Tedbir, Tevekkül ve Takdir
İnsanın bütün fiilleri şu üç boyut içerisinde zuhur ediyor.Tedbir, Tevekkül ve Takdir.
Bu üç boyutun ilk ikisi ; Tedbir ve Tevekkül. Biri zahirde diğeri batında olmakla birlikte kulun vazifelerindendir. Kula düşen burada iki görev vardır, biri zahirde tedbir, diğeri batında tevekkül. Bu iki unsur kulluğun gereklerindendir.
Ne tedbir tevekkülü elden bırakmayı, nede tevekkül tedbiri terk etmeği gerektirmediği gibi, bunlardan birinin olmaması diğerinin de olamayacağı anlamını ifade etmez. Tedbirsiz tevekkül veya tevekkülsüz tedbir hepten yanlış değil ancak eksiktir. Hiç kimse Peygamber (s.a.v) efendimizden daha fazla tevekkül sahibi değildi, buna rağmen o, tedbire riayet ediyordu. Yine hiç kimse onun kadar tedbir ehli olamayacağı halde o, tevekkülün en güzeline sahipti.
Tedbir: “Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır….” (2) ayetinde işaret edildiği üzere sebepler alemindeki sebepleri yerine getirmek, istemek ve adetullah’a riayet etmekten ibaretken, “Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (3) ayeti ile de bizi dilemekten men etmiyor, bizim isteme kudretimizin sınırlarını yani iradenin hürriyetini belirliyor.
Tevekkül; sebeplerin ne doğuracağını, nasıl bir sonuç meydana getireceğini Allah’a bırakmak, ona ısmarlamak ve ona güvenmektir. İşte bu noktada genellikle hataya düşmekteyiz,tedbir ile tevekkülü birbirine karıştırmaktayız. Devemizi sağlam kazığa bağlarken, tevekkülümüzü de kazığın sağlamlığına yapıyor, “kazık sağlam bir şey olmaz “ diyoruz.
Hal bu ki burada sadece bir boyutu yani tedbir unsurunu yerine getirdik. İkinci boyutu olan tevekkül unsurunu yanlış yere koymuş olduk. Allah’a tevekkül edeceğimize kazığın sağlamlığına tevekkül ettik. Allah’a tevekkül işini eksik bıraktık. Allah’ ı unutmuş olduk. Sonucun, ne doğuracağını Allah’a ısmarlamamız gerekirdi ki tevekkülümüz yerini bulsun. “Tevekkül edenler yalnız O’na dayansınlar.” (4)
Dua, sadaka ve Rabbimize yaklaşmamızın tedbiri olan diğer Salih amellerimiz ise bu iki unsur içinde yer alır.
Tedbir fiili dua iken, tevekkül kalbi duadır. Duanın özüdür. Sadakayı ise tedbir unsuru içinde düşünebiliriz. Sadaka manevi tedbirdir. “De ki: duanız(yalvarmalarınız) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? …” (5)
Takdire gelince; “Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (6) Bu, kulun bilmediği bir çok sırları içinde bulundurmakla birlikte, bir bakıma birazda kulun tedbir ve tevekkülüne Allah‘ın zat ve sıfatlarıyla cevap vermesi tecelli etmesi olsa gerek. Kulların takdir olunan şeyler hakkında ki mesuliyetleri tedbir ve tevekküllerine göredir. Kullar tedbir ve tevekkülü bilmek ve uygulamaktan sorumludurlar, ama kaderi yani Allah’ ın ne takdir edeceğini bilmekten sorumlu değildirler. Takdir; kaderin, yani olacak işlerin varlığı, bizzat kendisi. Meydana gelmesi ise kaza; Allah’ın yaratması, inşa etmesidir. Ama tamamen sır. “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”(7)
Kaderin bir sır olması da yine Allah’ın mutlak ilminin, hakimiyetinin ve mahlukatına olan rahmetinin eseri. Çünkü bizlerin bilgi ve kudretinin bir sınırı bir acziyeti var. İnsanlar kader sırrına vakıf olduklarında şöyle diyeceklerdir: “iyi ki kader var, iyi ki bizim her şeye gücümüz yetmiyor.” İşte bu da kadere imanın marifetidir.
__________________________________________
2- Enam/104
3-Tekvir/29
4- Yusuf/67
5- Furkan/77
6- Kamer/49
7- Tövbe/51
islam, islami, islami sohbet, islam sohbety, islami chat, dini sohbet,
