği iki huy ise cimrilik ve kötü huydur.” (Deylemi)
“Bol yedirmek herkese selam vermek ve güzel konuşmak mağfireti gerektiren sebeplerdendir. Allahu Teala’nın bir takım kulları vardır onlara kamu yararına harcanmak üzere servet verilmiştir. Bunlardan cimrilik eden olursa onlardan alır ve başkasına verir.” (Taberani)
“Cömert Allah’a yakın insanlara yakın cennete yakın ve cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah’tan uzak insanlardan uzak cennetten uzak fakat cehenneme yakındır.” (Tirmizi)
“Cömertlik cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Dalları dünyaya sarkmıştır. Her kim onun dalına yapışırsa o dal onu çeker cennete götürür.” (İbn Hıbban “Zu’afa”)
Dolayısıyla Resûlullah’ın hadîs-i şerifine baktığımız zaman cennetteki ağacın dalından birisine tutunmak durumundayız. Nedir o? CÖMERTLİK Cömertlik öyle bir ağaçtır ki kökü cennette dalları dünyayı sarmış. Bu dallardan hangisine tutunursanız bu dal sizi cennete çeker. Birisi (Allahû Tealâ öyle bir haslet vermiş ki) insanları tam sıkıntı anlarındayken mutlu ediyor onlara en azından bir güleryüz gösteriyor ve bu bile onun için kurtuluş vesilesi oluyor. Ama cimrilik de kökü cehennemde dalları dünyayı sarmış bir ağaçtır. Hangi dalına tutunursanız o sizi cehenneme çeker.
Cennetteki ağaç ruhun hasletleridir. O cehennemdeki ağaç da nefsin afetleridir. Siz ruhun hangi hasletine tutunursanız o ruh sizi Allahû Tealâ’nın cennetine götürecektir. Ama siz nefsinizin hangi afetine tutunup da hayatınızı devam ettirirseniz o nefs de sizi cehenneme götürecektir. Onun için Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki:
“Cehennem nefsin sevdiği şeylerle çevrilidir ama cennet nefsin sevmediği şeylerle çevrilidir.”
İşte bu mantık içerisinde gidecek olursak daima veren el oluruz. Yanyana geldiğimiz zaman birbirimizle ilgilenmeliyiz hal ve hatır sormalıyız. Karşı tarafı seviyorsak sevdiğimizi ifade etmemiz gerekir. Bir sıkıntısı varsa “Yardım edebilir miyiz acaba bize düşen bir şey var mıdır?” diye sormamız lâzım. Yani sürekli buraya gelip hiç kimseyle ilgilenmeden sadece dinleyip çekip giden insanla kendisini bir fert olarak görüp etrafla ilgilenen onların hal ve hatırını soran onların bir sıkıntısında onlara yardım eden onları mutlu eden bir insan arasında dağlar kadar fark vardır. Biraraya geldiğimiz zaman en azından hemen selâmlaşalım. Selâmlaşmanın ötesinde daha da birbirimize yakınlık duyuyorsak tokalaşalım. O tokalaşma birbirimize olan sevginin tezahürüdür. Ve bu güzellikleri İnşaallahû Tealâ kendi aramızda yaşayalım.
3. Afet – Dedikodu -Gıybet
Gıybet duyduğu zaman insanın hoşuna gitmeyecek olan bir kusurunu gıyabında söylemektir. Buna Türkçede çekiştirme derler. Bu kusur kıyafetinde yaradılışında ahlakında ve akrabasında her nerede olursa olsun fark etmez sözünde dünyalığında olsun ahireti hususunda hatta evinde olsun hepsi birdir. Bütün bu mevzularda doğru olduğu halde gıybet eden kimse Rabbine asidir ve kardeşinin etini yemiş gibidir. Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz:
“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz? Kardeşinizin hoşlanmayacağı şey ile onu zikretmenizdir” buyurdu. Bunun üzerine “söylediklerimiz o adamda varsa buna ne buyurursunuz?” diyenlere Peygamberimiz:
“Söylediğiniz kusurlar onda varsa işte o zaman gıybet etmiş olursunuz yoksa iftira edersiniz” buyurdu.
Başkasını zikretmek üç şekildedir. Gıybet iftira ve ifktir. Ve hepsi de Kur’ân’da mevcut olup yerilmiştir. Gıybet onda olan kusuru söylemek; iftira veya buhtan onda olmayan kusuru söylemek ifk ise yalanın en büyüğü buhtanın en kötüsünü söylemektir. Kısacası suç isnat etmektir.
Allahû Tealâ “Dedikodu yapmayın zanda bulunmayın” diyor. Ama nefsimiz de dedikodu yapmakla kendisini başkasının üstünde görüyor dolayısıyle bundan da çok hoşlanıyor ve nefsimiz hoşlanıyor diye biz de her rastladığımız kişiyle dedikodu yapıyoruz. Özellikle dedikodu başkasının sahasına girerek onun hakkında karar vermektir. Başkasının dedikodusunu yapmak suretiyle onlara zulmediyoruz ama onlara zulmetmek suretiyle kendi nefsimize de bir kere daha zulmediyoruz.
Nisa Sure’sinin 79. âyet–i kerimesinde Allah şöyle buyuruyor:
Nisa-79:“Mâ esâbeke min hasenetin feminallahi ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsik. “Hayır Bizdendir şer sizin nefsinizdendir.”
Şer bizim nefsimizdense ve biz nefsimizin talebine uyuyorsak ve nefsimizin talebine uymak zulümse o halde her zulüm mutlaka bize derecat kaybettiriyor. Işte Resulullah “Nefsinize zulmetmeyiniz!” demek suretiyle Allahû Tealâ’nın “yap” dediği emirleri kesinlikle yapmamızı “nefsinizin üzerinizde kesinlikle hakkı vardır” derken de yasak ettiği fiilleri de işlemememizi istiyor.
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de gıybet iftirayı ve ifki açıkça vermiştir ve gıybet edeni ölü etini yiyene benzetmiştir. Kur’ân- Kerim’de:
Hucurat-12:”Yâ eyyühelleziyne âmenüctenibû kesiyren minazzann inne ba’dezzanni ism ve lâ tecessesû ve lâ ya’teb ba’duküm ba’dâ eyühıbbü ehadüküm en ye’küle lâhme ehıyhi meyten fekerihtümûh.”
Ey amenu olanlar zannın büyük kısmından kaçının muhakkakki sui zan günahtır. Gizli şeyleri merak edip araştırmayın bazınız bazınız hakkında dedikodu yapmayın biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? İşte tiksindiniz.
Nur-11:”İnnelleziyne câû bil’ifki usbetün minküm lâ tahsebûhü şerren leküm belhüve hayrün leküm liküllimriin minhüm mektesebe minel’ism velleziy tevellâ kibrehü minhüm lehü azâbün azıym.” Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler sizin içinizden bir topluluktur. Siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan vardır. Onlardan büyüğünü yüklenene ise büyük azab vardır.
Nur-12:”Lev lâ iz semi’tümûhü zannelmü’minûne velmü’minâtü bienfüsihim hayran ve kaâlû hâzâ ifkün mübiyn.” Onu işittiğiniz zaman erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefsleri adına hayırlı bir zanda bulunup “Bu açıkca uydurulmuş bir sözdür” demeleri gerekmez miydi?
Kalem-101112:”Ve lâ tütı’ külle hallâfin mehiynin. Hemmâzin meşşâin binemiymin. Mennâ’ın lilhayri mu’tedin esiymin.” Yemin eden ayıp araştıran değersiz laf taşıyan nası hayırdan alıkoyan hukuku tecavüz eyleyen günaha dadanan kimselere itaat etme.
Nur-1516.”İz telâkkavnehü bielsinetiküm ve tekuûlûne biefvâhiküm mâ leyse leküm bihî ilmün ve tahsebûnehü beyyinen ve hüve indallahi azıym. Ve lev lâ iz semi’tümûhü kultüm mâ yekûnü lenâ en netekelleme bihâzâ sübhâneke hâzâ bühtânün azıym.”Hani onu dilden dile dolaştırıp hiçbir bilginiz olmadığı şeyleri ağzınıza alıyor Allah yanında büyük bir günah olduğu halde onu kolay sanıyordunuz. Bunu istediğiniz vakit böyle şey ağzımıza almak bize yaraşmaz. Aman Allah’ım sen bundan münezzehsin bu büyük bir bühtan’dır” demeliydiniz.
Nisa-112.”Ve men yeksib hatıy’eten ve ismen sümme yermi bihî beriy’en fekadihtemele bühtânen ve ismen mübiynâ.” Her kim bir suç işlerse veya bir günah kazanır sonra onu günahsıza atarsa bir iftirada bulunmuş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Hümeze-1.”Veylün likülli hümezetin lümezetin.” Arkadan çekiştirip duran baş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline.
Yüce Rabbimiz bir araya gelen kullarının Allah’tan bahsetmesini ve böyece zikir yaptıkları için Allah’ın salavat nuru ile ferahlanmalarını ister. İnsanlar ise dedikodu ve gıybetle Allah’tan değil insanlardan bahsederek ve nefslerinden bir şeyler katarak derecat kaybetmektedirler.
Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz:
“Her müslümanın her müslümana canı malı ve ırzı haramdır” buyurmuştur. Gıybet ise adamın ırz yani şeref ve haysiyeti ile alakalıdır.
Hz Muhammed (S.A.V) Efendimiz:
“Kardeşini güler yüzle karşıla ve ayrıldığı zaman gıybetini yapma” buyurdu. Sahabe güler yüzle birbirlerini karşılar ve ayrıldıkları zaman da birbirlerini çekiştirmezler ve bu davranışı en büyük ibadet telakki ederlerdi. Bunun aksini de nifak alameti kabul ederlerdi. Peygamber Efendimiz:
“Ey dili ile iman edip kalbleri ile inanmayanlar Müslümanları gıybet etmeyin onların gizli hallerini araştırmayın. Kim din kardeşinin gizli hallerini araştırırsa Allahû Tealâ’da onun gizli hallerini araştırır. Sahabe ibadeti namazda oruçta aradıkları kadar insanları çekiştirmekten ve onlara dil uzatmaktan kaçınmakta da ararlardı.
“Başkasının kusurunu söylemek istediğin zaman kendi kusurunu hatırla.”
Kamil müslümanın önce kendi kusurunu ıslah etmesi sonra da başkalarının kusurlarını ıslah ile meşgul olması lâzımdır.
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz:
“Müjde o kimseye ki kendi kusurları insanların kusurlarını araştırmadan kendini alıkoymuştur.”
Kendini kusurlu bulan bir insana yaraşan âlemin dedikodusunu yapmaktan utanıp kendi kusurlarını düzeltmekle meşgul olmasıdır. Aynı zamanda kendisi kendi kusurlarını düzeltemediği gibi başkalarını da mazur görmeğe gayret etmelidir.
Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz:
“Ateşin kuru odunu yakması insanın sevaplarını mahvetmekte gıybetten daha süratli değildir.”
İnsanların gıybetin sevapları mahvettiğini kıyamet günü gıybetin ve kişinin gizli hallerinin açıklamasının cezası olarak kendi sevaplarının o kişiye verileceğini şayet sevabı yoksa o kişinin günahlarının kendisine yükletileceğini bilmesi lâzımdır.
3.Haslet – Ketumiyet
Ketumiyet ketm’etmek saklamak sır saklamak anlamına gelir. İnsanlar kendilerine emniyet edilerek güvenerek açıklanan sırları saklamak zorundadırlar.
-4/NİSÂ-83: Ve izâ câehum emrun minel emni evil havfi ezâû bih(bihî) ve lev reddûhu iler resûli ve ilâ ulil emri minhum le alimehullezîne yestenbitûnehu minhum ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu letteba’tumuş şeytâne illâ kalîlâ(kalîlen).Ve onlara emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu açıklarlar (yayarlar). Ve eğer onu (o haberi) Resûl’e ve kendilerinden olan ulûl emre iletselerdi (herkese açıklamasalardı) onlardan onun (o haberin) iç yüzünü araştıranlar mutlaka (gerçeği) bilirlerdi.Ve Allah’ın fazlı ve rahmeti üzerinize olmasaydı pek azınız hariç mutlaka şeytana uyardınız.
-4/NİSÂ-148: Lâ yuhibbullâhul cehra bis sûi minel kavli illâ men zulim(zulime) ve kanallâhu semîan alîmâ(alîmen).Allah fena sözün açıkça söylenmesini sevmez kendisine zulüm yapılan kişinin (söylemesi) hariç. Ve Allah en iyi işitendir en iyi bilendir.
4. Afet – Fitne fesat
İnsanların tevhid akidesinin gereği olarak Sırât-ı Müstakîm üzerinde bulunmaları ve tek bir fırka oluşturmaları Allah’ın emridir. İnsanların arasına fit sokarak onları birbirine düşmân yapmak veya bu istikamette çalışmak fitne çıkarmaktır. Fesad da benzer anlamdadır.
5/Maide-64- Küllemâ evkadû nâran lilharbi etfahallâhü ve yes-avne fil-ardı fesâdâ vallâhû yühıbbülmüfsidîn.- Onlar her ne zaman harp için ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar yeryüzünde fesat için çabalarlar. Allah fesat çıkaranları sevmez.
2/Bakara-60- Ve lâ ta’sev fil-erdı müfsidîn.- Yer yüzünde fesad çıkararak haddi aşmayınız.
2/Bakara-191- Velfitnetü eşeddü minelkatl. – Fitne katilden şiddetlidir.
2/Bakara-217- Ve saddûnan sebîlilâhi ve küfrünbihî velmescidliharâmi ve ihrâcü ehlihî minhüekberu indellih velfitnetu ekberu minelkatl.- İnsanları Allah yolundan alıkoymak Allah’ı tanımamak insanları Mescid-i Haram’dan alıkoymak ahalisini ondan çıkarmak ise İnd-i İlâhi’de şer bakımından daha büyüktür. FİTNE KATİLDEN DAHA BÜYÜKTÜR.
2/Bakara-193- Ve Kâtilûhüm hattâ lâ tekûne fitnetün ve yekûneddînu lillâh feinintehev felâ udvâne illâ alezzâlimiyn.- Fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla kıtal edin (savaşın). Onlar vazgeçerlerse onlara el uzatmak yoktur. El uzatmak yalnız zalimleredir.
8/Enfal-39- Ve kâtilûhüm hattâ lâ teküne fitnetün ve yekûneddiynü küllühü lillâh feinnintehev feinnnallâhe bimâ ya’melune basîr.- Hiçbir fitne kalmayınca bütün din Allah için oluncaya kadar onlarla kıtalde bulunun. Onlar küfürden vazgeçerlerse onları salıverin. Çünkü Allah işlediklerini görür.
8/Enfal-73- Vellezîne keferû ba’duhüm evliyâü ba’di illâ tef-alûhü tekün fitnetün fil-ardı ve fesâdün kebîr.- Kâfîr olanlar birbirlerinin velileridir. Siz de bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve musibet büyük bir fesat hasıl olur.
Resulullah (sav)’ı şöyle derken işittim: “Her ümmet için bir fitne vardır benim ümmetimin fitnesi de maldır.” Kutubu Sitte Hadis No: 0386
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bu din hepsi Kureyş’ten gelecek olan on iki halifeye kadar aziz ve güçlü olacaktır.” Resullullah (sav)’a soruldu: “Sonra ne olacak?” “Sonra herc (fitne ve kargaşa) gelecek!” diye cevap verdi.” (Buhari Müslim ve Tirmizi hadisin “Kureyşten” kelimesine kadar kısmını Ebu Davud da tamamını tahric etmiştir.) Kutubu Sitte Hadis No: 1697
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kız talep ederse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız yeryüzünde fitne ve geniş bir fesad çıkar.” Kutubu Sitte Hadis No: 5647
4. Haslet – Tevhid
Allahû Teala hepinizin Tevhid akidesine bağlı olarak fırkalara ayrılmamanızı açık şekilde emretmiştir.
Al-i İmran-103:”…Va’tesimû bihablillâhi cemiy’â ve lâ teferrukuû…”Hepiniz Allah’ın ipine sarılın ve fırkalara ayrılmayın….”
Şura-13: “…En ekıymüddiyne ve lâ teteferrekuû fiyh…”Dini doğrultun ve onda fırkalara ayrılmayın.
Muhakkak ki Allahû Tealâ en sevdiği varlık olan insan için huzur ve saadeti diliyor. İnsanların huzur ve saadete ulaşmaları ancak tevhidi yaşamalarıyla mümkündür. Tevhid Allah’ın biz insanlardan istediği bir farz emirdir.
İSLÂM DİNİ TEVHİD DİNİDİR. Tevhid dîni olan İslâm’ın insanlardan istediği insanların birlik ve beraberliğidir insanların cem olmasıdır. İnsanlar arasındaki sevginin Allah’ın emrettiği tarzda gerçekleşmesidir. Tevhid tek Allah’a inancı ifade ediyor. Tek Allah’a inanan insanların vahdaniyetini (birlik ve beraberliğini) ifade ediyor.Allahû Tealâ bütün insanları tevhide çağırıyor. İnsanların huzur ve saadeti için tevhid (birlik ve beraberlik) şarttır. İnsanların mutluluğu bu birlik ve beraberliğin gerçekleşmesiyle tahakkuk eder. Ne zaman Allah kendi katından (nübüvvetle vazifeli) nebîler tayin etmişse hepsi tevhid için çalışmışlardır. Onlar tevhidi gerçekleştirmek için Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılmışlardır. Yüce Rabbimiz bütün insanların tevhidde yekvücut olmasını istiyor.
Tevhid Allah’ın tek olduğuna imân etmektir. Tevhid aynı zamanda insanların tek bir fırka oluşturmasıdır. Yani Sırât-ı Müstakîm üzerinde olmalarıdır. Yani Hizbullâh olmalarıdır. Sadece Allah’ın Ahdini yerine getirmek üzere Sırât-ı Müstakîme (Allah’a ulaştıran yola) vasıl olanlar tevhid emrine itaat edenlerdir.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz;
“Vallahü yed’u mâa cemâati.”Allah’ın yardımı tevhidle beraberdir cem olmakla beraberdir”.
“Lâ tectemü ümmeti an dalâleti.”Benim ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez” (İbn Mâce Fiten 8). buyuruyor.
Huzeyfe (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“(Ahir zamanda) cehennem kapılarına davet eden davetçiler olacak kim onlara icabet ederse onu cehenneme atarlar.” Dedim ki : “Ya Resulallah onları bize tavsif et.” Buyurdular ki “Onlar öyle kimselerdir ki (cildleri) bizim cildimizdendir ve bizim dilimizle konuşurlar.” Ben “Ya Resulallah! Ben buna erişirsem bana (o zamanda) ne yapmamı emredersin.”dedim. o da “Müslümanların imamına ve cemaatine yapış. Eğer müslümanların bir cemaatı ve imamı yoksa bütün fırkalardan uzaklaş (açlıktan) bir ağacın kökünü ısırma derecesine gelsen bile (onların içine girme.) ölüm gelinceye kadar böyle devam et.” Buyurdu.(İbn Mace sahih olarak rivayet etmiştir. Hadisi değişik lafızlarla Müslim Ebu Davud ve Ahmed de rivayet etmiştir)
Ebu Hureyre (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“İki kişi bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi iki kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır. Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki Allahın (yardım) eli cemaatle beraberdir. Allah azze ve celle ümmetimi ancak hidayet üzere cem eder toplar. Bilin ki cemaatten uzak duran her kişi ateşe düşer.
Kenzül Ummal.c.1. Hn.1025
Muaz (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Muhakkak ki şeytan insanın kurdudur tıpkı tek kalan sürüden uzaklaşan kenarda olan koyunu alıp giden davar kurdu gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin umumun mescidin yanında olun.”
K. Ummal.c.1. Hn.1026 ve 1027
Bir sahabeden peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Ey insanlar! Cemaatin yanında olun! Sakın bölünmeyin! Kenzül Ummal.c.1. Hn. 1028
İbn Ömer (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Ümmetim dalalet üzerine asla toplanmaz. Öyleyse cemaatin yanında olun. Muhakkak ki Allah’ın (yardım) eli cemaatle beraberdir. Kenzül Ummal.c.1. Hn. 1029
İbn Ömer (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Allah ümmetimin işini dalalet üzerine asla toplamaz. Siz büyük çoğunluğa uyun. Allah’ın (yardım ve inayet) eli cemaatle beraberdir. Kim cemaatten ayrılırsa cehenneme ayrılır.Kenzül Ummal.c.1. Hn. 1030
Arfece (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Allah’ın (yardım) eli cemaat üzerindedir. Şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder.
K. U..c.1. Hn. 1031
5.Afet – Hased Düşmanlık
İnsanların fırkalara ayrılması birleşmemesi tevhidi gerçekleştirmemesi hep hased ve düşmanlık sebebiyledir.
60/Mümtehine-4- Ve bedee beynenâ ve beynekümül-adâvetü velbağdâü ebeden hattâ tüminû billâhi vahdeh.- Sizinle aramızda bir tek Allah’a îmân edinceye kadar ebediyyen adâvet şiddetli bir nefret aşikar olmuştur.
4/Nisa-54- Em yehsüdûnennâse alâ mâ âtâhümüllâhü min fedlih – Yoksa Allah’ın bol ni’metinden verdiği kimseleri mi çekmiyorlar hased ediyorlar.
2/Bakara-109- Vedde kesîrun min ehlilkitâbi lev yeruddûneküm min be’di îmaniküm küffârâ haseden min ındi enfüsihim.Kitap ehlinin çoğu içlerindeki haset sebebiyle sizi inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler.
Nefsin hastalıklardan bir tanesi de hasettir.
HASET Allahû Tealâ’nın ihsan ettiği nimetin yalnız kendisinde bulunmasını istemektir. Nimet verilen kişiyi kıskanmaktır. Allahû Tealâ’nın ihsan ettiği nimetin nimet verilen kişiden geri alınmasını istemektir.
Faydalı olmayan zararlı olan bir şeyin insandan ayrılmasını istemek haset olmaz gayret olur. Ama faydalı olan hayırlı olan bir şeyin (Allah’ın ihsan ettiği bir şeyin) kişiden zail olmasını istemek arzusu kesinlikle günah olur. Kişi bu hasetini söz ile hareketleri ile belli ederse günah daha da artar.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
“Haset etmekten sakınınız. Biliniz ki ateşin odunu yok etmesi gibi haset sevapları giderir. Geçmiş ümmetlerden iki kötülük sizlere bulaştı: Haset ve kazımak.”
Bu hadis-i şerifte onların başlarını kazıdıklarını değil; dinlerinin kökünü kazıyıp yok ettikleri ifade ediliyor.
“Yemin ederim ki imanı olmayan cennete girmeyecektir birbirinizi sevmedikçe de imana kavuşamazsınız. Birleşmek için mutlaka selamlaşınız.”
Haset eden insan Allahû Tealâ’nın kendisine verdiği şeylere razı olmayan insan demektir. Allahû Tealâ’nın verdiğine razı olmayan insandan Allahû Tealâ da razı olmaz. Allahû Tealâ’nın bir insandan razı olmaması ise felaketlerin en büyüğüdür. Artık Allah’ın rızası üzerinde olmayan kişi dünya ve ahirette hüsran içindedir; zarardadır.
O halde her halükârda hasetten kurtulmanın gayreti içerisinde olmalıyız. Allahû Tealâ’nın kesinlikle emri böyledir.
İnsanın bir kimsede bulunan nimetin ondan gitmesini istemeyip kendisinde de bulunmasını istemesine gıpta (imrenmek) denir.
“iki şeyden birine kavuşan insana gıpta etmek imrenmek yerinde olur. Allah bir kimseye Kur’ân’daki islâm’ı ihsan eder. Bu kişi her hareketini Kur’ân’daki “islâm’a uygun yapar. ikincisi Allah birine çok mal verir. Bu kimse malını Allah’ın razı olduğu beğendiği yerlere harcar”. (Hadis-i şerif)
Gıpta güzel bir huydur. İslâmiyetin hükümlerini (yani farzlarını) yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden salih kimseye gıpta edilmesi farzdır. Allahû Tealâ Hadisi Kudside :
“Ey ademoğulları sizi kendim için yarattım. Herşeyi de sizin için yarattım. Senin için yarattıklarım (Seni meşgul ederek) seni kendim için yaratmış olduğumu sana unutturmasın” buyurmuştur.
Yine Allahû Tealâ Hadisi Kudside Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e;
“Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma. Rızkına kefilim kendini üzme” buyurmuştur.
Haset etmek Allahû Tealâ’nın takdirini değiştirmez. Kişi boşuna üzülmüş yorulmuş olur; kazandığı günahlar da bunun cabası olur. Hasedin kişideki zararları düşmanlık olup kinden daha önce ve daha çok hasıl olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmamıştır kimseden hürmet görmemiştir. Haset sinirleri bozar ömrün azalmasına sebep olur. Üç kimsenin duası kabul buyrulmaz buyuruluyor. (Haram yiyenin gıybet edenin haset edenin duası)
Resulullah (sav) buyurdu ki: “Kafir ile onu öldüren ebediyyen cehennemde bir araya gelmezler keza bir kulun karnında Allah yolunda (yutulmuş olan) tozla cehennem ateşi bir araya gelmezler keza bir kulun kalbinde imanla hased bir araya gelmezler.” Kutubu Sitte Hadis No: 0990
Resululah (sav) buyurdular ki: “Hasedden kaçının. Çünkü o ateşin odunu -ravi dedi ki: Veya kuru otu- yiyip tükettiği gibi bütün hayırları yer tüketir.” Kutubu Sitte Hadis No: 1652
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Size ümem-i kadime hastalığı sirayet etti: Bu hased ve buğzdur. Bu kazıyıcıdır. Bilesiniz; kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal’e yemin ederim sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selamı yaygınlaştırın.” Kutubu Sitte Hadis No: 1653
5. Haslet – Edep
Edeb insanın kendi içinde diğer insanlarla mürşidiyle ve özellikle Allah ile ilişkilerinde en saygılı davranış biçimini sergilemesidir. Bir kişinin makamının altında davranışı tevazu makamı seviyesinde davranışı vekar makamından ötede davranışı kibirdir.
4/NİSÂ-148: Lâ yuhibbullâhul cehra bis sûi minel kavli illâ men zulim(zulime) ve kanallâhu semîan alîmâ(alîmen).Allah fena sözün açıkça söylenmesini sevmez kendisine zulüm yapılan kişinin (söylemesi) hariç. Ve Allah en iyi işitendir en iyi bilendir.
-4/NİSÂ-149: İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ(kadîran).Şayet bir hayrı açıklarsanız ya da gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz o zaman muhakkak ki Allah da affedicidir (her şeye) kaadirdir.
-25/FURKÂN-63: Ve ibâdur rahmânillezîne yemşûne alel ardı hevnen ve izâ hâtabehumul câhilûne kâlû selâmâ(selâmen).Ve Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazuyla yürür. Ve onlara cahiller hitap ettiği (lâf attığı) zaman “selâm” derler.
-25/FURKÂN-64: Vellezîne yebîtûne li rabbihim succeden ve kıyâmâ(kıyâmen).
Ve onlar geceyi Rab’lerine secde ve kıyam ederek (ayakta durarak) geçirirler.
Her halükârda hasetten kurtulmanın yegane çaresi başlangıç noktasında Allah’a ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbî olmaktır. Mürşide tâbî olmayan kişi nefs tezkiyesi ve tasfiyesini gerçekleştiremeyeceğine göre kalbindeki haset afetinden de kurtulması mümkün değildir.
Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olduğu takdirde Allahû Tealâ’dan 7 tane nimet alır. Bu 7 nimetle vasıta emirlere sarılırsa emmare levvame mülhime mutmainne raziye marziye ve tezkiye kademelerini birer birer geçer. Sonuçta tezkiye kademesinden sonra ruhu Allah’a ulaşır ve fizik beden de Allah’a kul olur.
Hasedin zıddı nasihat etmek veya başka bir deyimle edep standartlarında bulunmaktır. “Din nasihattır” hadis-i şerifi kesinlikle bunu açıklamaktadır.
Ve evliyaullah: Edep yine edep yine edep… Herşeyin başının edep olduğu noktasında birleşmişlerdir.
O halde haset gerçekten üst seviyede bir afettir. Bu afetten kurtulmak lâzımdır. Bizimle diğer insanlar arasındaki ilişkilerin Allah’ın emrettiği standartlar içerisinde olması muhakkak ki haset afetinden kurtulmamıza bağlıdır. O halde Kur’ân-ı Kerim âyetleriyle hasedi gerekli standartlar içerisinde evvela idrak etmek daha sonra muhakkak ki idrak ettiğimizi hayata geçirmek lâzımdır.
6. Afet – Hırs ve Şehvet
Hırs ve şehvet insana Allah’ın yolunda çok derecat kaybettiren ve çok pişmanlık çektiren iki afettir.
70/Mearic-19- İnnel-insâne hulika helûâ. – İnsan şüphesiz hırslı yaratılmıştır.
64/Tegabün-16 – Ve men yüka şühha nefsihî feüllâike hümülmüflihûn. Nefsinin hırsından korunabilen felâha saadete erer.
Resulullah (sav) (Bedir’de bizleri) cihada teşvik etti cenneti hatırlattı. Bu sırada Ensar’dan biri elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden: “Ben şunları bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırsgöstermiş olacağım” dedi ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar savaştı. Kutubu Sitte Hadis No: 1005
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir. Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs” Kutubu Sitte Hadis No: 1654
Resulülullah (sav) buyurdular ki: “Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir.” Kutubu Sitte Hadis No: 1655
6. Haslet – Kanaat
Muhakkak ki Allah’ın bir kula ihsan ettiği herşey optimaldir. En uygun seviyededir. İşte Allah’ın verdiği ile yetinmek kanaattir ve Allah’dan razı olmak ancak bununla mümkündür.
-59/HAŞR-9: Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yu’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).Ve onlardan önce (Medine’yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar kendilerine hicret eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı kendileri onlara muhtaç olsa bile gönüllerinde bir hacet (kaygı haset) bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler (üstün tutarlar). Ve kim nefsini cimrilikten korursa o taktirde işte onlar onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.
-17/İSRÂ-35: Ve evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil mustekîm(mustekîmi) zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).Ve ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam ifa edin (yerine getirin)! Doğru olarak ve adaletle (doğru ölçü ile) tartın! İşte bu daha hayırlı ve tevîl (yorum) bakımından daha güzeldir.
Bir insanın Nefsinde bulunan Hırs afetine karşılık olarak Allahu Teala ruhumuzda bulunan “Kanaat” hasletini yerleştirmiş olup bizlere kanaatkar olmamızı emretmiştir.
Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
“Ey kulum! Emir ettiğim farzları yap insanların en âbidi olursun. Yasak ettiğim haramlardan sakın verâ sâhibi olursun. Verdiğim rızka kanâat eyle insanların en ganîsi (en zengini) olursun kimseye muhtâc kalmazsın .(Hadîs-i kudsî-Berîka)
Bir insanın hakiki olarak Kanaat edebilmesi için nefsindeki hırs afetinden kurtulması gerekir bu ise yine Allah’a ulaşmayı dileyerek Allahu Tealanın kendisi için tayin etmiş olduğu Mürşidine ihsanla tabi olması ile mümkün olur.
7. Afet – İsyan
İsyan Allah’ın emirlerine itaat etmemize mani olan afettir.
19/Meryem-44- Yâ ebeti lâ ta’büdişşeytân inneşeytâne kâne lirrahimani asiye.- Babacığım şeytana tâbî olma çünkü şeytan Rahmân’a asî olmuştur.
73/Müzemmil-1516- İnnâ erselnâ ileykum resülen şâhiden aleyküm kemâ erselnâ ilâ fir avne resülen. Fe asâ firavnürresule.- Şüphesiz size şahidlik edecek bir Resûl gönderdik. Firavuna gönderdiğimiz gibi. Firavun Resûl’e âsi olmuştu.
19/Meryem- 14- Ve lem yekun cebbaren asiyye.- Âsi olan bir cebbar değildi.
49/Hucurat-7- Ve kerrehe ileykümüü küfre vel füsuka vel isyane. – Küfrü fisk ve isyanı size kerih gösterdi.
İsyan itaatin zıddıdır ve Allahû Tealâ’nın nefsimizin dizaynında nefsimizin manevi kalbine yerleştirdiği 19 hastalıktan sadece bir tanesidir.
Hucurat-7 ‘de sözü geçen isyan manasında Allah 30’a yakın âyet-i kerimede açıklamada bulunmuştur. Bunlardan 20 tanesi fiil halinde Kur’ân-ı Kerim’imizde kullanılmaktadır. Yani isyan bir fiil bir aksiyon bir aktivitedir. İsyan eden kişiye asi denir. Ve bu kökten türeyen sopa anlamında asa kelimesi de vardır. Yine bu kelimeden türeyen masiyet kelimesi de vardır. Masiyet nefsimizin bize işlettirdiği günahlara verilen addır. Masiyet söz konusu olduğu zaman kalbin kasiyeti artar kalp kararır. Onun için Allahû Tealâ ve Allah’ın Resulü masiyetten bizi uzaklaştırırlar.
İsyan kelimesinin iki tane kutbu vardır. Bunlardan bir tanesi pozitiftir diğeri de negatiftir. İsyanın pozitifi olur mu derseniz? Kur’ân-ı Kerim’imizde Allahû Tealâ isyanın pozitif kutbunu “yapmak için yıkmak” olarak ifade ediyor. İsyanın negatif kutbu ise yıkmayı dejenerasyonu ilahlaştırmayı ifade ediyor. Kur’ân-ı Kerim’imizde bu iki kutba da Allahû Tealâ örnekler sunmuştur. Taha Suresinin 121. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ Adem A.S’ın Allah’a isyan ettiğini beyan ediyor.
Taha-121 :“Fe’ekelâ minhâ febedet lehümâ sev’âtühümâ ve tefıkaâ yahsıfani aleyhimâ min verakılcenneti ve asâ âdemü rabbehü fegavâ.” Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar Adem Rabb’ine asi oldu da şaşırıp kaldı.
Secde emrine asi olan iblis Allah’ın huzurundan kovulduktan sonra Allahû Tealâ Adem A.S ve eşini cennete koyuyor. Ve Allahû Tealâ nasihatta bulunuyor: “Ey Adem şeytan senin için bir düşmandır. Ey Adem bulunduğun cennette dilediğin yerde ye iç ama şu ağaca yaklaşma.”
Ama Kur’ân-ı Kerim’in de bize beyan ettiği gibi iblis vesvese vermek suretiyle Adem A.S’ı isyana sürüklüyor. Ve Allahû Tealâ’nın yasak ettiği ağaçtan yemek suretiyle Adem A.S Allah’a isyan ediyor. Ama bu isyanın pozitif kutbudur. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
- Ya Adem Ben sana bu ağaçtan yeme demedim mi?
- Dediniz Ya Rabbim.
- Öyleyse neden yedin?
Adem A.S’ın cevabı şöyle:
Araf-23 :“Kaâlâ rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ lenekûnenne minelhâsiriyn.” Ya Rabbim ben nefsime zulmettim. Bana mağfiret ve merhamet etmezsen muhakkak ki hüsrana düşenlerden olurum dedi.
İşte Adem A.S. nefsine uymuş sonra da Allahû Tealâ’dan (nefsine yaptığı zulmün karşılığında) tövbe ve istiğfarda bulunmuş. İşte kişinin kendi nefsine uyduktan sonra akabinde Allah’ın emrini hatırlayarak tövbe ve istiğfarda bulunması isyanın pozitif kutbunu ifade ediyor.
İsyanın bir de negatif kutbu vardır. Bu negatif kutbun önderi iblistir. İblis de Allah’ın emrine asi olmuştur.
Bakara-34 :“Ve iz kulna lilmelaiketiscüdu liademe fesecedû illâ ibliysâ eba vestekbere ve kâne minelkâfiriyn.” Meleklere; “Adem’e secde edin…” dediğimizde onlar (hemen) secde ettiler. Sadece iblis kaçındı (secde etmedi). (Bunu) kibrine yediremedi ve kafirlerden oldu.
Meleklerin hepsi secde ediyorlar. Çünkü melekler fıtrat itibarıyla Allah’ın emrine isyan etmeyen varlıklardır. Cinler de secde ediyor ama cin taifesinden iblis secde etmekten imtina ediyor. Allahû Tealâ Araf Suresinin 12 .âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
Araf-12:“Kaâle mâ mene’ake ellâ tescüde iz emertük” Allah “sana secde etmeyi emretmiş iken seni ondan ne men etti” dedi. “Kaâle ene hayrün minh”Ben ondan hayırlıyım dedi.
“Halakteniy min nârin ve halaktehü min tıyn.”Beni ateşten onu çamurdan yarattın.
Tabii ki iblisin Allah’ın emrine asi olması sadece Adem’in çamurdan kendisinin ateşten yaratılması noktasında değildir. Allahû Tealâ’nın iblise verdiği zulmani ilmin onu kibirlendirmesi ve kibri sebebiyle nefsini ilahlaştırmasıydı. İşte iblisin nefsini ilah edinmesi isyanın negatif kutbunu ifade ediyor:
Meryem-44 :“Yâ ebeti lâ ta’büdişşeytân inneşşeytâne kâne lirrahmâni asıyyâ.”
(Hz. İbrahim A.S “Ey babacığım bana itaat et. İblise itaat etme çünkü iblis Rahman’a asi olmuştur.
İşte Kur’ân-ı Kerim incelendiğinde isyanın geniş bir yelpaze içerisinde açıklandığını görüyoruz.
Gerçekten isyan Allah ve Resulü’ne karşı itaatsizliktir karşı çıkıştır. Bu itaatsizlik kişinin Allah’ın kendisindeki emaneti ruhu Allah’a ulaştırmasına engeldir.
Nisa-14 “Ve men ya’sıllahe ve resûlehü ve yete’adde hudûdehü yüdhilhü nâren hâliden fiyhâ ve lehü azâbün mühiyn.” Kim Allah’a ve peygamberine isyan eder ve O’nun hudutlarını aşarsa daimi kalmak üzere ateşe atılır. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
Her kim hayatında isyanın negatif kutbunu seçerse onun ahirette gideceği yer cehennemdir. O dünyada da cehennemi yaşar.
Ali İmran -112 uribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu) zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın) zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne). Onların üzerlerine nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah’ın ipine (Sıratı Mustakîm’e) ve insanlardan bir ipe (Allah’a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah’tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu onların (Allah’a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
Allahu Teala bir kişinin Allah’a ulaşmayı dilememesi ve Allah’ın tayin etmiş olduğu mürşidi kabul etmemesi halinde Kendisine isyan edildiğini açıklamıştır.
7. Haslet – İtaat
Toplumun dünya üzerinde düzenle yaşaması emirlere itaat ile mümkündür. Bu emir verme mertebesinde olanın emri yerine getirilmezse kaos olur kargaşa olur. Allah ile ilişkilerimizde de asıl olan Allah’ın bütün emirlerinin yerine getirilmesidir. Yani Allah’a itaattir.
-4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi) ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ.Ve Biz (hiç) bir resûlü Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi mutlaka Allah’ı (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
-4/NİSÂ-80: Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe) ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ(hafîzen).Kim Resûl’e itaat ederse böylece andolsun ki Allah’a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse o taktirde Biz seni onların üzerine muhafız olarak göndermedik.
-8/ENFÂL-46: Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat edin niza etmeyin (anlaşmazlığa düşmeyin) yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz (elinizden) gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.
-48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe) yedullâhi fevka eydîhim fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî) ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).Muhakkak ki onlar sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini misakini ve ahdini yerine getirirse) o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
-49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi) lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne) ulâike humur râşidûn(râşidûne).Ve aranızda Allah’ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar onlar irşad olanlardır.
10 / YUNUS – 11:Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri isyanları içinde şaşkın bırakırız.
Bir insanın isyan afetinden kurtulabilmesi için yine kişinin başlangıç olarak Allah’a ulaşmayı dilemesi ile mümkün olduğunu daha sonra da yine Allahu Tealanın kişiye tayin etmiş olduğu Mürşide ihsanla tabi olması gerekmektedir.
Demek ki isyanın pozitif kutbunda Allah ve Resulü’ne itaat geliyor. Allah ve Resulü’ne itaat eden şeytan ve nefsine isyan etmiştir. Ama negatif kutupta Allah ve Resulü’ne isyan eden şeytan ve nefsine itaat etmiştir.
İsyanın negatif kutbunda şeytan nefs ve üzüntü vardır. İsyanın pozitif kutbunda Allah’a itaat Resul’e itaat ve mutluluk vardır.
Bizi yaratan Rabbimiz biz insanlar için mutluluğu diliyor. Ahiret hayatında cennete gitmemizi istiyor dünyada cenneti yaşamamızı istiyor. Böyle olunca Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ’nın emr-i bil maruf olarak belirlediği ne kadar Allah’ın emri varsa hepsine itaat etmemizi istiyor. Ama aynı zamanda Allah’ın yasaklarına da kesinlikle riayet etmemizi istiyor. Emr-i bil marufa itaati Allahû Tealâ Mümtehine Suresinin 12. âyet-i kerimesinde açıklamış:
Mümtehine-12 :“Ve lâ ya’sıyneke fiy ma’rûfin febâyığhünne vestagfirlehünnallah.”
Ve kendilerine emrettiğim şeylerde sona asi olmamak üzere söz verdikleri vakit onların biatlerini kabul et.
Kişi Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidin önünde biat ettiği zaman biatın 6 tane vasıf şartından bir tanesi de Resül’e isyan etmemektir.
Mağfiret kimin için geçerlidir? Bu âyet-i kerimenin belirlediği gibi mağfiret Allahû Tealâ’nın kendisi için tayin ettiği mürşide Allah’ın Resulü’ne yüzde yüz itaat eden kişi için geçerlidir. İtaatin başladığı noktada mağfiret olayı tahakkuk ediyor. Allahû Tealâ açıkça bunu dile getiriyor.
8.Afet – İPTİLALAR
Allah’ın yasak ettiği şeylere olan aşırı ilgi ve bunun sonunda doğan vazgeçilmesi çok zor olan alışkanlıklar iptilâdır.
5/Maide-9091- Yâ eyyühellezîne âmenû innemelhamru velmeysiru vel-ensâbü vel-ezlâmü ricsün min amelişşeytâni fectenibûhü lealleküm tüflihûn. İnnemâ yürîdüşşeytâânü en yûûka beynekümül-adââvete velbağdââe filhamri velmeysiri ve yesuddeküm an zikrillâhi ve anissalâh fehel entüm müntehûn.- Ey imân edenler şarap kumar puta tapmak fal şeytanın murdar amelleridir. Artık ondan kaçının ki felâh bulasınız. Şeytan; şarap kumar ile aranıza düşmanlık ve buğz (kin) bırakmak sizi Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Daha vazgeçmiyecek misiniz?
8.Haslet- MEZİYETLER (Faziletler)
Meziyet ruhumuzun hasletlerinden kullanma alanına girmiş olanlardır. Yani hangi hasletleri kullanabiliyorsak biz o seviyedeki meziyetin sahibiyiz demektir.
-25/FURKÂN-64: Vellezîne yebîtûne li rabbihim succeden ve kıyâmâ(kıyâmen).
Ve onlar geceyi Rab’lerine secde ve kıyam ederek (ayakta durarak) geçirirler.
-25/FURKÂN-72: Vellezîne lâ yeşhedûnez zûra ve izâ merrû bil lagvi merrû kirâmâ(kirâmen).Ve onlar yalancı şahitlik yapmazlar. Ve boş sözle karşılaştıkları zaman vakarla (kerim olarak) geçip giderler.
-49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi) lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne) ulâike humur râşidûn(râşidûne).Ve aranızda Allah’ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar onlar irşad olanlardır.
9.Afet -KİN ve NEFRET
Kin ve nefret nefsimizin yenilmesi güç afetlerindendir. Bu konuda Yüce Rabbimiz aşağıdaki Âyet-i Kerîmelerle açıklamalarda bulunuyor.
5/Maide-8- Ve lâ yecrimenneküm şeneânü kavmin alâ ellâ ta’dilû i’dilû.- Bir kavme topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin.
5/Maide-62- Ve terâ kesîran minhüm yüsâriûne fil-ismi vel-udvâni ve eklihimüssüht lebi’se mâ kânû ya’melûn.- Onlardan çoğunun günaha haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün yaptıkları ne kötüdür.
5/Maide-64- Ve leyezîdenne kesîran minhüm mâ ünzile ileyke min Rabbike tuğyânen ve küfrâ ve elkaynâ beynehümül-adâvete velbağdâe ilâ yevmilkıyâmeh.- Rabbinin tarafından inzal olunan onlardan bir çoğunun azgınlığını küfrünü artırır. Onların arasında kıyamet gününe kadar düşmanlık olanca kuvvetiyle sevmemezlik (buğz kin nefret ve haset) yapıştırdık.
5/Maide-14- Feeğraynâ beynehümül-adâvete velbeğdâe ilâ yevmilkiyâmeh.- Biz kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlığı olanca kuvvetiyle kin nefreti yapıştırdık.
3/Al-i İmran-118 – Kad bedetilbağdâü min etvâhihim ve mâ tühfî sudûruhüm ekber.- Size olan kin buğzları dillerinden dökülüyor. Halbuki sinelerinde sakladıkları buğz-nefret daha büyüktür.
Allah’ın yardımıyla nefsimiz başlangıçta tezkiye edilip kontrol altına alınarak bu şer kaynağın nefsimizin tasfiyesiyle tamamen ortadan kaldırıldığını Rabbimiz şu âyet-i kerîme’de en güzel biçimde açıklıyor.
9/Tevbe-15- Ve yüzhib ğayza kulûbihîm ve yetûbüllâhü alâ men yeşâ’.
- Kalplerindeki kini gidersin ve Allah dilediği kişinin tevbesini kabul buyursun.
Tevbenin kabulü ancak Tevbe-i Nasuh’a davet ile mümkündür. Çünkü tevbenin esası bir daha günah işlememek üzere Rabbimize verdiğimiz bir Ahd’dir. Fakat şer kaynaklar nefsimizde durdukça bu mürnkün değildir. Ammâ bu 19 şer kaynak ihlasla temizlenince Allah bizi tevbe-i Nasuh’a davet ediyor. Bu şekilde yukardaki âyet-i kerîme’de Rabbimizin söz ettiği gibi tevbemizi kabul ediyor.
59/Haşr-10- Ve lâ tec-al fî kulubinâ ğıllan lillezîne âmenû.- Kalbimizde mü’minlere karşı kin bırakma.
9.Haslet – SEVGİ
Sevgi Allah’ın insana verdiği hasletlerin en üst seviyesinde olandır. Yüce Rabbimiz nasıl kendisinden bize sonsuz bir sevgi akımı varsa bizden de başkalarına sonsuz bir sevgi akışını öngörmektedir.
-3/ÂLİ İMRÂN-119: Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullihi ve izâ lekûkum kâlû âmennâ ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi) kul mûtû bi gayzikum innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).İşte siz (mü’minler) böylesiniz siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “biz îmân ettik” dediler yalnız kaldıkları zaman size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.”Muhakkak ki Allah sinelerde olanı en iyi bilendir.
Görülüyor ki bizi sevmeyenleri bile sevmek Allah’ın temel görüşüdür. Ve bundan 14 asır önce böyle bir toplum oluşmuştur. Hayra ulaşan ve saadeti yaşayan bir toplum. İşte bu sebeple o devre Asr-ı Saadet denmiştir. Bu âyet-i kerîmede saadetin esasının kitabın bütününe imân etmek yani sadece İslâm’ın 5 şartıyla değil nefsimizin ruhumuzun ve fizik vücudumuzun teslimlerini tamamlayarak amel etmek olduğu da açıklık kazanıyor.
-48/FETİH-29: Muhammedun resûlullâh(resûlullâhi) vellezîne meahû eşiddâu alel kuffâri ruhamâu beynehum terâhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallâhi ve rıdvânen sîmâhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi) zâlike meseluhum fît tevrât(tevrâti) ve meseluhum fîl incîl(incîli) ke zer’in ahrece şat’ehu fe âzerehu festagleza festevâ alâ sûkıhî yu’cibuz zurrâa li yagîza bihimul kuffâr(kuffâra) vaadallâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minhum magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).Allah’ın Resûl’ü Hz. Muhammed (S.A.V) ve O’nunla beraber olanlar kâfirlere karşı çok şiddetli; kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları rükû ederken secde ederken ve Allah’dan fazl ve rıza isterken görürsün. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izleridir. İşte bunlar onların Tevrat’taki ve İncil’deki vasıflarıdır. Filizini çıkaran sonra onu kuvvetlendiren böylece kalınlaşan sonunda gövdesi üzerinde yükselen çiftçilerin hoşuna giden ekin gibidir. Onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Ve Allah onlardan âmenû olanlara (Allah’a ulaşmayı dileyenlere) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlara mağfiret ve büyük ecir vaadetti.
-60/MUMTEHİNE-8: Lâ yenhâkumullâhu anillezîne lem yukâtilûkum fîd dîni ve lem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim innâllâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).Allah dîn konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehyetmez (yasaklamaz). Muhakkak ki Allah adaletli olanları (adaletle davrananları) sever.
-59/HAŞR-9: Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû ve yu’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah(hasâsatun) ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).Ve onlardan önce (Medine’yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar kendilerine hicret eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı kendileri onlara muhtaç olsa bile gönüllerinde bir hacet (kaygı haset) bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler (üstün tutarlar). Ve kim nefsini cimrilikten korursa o taktirde işte onlar onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.
10.Afet : Kibir – Gurur
Nefsteki 19 afetten bir tanesi kibir ki kibir afeti sebebiyle iblis Allah’ın emrine isyan etmiştir.
İnsanların büyük bir kısmı gurur ve kibirleri yüzünden hem ahiret mükâfatını hem de dünya saadetini kaybederler çünkü onlara gök kapıları açılmaz.
40/Mü’min-56 – İnnellezîne yücadilûne fî âyâtillâhi biğayri sültânin etâhüm in fî sudûrihim illâ kibirun mâ hüm bibâliğîh festeızbillâh….- Allah’ın âyetleri üzerinde kendilerine gelen bir sultan olmadan tartışanların gönüllerinde ulaşamayacakları bir kibir vardır. Allah’a sığın.
11/Hud-l0- Ve lein ezeknâhü na’mâe ba’de darrâe messethü leyekûlenne zehebesseyyiâtü annî innehû leferihun fehûr.- Eğer ona bir zarardan sonra bir ni’met tattırsak muhakkak ki benden bütün sıkıntılar gitti diyecektir. Çünkü o şüphesiz şımarık ve böbürlenendir.
2/Bakara-206: Ve izâ kîle lehüttekillâhe ehazethül-ızzettü bil-ism.- Ona Allah’dan sakın deyince gururu kendisine günah işletir.
Araf-40-İnnellezîne kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ lâ tüfettehu lehüm ebvâbüçssemâi.
- Âyetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp inkâr edip) tekebbür edenlere gök kapıları açılmaz
10.Haslet – Tevazu
Tevazu bir insanın sahip olduğu makamın altında davranışıdır. “Derviş gönülsüz gerek” sözü Yunus tarafından tevazuyu da kapsayacak biçimde söylenmiştir.
-17/İSRÂ-37: Ve lâ temşi fîl ardı merehâ(merehan) inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâ(tûlen).Ve yeryüzünde azametle (gururla) yürüme! Muhakkak ki sen yeryüzünü asla tahrik edemezsin (hareket ettiremezsin). Ve asla dağların boyuna erişemezsin (dağ kadar yüksek olamazsın).
Furkan-63:Ve ibâdur rahmânillezîne yemşûne alel ardı hevnen ve izâ hâtabehumul câhilûne kâlû selâmâ(selâmen). Ve Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazuyla yürür. Ve onlara cahiller hitap ettiği (lâf attığı) zaman “selâm” derler.
Görülüyor ki Allahû Tealâ’nın kulluğuna kabul ettikleri ve etmedikleri var. Kişi ne zaman Allah’a ulaşmayı dilerse şeytana kul olmaktan kurtulur Allah’a kul olur.
Böyle bir dizaynda yine Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın kulu olma şerefine erenler bu noktadan itibaren artık tevazuyla yürürler cahiller kendilerine sataştıkları zaman “selâm” deyip geçerler.
11. Afet – Küfür
Küfür nefsin bünyesindeki afetlerden en korkuncudur.
18/Kehf-105- Ülâikellezîne keferu biayati rabbihim ve likâihi fe habitat a’malühüm fe lâ nukiymü lehüm yevmel kıyameti vez nan.- İşte onlar Rablerinin âyetlerini ve O’na (Dünya hayatında) kavuşmayı inkâr ettikleri için amelleri boşa gidenlerdir. Artık onlar için kıyamette bir terazi tutmayız.
14/İbrahim-34- İnnel-insâne lezalûmün keffâr. – Şüphesiz insan zalim çok kâfirdir.
3/Al-i İmran-176 -Ve lâ yehzünkellezîne yüsâriûne filküfr. İnnehüm len yedürrullâhe şey-â yüridüllâhü elli yec- ale lehüm hazzan fil-âhırah ve lehüm azâbün azîm.- Küfürde yarışanlar seni ü’zmesin. Şüphesiz Allah’a bir zarar veremezler. Allah Ahirette onlara bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük azab vardır.
76/Dehr-24- Ve lâ tüti’ minhüm âsimen ev kefûrâ. – Onlardan kâfir ve günahkâr olanlara itaat etme.
50/Kaf-24- Elkıyâ fî cehenneme külle keffârin’anîd. – İnatçı ve kâfir olanların hepsini Cehennem’e atın.
2/Bakara-257- Vellezîne keferû evliyâühümüttâğût yühricûnehüm minennûri ilezzulümât.
- Kâfir olanlar Tagut’un (şeytanın) dostudurlar. Ve nurdan zulmete götürürler.
49/Hucurat-7- Ve kerrahe ileykümülküfr.- Size küfrü kerih gösterdi.
64 / TEGABUN – 6 : Zâlike bi ennehu kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh(vestagnâllâhu) vallâhu ganiyyun hamîd(hamîdun).İşte bu onlara resûlleri beyyineler (açık deliller) getirdiği zaman: “Bir beşer mi bizi hidayete erdirecek?” demeleri sebebiyledir. Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Ve Allah müstağni olduğunu (Kendisinin hiçbir şeye ve de onların îmânlarına da ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Ve Allah; Gani’dir Hamîd’dir.
Bir insanın Allah’ın kendisine ayetlerini açıklamak üzere vazifeli kıldığı resule “Bir beşer mi bizi hidayete erdirecek?”demesi halinde inkar etmiş ve bu sebeble de küfür standartları içinde olduğunu anlıyoruz.
11.Haslet – İMÂN
İslâm olmanın 3 şartından biri tek Allah’a imân etmektir. İmân olmadan yolâ çıkmak mümkün değildir.
-32/SECDE-15: İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).(Secde Ayeti)Fakat Bizim âyetlerimize îmân edenler (âmenû olanlar) onlardır ki (âyetlerimiz) zikredildiği zaman (hemen) secde ederek yere kapanırlar. Ve Rab’lerini hamd ile tesbih ederler ve onlar kibirlenmezler.
-32/SECDE-18: E fe men kâne mu’minen kemen kâne fâsikâ(fâsikan) lâ yestevun(yestevune).Öyleyse mü’min olan kimse fasık olan kimse gibi midir? Onlar müsavi (eşit) olmazlar.
12.Afet – MÜRAİLİK
Halk arasında iki yüzlülük olarak anılan mürailik insanın kalbi ile yaptıklarının farklı olmasıdır. Allah ise kalbimiz ile davranışlarımızın eşit olmasını ister.
2/Bakara-264- Ya eyyühellezîne âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel-ezâ kellezî yünfiku mâ lehû riâennâsi ve lâ yü’minü billâhi velyevmil-âhır.- Ey imân edenler Nâs’a gösteriş olsun diye malını harceden Allah’a ahiret gününe inanmayan kimseler gibi sadakalarınızı başa kakmak eziyet vermek ile hükümsüz kılmayın.
4/Nisa-142- Ve izâ kâmû ilessalâti kâmû küsâlâ yürâilnennâse ve lâ yezkürunellâhe illâ kalîlâ.- Onlar namaza kalkacak olsalar ağır davranırlar Nâs’a gösteriş yaparlar ve Allahı az zikrederler (münafıklar).
8/Enfal-47- Ve lâ tekûnû kellezîne haracû min diyârihim betaran ve riâennâsi yesuddûnean sebîlillâhi.- Yurtlarından böbürlenerek (şımararak) nâs’a gösteriş yaparak çıkanlar Allah yolundan nâs’ı alıkoyanlar gibi olmayın.
4/Nisa-38- Vellezîne yünfikûne emvâlehüm riâennâsi ve lâ yü’minûne billâhi ve lâ bilyevmil-âhır ve men yekünişeytânü lehû karînen fesâe kerînâ.- Mallarını halka gösteriş için harcedenler Allah’a ve Ahiret gününe inanmayanlar şeytanla arkadaş olmuş ise kötü arkadaşa tutulmuştur.
12.Haslet – İhlas
İnsanın Allah’ın emrettiği gibi olması hali ihlas’tır. İnsan kalben böyle olmadığı halde başkalarına öyle bir görüntü veriyor ise bu ihlas’ın olmadığını gösterir.
-2/BAKARA-262: Ellezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi summe lâ yutbiûne mâ enfekû mennen ve lâ ezen lehum ecruhum inde rabbihim ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.Mallarını Allah yolunda infâk ettikten (verdikten) sonra verdikleri şeyin arkasından minnet ettirmeyenlerin (başa kakmayanların) ve onlara eza etmeyenlerin ecirleri (mükâfatları) Rab’lerinin katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
-2/BAKARA-263: Kavlun ma’rûfun ve magfiretun hayrun min sadakatin yetbeuhâ ezâ(ezen) vallâhu ganiyyun halîm(halîmun).Güzel bir söz ve mağfiret (bağışlayıp iyi davranma) arkasından eza gelen (başa kakılan) bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah Gani’dir Halîm’dir.
-2/BAKARA-264: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum bil menni vel ezâ kellezî yunfiku mâlehu riâen nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri) fe meseluhu ke meseli safvânin aleyhi turâbun fe esâbehu vâbilun fe terakehu saldâ(salden) lâ yakdirûne alâ şey’in mimmâ kesebû vallâhu lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).Ey âmenû olanlar! Allah’a ve yevm’il âhire inanmayarak malını insanlara riya (gösteriş) için infâk eden (veren) kişi gibi sadakalarınızı minnetle (başa kakarak) ve eza ile bâtıl etmeyin (boşa çıkartmayın). ışte onun durumu üzerinde toprak bulunan sert bir kayaya benzer ki ona kuvvetli bir yağmur isabet edince böylece (üzerindeki toprağın gidip) onu (tekrar) sert (verimsiz) bir kaya halinde bırakması gibidir. Onlar kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah kâfirler kavmini hidayete erdirmez.
-11/HÛD-112: Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav innehu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).Artık sen sana tövbe ederek tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir.
13.Afet – NANKÖRLÜK
Allah’ın bize olan ihsanlarını görmezliğe gelmek veya hiçe saymak nankörlüktür.
11/Hud-9- Ve lein ezeknel-insane minnâ rahmeten sümme neze’nâhâ minhü innehû leyeûsün kefûr.- Tarafımızdan insana bir rahmet tattırdıktan sonra onu geri alsak o pek ümitsiz pek nankör olur.
22/Hac-66- İnnel-insâne lekefûr.- İnsan hakikaten nankördür.
35/Fatır-36- Kezâlike neczî külle kefûr.- işte bütün nankörleri böyle cezalandırırız.
43/Zuhruf-15- İnnel-insâne lekefûrun mübîn.- Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
17/İsra-67- Ve kânel-insânü kefûrâ.- İnsan nankör olmuştur.
13.Haslet – ŞÜKÜR
Allah’ın bize verdiği nimetlere fizik nimetlere şükretmek asıldır. Şükür kuru kuruya Allah’a şükranlarını sunmak değildir. Allah bir para verdiyse o paradan zekâtımızı ve birrimizi verecek ondan sonra Allah’a şükredeceğiz. O zaman şükür geçerli olur.
Hamd ise Allah’ın ihsan ettiği fizik ötesi nimetler içindir. Bu nimetler lâyık olanlara öğretilerek hamd edilir.
-17/İSRÂ-3: Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin) innehu kâne abden şekûrâ.(Ey) Nuh (A.S) ile beraber taşıdıklarımızın zürriyyeti (onların soyundan olanlar)! Muhakkak ki O (Nuh A.S) çok şükreden bir kul idi.
-34/SEBE-13: Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât(râsiyâtin) i’melû âle dâvûde şukrâ(şukren) ve kalîlun min ibâdiyeş şekûr(şekûru).Ona dilediği şeyleri mihraplar (mescidler saraylar yüksek binalar) heykeller havuz gibi büyük çanaklar sabit kazanlar yapıyorlar(dı). Ey Dâvud ailesi şükrederek çalışın! Ve kullarımdan çok şükredenler azdır.
-14/İBRÂHÎM-5: Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi) inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).Andolsun ki; Biz Musa (A.S)’ı: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat (onlara Allah’ın günleri boyunca zikrettir).” diye âyetlerimizle (delillerimizle mucizelerimizle) gönderdik. Muhakkak ki; bunda şükredip sabredenlerin hepsi için âyetler (deliller) vardır.
-31/LOKMÂN-12: Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi) ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî) ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
Ve andolsun ki Lokman’a hikmet verdik ki Allah’a şükretsin. Ve kim şükrederse o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse (inkâr ederse) o taktirde muhakkak ki Allah; Gani’dir (kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur) Hâmid’dir (hamdedilen).
-7/A’RÂF-144: Kâle yâ mûsâ innîstafeytuke alen nâsi bi risâlâtî ve bi kelâmî fe huz mâ âteytuke ve kun mineş şâkirîn(şâkirîne).(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Musa! Muhakkak ki; Ben risaletimle ve kelâmımla seni insanların üzerine seçtim. Artık sana verdiğim şeyleri al. Ve şükredenlerden ol.”
-4/NİSÂ-147: Mâ yef’alullâhu bi azâbikum in şekertum ve âmentum ve kânallâhu şâkiran alîmâ(alîmen).Eğer siz şükrederseniz ve âmenû olursanız (yaşarken Allah’a ulaşmayı dilerseniz ve mürşidinize ulaşıp tâbî olursanız böylece kalbinizin içine îmân yazılıp mü’min olursanız) Allah size azap etmez. Ve Allah Şâkir’dir (şükrün karşılığını verendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
-14/İBRÂHÎM-7: Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni’metlerinizi) artırırız eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir.
14.Öfke-Gayz
Öfke ve gayz her an yanlış adımlar atmaya sebep olan afetlerdir.
3/Al-i İmran-118119120- Mi anittüm kad bedetilbağdâu min efvâhihim ve mâ tuhfiy sudûrühüm ekber kad beyennâ lekümül’âyâti in küntüm ta’kılûn hâ entüm uhlâi tühibbûnehüm velâ yühibbûneküm ve tü’minûne bilkitâbi küllih ve izâ lekûküm kalü âmennâ ve izâ halev addû aleykümül’enâmile minelgayz kulmütü bigayziküm innallahe aliymün bizâtissudûr in temsesküm hasenetün tesü’hüm ve in tüsibküm şeyyietün yefrehû bihâ ve in tasbirû ve tettekû lâ yedurrüküm keydühüm şey’a.- Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. İdrak ediyorsanız âyetleri açıkladık. İşte siz onlar sevmezken onları seven ve kitabın bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: “İnandık derler!” yalnız kaldıklarında öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki öfkenizle ölün. Allah kalplerde olanı bilir. Size bir iyilik gelse onların fenasına gider başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve takva sahibi olursanız onların hilesi size hiçbir zarar veremez.
14.Haslet – Sekinnet
Sükûnet insanın iç dünyasında nefsi ile Ruhu arasındaki kavganın savaşın bitmesi halidir ki İslâmın 3 üncü ve son faktörüdür. Harp bitmiş yerine sûlh ve sükûn gelmiştir.
-48/FETİH-4: Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı) ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).Mü’minlerin kalplerine îmânlarını îmân ile artırsınlar diye sekîneti indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Ve Allah; Alîm’dir Hakîm’dir.
Fetih-26 :İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).Kâfirler hamiyeti cahiliye taassubunu kalplerine yerleştirince Allah da Resûl’ünün ve mü’minlerin üzerine sekînetini indirdi. Ve takva sözü onlara elzem oldu (hakettiler). Ve onu (takva sahibi olmayı) en çok onlar hakettiler. Ve ona ehil (lâyık) oldular. Ve Allah herşeyi en iyi bilendir.
“Allah mü’minlerin üzerine sekînetini indirmiştir. O zaman takva sözü onlara elzem oldu”. İfadesi ile Allahu Teala bir insanın sekinnet sahibi olabilmesinin ancak Allah’ın kendisine tayn etmiş olduğu mürşidine ihsanla tabi olması halinde 2.takvanın(Tabiyyet takvasının) sahibi olmakla mümkün olabileceğini bunun ise yine Allah’a ulaşmayı dilemekten geçtiğini açıklamaktadır.
15.Afet – SABIRSIZLIK
Herşeyin vakti gelecektir. Sabırsızlık göstermeden hedefe doğru gayretle yürümek gerekir. Sabırsızlık nefsimizdeki önemli afetlerdendir.
21/Enbiya-37- Hulikal insanu min acel seüriyküm âyâtiy felâ testa’cilun.- İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin.
19/Meryem-84- Felâ ta’cel aleyhim innemâ neuddü lehüm addâ. – Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini sayıyoruz.
20/Taha-114- Ve lâ ta’cel bilkur-âni min kabli en yükdâ ileyke vahyühü. – Kur’ân sana vahiy edilirken vahiy bitmezden önce acele etme.
17/İsra-11- Ve yed-ul-insânü bişşerri duâehû bilhayri ve kânel-insânü acûlâ.- İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan pek acelecidir.
15.Haslet – SABIR
Sabır tahammül ederek beklemektir. Bir zulûm karşısında hemen intikam almaya teşebbüs etmemek acıya katlanmak ve beklemektir. Allah sabredene mutlaka bir kurtuluş kapısı açar.
-42/ŞÛRÂ-43: Ve le men sabere ve gafere inne zâlike le min azmil umûr(umûri).
Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu gerçekten azîm (büyük) işlerdendir.
-25/FURKÂN-20: Ve mâ erselnâ kableke minel murselîne illâ innehum le ye’kulûnet taâme ve yemşûne fîl esvâkı ve cealnâ ba’dakum li ba’dın fitneten(fitneten) e tasbirûn(tasbirûne) ve kâne rabbuke basîrâ(basîren).Ve senden önce (de) gerçekten yemek yiyen ve çarşılarda dolaşan resûllerden başka (farklı bir) resûl göndermedik. Ve sizin bir kısmınızı bir kısmınıza “sabrediyor musunuz” diye fitne (imtihan) kıldık. Ve Rabbin en iyi görendir.
-2/BAKARA-155: Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât (semerâti) ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.
-5/MÂİDE-54: Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alel mu’minîne eizzetin alel kâfirîne yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim(lâimin). Zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâu. Vallâhu vâsiun alîm(alîmun).Ey âmenû olanlar (Allâh’a ulaşmayı dileyenler)! Sizden kim dîninden dönerse o zaman Allah onun yerine (başka) bir kavim getirecektir öyle ki (Allah) onları sever ve onlar da O’nu (Allah’ı) severler. Mü’minlere karşı daha alçak gönüllü kâfirlere karşı daha izzetlidirler (başları dik vakarlı şereflidirler). Allah’ın yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın fazlıdır onu dilediğine (lütfedip) verir. Allah Vâsi’dir (fazlı ve lütfu geniştir) Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).
16.Afet – VEFASIZLIK
Bir söz veya bir yeminin islâmda mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Kim sözlerini veya yeminlerini yerine getirmiyorsa ahde vefa etmemiş oluyor. Vefasızlık ise nefsimizin ciddi bir afetidir.
17/İsra-34- Ve evfû bil-ahd innel-ahde kâne mes-ûlâ.- Ahde vefa edin. Şüphesiz ahidlerinize karşı mesulsü’nüz.
6/En’âm-152- Ve biahdillâhi evfû. – Allah’ın Ahdine vefa edin.
16/Nahl-91- Ve evfû biahdillâhi izâ âhedtüm ve lâ tenkudul-eymâne ba’de tevkîdihâ.
- Yemin ettiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil göstererek yaptığınız yeminleri bozmayın.
4/Nisa- 155- Febimâ nekdıhim misakahüm.- Misaklarını bozmalarından.
13/Rad-20- Ellezîne yûfûne biahdillâhi ve lâ yenkudûnelmîsâk.- Onlar Allah’ın ahdini yerine getirenler ve misaklarını bozmayanlardır.
2/Bakara-27- Ellezîne yyenkudûne ahdellâhi min ba’di mîsâkıh.- Onlar ki Allah’ın Ahdini Mîsâkdan sonra bozarlar.
36/Yasin-606162- Elem e’had ileyküm ya benî âdeme en lâ ta’büdüyşşeytân innehû leküm adüvvün mübîn. Ve eni’büdünî hâzâ sırâtın müstakîm.Ve lekad edalle minküm cibillen kesîrâ- Ademoğulları Ben sizden şeytana kulluk etmeyeceksiniz o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edeceksiniz. İşte Sırât-ı Müstakîm budur diye ahd almadım mı? Ve andolsun sizden çoğunuz dalâlete düştü.
20/Taha-115- Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablü fenesiye ve lem necid lehû azma.
- Andolsun ki daha sonra Ademe ahd vermiştik. Fakat unuttu onu azîmli bulmadık.
16.Haslet –VEFA
Vefa verilen bir söz bir ahd bir misak veya bir yeminin yerine getirilmesi ifa edilmesi halidir. Ahde vefasızlık ise sorumluluğu gerektirir. Tabii bu husus Allah ile olan ahdlerimizde daha da önem kazanır.
-13/RA’D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yankudûnel misâk(misâka).
Onlar Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını vechlerini nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
-48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe) yedullâhi fevka eydîhim fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî) ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).Muhakkak ki onlar sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini misakini ve ahdini yerine getirirse) o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
-17/İSRÂ-34: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu) ve evfû bil ahd(ahdi) innel ahde kâne mes’ûlâ(mes’ûlen).En kuvvetli çağına (bulûğa) erişinceye kadar yetimin malına en güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın! Ve ahdi ifa ediniz (yerine getiriniz)! Muhakkak ki ahd mes’ul (sorumlu) kılar.
-33/AHZÂB-15: Ve lekad kânû âhedûllâhe min kablu lâ yuvellûnel edbâr(edbâre) ve kâne ahdullâhi mes’ûlâ(mes’ûlen).Ve andolsun ki onlar daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a ahd vermişlerdi. Ve Allah’ın ahdi bir mesuliyettir (sorumluluktur).
-33/AHZÂB-23: Minel mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe aleyh(aleyhi) fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ(tebdîlan).Mü’minlerden bir kısım erkekler Allah’a yaptıkları ahde (savaşta şehit oluncaya kadar sebat edeceklerine dair verdikleri söze) sadık kaldılar. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi (şehit oldu) bir kısmı da (şehit olmayı) bekliyorlar. Ve onlar (ahdlerinden) bir şey değiştirmediler.
17.Afet: YALAN TEKZİB
43/Zuhruf-25- Fentekamnâ minhüm fenzur keyfe kâne âkibetülmükezzibîn.
- Bunun üzerine biz onlardan öç aldık yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak..
61/Saf-23- Ya eyyühellezine âmenû lime tekûlûne mâ li tef-alûn. Kebüra melden indellâhi en tekûlû mâ lâ tef-alûn.- Ey imân edenler yapmadığınz şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz yapmadığınız şeyi yaptık demeniz Allah kat’ında büyük gazaba sebep olur.
4/Nisa-112- Ve men yeksib hatîeten ev ismen sümme yermi bihî berîen fekadihtemele bühtânen ve ismen mübinâ.- Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçuzun üstüne atarsa şüphesiz iftira etmiş ve günah işlemiş olur.
17.Haslet- DOĞRULUK
Doğruluk her hatanın işlenmesine mani olacak en sağlam haslettir. Yalan işlenen hatanın örtülmesi için gizlenmesi için başvurulan bir yanlış davranıştır.
-9/TEVBE-43: Afallâhu ank(anke) lime ezinte lehum hattâ yetebeyyene lekellezîne sadakû ve ta’lemel kâzibîn(kâzibîne).Allah seni affetti sadık olanlar sana belli oluncaya ve yalancıları bilinceye (öğreninceye) kadar niçin (beklemeyip) onlara izin verdin?
-12/YÛSUF-26: Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadekat ve huve minel kâzibîn(kâzibîne).(Yusuf şöyle) dedi: “O beni elde etmek istedi. Onun (kadının) ailesinden bir şahit şahitlik etti. Eğer onun gömleği önden yırtılmış ise o taktirde o (bayan) doğru söylemiştir ve o (erkek) yalancılardandır.”
-33/AHZÂB-70: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden).
Ey âmenû olanlar Allah’a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin!
-36/YÂSÎN-52: Kâlû yâ veylenâ men beasenâ min merkadinâ hâzâ mâ vaader rahmânuve sadakal murselûn(murselûne).”Eyvahlar olsun bize mezarlarımızdan bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu Rahmân’ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler.” dediler.
-27/NEML-27: Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).(Süleyman A.S): “Sen doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın (yalancılardan mı oldun) bakacağız.” dedi.
18.Afet – ZAN
Başkaları hakkında onların belkide yapmadıkları birşeyi onlar yapmış gibi düşünmek zandır. Ve bu düşüncemiz o kişiyi görmediğimiz halde bir suç işliyormuş gibi bir hükme bizi sürüklerse o zaman bu zan büyük bir günahtır.
53/Necm-23- İn yettebiûne illezzanne ve mâ tehvel-enfüs.- Onlar yalnız zan ve tahmine nefsimizin arzularına uyarlar.
49/Hucurat-12- Ya eyyühellezîne âmenüctenibu kesîran minezzan inne ba’dazzanni ism.
- Ey imân edenler zannın çoğundan sakının şüphesiz bazı zanlar (su-i zan) günahtır.
Necm-28-Ye mâ lehüm bihî min ılm in yettebi’ûne illezzan ve innezzanne lâ yüğnî minelhakkı şeyâ. – Onların bu sözleri hakkında hiçbir bilgileri yok. Onlar sadece zanna ittiba ederler. Zan ise insanı bir hakkı bilmek rnecburiyetinden vareste kılamaz (dışında tutamaz).
38/Sad-27- Ve mâ halaknassemâe vel-erda ve mâ beynehüma bâtılâ zâlike zannüllezîne keferû feveylünlillezîne keferû minennâr.- Biz yeri göğü ve aralarındakileri boşuna (batıl) yaratmadık. Boşuna yaratmak sadece kâfirlerin zannıdır.
10/Yunus-66- İn yettebiûne illezzenne ve inhüm illâ yehrusûn. – Onlar ancak o zanna tâbî olurlar. Ancak tahmin ederler.
10/Yunus-36- Ve mâ yettebiu ekserühüm illâ zannâ innezzanne lâ yüğni minelhakkı şeyâ.
- Onların ekserisi ancak zanna tâbî olurlar şüphesiz zan hiçbir zaman hakkın yerine geçmez.
7/Araf-30- İnnehümüttehazû şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yehsebûne ennehüm mühtedûn. – Şüphesiz onlar Allah’ı bırakarak şeytanı dost edinmişlerdir ve hidayete erdiklerini zannediyorlardı.
6/En’âm-148- Kul hel ındeküm min ilmin fetühricûhülena in tettebiûne illezanne ve in entüm illâ yahrusûn.- Onlara de ki; Eğer bir bilğiniz varsa onu bize çıkarırsanız siz zandan başka bir şeye tâbî olmazsınız kuru kuru tahminde bulunursunuz.
6/En’âm- 116- Ve in tütı’ eksera men fil-erdı yüdıllûke an sebılillâh in yettebiûne illezzanne ve inhüm illâ yahrusûn.- Yeryüzünde olanın ekserisine itaat edersen onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zandan başka birşeye tâbî olmazlar. Onlar kuru kuru tahminde bulunurlar.
18.Haslet- HAKİKAT
Hak Allah’tır. Allah’ın bir ismidir. Bu sebeple Allah’a ulaşmak hakka ulaşmak ve hakikati öğrenmek anlamına kullanılır. Hakikate ulaşılamazsa dalâlet söz konusudur. Ruhumuzun programlandığı haslet hakikate yani Allah’a ulaşma hasletidir. Hakikat bir de gerçek anlamına gelir. Allah’ın indirdikleri ile alâkalıdır.
-78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku) fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ.İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi kendisine Rabbine ulaştıran (yolu Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder. (Allah’a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak melce) olur.
-7/A’RÂF-159: Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.Ve Musa (A.S)’ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk’a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.
-6/EN’ÂM-66:Ve kezzebe bihî kavmuke ve huvel hakk(hakku)kul lestu aleykum bi vekîl.Ve o hak olduğu halde senin kavmin onu yalanladı. “Ben sizin üzerinize vekil değilim.” de.
-10/YÛNUS-32: Fe zâlikumullâhu rabbukumul hakk(hakku) fe mâzâ ba’del hakkı illed dalâl(dalâlu) fe ennâ tusrafûn(tusrafûne).Öyleyse işte O Allah’tır. Sizin Rabbiniz Hakk’tır. O halde Hakk’tan sonrası dalâletten başka nedir? Artık nasıl çevriliyorsunuz (Hakk’tan dalâlete döndürülüyorsunuz)?
-13/RA’D-19: E fe men ya’lemu ennemâ unzile ileyke min rabbikel hakku ke men huve a’mâ innemâ yetezekkeru ûlul elbâb(elbâbi).Öyleyse sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu bilen kimse âmâ olan (görmeyen) kimse gibi midir? Fakat ulul’elbab (Allah’ın sırlarının ve daimî zikrin sahipleri) tezekkür eder.
19.Afet – Zulüm
Zulüm zalime derecat kaybettirir mazluma ise derecat kazandırır.
4/Nisa-30- Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fesevfe nuslîhi nârâ.- Bunu kim yapar düşmanlık ve zulüm ederse onu ateşe sokarız.
33/Ahzab-72- İnnehû kâne zalûmen cehûlâ.- İnsan pek zalim ve cahildir.
14/İbrahim-34- İnnel-insâne lezalûmün keftâr.- Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.
Cabir radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Zulümden sakınıp kaçınınız.Çünkü zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır.” (Müslim Birr- 56)
19.Haslet – Adalet
Adaleti kim yerine getirir? Adaleti Resul yerine getirir.
14 asır evvel Resulullah (S.A.V) Efendimiz’in döneminde bir yahudi ile mümin olduğunu iddia eden bir kişi arasında ihtilaf çıkıyor. Ve konu Resulullah (S.A.V) Efendimiz’e arzediliyor. Resulullah (S.A.V) yahudiyi haklı buluyor. Mümin olduğunu iddia eden kişi diyor ki: “Olmaz! Ben haklıyım.”
Bu sefer o kişi Resulullah (S.A.V)’e söylemiyor Hz. Ebubekir’e gidiyor durumu anlatıyor. Tabii ki sahabe derhal ihtilaf konusunda Resule Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e aktarıyor.
4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli) innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî) innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah en iyi işiten ve en iyi görendir.
Nisa-59 :“Yâ eyyühelleziyne âmenû etıy’ullahe ve etiy’urresûle ve ûliyl’emri minküm fein tenâza’tüm fiy şey’in ferüddûhü ilâllahi verresûli.” Ey amenu olanlar Allah’a Resulüne ve ulûlemre itaat edin. Eğer bir hususta ihtilafa düşerseniz Allah ve Resul’üne arzediniz.
Bu âyeti en iyi bilen Hz. Ebubekir derhal diyor ki;
- Sen Resul’e arzettin mi bu konuyu?
- Arzettim.
- Hüküm ne? Hüküm?
- Yahudi haklı diyor.
- O zaman olay bitmiştir.
Olay bitti. Ama bizimkisi hala işitmiyor. Sağır. Bu sefer adam Hz. Ömer’e gidiyor. Hz. Ömer de aynı şekilde Nisa-59’a göre:
-Sen durumu Allah’ın Resul’üne arzettin mi? diyor.
-Arzettim.
-Ne buyurdu?
-Yahudi haklı diyor.
-O zaman olay bitmiştir olmaz! diyor.
Ama adam hala şüphede:
Hz. Ömer gidiyor kılıcını alıyor ve geliyor oraya;
-Allah ve Resul’üne muhalefet edenlerin hakkı budur deyip adamın kellesini uçuruyor.
Bu konu Resulullah’a arzediliyor ve Resulullah sükût ediyor.
O halde her halükârda âyet-i kerimelerin ışığında olaylara baktığımızda kendine ve başkalarına zulmeden biri olmamak için ilk itaat etmemiz gereken yegâne merci Allah’ın Resul’üdür.
Gördük ki şerrin kaynağı olan nefsimizin manevi kalbi doğuştan yüzde yüz karanlık ve iç yapısında cehalet cimrilik dedikodu fitne fesad hased hırs isyan iptilalar kin ve adavet kibir küfür mürailik nankörlük öfke ve gayz sabırsızlık vefasızlık yalan zan zülum gibi 19 afet vardır.
İslâm fıtratının standartlarına sahip olan ruhumuzun ise tekamülün en üst noktasında yaratıldığını gördük. Ruhumuzun iç yapısında sadece hayrı bize yaptıracak; kemalât cömertlik ketumiyet tevhid edep kanaat itaat meziyetler sevgi tevazu iman ihlas şükür sekinet sabır veya doğruluk hakikat ve adalet gibi 19 tane haslet vardır.
Vechimiz nefs ve ruhumuz için bir mekân statüsünde olup kumandanı akıldır. Bu durumda kumandan aklın iki müşavirinden biri nefs diğeri ruhtur. Her olayda fizik bedenin kumandanı akıl ya nefsimizin talebine uyarak bize şerri veya ruhumuzun talebine uyarak hayrı işletir. Günah nefsimizin aklı ikna ederek bize yaptırdığı fiilin adıdır.. Allah’ın ölçülerine göre günah bize derecat kaybettirir. Dünya hayatında her kim nefsine uyarak kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazla ise o hesap gününde cehenneme gidecektir. Her kim ruhun talebine uyarak kazandığı dereceler kaybettiği derecelerden fazla ise o da cennete gidecektir. Allah tarafından eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan için Allah ahirette cenneti ve dünyada da cenneti diliyor. İnsanı bu sonuçlara ulaştırmak üzere Yüce Rabbimiz katından kutsal kitap ve insanların hayatlarını bu kitaba göre tanzim edebilmelerini sağlayacak resuller gönderir. İnsanların içinde Kutsal kitabı tamamıyle hayatına uyarlamış örnek kişiler Allah’ın resulleridir. Allah resullerini insanlar kendilerine itaat etsin diye gönderir.
Nisa-64:”Ve mâ erselnâ min resûlin illâ liyutâ’a bi’iznillâh ve lev ennehüm iz zalemû enfüsehüm câûke festagferullahe vestagfere lehümürresûlü levecedullahe tevvâben rahiymâ.” Biz gönderdiğimiz resulu sadece Allah’ın izni ile kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Şayet onlar nefslerine zulmettikleri zaman sana (resule) gelip Allah’tan mağfiret dileseler ve (seni şefaatçi) edinseler Allah’ı tövbeleri kabul eder bulurlardı.
Tövbe işlenmiş günahlardan veya günahtan dönüşü ve bir daha onu işlememeye söz verişi ifade eder. Tövbede: Allah tarafından bağışlanacağı ümidini beslemek yaptıklarından nedamet duymak ve iradesini kullanarak Allah’ın fazlı keremi ve Resulun şefaati ile bir daha işlediği günahı tekrar etmeyeceği kanaatını taşımak gereklidir.
Resul mürşid insanın kemalatında işin odak noktasını teşkil eder. Kesinlikle onun himmeti olmadan ne zulümden kurtulmak ne de Allah’ın bize tevdi ettiği görevleri yerine getirebilmek mümkün değildir.
Sonuç olarak görüyoruz ki nefsin bütün afetlerinden kurtulmamız Allahu Tealanın olmaz ise olmaz şartı olan Allah’a ulaşmayı dilemektir.
Allah hepinizden razı olsun.
kaynak, ilahiyat forum
Allah razı olsun
hikmet kardeşim allah senden ve tüm müslümanlardan razı olsun yorumlarınızın devamını bekleriz. !
begendiğiniz yazılara yorum yapabildiğiniz gibi !!! SOHBET lerinizi adminlerimize yorum bolumuzden gonderebilir ve yayınlatabilirsınız.